Rize Fotomaratonu (2. Gün)

2. Gün

Yine güneşsiz bir gün.

İlk günün yorgunluğuyla kalkmak zor oldu. Yine gün ağarırken otostop çekiyorduk. Önce bir kamyonete bindik. Sürmene’ye kadar götürdü bizi. Oradan sonra tekrar otostop denedik. Uzun bir bekleyişten sonra bir doğan durdu ve bindik. İçlerinden birisi çok feci sarhoş. Adam bizimle konuşurken bir yandan şoföre vuruyor, arabanın direksiyonunu tutup çevirmeye çalışıyordu. Bir ara arkadaşına bizimle Rize’ye gelmek istediğini söyledi. Sonrasında vazgeçerek bu defa arabayı bize vermek istediğini söyledi. Bu eğlenceli yolculuk da Of’da son buldu. Buradan otostop denerken bir başkası aldı biri ve İyidere’ye kadar götürdü.

Başladık 4. kez otostop çekmeye derken iki kapılı sarı bir Opel durdu önümüzde. Bizim için değildir derken konuşunca bizim için durduklarını ve Rize’ye gittiklerini öğrendik. Koltukları yatırıp arkaya geçtik derken arabanın fırladı yerinden. Cem’le arkada koltuğa yapışarak, bir sağa, bir sola savrularak Rize’ye ulaştık.

Yine çay, yine simit. Bu defa poğaça da var. Zeytinli.

Ardından minibüse geçtik. Bu sefer rota Çat. Ardeşen girişindeki yol ayrımından Çamlıhemşin’e döndük. Çamlıhemşinden sonra sağdan devam ederek Çinçiva’ya ulaştık. Devam ettik ve bir yerde durduk. Meğer bizim hep geçip gittiğimiz yolun kenarında eşsiz “şimşir ormanı” varmış. Burada durarak bolca fotoğraf çektik.

DCIM101GOPRO

52613 - 3

21036-1

Çekimlerin ardından Elevit’e hareket ettik. Öncelikle Çat’a ulaştık. Soldan devam ederek yol üzeride bulunan taş kemer köprüye ulaştık.

foto-maraton2

Buradaki çekimleri de tamamladıktan sonra araçlara binerek son durak, Elevit’e ulaştık. Elevit’i önceki gidişimde sevmemiştim ama bu defa aksini söylebilirim. Çünkü orası artık anılarımın olduğu biryerdi.

IMG_5792

Araçtan inince fotoğraf çekmek yerine ekipten ayrılıp doğrudan köyün içine girdim. Köy diyorum, burası hem yayla hem köy. Diğer ismi Yayla-köy. Yukarı doğru giderek hatırladığım bir evi aradım. Bulduğumda önüne oturup etrafı izlemeye başladım. Bu sırada Cem de yukarı geldi.

Tur esnasında Elevit’de çadır kuracak yer ararken bir teyzeye yakalanmıştık. Bizi çok feci azarlamıştı “buralara bisikletle çıkılır mı?”, “kurtlara kuşlara yem olacaksınız yukarıda”, “annenize yazık” diyerekten. Sonucunda bize evinin önünde çadır kurdurmuştu. İşte o ev şuan önünde oturduğum evdir. Bir yıldan fazla bir süre geçmiş üzerinden…

Burada sağa sola bakınarak oyalandım. Buradan sonra dere kenarına inerek uzun pozlama denedik.

21036-2

Ardından araca geçerek dinlendik. Elevit’in ardından rota Rize. Yolda giderken Çayeli’de inmeye karar verdik. Bunun için araçtayken biz fotoğraflarımızı seçip cd ve formlarımızı doldururken araçtakiler bizi izliyordu. Araçtan tam inecekken Cem’in cd sinde sorun çıktı. Yeni cd vererek bir süre bizim cd ye verileri yazmamız beklediler. İçerisinde belge ve cd olan zarflarımızı teslim ederek indik ve araçlar Rize’ye devam etti. Biz ise otostopla Trabzon’a döndük

Advertisements

Rize Fotomaratonu (1. Gün)

Günlerden bir gün Facebook’u açtığımda Murat’tan mesaj geldiğini farkettim. Mesajında Rize’de ödüllü Fotomaraton yapılacağından bahsediliyordu.

İlk olarak yarışmanın detaylarını araştırdım. Yerel bazda bir yarışma, Rize Doğa Koruma ve Milli Parklar 12. Bölge Müdürlüğü ve fRize düzenliyor, bir çok ödül var, iki gün sürüyor,  Rize’den ulaşımlar ve öğle yemekleri karşılanıyor. Çekimler ise Tunca ve Çat vadilerinde yapılıyor.

Detayları okuduktan sonra kiminle katılabileceğimi düşünmeye başladım. Boynuma kamera asıp gezmek fikri cazip gelse de uygun biriyle gidip, fotoğraf çekip, yarışmaya katılmaya karar verdim. Son gün arayarak kaydımızı yaptırdım.

Çekim yerlerinden bahsedecek olursam; Tunca vadisini ilk defa duydum. Araştırdığımda çok meşhur bir olayın yaşandığı bir köyü barındıran bir vadi.

“Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever biri tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmesi.

“Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü”

Diğeri ise Çat vadisi. Çamlıhemşin’den sonra yol ayrımında sağ tarafı takip ederseniz kendinizi Çat vadisi üzerinde ilerlerken buluyorsunuz. Bu vadi Çat’a kadar devam ediyor. 2012 yılında yaptığımız bir bisiklet turumuzda Ardeşen’den başlayıp Çamlıhemşin – Çat – Elevit – Palovit – Amlakit – Hazindak – Pokut – Çamlıhemşin – Pazar rotasını izlerken  Çat vadisinden geçmiştik. O turda partnerim yine Cem’di. Ayrıca Verçenik tırmanışına giderken yine Çat vadisinden geçip gitmiştik. Bu diyarlar aynı zamanda “Bal” filminin çekildiği mekanları kapsamaktadır.

Fotomaratona dönecek olursak; yarışmaya kaydımızı yaptırdıktan sonra hazırlıklara başladık. Yedek hafıza kartları aldık. Cem de Rıdvan’ın kamerasını ve tripodunu ödünç aldı. Ulaşım olarak “otostop” yolunu seçtik. Rize’den hareket saati çok erken olduğu için hava aydınlanırken bizim Trabzon’da evden çıkmamız gerekiyordu.

1. Gün

İlk gün şanslıydık. Bir tıra denk geldik. Rize’de indik. Çay, simit yaptıktan sonra meydana geçtik. Fotoğrafçılarla buluştuk. Katılım dosyamızı ve yaka kartlarımızı aldık. Araçlarla Tunca vadisine yola çıktık.

Tunca vadisi fırtına vadisinin soluna açılan bir vadi. Yeterince tanınmıyor. Bu nedenle gelişmemiş, doğallığını korumuş. Gitmek için sahil yolundan Ardeşen’de ayrılıyorsunuz ve fırtına vadisinin solundan ilerliyorsunuz. Burası aynı zamanda “Formulaz” yarışlarının yapıldığı yer. Sponsorları Red Bull. Yoksa siz hala?

http://www.youtube.com/watch?v=h7vDe6FW4oc

Yol üzerinde yerleşimler var. Tunca köyünden sonra seyrekleşiyor tabiki. Yol durumu çok kötü ve dar. Ayrıca vadinin girişinde çok fazla toprak kayması olmuş. Biraz etrafa bakınırsanız heryerde kaymalar olduğunu farkediyorsunuz rahatlıkla.

Vadi doğallığını koruduğu için fotoğraf çekmek için güzel biryer. Ancak bizim şanssızlığımız ışıktan kaynaklandı. Hava iki gün boyunca kapalı olduğu için fotoğraf çekebilmek çok daha zorlu bir hale geldi, daha da önemlisi fotoğraf çekme isteği kalmadı içimde. Yine de kendimi zorladım çekmek için.

İsim olarak bimiyorum ancak vadi üzerinde 4-5 farklı yerde fotoğraf çekimi yapıldı.

Günün sonuna doğru Rize’ye hareket ettik. Ancak yolun kötü olmasından ve karanlıkta yokuş aşağı gitmemizden dolayı tüm araçlardakiler rahatsızlandı ve Ardeşen yakınlarında durarak araçlardan indik. Rize’ye varınca TDF Kaçkar Tırmanışını yad ederek pidemizi, üzerine de kadayıfı yedik.

Otostop çekmek için sahil yoluna giderken bir kestaneci dikkatimizi çekti. “100gr 1 tl” yazıyordu. Ceplerimizdeki bozuk parayla kestane aldık. Anayola çıktığımızda bir yandan kestane yiyor, bir yandan da otostop çekiyorduk. Trabzon’a giden bir araç bulduk ve döndük.

Zigana

Dağcılık kulübünde birkaç yılını harcamış her insan için Zigana’nın yeri başkadır. Haftasonu gidip, et yiyerek dönmeye benzemez. Benim için çok daha farklı. Burada hayatımdaki birçok şeyi değiştirdim. Adeta devrim.

1387025490511

Yağmur eğitime gidelim dediğinde aklımda planlar dolanmaya başlamıştı.  Planları Cuma günü gidip,  Pazar günü dönmekti. Ben ise uzun zamandır kendimi zorlamadığım için Zigana’ya bisikletle gitmeyi düşünüyordum. Benim planım ise Cumartesi günü Zigana’ya pedallamak, Pazar günü dönmekti. Planım belli olduğu halde sürekli uğraşacak birşeyler buldum ve bisikletimle ilgilenemedim. Karda sürdüğümden beri arka fren hiç tutmuyor, ön frenin ise elden geçmesi gerekiyordu.

Cumartesi sabahı sıcak yatağımdan kalktığımda dışarıda sert bir hava vardı, bulutlar sanki yukarıda benim dışarı çıkmamı bekliyordu. O anda bisikleti aklımdan çıkardım. Hem hava durumu kötüydü, hem de bisikletin az da olsa illa elden geçmesi gerekiyordu. Ben de güzel bir kahvaltı yapıp öğlene doğru minibüs ile Zigana’ya karar verdim.

Kahvaltının ardından hazırlanarak yola koyuldum. Otogara giderek 12:00 minibüsüne bindim. 13:00 gibi tünel girişine ulaştım. Buradan sonra yürüyerek geçide doğru devam ettim. Soğuk ve keskin bir hava vardı. Etrafı izleyerek önce geçide, sonra da kamp alanına ulaştım. Dağevine girdiğimde saat 13:50’ydi. Burada Yağmur’la oturduk, konuştuk, 14:30 gibi zirve denemesi yapmaya karar verdik. Ben de çantamda bulunan plastik botlarımı giyerek hazırlanmaya başladım.

Çadırın yanında Mustafa ve Ali ile buluşarak zirveye hareket ettik. Önce eski telesiyeje, sonra terkedilmiş kulübeye ulaştık. Güneş alçalmaya başladıkça sıcaklık iyice düşüyor, rüzgar esiyordu. Sol tarafta ise fırtına bulutları usul usul yaklaşıyordu. Gökyüzünde dolunay belirmeye başlamıştı. Bir süre devam ettik ve 16:00 gibi dönüş kararı aldık. Karanlıkta dağevi’ne ulaştık. Burada bir süre takıldık. İçeride çanlı müzik vardı ama şarkıyı bilmediğimden eşlik edemedim.

Burada bir süre vakit geçirdikten sonra çadıra giderek yemek yedik. Mustafa güzel bir “tavuk sote” yapmıştı. Yemeğin ardından çadırdan ayrılarak dağevinde geceyi geçireceğimiz odaya gittik. Bir süre sonra Ali ve Mustafa geldi. Beraber vakit geçirdikten sonra çadıra gitmek üzere ayrıldılar. Bizde yatıp uyuduk. Dağevi sayesinde güzel bir uyku çektim. Sadece terlediğim için bir kere uyandım.

Sabah kalkınca beraberce kahvaltı yaptık. Ardından Mustafa ve Ali kar barınakları yapmaya başladılar. Biz de arasıra bakıp tekrar dağevine dönüyorduk. Barınaklar tamamlanınca kamp toplandı ve dönüşe geçtik. Öğlene doğru minibüse bindik ve Trabzon’a döndük. Burada ekipten ayrılıp yemek yedim. Ardından eve kadar yürüdüm…

Zigana’ya gitmişken,

Et yemeden dönmeyin, yazın gitmişseniz Limni Gölü ziyaret edilebilir. Ayrıca Zigana’da Kuzeybatı – Kuzey yönüne gidilirse yaylalar üzerinden Akçaabat’a, Güneydoğu – Doğu yönünde gidilirse yine yaylalar üzerinden Sümela Manastırı’na ve Uzungöl’e ulaşılabilir.

Bisikletle Uzungöl, Garaster, Lustra, Çaykara, Of, Trabzon.

Daha önce yapamadığımız Uzungöl turunun hayata geçirilmiş şekli. İlk durumda Ekibimiz benim dışımda Fatih ve Ali’den oluşmaktaydı. Turun son halinde bana Maksure eşlik edecekti. Çarşamba günü öğleden sonra tur malzemeleri yüklenmiş bisikletlerimizle Uzungöl otobüslerinin kalkış durağı olan Çömlekçi yolunu tuttuk. Bilet satış ofisine girerek otobüs sorduk. Görevli otobüslerin bisiklet alamayacağını söylerken yanındaki bir başka kişi ise sorunsuz sığdırabileceğimizi söylüyordu. Sıradaki otobüsün şoförüyle görüşüp, onaylarsa bilet almaya karar verdik. Bir süre dışarıda bekledik. Otobüs gelince çekinerek gidip şoförle görüştük. Gayet anlayışlı bir biçimde bisikleti sığdırabildiğimiz takdirde herhangi bir sorun olmayacağını söyledi.

Bisikletlerimizden bagajları, sonra da ön tekerlekleri çıkardık ve yerleştirdik. Otobüsün bagaj kapağını kapattığımızda içimizi rahatlama kapladı. Hemen giderek otobüs biletlerimizi aldık. Bu sırada Maksure saatine bakarak yemek yemek için yeterince zamanımız olduğunu söyledi. Vakit olduğunu düşünerek Meydana çıkıp tavuk dürüm yemeye karar verdik. Yemek yiyeceğimiz yere geldik ve sipariş verdik. Bu sırada gözüm bir an için kolumdaki saate gitti. Meğer Maksure’nin saati hatalıymış. Otobüsün kalkış saatine tam olarak 5 dakika vardı. Dürümleri paket yaptırdık ve hızlıca Çömlekçiye döndük. Otobüs hareket ederken, biz de karnımızı doyuruyorduk. Tabi ben o sırada bir yandan doyuruyor, bir yandan da üzerimize dökülen sosu temizliyordum.

Yorucu bir yolculuk ile önce Dernekpazarı’na ardından Çaykara’ya ulaştık. Burada otobüs kısa bir mola verince biz de inerek yanımıza ekmek aldık. Ardından tekrar binerek son durağımıza doğru yola çıktık. Uzungöle varınca ineceğimiz yer konusunda kararsız kaldık ve otobüsle oteller bölgesine kadar gidip, tekrar merkeze (Şu meşhur cami) döndük. Burada şoföre teşekkür ederek bisikletlerimize atladık.

Doğruca Garaster yoluna saparak köy evlerinin olduğu bölüme doğru yokuş çıkmaya başladık, planımız gördüğümüz uygun yere kamp kurmaktı. Uzungöl genel olarak boş görünmesine rağmen biz yine de yola yakın ancak yoldan pek görünmeyen bir yer aramaya başladık. Yerleşimin bitişine yakın bir bölgede boş bir arazi bulduk ve buraya çadır kurmaya karar verdik. Hızlıca yüklerimizi indirdik ve yerleştik.

Erkenden yatıp, sabah uyanınca yola çıkmaya karar verdik. Tabi beni genelde olduğu gibi uyuyamama belası yine buldu. Maksure -ki aslında sürekli konuşan, enerjik bir insandır- uyurken ben oyalayıcı şeyler düşünüyor, telefonumdan müzik dinliyordum. Sağa döndüm, sola döndüm derken sabahı bulduk. Sabah toparlanırken Maksure yoldan bir amcayla teyzenin geçtiğini söyledi. Tabi söylerken de onlara uzun uzun bakıyordu. Tam bakma diyecekken amca çadıra doğru bağırmaya başladı. Neyse ki teyze “dinleniyorlar, dinleniyorlar” diyerek amcayı aldı götürdü.

Az biraz gofret, çikolata atıştırdık, çadırdan çıktık ve toparlandık. Bugün ki plan Garester yaylasına çıkmak ve geceyi orada geçirmek, eğer kötü bir hava varsa Lustra’ya geçmek şeklindeydi. Bu arada etrafımıza baktığımızda kar seviyesinin bizden çok da uzakta olmadığını görüyorduk. Ayrıca yukarı taraflarda bulutlar toparlanmaya başlamıştı.

Hareket edip yokuşları yavaş yavaş çıkmaya başladığımızda Maksure’nin zorlandığını gördüm. Yolun ilk bölümünde çok sert bir yokuş vardı. Ayrıca yol üzeri çok kaygandı ve fazlaca güç harcatıyordu. İşte tam bu noktadan itibaren Maksure söylenmeye başladı. Aslında çıkabileceğinden hiç şüphem yoktu. Durum psikolojik. Ben yavaştan giderken o da söylene söylene geliyordu. Devam ettikçe aşağımızda çok güzel bir manzara belirmeye başladı. Bazen durup konuşuyor, çok kısa molalar vererek devam ediyorduk.

1477988_608741415828503_822493747_n

Sularımız azalınca etrafta su kaynağı aramaya başladık. Bir süre su kaynağı göremeyince yol kenarında inşaat halindeki bir eve girmeye karar verdik. Çalışmakta olan ustaya suluklarımızı doldurmak istediğimizi söyledik. İçeriden doldurabileceğimizi ayrıca ocakta çay olduğunu ve içebileceğimizi söyledi. Biz de eve girdik ve birer büyük bardak çay aldık, bir tane de ustaya doldurarak götürdük, verdik. Bisküvi ve çay keyfi yaptık.  Bu arada ustayla sohbet ederken evin belediye başkanına ait olduğunu öğrendik. Cidden güzel bir manzarası vardı. Bu sırada Maksure yaylada birilerinin olup olmadığını sordu. Gelen cevap; “Bu zamanda orada allah bile yoktur”. Birer fincan daha çay içtik ve toparlandık.

Tam hareket edecekken yağmur çiselemeye başlamıştı. Tekrar durduk ve ceketlerimizi giyerek yola devam ettik. Bir süre sonra sis manzarayı kapatmaya başladı, sonra da yolun yönü değişti. Zikzaklar çizerek yükselmeye başladık. Bu sırada Maksure de toparlamıştı ve gayet güzel gitmeye başlamıştı. Zaten dönmek için fazlaca mesafe katetmiştik artık. Yolun yapısı genel olarak güzeldi ancak bir süre sonra nemden yumuşamış toprakla karşılaştık. Buralarda bisikletlerimiz toprağa battığı için biraz zorlanıyorduk. Ayrıca benim bisikletimin teker – kadro arası mesafeleri az olduğundan sıkışan çamur da ekstra bir zorluk yaratıyordu.

Bir süre sonra acıkmaya başladık ve çişeden etkilenmeden yemek yemek için ev aramaya başladık. Uzunca bir süre yol üzerinde girilebilecek bir yer göremedik. Sonrasında yine abur cubur atıştırdık ve devam ettik. Yol boyunca hareketimizi GPS ile takip etmekteydik. Garaster’e son bir kaç yokuş kaldığında yorgunluğumuz iyice artmış ve iyice acıkmış durumdaydık. Bu anlarda yol üzerinde kar birikintileri görmeye başladık. Hava da iyice soğumuştu, durduğumuz zaman üşümeye başlıyorduk.

Garaster yaylasına ulaştığımızda sisten hiçbirşey görünmüyordu. Hemen gözümüze bir ev kestirdik ve sundurmasının altına girdik. Yemeklik malzemeleri çıkardır. Sundurmasında oturduğumuz evin kapısı kilitliydi. Ben ocağı yakarken, Maksure’de etraftaki evlere bakıyordu. Denediği bütün kapılar kilitliydi. Sığınacak bir iç mekan bulamayınca polarlarımızı giyip yemekle uğraşmaya başladık. Menüde Makarna, Sucuk ve Rus salatası vardı. Yemeğimizi yedikten sonra bu havada kamp kurmanın gereksiz olacağına, Lustra’ya devam edip oradaki duruma bakmaya karar verdik. Ayrıca Lustra’da da havanın kötü olması durumunda, ışık da iyiyse tekrar Uzungöl’e inmeye karar verdik.

Bisiklerimizi toparlayıp tekrar yola düştüğümüzde kar atıştırmaya başlamıştı. Ciddi bir soğuk vardı ve yol kar tutmaya başlamıştı. Birkaç dakika sonra ısındık ve yol daha zevkli bir hale gelmeye başladı. İniş yapacağımız son noktaya ulaştığımızda (2300 metre) Maksure’nin sürtmesinden dolayı açmış olduğumuz ön frenini tekrar takarak inişe başladık. Görüş mesafesi düşük olmasına rağmen hava durumunun farklılığı ve yerdeki az miktarda kar sürüşü çok eğlenceli hale getiriyordu. Olası yön şaşırma, dönüş kaçırma durumlarına karşı aralıklarla rotamızı GPS ile kontrol ediyorduk.

Lustra’ya vardığımızda hava aynı şekildeydi. Hiçbirşey göremezken soğukta çadır kurmak fikri cazip gelmedi. Bunun yerine Uzungöl’e inebilir, sıcak çayımızı içtikten geceyi otelde geçirebilirdik. Üstelik en azından 1 saat daha hava aydınlık olacaktı. Uzungöl’e dönmeye karar verdik.

Üşümüş, ıslanmış bir şekilde Uzungöl’e vardığımızda doğrudan kendimize bir çayocağı bulduk. Ellerim o kadar üşümüştü ki çayı karıştırırken parmaklarımın çayın içine girdiğini anlamam epey bir zaman aldı. Buradaki insanlarla kısaca sohbet ettik, ıslak giysilerimizi kuruttuk ve oteller bölgesine doğru yola çıktık. Bulmaya çalıştığımız pansiyona varınca telefon ederek boş oda sorduk.  Telefondan oda numarası verdiler. Maksure baskın yapar gibi odaya daldı ve odada birinin kaldığını farketti (Yat’ yat! yat!). Bundan sonra ise giriş katındaki bir odaya girdik. İçerisi sıcacıktı. Ben odaya yayılırken, Maksure’de ortalığı toparlamakta ısrar ediyordu. Ayrıca odanın içinde ocak vardı. Daha da güzeli tencereler vardı. Bardaklar vardı. Çay çay!

Otelin nimetlerinden faydalanarak elimizdeki yiyecekleri pişirik karnımızı doyurduk. En güzeli de sıcacık duşu alıp, temiz yataklara uzanmak. Sohbet muhabbet derken saat 24:00 buldu.

Sabah kalktığımızda ben eşyalarımı toparlarken Maksure bu defa yatak örtülerini düzeltmekle uğraşıyordu. Toparlanıp dışarı  stop motion için GoPro’yu çitin üzerine koydu. Otel görevlisi yanımıza geldi biraz da onunla sohbet ettik. Dün akşam kahvede iki bisikletlinin Garaster’e gidip geri dönmediği konuşuluyormuş. Tabi bir kısmı da Lustra’ya geçip oradan inebileceğimiz fikrini atmış ortaya. Sohbetten sonra iş ödemeye gelince paramızın eksik olduğunu farkettik. Pos cihazı olmadığı için Merkeze gidip para çekmemiz gerekiyordu. Bisiklete atlayıp hızlıca gittim. Bankamatik sorunluydu ve para çekemiyordum. Tekrar otele dönerek para çekemediğimi söyledim. Eksik kalan 10 tl’yi bir sonraki gelişimizde verebileceğimizi söyleyerek yola çıktık. Yokuş inerken yol kenarındaki bir şelalede kısa bir vakit geçirdik. Çaykara’ya ulaştık. Burada PTT’den para çektim. Sonrasında devam ederek Dernekpazarı’na ulaştık.

Artık yokuşlar yumuşamıştı. Yol kenarında gördüğümüz bir ahşap köprüye girdik ve video çektik. Buradan bir süre devam ettikten sonra çok ani bir yağmura yakalandık. O kadar ani oldu ki, ceketimi giyecek vakit bulamadım. Başladığı anda hızlanarak üstü kapalı bir yer gözlemeye başladım. Bir süre gittikten sonra bir otobüs durağına sığındım. Hızlanınca tekerleklerden gelen suyla iyice ıslanmıştım. Botlarımın içi su ile doluydu. Yağmurun yeterince azaldığını düşünerek tekrar yola çıktık. Ancak hala yğıyordu. Bu defa yol kenarında yeni yapılmış piknik alanı gibi güzel bir yere girdik. Bir kamelyaya oturduk. Birşeyler atıştırdık. Botlarımın içindeki suyu boşalttım. yağmurun azaldığına emin olunca tekrar yola koyulduk.

Rastladığımız bir asma köprüye saptık. Asma köprüde pedallamak da eğlenceli. Burada da kısa bir kayıt aldık ve takrar yola düştük. Of’a vardığımızda sola döndüğümüz anda sert bir rüzgarla karşılaştık. Yavaş yavaş devam ettik. Çamburnu’na ardından Sürmene’ye ulaştık. Burada Hakan aradı ve Sürmene’ye gelmekte olduğunu söyledi. Biz vakit kaybetmeden pidelerimizi yemeye karar verdik. Yemeğimizi yedikten sonra anayola bağlanırken Hakan’la karşılaştık. Pide yiyeceğini, sonrasında bize yetişeceğini söyledi.

Biz devam ettik. Araklı, Arsin, Yomra derken Havaalanı yakınında Hakan yetişti. KTÜ içerisinde bulunan Öğrenci Kulüpleri Binasına vardığımızda, içimizde tamamlanmış bir turun daha mutluluğu vardı.

Tura malzemeleriyle destek veren Rıdvan, Ali’ye teşekkürlerimizle…

Tur videosu;

Bisikletle Vazelon Manastırı

Daha önce planladığımız Uzungöl turu araç bulamamız nedeniyle yatınca beni oyalayabilecek ve az da olsa zorlayabilecek bir tura ihtiyaç duymuştum. Bu nedenle ilk fırsatta sahilden içeri doğru biryerlere gitmeye karar vermiştim. Aynı gün müsait olan Fatih’de tura katılacaktı.

Sabah kütüphanenin önünde buluşarak yola çıktık. Normal bir tempoyla Maçka’ya ulaştık. Burada doğrudan devam ettik. Bir süre sonra yol dikleşmeye başlayınca bir kahvehane önünde mola verdik. Burada su içerek birşeyler atıştırdık, hareket edecekken yan taraftaki bakkalı farkettik. İlk olarak içeri girip 1 sucuk ve 1 ekmek aldık. Tam hareket edecekken 1 sucuk daha almaya karar verdik. Bakkaldan ateş yakmak için kartın parçaları da alarak tekrardan yola düştük.

Bir süre yolu takip ettik. Köprüyanı köyü yolayrımına geldiğimizde sert bir yokuşu çıkarak yolun solunda bulunan terkedilmiş okulda mola verdik. Bir süre okulun etrafını gezdik, kapalı kapıları yokladık. Burada tekrar yola koyularak devam ettik. Bir süre sonra köprüyanı – vazelon manastırı yolayrımına gelerek dereboyunca ilerleyen toprak yolu takip ettik. Bazı bölümlerde yokuşun eğimi zorlayıcı olmaktaydı. Yerden ateş yakmak için kullanacağımız çalı, odun, kozalak toplayarak önce alabalık tesisine, ardından da vazelon manastırının patika başlangıcına ulaştık.

20131124_150347

Bisikletlerimizi patikaya sokarak yukarı çıkarmayı denedik. Ancak patikanın sarp olması nedeniyle bu düşünceden kısa sürede vazgeçtik. Bisikletlerimizi uygun bir ağaca bağlayarak yürüyerek manastıra ulaştık. Manastırdan biraz daha odun toplayıp uğraşlarımız sonuncunda ateşi yaktık. Sucukları ağaçtan yaptığımız çöp şişlere takarak pişirdik ve yedik. Ardından hızlıca manastırı gezdik ve bisikletlerimizin yanına döndük.

Buradan gerişi iniş. İnişte Köprüyanı yolu yerine Kiremitli yolunu kullanmaya karar verdik. Bu yol manzarası nedeniyle daha eğlenceli bir yoldu. Bu turdan birkaç hafta öncesinde yapılan “Yürüyüş Eğitiminde” bu yol üzerinde dinamit ile patlatma yapıldığı bilgisini edinmemizden dolayı bu yolu kullanamamıştık. Bu defa girip deneyelim dedik. Daha sonra ne kadar iyi bir seçim yaptığımızı farkettik. Yol toprak olmasına rağmen çok engebeli değildi. İniş sırasında uzun bir bölümde Fatih çok hızlandı ve viraja girerken yavaşlayamadı. Yüksek hızından dolayı virajı dönemedi ve zorda olsa bisikletini durdurabildi. Bir süre durduktan sonra tekrar yola devam ettik. Vadi üzerinde zigzaglar çizerek yola alçalıyorduk.Bir HES inşaatının yanından geçerek Maçka yoluna çıktık. Hızlı bir şekilde Maçka’ya oradan da Trabzon’a ulaştık.

Kütüphane önünde durduğumuzda Fatih’in jantından farklı bir ses geldiğini farkettik. Jantı inceledğimizde tel başlarından birinin jantın içine düşüp, sürekli dolanarak ses çıkardığını farkettik. Böylece bir tur daha tamamlanmış oldu.

Tur videosu için;

Yaz Kampçılık Eğitimi

Yazıma geçen seneyi yad ederek şu fotoğrafla başlamak istiyorum.425703_524208587597399_1775434569_n

Vazelon Manastırı’nda yapilan yürüyüş eğitiminden sonra Hamsiköy yakınlarında gerçekleştirdiğimiz eğitim faaliyeti.

DSCN3716

Hava durumunu gunler oncesinden takip etmeye baslamistim. Yaklasik bir hafta oncesinden havalarin bozacagini tahminlere bakarak tahmin edebiliyordum. Bu durum faaliyeti benim icin daha cekici bir hale getiriyordu.

Cumartesi gunu saat 08:00’de yola koyulduk. Macka’dan sonra yukseklerde kar gorunmeye baslamisti. Trabzon – Gumushane yolu uzerinde otobusten indik ve toprak bir yanyola saptik. Gunes almayan bolumlerde kar ve buz vardi. Kamp alanina vardigimizda zemin kismen karliydi. Kampi kurduk, egitime ciktik, donduk, yemek yedik, gece yuruyusu derken ilk gunun sonuna geldik.

Son birkac faaliyetteki durumuma gore gorece rahat bir gece gecirdim. Sabah uyandigimda heryer beyaza burunmustu. Yaklasik 10 cm kar yagmis, agaclar beyaza burunmustu. Uyandik ve Umut’la kahvalti yaptik. Bir sure adaylarin egitimiyle ilgilendim. Oglene dogru ogle yemegi icin kadinbudu kofte yapip bir guzel yedik. Hemen ardindan hizlica cadiri topladik ve donuse gectik. Bembayaz agaclar arasinda iz acarak anayola indik. Bir sure otobusu bekledik, geldiginde atlayip Trabzon’a donduk.