Bisikletle Uzungöl, Garaster, Lustra, Çaykara, Of, Trabzon.

Daha önce yapamadığımız Uzungöl turunun hayata geçirilmiş şekli. İlk durumda Ekibimiz benim dışımda Fatih ve Ali’den oluşmaktaydı. Turun son halinde bana Maksure eşlik edecekti. Çarşamba günü öğleden sonra tur malzemeleri yüklenmiş bisikletlerimizle Uzungöl otobüslerinin kalkış durağı olan Çömlekçi yolunu tuttuk. Bilet satış ofisine girerek otobüs sorduk. Görevli otobüslerin bisiklet alamayacağını söylerken yanındaki bir başka kişi ise sorunsuz sığdırabileceğimizi söylüyordu. Sıradaki otobüsün şoförüyle görüşüp, onaylarsa bilet almaya karar verdik. Bir süre dışarıda bekledik. Otobüs gelince çekinerek gidip şoförle görüştük. Gayet anlayışlı bir biçimde bisikleti sığdırabildiğimiz takdirde herhangi bir sorun olmayacağını söyledi.

Bisikletlerimizden bagajları, sonra da ön tekerlekleri çıkardık ve yerleştirdik. Otobüsün bagaj kapağını kapattığımızda içimizi rahatlama kapladı. Hemen giderek otobüs biletlerimizi aldık. Bu sırada Maksure saatine bakarak yemek yemek için yeterince zamanımız olduğunu söyledi. Vakit olduğunu düşünerek Meydana çıkıp tavuk dürüm yemeye karar verdik. Yemek yiyeceğimiz yere geldik ve sipariş verdik. Bu sırada gözüm bir an için kolumdaki saate gitti. Meğer Maksure’nin saati hatalıymış. Otobüsün kalkış saatine tam olarak 5 dakika vardı. Dürümleri paket yaptırdık ve hızlıca Çömlekçiye döndük. Otobüs hareket ederken, biz de karnımızı doyuruyorduk. Tabi ben o sırada bir yandan doyuruyor, bir yandan da üzerimize dökülen sosu temizliyordum.

Yorucu bir yolculuk ile önce Dernekpazarı’na ardından Çaykara’ya ulaştık. Burada otobüs kısa bir mola verince biz de inerek yanımıza ekmek aldık. Ardından tekrar binerek son durağımıza doğru yola çıktık. Uzungöle varınca ineceğimiz yer konusunda kararsız kaldık ve otobüsle oteller bölgesine kadar gidip, tekrar merkeze (Şu meşhur cami) döndük. Burada şoföre teşekkür ederek bisikletlerimize atladık.

Doğruca Garaster yoluna saparak köy evlerinin olduğu bölüme doğru yokuş çıkmaya başladık, planımız gördüğümüz uygun yere kamp kurmaktı. Uzungöl genel olarak boş görünmesine rağmen biz yine de yola yakın ancak yoldan pek görünmeyen bir yer aramaya başladık. Yerleşimin bitişine yakın bir bölgede boş bir arazi bulduk ve buraya çadır kurmaya karar verdik. Hızlıca yüklerimizi indirdik ve yerleştik.

Erkenden yatıp, sabah uyanınca yola çıkmaya karar verdik. Tabi beni genelde olduğu gibi uyuyamama belası yine buldu. Maksure -ki aslında sürekli konuşan, enerjik bir insandır- uyurken ben oyalayıcı şeyler düşünüyor, telefonumdan müzik dinliyordum. Sağa döndüm, sola döndüm derken sabahı bulduk. Sabah toparlanırken Maksure yoldan bir amcayla teyzenin geçtiğini söyledi. Tabi söylerken de onlara uzun uzun bakıyordu. Tam bakma diyecekken amca çadıra doğru bağırmaya başladı. Neyse ki teyze “dinleniyorlar, dinleniyorlar” diyerek amcayı aldı götürdü.

Az biraz gofret, çikolata atıştırdık, çadırdan çıktık ve toparlandık. Bugün ki plan Garester yaylasına çıkmak ve geceyi orada geçirmek, eğer kötü bir hava varsa Lustra’ya geçmek şeklindeydi. Bu arada etrafımıza baktığımızda kar seviyesinin bizden çok da uzakta olmadığını görüyorduk. Ayrıca yukarı taraflarda bulutlar toparlanmaya başlamıştı.

Hareket edip yokuşları yavaş yavaş çıkmaya başladığımızda Maksure’nin zorlandığını gördüm. Yolun ilk bölümünde çok sert bir yokuş vardı. Ayrıca yol üzeri çok kaygandı ve fazlaca güç harcatıyordu. İşte tam bu noktadan itibaren Maksure söylenmeye başladı. Aslında çıkabileceğinden hiç şüphem yoktu. Durum psikolojik. Ben yavaştan giderken o da söylene söylene geliyordu. Devam ettikçe aşağımızda çok güzel bir manzara belirmeye başladı. Bazen durup konuşuyor, çok kısa molalar vererek devam ediyorduk.

1477988_608741415828503_822493747_n

Sularımız azalınca etrafta su kaynağı aramaya başladık. Bir süre su kaynağı göremeyince yol kenarında inşaat halindeki bir eve girmeye karar verdik. Çalışmakta olan ustaya suluklarımızı doldurmak istediğimizi söyledik. İçeriden doldurabileceğimizi ayrıca ocakta çay olduğunu ve içebileceğimizi söyledi. Biz de eve girdik ve birer büyük bardak çay aldık, bir tane de ustaya doldurarak götürdük, verdik. Bisküvi ve çay keyfi yaptık.  Bu arada ustayla sohbet ederken evin belediye başkanına ait olduğunu öğrendik. Cidden güzel bir manzarası vardı. Bu sırada Maksure yaylada birilerinin olup olmadığını sordu. Gelen cevap; “Bu zamanda orada allah bile yoktur”. Birer fincan daha çay içtik ve toparlandık.

Tam hareket edecekken yağmur çiselemeye başlamıştı. Tekrar durduk ve ceketlerimizi giyerek yola devam ettik. Bir süre sonra sis manzarayı kapatmaya başladı, sonra da yolun yönü değişti. Zikzaklar çizerek yükselmeye başladık. Bu sırada Maksure de toparlamıştı ve gayet güzel gitmeye başlamıştı. Zaten dönmek için fazlaca mesafe katetmiştik artık. Yolun yapısı genel olarak güzeldi ancak bir süre sonra nemden yumuşamış toprakla karşılaştık. Buralarda bisikletlerimiz toprağa battığı için biraz zorlanıyorduk. Ayrıca benim bisikletimin teker – kadro arası mesafeleri az olduğundan sıkışan çamur da ekstra bir zorluk yaratıyordu.

Bir süre sonra acıkmaya başladık ve çişeden etkilenmeden yemek yemek için ev aramaya başladık. Uzunca bir süre yol üzerinde girilebilecek bir yer göremedik. Sonrasında yine abur cubur atıştırdık ve devam ettik. Yol boyunca hareketimizi GPS ile takip etmekteydik. Garaster’e son bir kaç yokuş kaldığında yorgunluğumuz iyice artmış ve iyice acıkmış durumdaydık. Bu anlarda yol üzerinde kar birikintileri görmeye başladık. Hava da iyice soğumuştu, durduğumuz zaman üşümeye başlıyorduk.

Garaster yaylasına ulaştığımızda sisten hiçbirşey görünmüyordu. Hemen gözümüze bir ev kestirdik ve sundurmasının altına girdik. Yemeklik malzemeleri çıkardır. Sundurmasında oturduğumuz evin kapısı kilitliydi. Ben ocağı yakarken, Maksure’de etraftaki evlere bakıyordu. Denediği bütün kapılar kilitliydi. Sığınacak bir iç mekan bulamayınca polarlarımızı giyip yemekle uğraşmaya başladık. Menüde Makarna, Sucuk ve Rus salatası vardı. Yemeğimizi yedikten sonra bu havada kamp kurmanın gereksiz olacağına, Lustra’ya devam edip oradaki duruma bakmaya karar verdik. Ayrıca Lustra’da da havanın kötü olması durumunda, ışık da iyiyse tekrar Uzungöl’e inmeye karar verdik.

Bisiklerimizi toparlayıp tekrar yola düştüğümüzde kar atıştırmaya başlamıştı. Ciddi bir soğuk vardı ve yol kar tutmaya başlamıştı. Birkaç dakika sonra ısındık ve yol daha zevkli bir hale gelmeye başladı. İniş yapacağımız son noktaya ulaştığımızda (2300 metre) Maksure’nin sürtmesinden dolayı açmış olduğumuz ön frenini tekrar takarak inişe başladık. Görüş mesafesi düşük olmasına rağmen hava durumunun farklılığı ve yerdeki az miktarda kar sürüşü çok eğlenceli hale getiriyordu. Olası yön şaşırma, dönüş kaçırma durumlarına karşı aralıklarla rotamızı GPS ile kontrol ediyorduk.

Lustra’ya vardığımızda hava aynı şekildeydi. Hiçbirşey göremezken soğukta çadır kurmak fikri cazip gelmedi. Bunun yerine Uzungöl’e inebilir, sıcak çayımızı içtikten geceyi otelde geçirebilirdik. Üstelik en azından 1 saat daha hava aydınlık olacaktı. Uzungöl’e dönmeye karar verdik.

Üşümüş, ıslanmış bir şekilde Uzungöl’e vardığımızda doğrudan kendimize bir çayocağı bulduk. Ellerim o kadar üşümüştü ki çayı karıştırırken parmaklarımın çayın içine girdiğini anlamam epey bir zaman aldı. Buradaki insanlarla kısaca sohbet ettik, ıslak giysilerimizi kuruttuk ve oteller bölgesine doğru yola çıktık. Bulmaya çalıştığımız pansiyona varınca telefon ederek boş oda sorduk.  Telefondan oda numarası verdiler. Maksure baskın yapar gibi odaya daldı ve odada birinin kaldığını farketti (Yat’ yat! yat!). Bundan sonra ise giriş katındaki bir odaya girdik. İçerisi sıcacıktı. Ben odaya yayılırken, Maksure’de ortalığı toparlamakta ısrar ediyordu. Ayrıca odanın içinde ocak vardı. Daha da güzeli tencereler vardı. Bardaklar vardı. Çay çay!

Otelin nimetlerinden faydalanarak elimizdeki yiyecekleri pişirik karnımızı doyurduk. En güzeli de sıcacık duşu alıp, temiz yataklara uzanmak. Sohbet muhabbet derken saat 24:00 buldu.

Sabah kalktığımızda ben eşyalarımı toparlarken Maksure bu defa yatak örtülerini düzeltmekle uğraşıyordu. Toparlanıp dışarı  stop motion için GoPro’yu çitin üzerine koydu. Otel görevlisi yanımıza geldi biraz da onunla sohbet ettik. Dün akşam kahvede iki bisikletlinin Garaster’e gidip geri dönmediği konuşuluyormuş. Tabi bir kısmı da Lustra’ya geçip oradan inebileceğimiz fikrini atmış ortaya. Sohbetten sonra iş ödemeye gelince paramızın eksik olduğunu farkettik. Pos cihazı olmadığı için Merkeze gidip para çekmemiz gerekiyordu. Bisiklete atlayıp hızlıca gittim. Bankamatik sorunluydu ve para çekemiyordum. Tekrar otele dönerek para çekemediğimi söyledim. Eksik kalan 10 tl’yi bir sonraki gelişimizde verebileceğimizi söyleyerek yola çıktık. Yokuş inerken yol kenarındaki bir şelalede kısa bir vakit geçirdik. Çaykara’ya ulaştık. Burada PTT’den para çektim. Sonrasında devam ederek Dernekpazarı’na ulaştık.

Artık yokuşlar yumuşamıştı. Yol kenarında gördüğümüz bir ahşap köprüye girdik ve video çektik. Buradan bir süre devam ettikten sonra çok ani bir yağmura yakalandık. O kadar ani oldu ki, ceketimi giyecek vakit bulamadım. Başladığı anda hızlanarak üstü kapalı bir yer gözlemeye başladım. Bir süre gittikten sonra bir otobüs durağına sığındım. Hızlanınca tekerleklerden gelen suyla iyice ıslanmıştım. Botlarımın içi su ile doluydu. Yağmurun yeterince azaldığını düşünerek tekrar yola çıktık. Ancak hala yğıyordu. Bu defa yol kenarında yeni yapılmış piknik alanı gibi güzel bir yere girdik. Bir kamelyaya oturduk. Birşeyler atıştırdık. Botlarımın içindeki suyu boşalttım. yağmurun azaldığına emin olunca tekrar yola koyulduk.

Rastladığımız bir asma köprüye saptık. Asma köprüde pedallamak da eğlenceli. Burada da kısa bir kayıt aldık ve takrar yola düştük. Of’a vardığımızda sola döndüğümüz anda sert bir rüzgarla karşılaştık. Yavaş yavaş devam ettik. Çamburnu’na ardından Sürmene’ye ulaştık. Burada Hakan aradı ve Sürmene’ye gelmekte olduğunu söyledi. Biz vakit kaybetmeden pidelerimizi yemeye karar verdik. Yemeğimizi yedikten sonra anayola bağlanırken Hakan’la karşılaştık. Pide yiyeceğini, sonrasında bize yetişeceğini söyledi.

Biz devam ettik. Araklı, Arsin, Yomra derken Havaalanı yakınında Hakan yetişti. KTÜ içerisinde bulunan Öğrenci Kulüpleri Binasına vardığımızda, içimizde tamamlanmış bir turun daha mutluluğu vardı.

Tura malzemeleriyle destek veren Rıdvan, Ali’ye teşekkürlerimizle…

Tur videosu;

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s