Trabzon – Ankara – İzmir – Antalya. 1 Parmak 4 Şehir.

Ara tatili bitirip Trabzon’a dönmemden birkaç gün sonra Cem’le bizim evde oturuyorduk. Laf dönüp dolaşıp bu sene gidemediğimiz Kızlarsivrisi tırmanışına geldi. Gidemedik bari bisiklet turu yapalım, gezelim, tozalım derken biranda ortaya otostop fikri çıktı. Madem paramız yok diye gidemedik, öyleyse otostopla gidelim dedik. Hem de yarın akşam çıkalım.

Birçok kez olduğu gibi anlık planın çekiciliğine karşı koyamadık. Plan şu şekildeydi. “Yarın gece yarısı Trabzon’dan yola çıkıyoruz. Konya’ya gidip etliekmek yiyoruz. Orada Yiğit’le buluşuyoruz ve geceyi Konya’da geçiriyoruz. Ertesi gün de ver elini Antalya diyoruz.” Son olarak “Hızlı Tren” seçeneği ekledik.

Zaman hızlı geçti ve yolculuk vakti geldi. Çantamı hazırlayıp bisikletime atladım ve Cem’in evine gittim. Burada bir süre oturduktan sonra evden ayrıldık ve yolculuğa başlamış olduk.

2 farklı araçla Akçaabat’a ulaştık. Burada yaklaşık yarım saatlik deneme sonucu çok seyrek araç trafiği olan yolda TIR durdurduk. TIR Kayseri’ye gidiyordu. Samsun’a kadar bu araçla devam edecektik. Yola çıktıktan bir süre sonra Cem tırdaki yatağa geçti. Ben de koltuğa iyice yayıldım. Uykuya karşı koyamadık tabiki. Gün doğarken Samsun’daydık.

Benzin istasyonuna uğradıktan sonra Samsun Otogarı yakınlarından otostopa devam ettik. Uzunca bir süre sonra bir arabaya bindik ve Havza’ya ulaştık. Buradan da Merzifon’a bir kamyonet bulduk. Merzifon’da indik ve Ankara yoluna kadar yürüdük. Buradan da Ankara’dan geçip İzmir’e devam eden bir arabaya bindik. Sorunsuz bir şekilde Ankara’ya vardık ve çevre yolunda indik. Buradan da otostop ile bir AVM’ye geçtik. Karnımızı doyurup alışverişimizi tamamladık. Çok yorulduğumuz için Konya’ya hızlı tren ile geçecektik.

İnternet üzerinden Cem biletlerimizi aldı. Yeteri kadar oyalandıktan sonra Tren Garına gitmek üzere yola çıktık. Tren Garına vardığımızda trene binmeden önce X-ray den geçeceğimizi farkettim ve çantadaki çakım nedeniyle tereddüte düştüm. Kabul edilmezse büfeye bırakmayı düşünerek sıraya girdik. Kontrollerimiz yapıldı ve X-ray den sorunsuz bir şekilde geçince içim rahatladı. “İlk kez hızlı tren gören insan” fotoğraflarımı çekindikten sonra trene geçtik ve yerleştik. Bu arada bu yolculuk benim 3. tren yolcuğum. Bu nedenle içim heyecanla kaplı.

Trene binince pek beklediğim gibi bir manzarayla karşılaşmadım. İçi gayet sıkışıktı. Hızlı ancak konforsuz. Uçaklar gibi. Bunun dışında herşey güzel ve ilgi çekici. Hızı cidden hissedebiliyorsunuz.

Tren, gardan ayrıldı. Bir ara 2,5 yılımı geçirmiş olduğum Güvercinlik Jandarma Lojmanları Sosyal Tesislerindeki bir tepede bulunan köprüyü gördüm sanırım. Ancak arka tarafından geçtiğimiz için sanırım emin olamadım. Ardından polatlı derken karanlık çöktü. Yiğitle iletişime geçmiştik ancak kalacak yer problemi vardı. Biz de oldukça yorgunduk. Konya’ya vardığımızda trenden inerken bu istasyondan kalkan trenlere göz attım.

Yiğit’le tekrar iletişime geçtik. Kendimize bir otel bulmamız gerekiyordu yada geceyi bir şekilde yolda geçirecektik. Bu sırada aklıma tren seferleri geldi. Yaklaşık bir saat sonra “Konya Mavi Treni” İzmir’e hareket edecekti. Detaylıca düşündük. İzmir’e sabah saatlerinde varacaktık. Akşama kadar gezdikten sonra Cihad’la görüşüp otostopla Antalya’ya gitmeyi denemeye karar verdik.

Gar yakınındaki bir lokantada etliekmek yiyerek karnımızı doyurduk. Hızlıca tren garına döndük ve gişeden İzmir biletlerimizi aldık. Trene bindik ve ağır ağır yol almaya başladık. Koltuklar gayet rahat, tren ferahtı ancak daha sonra içerisi inanılmaz sıcak oldu. Neyse ki yanımda şort ve kısakol t-shirt getirmiştim. Prizi kullanarak tablet, telefon, kamera, müzikçalar ne varsa şarj ediyorduk. Bir yandan da kameralar ile çektiğimiz fotoğraflara baktık. Güzel birşeyler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Yemek vagonuna geçtik. Burası gayet serindi. Birşeyler içip sohbet ettik ve tekrar koltuklarımıza döndük. Zamanın da ilerlemesiyle iyice uykumuz gelmişti. Tedirginlikten kesik kesik de olsa uyudum. Arasıra uyanıp tepemde duran çantamı ve elektronik eşyalarımı kontrol ediyordum.

En son gözümü açtığımda Gölgeli Sıradağları (Bozdağ) sol tarafımda uzanıyordu. Tarlalar, ovalar, evler, büyük düzlükleri izlerken İzmir’e ulaştık. Alsancak’ta trenden indiğimizde saat 10:00 civarıydı. Yürüyerek Saat Kulesine gittik. Fotoğraf çekindik ve etrafa bakındık. Kahvaltı yapacak biryer bulamadığımızda vapurla Karşıyaka’ya geçmeye karar verdi. İzmir’de müthiş bir sabah görüntüsü vardı. Hava açık, deniz çarşaf… Karşıyaka’da bir pastane bulduk ve “Boyoz” ve diğer hamurişi yiyeceklerden yedik. Sonrasında İZBAN ile Gaziemir’de bir AVM’ye gittik. Burada alışveriş sonrasında Kordona geçtik ve bir süre burada vakit geçirdik. Hava kararırken Cihad’la buluştuk. Bir kafede oturup sohbet ettik. Kafenin kapanmasıyla dışarı çıktık ve bir süre dolaştık. Sonrasında tavsiyeleri alıp, Antalya’ya gitmek için Cihad’tan  ayrıldık.

Metro ile Bornova’ya geçtik. Turun vurucu kısmı tam da buradan sonra başlamaktaydı. Önce yanyoldan araç durdurmayı denedik. Başaramayınca ileri doğru yürümeye başladık. Kilometrelerce yürüdükten sonra yanyol ile anayolun birleştiği yere vardık. Seyrek araç trafiği olan yolda bir araç durdu ve bizi Sütçülere kadar götürdü. Oradan da Turgutlu’ya geçtik. Geçtik diyorum ancak her defasında çok oyalanıyorduk. Bir yandan da yorgunluk bastırıyordu. Zor da olsa Salihli’ye ulaşıp çıkışındaki kavşakta araç baklemeye bekledik.

Bekledik, bekledik, bekledik… Bu bekleyiş altı saat sürdü. Çaresiz kalınca bir ara Denizli üzerinden gidelim dedik. Bu defa da Kavaklıdere’ye kadar gidebildik. Buradan tekrar kavşağa döndük. Bizi buraya getiren abi ekmek arası köfte ikram etti bizi bırakırken. Buradaki denemelerimiz altı saat sürdü. Sabah olunca da yine birşey değişmedi. Kimse durmuyordu. Ümidin kesildiği anlarda bir araç durdu ve binerek daha ileride bir yerde indik. Burada da durum aynıydı. Cem’in başarısıyla yolda dönüş yapmak için yavaşlayan bir araba yakaladık ve bindik. Bir benzin istasyonuna kadar bu araçla devam ettik. Oradan da Muhtarlık seçimi adaylığı için Uşak’a giden iki kişi aldı bizi. Böylece Uşak’a ukaşmış olduk.

Uşak’ta da birçok farklı yerde otostop denedik. Kilometrelerce yürüdük. Acıkınca bir AVM’ye girip karnımızı doyurduk. Artık yoldan geçen otobüsler bizi tanır hale gelmişlerdir. Korna çalanlar, gülenler… Burada da yaklaşık altı saat bekledik. En son yorgunluktan bariyerlere oturmuş “Afyon” yazılı kartonu açıp kendi aramızda konuşurken bir minibüsün durduğunu farkettik. Bu minibüs bizi Afyon’dan önceki Antalya yol ayrımına bıraktı. Burada inince Antalya yönünde giden yol üzerinde ilerledik. Hemen bir kamyon durdu. Bu defa şansımız yaver gitmişti, kamyon Antalya’ya gidiyordu!

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi yakınında indik. Uygar’a ulaştık. Kızlarsivrisi tırmanışının yemeğeini kaçırmıştık artık. Merkezde buluşmaya karar verdik. Otobüse bindik ve arkadaşlarımızla buluştuk. Ardından Umut’un evine geçtik. Tırmanıştan dönen birkaç kişi daha vardı evde sohbet muhabbet derken zaman ilerledi ve yattık. Trabzon’dan yola çıktığımızda beri ilk kez yatay pozisyonda uyuyacaktık. Yani 3 gün sonra ilk defa yatabiliyorduk.

Sabah olduğunda yeni tanıştığımız Eskişehir’den mezun olmuş arkadaşla beraber bir pastaneye gittik ve kahvaltı yaptık. Bugünün planı denize girmek! Bunun için Ulaştırma Bakanlığının tesisine gittik. Görevliden izin isteyip denize geçtik. Sonrasında hazırlandık, kameraları taktık ve denize koştuk. Şubat ayında deniz! Girmeden önce suyun soğuk olacağını düşündüğümden 10-15 saniye kalsam denize girmiş sayacaktım kendimi. Oysa öyle değildi. Su sıcaklığı dışarısı ile aynıydı yaklaşık 10 dakika boyunca denizde kaldık, yüzdük. Maksure gelince denizden çıktık ve üzerimizi deiğiştik. Geçen sene kahvaltı yaptığımız bir restoranta gittik yine kahvaltı için.

Kahvaltının ardından yürüyerek Kaleiçi’ne gittik. Gezip dolaşırken hava kararmaya başlamıştı. Oradan da son olarak bir pastaneye gittik. Burada da Maksure bize dondurma ısmarladı. Pastaneden çıkınca Maksure’den ayrıldık ve Uygar’ın evine geçtik. Eve vardığımızda Caner ve Ömer vardı. Baya sohbet ettik. Serbest dalış, otostop, bisiklet, aksiyon kameraları üzerine. Bu arada Uygar’ın bize yaptığı ıhlamurlu, karabiberli çay güzeldi. Selamlar.

Cem yarın gidelim dese de hiç gidecekmişiz gibi durmuyordu. Öyle de oldu. Sabah baktım Cem uyuyor. Hal böyle olunca tur düştü. Evde kahvaltı yaptıktan sonra dışarı çıktık ve Terracity’ye gittik. Burada tur hatırası t-shirtler alıp bir kafede oturup vakit geçirdik. Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Yürüyerek Afyon yoluna çıktık. İlk olarak Döşemealtı’na, oradan da Afyon’a gectik. Afyon’da aractan inince yemek yedik. Bu sırada çakımı kaybettim. Neyde ki bir hafta sonrasında çakıya bir şekilde tekrar ulaştım.

Afyon’dan Ankara’ya gidişimiz de zor oldu. Uzun bekleyiş sonucu bir ekmek arabası daha iyi bir yere bırakayım diyerek aldı bizi. Bu şekilde Ankara’ya ulaştık. Decathlon’a uğrayıp Cem’in arkadaşlarıyla buluşmak üzere Kızılay’a geçtik. Evin anahtarını alınca da oradan da Tuzluçayır’a geçtik. Evde plakçalar vardı. Birkaç şarkı dinledikten sonra uyumak üzere yattık.

Sabah kalkımca erkenden yola koyulduk. İlk olarak Kırıkkale’ye, sonrasında iki araç ile Çorum’a ulaştık. Yine araçlar durmuyordu. Çorum’dan Merzifon’a giden bir kamyon durduğunda hava neredeyse kararmıştı ve yağmur yağıyordu.

Merzifon’da kamyoncu bizi çok kötü yerde indirdi. Yol ne görünürlük açısından iyiydi ne duracak alacak açısından ne de ışıklandırma açısından. Bir süre denedikten sonra soğuğun da etkisiyle Merzifon otogarına gidip otobüse binmeye karar verdik. Ters yönden yürüyor, bir yandan da otostop çekiyorduk. Ansızın bir TIR durdu. Asiında bizim için durmamıştı ama şoför bizi soru yağmurunu tuttuktan sonra aracına aldı. Bu şekilde Samsun’a ulaşmış olduk. İnince 5 – 10 dakika otostop denedik ama baktık olmuyor. Cem tabletinden otobüs saatlerine baktı. Otobüs olduğunu görünce otostop çekerek otogara yürümeye başladık. Bu sırada 42 plakalı bir TIR durdu. Trabzon’a gidiyordu. TIR’a binince kısa bir sohbetin ardından uyuklamaya başladık. Bir ara şöforün araca yağ doldurduğunu hatırlıyorum, diğerin de gözümü açtığımda aracı kenara park etmiş üçümüz de uyuyorduk, sonuncusunda ise güneşin doğuşuyla birlikte Trabzon’a varmıştık.

İlk olarak Cem’in evine gittik. Dinlendikten sonra bisikletime atiayıp kendi evime geldim.

Böylece planların dışarına taşarak devam eden maceramız sona ermiş oldu. Otostop turu esnasında aşırı yorgunluk dışında herhangi bir sorun yada tehlike ile karşılaşmadık. Bunun yanında çok çok ilginç insanlarla tanıştık, bir o kadar da ilginç hikayeler dinledik. Emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim.

Son olarak çakıma gelirsek.

Çakıyı kaybettikten sonra hiç bulacağıma dair ümidim yoktu. Kayboluşundan bir hafta sonra şansımı denemek istedim. Afium’da bulunan McDonald’s ta olabileceğini yada oraya geldiğimiz araçta düşürmüş olabileceğime karar verdim. İnternette arayışıma rağmen şubenin numarasını bulamayınca Afium’u arayıp numara istedim. Edindiğim numarayla ulaşıp çalışana sorduğumda ise İsviçre çakısı için mi aradığımı sordu. Gün içerisinde adresimi alıp çakıyı kargoladılar. Macera devam edecek…

Turun videosu;

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s