Batı Karadeniz Turu 4. Gün (Ginolu Limanı – Abana – İnebolu – Doğanyurt)

DCIM100GOPRO

Güneş tam karşımda deniz fenerlerinin arasından yükselmişti. Hızlıca malzemelerimi ve çadırımı toplayıp hazırlandım. Ginolu Limanından ayrılarak anayola çıktım.

IMG_5371

Önümde uzun ve sert bir yokuş vardı, sıfırdan neredeyse 300 metre yükseliğe ulaşan.

IMG_5374

IMG_5380

Saat 9 civarı olmasına rağmen sıcaklık anormal derecede bunaltıcıydı.

DCIM100GOPRO

Birkaç dakika içinde durdum ve su içip tekrar devam ettim. Yol sürekli iniş çıkış şeklinde devam ediyordu.Bazı etaplar adeta bir Roller-Coaster!

IMG_5386

Bütün gün güneş altındaydım. Yolun zorluğu ve bunaltıcı sıcaklık, doğanın güzelliğini baskılıyordu.

IMG_5396

Rota üzerinde çok fazla heyelan bölgesi mevcut ve bunların bir çoğunda çalışma vardı. Geçerken aşağı uçmuş olan yolu, duvarları görebiliyorsunuz.

IMG_5404

Yol deniz kenarına inice kafamı kaldırıp etrafı inceleme fırsatı bulabiliyorum.

IMG_5406

Bir süre deniz kenarındaki yolda pedalladıktan sonra Abana’ya ulaştım.

IMG_5416

Sezon itibariyle sakin. Şehir de sade.

IMG_5418

Güzel, şirin, eski evlerden buralarda da var.

IMG_5429

Şehir merkezine vardığımda etli ekmek yemek istedim ancak henüz açık bir restoran yoktu. Bunun üzerine bir pastaneye oturup vakit geçirdim ve cihazlarımı şarj ettim. Bu sırada birkaç kişiyle muhabbet ettik.

Konuştuğum bir fotoğrafsevere kameramda sorun yaşadığımı, kapatma tuşunu kullansam da kapanmadığını, sürekli bataryayı sökmem gerektiğini anlattım. Telefonundan başka birisini arayıp durumumu anlattı, sonra da bana sebepleri ve çözümleri söyledi. Söyledikleri arasında kameranın nemli yerde kullanılması sonucu devrenin nemlenmesi benim için mantıklı duruyordu. Çözümü de bataryayı söküp kamerayı havalandırmaktı. İşe yaradı!

Sonrasında etliekmek yemek için restoranta geçtim. Konya etliekmeğinden farklı olarak Kastamonu etliekmeğinin tamamı kapalı. Ayrıca hamuru çok daha yumuşak. Porsiyonları büyük, fiyatı da ona göre. Benim aklıma porsiyon boyutu gelmedi ve iki tane istedim. Yerken çok zorlandım ama ancak çıkacağım yokuşları düşüne düşüne yedim, bitirdim.

IMG_5426

Burada çok ilgili insanlarla karşılaştım. Herkes gelip birşeyler soruyordu ve cidden dinliyorlardı. Birçok yerde hissettiğim aşağılayıcı bakışlardan burada görmemek hoşuma gitmişti derken yemek yediğim esnada masam birisi oturdu. Sohbet ettik, muhabbet ilerleyince pansiyon fiyatlarını sordum. Kendisinin karşıdaki balıkçıyı çalıştırdığını söyledi ve istersem burada 20 tl’ye yer bulabileceğini söyledi. Henüz yeterince yol gitmediğimi, Amasra civarında boş gün kullanmak istediğimi söyledim. Erken mola vermek zaman kaybettirecekti. Ayrıca iyi durumdaydım henüz. Amasra’da fiyatların yüksek olacağından bahsetti ancak sonrasında haftaiçi gidersem ucuza yer bulabileceğimi söyledi. Muhabbet artınca kendisinin Amasra’da teknesi olduğunu, pansiyona para vermememi söyledi ve Amasra’daki kardeşini bulmam için adres ve isim verdi!

Yemeğimi bitirince tekrardan yola koyuldum. Abana’nın çıkışında bisikletini ters çevirmiş uğraşan bir çocuk gördüm. Zinciri aynakol ile kadro arasına sıkışmıştı. Kurtarıp düzelttim bisikletini ve devam ettim.

İnişler ve çıkışlar eşliğinde yola devam ederken deniz kıyısındaki bir köye indim. İsmi “Evrenye” idi ve ilgimi çekmişti. Gölgelik bir kahvehane görünce durdum ve oturup iki çay içtim. Bu sırada tabletimde vakit geçirdim. Aklıma etraftan birinin “Bunlar yüzünden Evrenyeliyim demeye utanıyorum” dediği aklımda kaldı. Oturduğum sürece yan masada

“turist galiba”

“vitesli bisiklet rahat çıkar yokuşları”

“lastikleri ince bu yolda gitmez”

“nerede kalır ne yer”

muhabbetleri döndü. Kalkacakken dayanamayıp Türk olduğumu söyledim. Kısa bir muhabbetin ardından tekrar yoldaydım. Kısa mesafeli ancak yine de zorlayan küçük iniş çıkışlar eşliğince İnebolu’ya ulaştım.

“Gözüm Sakarya’da Dumlupınar’da, Kulağım İnebolu’da”

IMG_5454

Tersaneyi geçerek şehir merkezine ulaştım. Burada İnebolu Türk çay ocağı yazan bir bina gördüm. Burası M.K. Atatürk’ün şapka devrimi konuşmasını yaptığı yer. “Bu serpuşun ismine şapka denir.”

IMG_5461

IMG_5478

İnebolu’dan sonra yolun zorluğu artmaya başladı. Yarın ki bölümün de zor olduğunu düşündüğümde ve o anki durumuma baktığımda hedefimi Doğanyurt olarak netleştirdim. Yol üzerinde eski evler vardı. Turda olabilecek en güzel olaylardan biri bu evlere davet edilmem olurdu, ancak olmadı.

DCIM100GOPRO

IMG_5486

Fırsat buldukça durup manzara izledim. Deniz mükemmel görünüyordu. Dalga yok, ufuk yok, mavi ve yeşilin birlikteliği inanılmaz!

IMG_5492

IMG_5507

Çılgın bir yokuş çıkarken mangal yapan bir aileye selam verdim. Israrla beni çağırdılar ve ekmek arası sucuk verdiler. Konsantrasyon dolu benliğim ansızın mutluluk doldu. O kadar sevindim ki ekmeğin içindeki sucuklardan bir tanesini düşürdüm. Ayrıca ekmek arasındaki biber de çok acı çıktı. O sıcakta baya trajik bir duruma düştüm.

DCIM100GOPRO

Doğanyurt’a yaklaşırken denizde bir hareketlilik gördüm. Denizde sanki büyük bir göç vardı ve batıya doğru ilerliyorlardı. Yokuşlar ve sıcak zorlasa da deniz harika görünüyordu.

IMG_5515

IMG_5516

Ayrıca bir yerde çok güzel bir kumsal gördüm ancak aşağı inen bir yol yoktu görünürde. Olsa da inmezdim çünkü yüksekteydim.

IMG_5547

IMG_5553

Güneş alçaldıkça ışık daha güzel oluyordu ancak ben batıya gittiğim için sürekli karşıdan vuruyordu.

DCIM100GOPRO

Ve 19:30 gibi hava kararmadan Doğanyurt’a ulaştım. Fotoğraf da güneş görünsede yerleşim merkezi vadide kaldığı için karanlık çökmeye başlamıştı bile.

 

 

DCIM100GOPRO

Çadır kurulabilecek yer olarak gözüme limanı kestirdim çünkü yeşil alanları farkettim. Limana vardığımda etrafta çok az insan olsa da çok ayaküstü olmasından dolayı tereddüte düştüm. Karşıdan gelen polis ekip otosunu durdurdum ve durumumu anlattım. Bana spor aletlerinin olduğu yeri önerdi. Yerleşimin güvenli olduğunu, sorun yaşarsam 155’ten direk kendilerine ulaşabileceğimi, gece boyunca buradan devriye amaçlı geçeceklerini söyledi. Bunun üzerine henüz gün ışığının kaybolmadığını görerek dalgakırana pedalladım ve ucundaki fenere ulaştım. Burada yemek yemekte olan iki turcuyla karşılaştım. lih-tenş-tayn’lı idiler. Selamlayıp dalgakıranın üzerine çıktım.

Yukarıdan görülen göç hareketi buradan görünmez olmuştu. Ancak hareketi izlediğim çizgiye dik dizilmiş balıkçı tekneleri düşündüğümü doğrular nitelikteydi. Hemen geri indim. İki turcuya geceyi nerede geçireceklerini sordum. İstedikleri takdirde benim çadırımın yanıma çadır kurabileceklerini anlattım. Hızlıca gidip kendi çadırımı kurdum.

Havlumu ve şampuanımı alıp deniz suyuyla duş almak için plaja koştum. Denizden çıktığımda ışık iyice azalmıştı. Çadırlarını kurdular ve sohbet ettik. Ben kendime mantı pişirdim. Suda fazla bekletince biraz lapa oldu. Giysilerimi yıkadım ve astım. Bisikletleri inceledik. Rose kadro kullanıyorlardı ve çok güzeldi. Bisikletlerinin her iki yanında kadro kulağı gibi parça vardı ve arka tekerlekler kadroya değil de bu parçaya oturuyordu. Uzunca sayılabilecek bir sohbetin ardından son olarak yol hakkında bilgi alışverişi yaptık. Blog adreslerimizi birbirlerimizle paylaşıp çadırlara girdik. Bir gün de böylece bitmiş oldu.

Günlük İstatistikler

TRP 77.81

TOT 8659

TRPTM 6:50:31

AVG 11.37

MAX 59.30

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s