2 Muz + 3 Mandalina ; Kuştul Manastırı Turu

b9c977267a2f11e3b1240e2cf5a5d27e_8

Günlerdir yan gelip yatmaktan içim içimi yemeye başlamıştı. Trabzon – Rize arasını gidip gelmek gibi bir düşüncem vardı. Turu Fatih’e söyledim geleceğini söyledi. Turun mesafesi uzun olduğu için öncesinde yokuşlu bir tur yapıp bir sonraki günü ise dinlenerek geçirmeye karar verdim. Bunun için aklıma Manastırlar geldi. Vazelona yakın zamanda iki kere gitmiştim. Sümela’ya gidebilirdim ancak girmek için müze kartım yoktu, kullanım süresi bitmişti.

Google earth yardımıyla “Kuştul Manastırı” nı araştırdım. Çok da karışık olmayan bir yolu var gözüküyordu. Ancak görüntüler eskiydi ve o vadiye baraj yapıldığını biliyordum. Baraja rağmen yolun çok da değişmemiş olacağını düşünerek tura karar verdim.

Sabah kalktım ve hızlıca hazırlandım. Suluğuma su bile almadan yola düştüm. Maçka yolunu takip ederek Atasu Barajı yol ayrımına geldim. Buraya kadar gelirken hiçbirşey yememiş olmam nedeniyle halsiz düştüm ancak ileriden birşeyler alırım diyerek tek tek hepsini geçtim. Yol ayrımında durumumun hepten garipleştiğini görünce yol kenarındaki manavda durdum. Yani marketleri yine es geçtim. 3 mandalina ve 2 muz aldım. Ayrıca yanımda hiç su yoktu ve susamıştım. Meyveleri aldıktan sonra ne de olsa su bulurum düşüncesiyle devam etmeye karar verdim.

1. Mandalina

Hareket etmeden önce bir mandalinayı soydum. Beyaz kısımlarını herzaman yaptığım gibi şöylebir temizledim. Harekete geçtiğimde mandalina dilimlerinin önce suyunu emiyor, sonra da kalan kısmı yiyordum. 1 mandalina ile baraja ulaştım. Baraj bendinin yanındaki kamelyaya girdim. Soğuk rüzgar esiyordu ceketimi giydim.

1. Muz

Hala halsiz olduğum için muzu yemeye karar verdim ve yedim. Ne de olsa ileride vadi ikiye ayrılacak, ben soldan giderek manastıra çıkacaktım. Muzu yedim ve tekrar pedallamaya başladım. Yol düz olarak gidiyordu. Bir tünel geçtikten sonra yokuş başladı.

20140110_145101

2. Mandalina

Sonradan farkettim ki vadilerin girişleri baraj suyu ile kapanmıştı ve soldaki vadi yerine sağdaki vadiye doğru gidiyordum. İşin kötü tarafı vadiler arası geçiş için herhangi bir yol gözükmüyordu ve ben sürekli yanlış vadide yükselerek ilerliyordum. Yol boyunca herhangi bir dönüş yada tabela kaçırmadığımdan emin değildim. Ayrıca diğer vadiye giden herhangi bir yol da görünmemekteydi. Susuzluğun çok zorladığı bir anda çeşme buldum. Su içtim ve yanımda olan tek tur suluğumu doldurdum. Buradan ilerleyince Kuştul Manastırı tabelasıyla karşılaştım. Bu yol beni vadinin tabanına indirecekti. Ardından diğer yamaçta yükseliyordu. Bu da demek oluyordu ki yukarılardan biryerden paralel vadiye bağlanacaktım. Söylene söylene dereye indim, bir köprüden geçtim ve tekrar çıkışa başladım. Bir süre gittikten sonra yeni bir yol ayrımına geldim. Burada kötü bir sürpriz beni bekliyordu. Yol ikiye ayrılıyordu ve Kuştul Manastırını gösteren iki tabela vardı. Tam karadeniz işi! Yollardan birisi aşağı doğru, diğeri ise yukarıya doğru gidiyordu. Durup yolları inceledim ve su içtim. Yanımda 1 mandalina ve 1 muzdan başka yiyeceğim de kalmadığı için aşağıya doğru giden yolu seçtim.

Bir süre gidince yol hafif yukarı eğimli bir hale geldi. Devam ederek Oğulağaç köyüne ulaştım. Burada yolda giderken biri kolunu uzattı ve dalgınlığın etkisiyle tepkisiz devam ettim. Yolda başka birinin daha olduğunu görüp yavaşladım ve doğru yolda olup olmadığımı sordum. Bu sırada az önce bana selam veren, benim sonradan farkettiğim amca da geldi yanıma. Manastıra gittiğimi duyunca baya şaşırdılar. Nerelisin? Öğrencimisin? Hangi bölümdensin? gibi klasik soruları yönelttiler. Son olarak buradan gidebileceğimi söylerek yolu iyice tarif ettiler. Meraklı olduğum için çok sevindiklerini belirttiler ve tebrik ettiler.

“Kuştul Manastırını Trabzon Valisi bile bilmez.”

Yola devam ederken yolda iki kişiye rastladım. Onlara da manastırı sordum. Yolun doğruluğuna emin oldum. Bir tanesi dieceğim yolun kenarında evi ve köpeği olduğunu, aslında çok sevecen olduğunu söyledi. Beni yandaki kahvehaneye davet ettiler çay ve yemek ısmarlamak için. Evet açtım ama zamanın gerisinde hareket ediyordum. Ayrıca dönüşte hesap ettiğim gibi sürekli yokuş inmeyecektim; inişli çıkışlı olan bu yolu takip edecektim.

20140110_131308

Yolu takip edince vadinin ucuna geldiğimi gördüm ve diğer vadiye geçtim. Karşımdaki sert inişi görüp durdum. Şuan iyi olsa da bunca inişin bir de dönüşü vardı. Saat 15:00’e kadar ilerlemeye sonrasında nerede olursam olayım dönmeye karar verdim. Zigzaglar çizerek derenin yanına indim ve vadiye doğru yükselmeye başladım. Yol zemini kötüydü ve cidden çok ıssız bir yerdi. Yer yer buzlar vardı yolda. Yolun bir kısmında toprak çukurların doldurulduğunu gördüm. Kendi kendime “vay be… adamlar toprak yola yapmış” diye düşündüm. Sonradan anladım ki çukurlar yamalanmamış, içindeki sular buz tutmuş ve ben onları yama sanıyorum. Bir süre gidince tekrar halsiz düştüm, saatime de bakarak muzu yemeye karar verdim.

2. Muz

Muzu yedikten sonra bir türlü toparlayamadım. Sürekli güçsüz düşüyordum.  Bir süre zorladıktan sonra ilerleyemediğimi farkettim.

3. Mandalina

Yol üzerinde bir anda şimşir ormanını gördüm. Çamlıhemşin’e yolunuz düşerse şimşir ormanını gezmeden dönmeyin.

20140110_135035

Mandalinayı yedikten birkaç dakika sonra toparlanmaya başladım. Araştırdığım kadarıyla manastır yoldan yukarıdaydı ve karanlığa kalmamak için manastıra çıkmamam gerekiyordu. Dinlene dinlene devam ettim. Ansızın sağ tarafta manastır belirdi. Çok heybetli bir gürüntüsü var. Dört yanı açık bir kaya kütlesi üzerinde kurulu. Yanına gidemiyorum madem ileriden fotoğrafını çekeyim diyerek ilerledim. Fotoğrafı çektim, çeketimi ve eldivenlerimi giydim. Kaskımı da taktığım da inişe hazırdım. Hızlıca inişe geçtim.

20140110_142124

İnişte bana anlatılan köpeği gördüm. Evin yanımda usul usul uyuyordu. Islık çaldım gelsin seveyim diye. Köpek beni görmez havlayarak fırladır. Ben de çareyi kaçmakta buldum. İçimde kaldı orası ayrı.

YOL KABALİ!

20140110_143305

Bu vadiye girişte yamaçta indiğim zigzaglara bakınca gözüm hiç yemedi orayı çıkmaya. Çünkü eğer çıksam sonrasında tekrar ineceğim, sonra yine çıkış yapıp Trabzon’a doğru inişe başlayacaktım. Karşımda iki yol vardı. Bir tanesi geldiğim yol diğeri de baraja doğru inen bir yol. Diğer yoldan kötü olmayacağını düşünerek aşağı giden yolu seçtim. Yolun nereye gittiği meçhuldu. Böylece geldiğim yoldan tamamen kopmuş oldum. Artık barajın diğer tarafına doğru ilerliyordum ve karşımda yokuşların ardında bir köyü görünüyordu. Bu yokuşlarda çok zorlandım. Uzun süre süremiyordum, ayrıca yanımda hiç yiyecek yoktu. Kahvaltı da yapmamıştım turu 2 muz ve 3 mandalina götürmeye çalışyordum.

20140110_154009

Zorlansam da yokuş çıkmaya devam ettim. Bu sırada bir de peşime köpek takıldı onunla uğraştım. İlk olarak Temelli Köyüne ulaştım. Durmadan devam ettim ve Barışlı Köyüne ulaştım. Bu sırada karanlık çökmekteydi. Barışlı Köyünün çıkışında beklediğim oldu ve bir bakkal buldum.

1 KEK + 1 BİSKÜVİ

Hemen içeri girdim ve bir kek, bir bisküvi aldım. Ayrıca yolun Trabzon’a gittiğinden emin oldum. Bundan sonra yokuş inmeye başladım.

Hediye yani, herkes bilsin.

20140110_154603

Enerjimi topladığım için dikkatim de iyiydi ve süratli bir şekilde iniyordum. Bir anda yolda odun taşıyan bir teyze belirdi. Yolun sağına daha yakın olduğu için solundan geçmeye karar verdim. Bu çok kısa bir olay çünkü çok süratliydim. Nasıl olduysa benimle aynı yönde ilerleyen teyze yolun bu defa soluna yöneldi. Zil çalacak vakit bile bulamadım, o kadar yakın geçtim ki sırtındaki odunlar ceketimin kolunu sıyırdı. Geriden korku dolu şu sözleri azalarak duydum.

“LLLLaaaaaaaaaa ilaaaaaahehheeeeee illaaaaallllaahahahhhhhhh……………..”

Yoluma daha dikkatli devam ederek Maçka yoluna ulaştım. Artık stres yapacak birşey kalmamıştı. Hava kararsa da buradan sonra sorun yoktu benim için. Yola devam ettim. Değirmendere’ye ulaştığımda hava alacakaranlıktı, doğrudan eve geçip turu noktaladım.

Screenshot 2014-01-28 22.01.11

Advertisements

Otostopla “Ayder Yaylası”

6600ac12765711e3b0d31277cb3f40b1_8

Son birkaç gündür hareketsiz kalınca haftasonu canım birşeyler yapmak istedi. Meteoroloji sitesini açıp baktığımda hafta boyunca olduğu gibi yine güneşli bir hava beklendiğini gördüm. Doğal olarak aklımda iki seçenek belirdi. Ya bisikletime atlayıp tura gidecektim, yada kampüste koşacaktım.

Güne masmavi gökyüzü ile uyandım. Hazırlandım ve bisikletime atlayıp kulübe geçtim. Kulübe gidince beş dakika oturup düşündüm. Sahil boyunca bisiklet sürsem canım sıkılacaktı, yukarılara doğru pedallayacak olsam da durduk yere soğuk alacaktım. Bu güzel havada koşmaya karar verdim. Yaklaşık iki saat boyunca kampüsün bir çok yerini arşınladım, gördüğüm merdivenlerde ter döktüm. Antremanımı şenlik alanında tamamladım ve bittiğinde kendimi çimenlik alana bıraktım. Sağolsun oradaki iki köpek yalnız bırakmadılar, biraz da onları sevdim.

15 – 20 dakika güneşin, mavi gökyüzünün ve çimenlerin tadını çıkardıktan sonra tekrar kulübe döndüm. İçeri girip telefonuma baktığımda Kürşat’tan mesaj gelmişti.

“Oguz yarın bir sey yapmayı düşünüyor musun?”

Mesajı “Planım yok önerilere açığım” şeklinde cevapladıktan sonra birkaç dakika içerisinde kulübün kapısında kürşat belirdi. Ne yapacağımızı konuştuğumuzda iki seçenek vardı önümüzde. Bisiklet turu vs otostop turu. Kürşat’ın bisikleti olmadığından malzeme toplamakla uğraşmamak için bisiklet seçeneğini aradan çıkardık. Otostop turu yapacaktık peki nereye? Uzungöl, Zigana,.. derken aklımıza Ayder geldi. Kışın hiç görmemiştik. Ayrıca saat henüz öğlendi. Yani hızlı bir çıkışlar aynı gün Ayder’e varabilirdik. Ayrıca kış kampçılığı yapabilecek malzememiz e vardı.

Yer konusunda anlaşınca Kürşat malzemelerini almaya gitti. Ben de öğle yemeğimi dürümle geçiştirdim. Kürşat gelince önce alışveriş yaptık, ardından bizim eve geçtik. Ben de hızlıca hazırlandım ve evden çıktık.

İlk denememizde Araklı’ya bir araç bulduk. Araklı da indik. Buradan Rize’ye bir araç bulduk. Rize’den de İyidere’ye geçtik. Buradan yine otostopla Rize’ye ulaştık. Rize merkezi bilen bilir. Sahil yolu iki şeride düşer ve otostop çok zordur. Bu nedenle dolmuş ile şehrin dışına doğru gittik. Otostop çekip Melyat yol ayrımına ulaştık. Melyat’ta tekrar otostop çektik ve aynı arabaya denk geldik. Araç bizi Pazar’a bıraktı. Burada hava kararırken son bir otostopla Çamlıhemşin yol ayrımına ulaştık. Ardından Çamlıhemşin’e.

Çamlıhemşin’e vardığımızda asıl sorunla karşılaştık. Yol çok ıssızdı ve araç geçmiyordu. İki araç geldi ve bizim olduğumuz yerden geri döndü. Biz de yavaştan etrafta çadır kurulabilecek yerleri yoklamaya başlamıştık. Hava soğuktu ve hafiften esiyordu. Bir an için karanlık aydınlandı ve bir araç doğruca geliyordu. Hemen otostop çektik. Kapıyı açtığımda TDF’den tanıdığım birinin aracı kullanmakta olduğunu gördüm. Araca önce çantaları sonra da kendimizi yükledik, sohbetli bir yolculuk ile Ayder’de bulunan festival alanına ulaştık.

Ben Ayder’i pek sevmem. Çünkü “yayla” derler ancak “internet kafe” bile vardır. Bence yayla dediğin Verçenik gibi elektriksiz, hatta yolsuz olmalı… Ancak karlı haliyle pek bir şirin gözüküyor. Tam benim hayalimdeki yılbaşı kutlanan kasaba… Üzeri buzlu ve ıssız yolları, perdelerin arasından sızan sarı ışıklar…

Uygun bir yer bularak çadırımızı kurduk ve ocağı yakarak karnımızı doyurduk. Çadırımız festival alanındaki pistlerin hemen yanıbaşındaydı. Sabah ilk iş kalkıp poşet alıp kaymak olacaktı.

Gece benim için uykusuz geçti. Güneş doğarken ben uyumaya yeni yeni başlıyordum… Öğlene doğru kalktık ve yemek yemeden biraz yürüyüş yapmaya karar verdik. Yaylalara doğru yürümeye başladık. Kar Ayder’e yakışmıştı. Avusor Vadisi yol ayrımına kadar gittik. Kavrun vadisine giden yolda arazi aracı izleri vardı ancak Avusor Vadisine giden yol kapalıydı. Sadece açılmış bir patika ve kime ait olduğunu sonradan öğreneceğimiz kaya izleriz vardı yolda. Avusor yolunda biraz ilerledikten sonra tekrar Ayder’e döndük. Çadır sapasağlam yerinde duruyordu ancak etrafından insanlar vızır vızır kayarak geçiyorlar. Yemek yemek için festival alanının karşısında bulunan bir yere girdik. Muhlama sipariş ettik. Yanımızda getirdiğimiz sütü içtik.

Yemeğin ardından festival alanında kayanları izledik. Gerçekten çok eğlenceli görünüyordu ancak bu kalabalıkta kayma hevesim kaçmıştı. Dönüş için hızlıca çadırı topladık ve çantalarımız hazırladık.

Ayder’den milli park girişine kadar yürüdük. Burada otostop çektik ve bir kamyonetin arkasında Ardeşen’e kadar soğuk ve maceralı bir yolculuk yaptık. Ardeşen’de sahil yoluna çıktık. Burada bir saatten fazla bekledik ve araç bulamadık. Uzun bekleyişin sonunda bir otobüs durdu ve biz otostopçu olarak bindik (Yaz bunu bir kenara!). Otobüs bizi Rize’nin girişinde bir dolmuşun arkasında bıraktı. Yola geçsek otostop için uygun bir yerdi ancak Kürşat’ın ısrarıyla dolmuşa bindik ve Rize’nin dar yollarına düştük tekrar. Burada da uzunca süre otostop çektik. İki şeritlik yolda araçlar vızır vızır akarken beklemediğim oldu ve bir araba durdu. Binerek Rize – Merkeze ulaştık. Burada da biraz otostop denedik ancak olmadığını anlayınca Trabzon’a minibüs ile varmaya karar verdik.

Bu da böyle bir anımdır.

Rize Fotomaratonu (Ödül Töreni)

Çekimleri teslim ettiğimizde ödül törenine gelmeye zaten karar vermiştik. İddialı fotoğraflarımız olmasa da ödüllerin fazlalığından dolayı ödül almamız bizi çok da şaşırtmayacaktı. Ayrıca yapılacak olan kokteyl bizi bu törene getirmeye yeterdi.

Tören günü akşam yola çıktık. Yine otostop ile Rize’ye ulaştık. Ancak hava yağışlıydı. Bindiğimiz tır bizi merkezden kilometrelerce uzakta indirdi. Önce sahil yolundan kurtulabilmek için bir süre şehirin dışına doğru ilerledik. Sonrasında bir kavşağa ulaştık ve dönerek şehir merkezine doğru ilerlemeye başladık. Yürüyüş çok uzun ve zorlu oldu. Kültür Merkezine vardığımızda yorgun ve sırılsıklam haldeydik. Salonu bularak girdik ve yerimizi aldık.

Konuşmaların ardından sıra ödüllere geldi. Öncelikle sergileme ödülü alanlar açıklanmaya başlandı. Fotoğrafları gördükçe ödülün bize ne kadar yakın olduğunu tahmin edebiliyorduk. Çok geçmeden perdede Cem’in GoPro ile çektiği fotoğraf belirdi. Birkaç fotoğraf geçtikten sonra ise benim çekmiş olduğum bir fotoğraf gösterildi ve ismim okundu. Gösterim tamamlanınca ödüllerimizi gösterinin sonunda alabileceğimiz belirtildikten sonra mansiyon ödülleri gösterildi. Açıkçası burada da bir fotoğrafımız ödül alsa şaşırtıcı olmazdı, ancak öyle olmadı; alamadık. Sıralamada ilk üçe giren fotoğraf görece güzel olsa da benim beklentim daha ciddi birşeylerin çıkması yönündeydi.

Tören tamamlanınca kokteyl salonuna yöneldik. Tabaklara ve içeceklere yapılan ilk sortinin ardından ödülün peşinden gitmeye karar verdik. Dosyaların masaya gittik. Ancak korktuğumuz başımıza geldi. Hiçbir belgede isimlerimiz yoktu. Görevli ismimiz olmadığını söyleyince tekrar itiraz ettik ve yetkili biriyle görüşmek istediğimizde standtan ayrılarak elinde dosyalar olan başka birisine gitti ve elinde dosyalarımızla geri döndü. Artık katılım belgelerimizi ve para ödülümüzü almıştık. Tekrar kokteyl salonuna girdiğimizde yenecek birşey kalmamıştı. Biz de oradan ayrılmaya karar verdik.

Mutluyduk. Daha önce yaptığımız gibi Pide yiyerek karnımızı bir güzel doyurduk. Üzerine kadayıf yedim. Sonrasında Trabzon’a gitmek üzere dışarı çıktık. Kestanecinin önünden geçerken yine “100 gr 1 tl” yazıyordu. Bozuk paralarımızla kestane aldık ve sahil yolunda otostop çekmeye koyulduk. 3 farklı vasıta kullanarak Trabzon’a ulaştık.

Yolda bir sürücü ile Cem arasında yarışma döneminin en güzel repliği geçti.

S: Neredensin sen?

C: Trabzon’da okuyorum ama Rizeliyim. Çayeli. Siz?

S: Hmm. Ben de buralıyım ama Napoli’de oturuyorum.

C: Neresi?

S: Napoli, Napoli…

C: Napoli ne tarafta kalıyordu?

S: İtalya.

C: (a problem has been detected and windows has been shutdown to prevent damage to your computer)

Geriye yarışmadan önce anlaştığımız gibi kazandığımız ödülün bir kısmıyla pastalı, tatlılı kutlama yapmak kalmıştı. Bir kaç gün sonra bunu da gerçekleştirdik.