Nike Run İstanbul 2014

Trabzon’dan İstanbul’a dönünce yapacak yeni birşeyler arayışına girdim. Yaz boyunca yeterince pedalladığım için bisikletimi depoya yerleştirip üzerine asma kilit vurdum. Burada dağcılık, trekking gibi doğa sporları ile de ilginme şansım olmadığından başka birşey bulmalıydım. Aynı zamanda ekonomik olmalıydı. Önceki senelerde dağcılık antrenmanlarım esnasında cumartesi ve pazar günleri sürekli koşuyordum ancak bunlar kondisyon ve zaman kavramı açısından eksik koşulardı. Ayrıca iki yıl önce de birkaç ay düzenli olarak koşmuş, sonrasında tekrar bırakmıştım. Tekrar koşmaya karar verdim. Ve bir hedefim vardı; İstanbul Maratonu. Maraton olmasının nedeni 10 kilometreyi rahatlıkla koşabilecek, yarı maratonu ise hala koşabilecek şekilde bitirebilecek olmam. İlk birkaç günün ardından İstanbul’da birçok koşu yarışması olduğunu farkettim. Maratona kadar fırsat buldukca yarışlara katılmayı, atmosferi görmeye karar verdim. Bunun sonucunda Caddebostan’da koşulacak olan 7 kilometrelik Run İstanbul’a online kaydımı yaptım.

Yarış kitleri dağıtımı başladığında Ortaköy’deki Outrunner mağazasına mail yoluyla yarış kitimin ellerine ulaşıp ulaşmadığını sordum. Çünkü Şile’den Ortaköy’e gidip elim boş dönmek istemiyordum. Yarış kitinin Run İstanbul sitesinde belirtildiği gibi kişiye özel değil, standa gidildiğinde hazırlandığını öğrendim.

Bunun sonucunda mağazaya giderek kitimi aldım. Kit içeriği; bileklik, t-shirt, göğüs numarası,ayakkabıya takılan kağıt çip, etkinlik alanı giriş bileti, yarış bilgilendirme kağıdı ve çanta. Katılım bedeli öğrenciler için 20 tl, normal katılımlar için ise 40 tl.

Yarış gününe kadar antremanlarıma devam ettim. Hiçbir zaman 7 kilometre için antreman yapmadım. Sürekli maraton hazırlıklarıma devam ettim. Zaten Run İstanbul’u da bana biraz daha tecrübe kazandıracak bir antrenman olarak gördüm.

Yarış günü geldiğinde saat 14:00 otobüsüne yetişmek üzere evde ayrıldım. Yolda kulaklığımı unutunca koşarak eve dönüp kulaklığımı aldım ve otobüsü yakalamaya çalıştım. Yakaladım ancak otobüste yer kalmamıştı. Ben de sahildeki köylere uğrayarak Üsküdar’a gidecek olan 14:30 otobüsüne bilet aldım. Bu otobüs akşam trafiğine de takılınca yolculuk 3 saate yakın sürdü! 17:30 gibi Üsküdar’da idim. Yarıştan önce yemek için simit ve snickers aldım. Buradan dolmuşla Kadıköy’e geçtim. Saat 18:00’e geliyordu ve yarışa sadece bir saat kalmıştı!

Caddebostan’da yolların kapalı olduğunu biliyordum. Yine de o yoldan geçecek otobüslerin yolun açık olduğu kesime kadar gideceklerini düşündüm. Bir İETT şoförüne sorarak sahilden Pendik’e giden otobüse bindim. Bu defa konuşmaktan aciz bir şoförle başbaşaydım. Otobüsün güzergahına dair net birşey söylemiyordu. Yabancı olduğumu söyleyip defalarca beni yarış alanına uygun biryerde indirmesini rica ettim. Her defasında lafı geveledi, geçiştirdi, söylendi. Bu arada trafik, ışıklar derken vakit ilerliyordu.

18:15

18:30

18:45

Nasıl biryerde ineceğimi bilmiyordum. Yarış alanına ne kadar yürüyecektim? Göğüs numaramı ve çipimi ne zaman takmaya fırsat bulabilecektim? Çantamı vestiyere bırakabilecekmiydim. Bu sorularla etrafıma bakınırken otobüsün sahil yolunca çıktığını ve insanların bir yöne doğru koştuğu gördüm. Saat 18:50 olmuştu. Otobüsten indiğimde organizasyon alanına yaklaşık bir kilometre mesafedeydim. Koşarak gidip hemen alana girdim.

Yağan yağmurdan dolayı birçok yer çamur olmuştu. Vestiyere koşarken görevliler bana seslenip kapalı olduğunu, karşıdaki vestiyeri kullanabileceğimi söyledi. Koşarak diğerine gittim. Saate bakmak istemiyordum artık. Çantamdan bel çantamı, göğüs numaramı, çipimi, etkinlik biletimi, telefonumu aldım. Aceleden kulaklığımı, kafa bandımı almak aklıma gelmedi. Çok hızlıca gögüs numaramı iğneledim ve çipi sol ayağıma taktım. Start çizgisine doğru koşaya başladığım anda sesi duydum. 10… 9… 8… ,… Ben henüz alana giremeden yarış başladı. Sonrasında yarışa başlayan grubun A grubu olduğunu öğrendim. Ben B grubundaydım.

Online başvuru sırasında size parkuru tamamlamak için tahmini süreniz soruluyor. Buna göre de koşucular kategorilere ayrılıyorlar. Bu sayede önde başlayıp yavaş koşmak isteyen insanların geriden başlayıp hızlı koşan insanları engellemesinin önüne geçiliyor. Ben kendi grubumda yürüyen hatta yolun ortasında bekleyen kişiler görsem de sistem genel olarak başarılı işlemişti.

A grubu gittikten sonra B grubu, yani benim grubum Starta yaklaştım. Ben de demir barikataların arasında bir boşluk bulup yarışçıların arasına daldım. Solda sarı t-shirt giyen 212 (avrupa yakası), sağda ise mavi giyen 216 (anadolu yakası) vardı. Ben ise anadoludan olup avrupa adına yarışan kişi olarak mavilerin içinde kaldım.

Ben yerimi aldıktan iki dakika sonra yarış başladı. Terden ıslanmış saçlarımı geriye attım. Islak olduklarından öne gelemeyeceklerdi artık. Start çizgisini geçene kadar topluluk hızlanmadı, yürüyerek devam ettik. Sonrasında koşmaya başladık. Her yanım koşan insanlarla doluydu. Hızlı gitmek isteyenler zikzaklar çizerek ilerliyorlardı. Bir süre sonra sola dönüp sahilden ayrıldık ve Bağdat Caddesine girdik. Birkaç yerde insan toplulukları vardı ancak genel olarak ortalık boştu. Seyirci desteğinin insanı ne kadar motive ettiğine tanık oldum. Mesafe ilerledikçe topluluk dağıldı ve koşmak için rahat bir ortam oluştu. Yine de yanınızdan hızlıca 100 metre depar atıp, sonrasında yorulup yolun ortasında bekleyen gençlerden kurtulamadık.

Bağdat Caddesinde soldan koşarken bir anda sağ taraftan “Suuuu!!” sesi duydum. Hemen en sağa koşup su aldım. İki yudum içip yol kenarına attım suyu. Bir kere de sahil yolunda su istasyonuna denk geldim. Eğer stand görevlileri seslenmemiş olsalar ikisinde de istasyonu kaçırıyordum.

Yarışın sessiz, destekçisiz ilerlediği bölümlerden birinde balkondan “Eye of the Tiger” çalındığını duyduk. Sağol, varol! Biz de alkışlarımızla karşılık verdik. Buradan da el sallıyorum kendilerine.

Son bölümde ise Facebook aracılığı ile takip edip, isimlerini, armalarını ve t-shirtlerini çok beğendiğim İKK – İstanbul Koşu Kuvvetleri yarışanları destekliyordu. Güzel bir karşılaşma oldu. Yarışın başında da “çok güzelsiniz, süpersiniz İKK’ya da bekleriz diyen eli bayraklı bir İKK’lı görmüştüm.

Runkeeper’ı çalıştırmadığım için ne halde olduğumu göremiyordum. Ancak tempoma baktığımda güzel gittiğimi düşünüyordum. 4. kilometrede birisinin kolundaki telefona bakıp mesafemi anladım. Pace değerine bakmak aklıma gelmedi. Benim bu yarıştaki hedefim 6 dk/km’ye yaklaşmaktı. Başarabildiğimi düşünüyorum.

Bağdat Caddesinin ardından tekrar sahil yoluna bağlandık. Son 1 kilometre kala finish çizgisinden gelen sesleri duyabiliyordum. Sonlara doğru tempomu korumayı düşünüyordum ancak yarışın bir bölümünce beraber koştuğum birisinin beni geçmekte olduğunu görünce ben de hızlandım. Son bir dönüşün ardından Finish çizgisi tam karşımda buldum. Işıklar altında harika görünüyordu. Daha hızlı! Bitiyor! anonslarıyla çizgiyi geçtim.

Çizgiyi geçtikten sonra su ve madalyaları daha ileride dağıtıyorlar. Çizgide yoğunluk olmaması adına çok mantıklı olmuş bu düşünce. İlk olarak su, sonrasında peçete, sonrasında da madalyamı alıp alana girdim. Alanda elinde Powerade ve muz olanları görünce ben de bakındım bulmak için. Uzunca bir sıra görünce “vay be muz kuyruğu herhalde” dedim. Sonrasında anladım ki o kuyruk benim de çanta bıraktığım vestiyere gitmekteydi. Durumun farkına varınca hemen sıraya girdim çünkü saat 22:00’de Şile’ye giden son otobüse yetişmem gerekiyordu.

Şahsen ben soğuk ve rüzgarlı havada çantamı almak için bir saat sırada bekledim. Çok kısa bir süre yağmur çiseledi ancak devam etmedi. Eğer yağsaydı perişan bir durum ortaya çıkacaktı. Çantamı aldıktan sonra ise tuvalete uğrayıp alandan çıktım. Koşa koşa Bağdat Caddesine gittim. Burada bir süre Kadıköy dolmuşu bekledim çünkü dolu geçiyorlardı. Kadıköy’e ulaştıktan sonra ise yine dolmuşla Üsküdar’a geçtim. Yine koşarak Şile otobüsüne ulaştım. Kalkışına 10 dakika kalmıştı. Artık kurtulmuştum. Ceketimin önünü açıp ilk koşu madalyama birkez daha baktım…

Organizasyona dair;

Eksiler

1. Yarışın üzerinden şuan itibariyle 15 saat geçti ancak sonucumu öğrenebilmiş değilim. Birçok kişi aynı sorunu yaşıyor. Bu bir koşu yarışındaki en temel beklentilerden biridir.

2.capture-20140929-010806 Bu açıklama Nike Run Türkiye sayfasından yapıldı. Yağmur beklentisi vardı ancak bitişte insanlar terli kıyafetleriyle Vestiyer sırasına girdi. Madem herşey yağmura göre hazırlandı, bitişte madalya ile beraber yağmurluk dağıtılmalıydı. Yada kuru t-shirt verilmeliydi. Ciddi bir yağış olsa organizasyon rezil bir duruma düşecekti. Olay anında organizasyon çözümcüldü ancak yine yeterli olmadı. Demek ki alanda anons yapıp “alandaki tüm görevli arkadaşlar vestiyer çadırlarına” demek yeterli olmuyor, öncesinden birşeyleri düşünmek gerek.

3. Yarış saati geçti. Yarış 19:00’da başladı, 20:00 gibi alana döndük. Çantamızı aldığımızda saat 21:00 olmuştu. Benim gibi uzak yerlerden gelenlerin dönüş yolunda sorun yaşaması çok normal.

4. Ulaşım için deniz otobüsü seferleri konulmuştu. Ancak alternatif yoktu ve yanılmıyorsam son sefer saat 16:00’da idi. Anadolu yakasından alana ulaşım için vasıta bulamadım. Yarışçıların alana otobüslerle taşınması mantıklı olurdu.

5. Bağdat Caddesinden tekrar sahile doğru döndüğümüzde bir sokakta ışıklandırma yoktu. Burada düşen bir insan koşucular tarafından ezilebilir, yerdeki engele koşucular takılabilirdi yada ambulans yolunu belirlemek için ayrılmış dubalara koşucular çarpabilirdi.

Artılar

1. Eksikler olsa da güzel hazırlanılmış, özenilmiş bir organizasyon. Hava durumu bu kadar kötü olmasa eminim ki birçok eksiklik görmezden gelinebilecekti.

2. Katılım ücreti gayet makul olmuş. Ben ücreti t-shirt’e ödediğimi farzettim. Öğrenciler için de sembolik bir ücret konularak farklı amaçlar ile yarışa girişler engellenmiş.

3. Etkinlik alanında birçok çadır/stand vardı. Gün boyunca vakit geçirilebilecek güzel bir ortam hazırlanmış. Malesef ben erken gelemediğimden faydalanamadım. En çok muz yiyemediğime üzülüyorum.

4. Start çizgisi organizasyonu çok güzeldi. Çizgiye geldiğim anda bütün sorunları unuttum.

5. Yönlendirmeler olumluydu. Alana girerken, çizgiye giderken, yarıştan sonra alandan çıkarken tereddüt yaşanmadı. Böyle büyük kalabalıkları yönlendirmek zor olsa gerek.

 

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 11. Bölüm (Kemerhisar “Tyana” – Pozantı)

Erken uyandım ancak yorgun hissettiğim için tekrar uyudum. 7 gibi uyandım. Uyanınca biraz kulübede asılı duran tanburu kurcaladım.

Fevzi abinin dün gece gösterdiği dolaptan kahvaltılıkları çıkarıp birşeyler atıştırdım. Cihazlarımı şarja taktım. Herşey şarj olduğunda hazırlanıp çıktım. Yol düz gibiydi ancak hızlanmak istediğimde 15 km/sa üzerine çıkamadığımı anlayınca yokuş çıktığımı farkettim. Hafif eğimli ancak uzun yokuşlar başlamış, anadolu düzlükleri artık geride kalmıştı. Sıcak çok bastırıyordu, su bulama sorunu yaşamaya başladım. Şarap içtiğinden midir bilmiyorum ama çok halsiz hissediyordum. Tepemde yırtıcılar süzülüyordu.

IMG_7509

Molalar vererek ve çeşme arayarak devam ettim. Yol kenarında gördüğüm bir mezarlığa girdim. bütün çeşmeleri denedim. Sonunda mezarlığı ziyarete gelen birilerine sorduğumda köyde su olmadığını söylediler. Mecburen tekrar bisiklete dönüp devam ettim. Bir geçide yaklaşırken bir sürünün bir yalak etrafında toplandığını gördüm. Evet su bulmuştum!

IMG_7513

IMG_7516

DCIM101GOPRO

Bu sırada sürünün çobanı seslendi. O da yol kenarındaki bir ağacın altında oturmuş gölgede dinleniyordu. Suluklarımı doldurduktan sonra yanına gittim. Közde çay demlemişti. Ramazan Abi, bana çay, zeytin, peynir, ekmek ikram etti. Uzunca bir süre oturup sohbet ettik. Kendime gelince vedalaşıp ayrıldım.

DCIM101GOPRO

Yokuşlar zorlayıcı oluyordu ancak kısa sürede bir yerleşime ulaşmak konusunda kararlıydım. 1600 metrelik bir geçit aştığımda ulaştığımda çok uzun bir inişe başladım.

IMG_7524

İniş çok sert değildi ancak çok mesafe katediyorum derken Aksaray yoluna ulaştım. Artık sağımda toroslar vardı.

IMG_7528

Bir petrol ofisine girip yol bilgisi aldım. Öğrendiğime göre Çiftehan benim aradığım yerdi. 20-25 kilometre vardı önümde ve yol yokuş aşağı olduğundan bisiklet kendi kendine gitti. Trafik yoğun. Çiftehan’da bir kahvehane buldum ve oturdum. Burada internet bağlantısı çok kötü…

IMG_7530

IMG_7534

 

Aksaray yoluna bağlandığım anda Akdeniz sıcağını hissetmeye başlamıştım. Hava çok nemliydi. Yola girdiğim anda kendimi anormal bir sıcak esinti içinde bulmuştum ve yokuş inmeme rağmen tüm vücudum yapış yapış olmuştu…

Çiftehan’da uzunca bir süre oturduktan sonra ayrılırken kahvehanenin önünden iki elma aldım. Çaylar benden, elma onlardan oldu. Kahvehaneyi çalıştıran abinin tavsiyesiyle Pozantı’yı geçip Tekir Yaylasında konaklamaya karar verdim.

Yolun buradan sonraki kısmı yine yokuş aşağı gidiyordu ancak bir süre sonra pedallamaya başladım. Yüksekleri sisli toroslar etrafımı çeviriyordu. Dağlar Antalya’yı çağrıştıyordu.

IMG_7546

IMG_7549

IMG_7551

Pozantı’ya yaklaştıkça yoldaki karmaşa artıyordu. Hızlı trafik, yol kenarına park etmiş araçlar, tırlar… Bir de Suriye plakalı arabaları görmeye başlayınca iyicene çekinir oldum.

Ve karşı şeritteki bir araba beni görünce benim şeridime girip üzerime sürdü… Yıllarca doğuda yadım ve doğuya doğru ilerledikçe bu tip şeyleri normal karşılamak gerektiğini biliyorum.

Pozantı tabelasını görünce durup fotoğraf çektim. Devam edip bir market buldum. Markete girdim ama bu defa dışarı çıkmak istemiyorum. Çünkü çok sıcak. Soğuk bir içecek ve çadırda yemek için birkaç parça abur cubur aldım ve dışarı çıktım. Bir şekilde bu sıcağa alışmam gerekiyordu.

IMG_7552

IMG_7560

Pozantı’dan Tekir’e doğru devam ettim. Bir kaç kilometre gittikten sonra etrafta çadır kuracak yerlere bakınarak gitmeye başlamıştım. Çadır kurmak için ideal yerler vardı. Ayrıca tavsiye almıştım ama Tekir’in nasıl biryer olduğu hakkında kendi şahsi bir fikrim yoktu. Yokuş çıkarken vites düşürdüm. Bu sırada arka arttırıcıdan bir ses geldi ve jant tellerin gıcırtısını, çatırtısını duydum. Ciddi bir sorun olduğunu anlamıştım. İnip baktığımda arka attırıcının janta girip 180 derece döndüğünü gördüm. Kadro kulağını da yamultmuş, bağlantı vidasının dişlerinin bir kısmına zarar vermişti. Yani bisiklet artık gidemeyecek halde…

20140731_104832

20140731_130442

Oysa ki bir gün sonra (yarın) Adana’daki arkadaşıma ulaşmayı planlıyordum. An itibariyle sorunlu bir bisikletle baş başa kalmıştım.

Bisikleti yol kenarına alıp sorunu detaylıca inceledim. Arka attırıcının yamukluğunu benim düzeltebilme şansım yoktu. Çünkü yanımda pense yoktu. Bisikleti yokuş aşağı gidebilecek hale gatirmek için zincirini söktüm. Bu şekilde yokuş aşağı geri dönerek yanından geçmiş olduğum kum ocağına ulaştım. İçeride bir amca gördüm. Durumu anlatıp pense istedim. “Valla olsa verirdim herkes gitti, kamyonlar kilitli” dedi. Ardından ben konuşamadan aynı cümleyi 2 kere daha tekrarlayınca burada işimi halledemeyeceğimi anladım. Tekrar bisiklete atlayıp Orman Yangını İlk Müdahale Ekibinin yanına gittim. Sağolsunlar yardımcı oldular. Penseyle arka attırıcı ve kadro kulağını düzeltip bisikleti yokuş çıkabilecek hale getirdik. Vites değiştiremiyordum ancak yokuş çıkabiliyordum.

Bu şekilde bisikletin bozulduğu yere kadar tekrar pedalladım. Bu esnada bu vitesle yokuş çıkılmayacağına karar verdim. İşi yarına bıraktım. Moralim çok bozulmuştu, bisikleti hiç umursayacak durumda değildim. Çadırımı kurdum, bisikleti hiç dokunmadan öylece bırakıp çadırıma girdim. Artık planım herhangi bir şekilde Adana’ya ulaşmaktı. Maddi durumumu göz önüne aldığımda “benim için tur bitti” diye düşündüm.

Günlük İstatistikler

TRP 79.86

TOT 10510

TRPTM 5:16:13

AVG 15.15

MAX 67.34

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 10. Bölüm (Niğde – Kemerhisar “Tyana”)

Sabah yorgun olduğumdan önceki günlere göre zor uyandım. Hazırlandıktan sonra Niğde’ye inmek için kendimi yokuş aşağı bıraktım. Ve nihayet Niğde’de idim.

DCIM101GOPRO

Bir pastanede oturup çay içtim ve poğaça yedim. Sonrasında etrafı turlayıp kendime yeni birer short ve t-shirt aldım. Daha önce yemek yediğim bir mekanı aradım. Buldum ancak artık lokanta değil cafe olmuştu. Dondurma yedim ve ayrıldım. Dürüm yiyerek karnımı doyurdum. Dürümde kullanılan ekmek çok hoşuma gitti. Sıradan lavaşlar gibi değil.

Bisikletimle Niğde’den ayrılıp aquaparka gitmeye karar verdim. Ücret 20 tl idi. İlk defa aquaparkta idim. Yürüdüğüm bir esnada önümde kaymak için kullanılan naylonu son anda gördüm ve kendimi basmaktan alıkoyamadım. Ayağım kaydı ve üstü açık bırakılmış su kanalına girdi. Tabi bu esneda kanalın sivri kısımları ve plastik ızgara ayağıma zarar verdi. Kanadığını farkedince ilkyardım malzemelerimi alıp pansuman yaptım. Hem alttan hem üstten yaralanmıştı. Hayalim suya düşmüştü. Birkaç saat yatıp yaranın kurumasını bekledim.

Gopro’yu alıp tekrar kaydıraklara çıkan merdivenlere yöneldim. Video kaydını açıp kendimi aşağı bıraktım. Hızlanınca gopro aklımdan çıktı. Suya düşerken bilinçsiz olarak gopro yu bıraktım. Sürüklendiğimden dolayı da tekrar alabilme şansım olmadı. Resmen kayıptı! Yukarıda da konuşmuş olduğum deniz gözlüğü kullanan bir çocuktan yardım istedim ancak su çok bulanık olduğundan havuzun dibini göremiyordu. Kaydıraktan kaymaya devam edenler olduğu için de bulmam zorlaşıyordu. Ayaklarımla zemini taradım ve kaydığım kaydırağın yakınlarında gopro ayağıma geldi. Elime aldığımda video kaydı üç dakikayı geçmişti bile.

#fun #relaxation #holiday #rest #aquapark #aqualand #nigde #turkey #gopro #lost

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Kapatıp yüzme havuzuna girdim ve orada da video, fotoğraf çektim. Havuzdan çıkış saati yaklaşırken duş alıp ayrıldım. Bu esnada ayağımın düşündüğümden kötü yaralandığını farkettim. Sol ayak tabanımdaki yaradan dolayı ayağımı yere normal bir şekilde basamıyordum. Üstteki yara ise ayakkabı giyip çıkarırken canımı çok yakıyordu. Neyse ki bisiklet sürüşümde bir sorun yoktu.

Bisiklete binip yola çıkmıştım ki arka freni sıktığımda hiç tutmadığını farkettim. Bisikletten inip baktığımda arka sol pabuç kartuşunun düşmüş olduğunu gördüm. Pabucu sabitleyen ince teli arka tekeri kolay söküp takabilmek için sökmüştüm. Bu da bisiklet geriye doğru giderken frenleme yapıldığında pabucun yuvadan çıkmasına neden oluyordu. Bunun sonucunda da kendimi bayram günü, arka pabuçsuz bir şekilde toros dağlarına yol alırken buldum.

Geri dönüp aradım ancak bulamadım. Moral bozukluğu ile Bor’a bisikletçi aramaya gitmeye karar verdim. Henüz birkaç kilometre gitmiştim ki bu defa arka lastiğim patladı. Sol ayağım yara, bisikletin arka freni kullanılmaz halde, saçma sapan bir kavşakta patlak lastikle uğraşıyorum, hiç suyum kalmadı ve bir an önce kendime kalacak bir yer bulmalıyım… Bor’a giderken kırmızı ışıkta geçince önümde giden polis arabası durdu. Neyse ki sadece bakmakla yetindi.

Son olarak Bor’a vardığımda bisikletçiler kapalıydı. Suluklarımı doldurdum. Herşey biranda üst üste gelmişti. Oyalanmaya niyetim yoktu. Yoluma devam edip yoldan pabuç bulmaya çalışacaktım.

Bor’dan çıkışta Adana yolunu sorup emin oldum. Kemerhisar çıkışında yol ayrımı vardı.

DCIM101GOPRO

Otoyola girmemek için eski yola saptım. Eski yola döndüğüm esnada birisi seslendi arkamdan. Geri dönüp yanlarına gitti. Şarap içiyordu üç kişi. Çadır kuracak yer aradığımı söylediğimi burada kal dediler. Şarap ikram ettiler saatlerce konuştuk. Alkol kullanmasam da ısrarlarla başedemeyince üç bardak şarap içtim. Ayağa kalktığımda dengemi sağlamakta zorlanıyordum.

DCIM101GOPRO

Yaşlı olanın adı Fevzi idi. Nam-ı diğer Kör Fevzi. Fevzi Abi bir yakının bisikletçi olduğunu söyledi ve arayıp pabuç sordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde akrabası gelip bir çift pabuç taktı bisiklete. Bunu da halletmiştim. Fevzi Abi ve arkadaşları (Adem, irfan) gittiğinde ben de yatıp uyudum.

İşler sarpa sarmaya başlamış ancak sonradan tekrar yoluna girmişti. Ev rahatlığına kavuşmanın ve pabuç sorununu halletmenin rahatlığı ile güzel bir uyku çektim.

Günlük İstatistikler

TRP 44.90

TOT 10429

TRPTM 2:29:50

AVG 17.99

MAX 48.31

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 9. Bölüm (Narlıgöl – Ihlara Vadisi – Niğde)

20140728_054147

IMG_7349

Sabah kalkınca biraz yorgunluk vardı üzerimde oyalandım. Yola çıktığımda saat 7.30 du. Doğrudan Ihlara’ya sürdüm yol üzerinde bir yeraltı şehri tabelası gördüm. Tabelayı takip ettim ve bir yokuş çıkarak köye ulaştım. Yeraltı şehrine giden yolun daha da yukarı devam ettiğini gördüm. Yokuş çıkmamak için ve saat nedeniyle kapalı olabileceğini düşünerek gitmekten vazgeçtim. Güzelyurt yol ayrımında bir petrol istasyonuna girdim. Biraz dinlenip çalışanlarla sohbet ettim. İstasyonda duş imkanı vardı. Ihlara vadisini gezdikten sonra geceyi geçirmek için buraya dönmeye karar verdim. Sonra da Güzelyurt üzerinden Niğde’ye geçmeyi planlıyordum. Bu planımı Ihlara’da değiştirdim.

IMG_7379

Ihlara’ya devam ettim. Yol genel olarak düz. Bazı yerlerde hafif yokuşlar var. Ihlara’ya yaklaşırken Hasan Dağı selamlıyor yolcuları.

DCIM101GOPRO

IMG_7373

Ihlara’ya inen yolun son bölümde eğim oldukça sert. Ihlara oldukça hoş ve eski biryer. Meydanı var ve etrafı kahvehanelerle çevrili. Bir kahvehaneye girip oturdum. Burada birşeyler içtim ve tabletimi şarj ettim.

20140728_095448

Eşyalarımın bir kısmını ve bisikletimi kahvehaneye bırakıp yemek yiyecek birşeyler aramaya gittim. Açık biryer bulamadım. Yiyecek biryer aradığımı gören bir bakkal beni çağırdı. Bakkaldan ekmek ve peynir aldım. Yan taraftaki kahvehaneden çay söyledim. Sonrasında tabak ve bıcak buldum. En son da bakkaldan domates aldım. Hiç yoktan kendime sofrayı kurmuştum bile. Karnımı bir güzel doyurduktan sonra yardımcı olanlara teşekkür ederek ayrıldım.

IMG_7391

DCIM101GOPRO

IMG_7393

Ihlara vadisinin girişini ararken karşıma iki tabela çıktı. Bir tanesi Ana girişi diğeri ise bisikletimin ve eşyalarımın bulunduğu aşağıdaki kahvehanenin yakınlarındaki girişi gösteriyordu. Ana girişe giden tabelayı uzunca bir süre takip ettim. Giriş kapısını bulduğumda kapının bayram nedeniyle 13:00’te açılacağını gördüm. Oturup beklediğim sırada orada oturmakta olan bir adam başkasına “kapı kapalı, gruplar çitlerden atlayıp”geçiyor deyince aklımda ışık yandı. Grup beklemeye başladım. Ne de olsa herkes beni turist sanıyordu. Şansıma uzak doğulu bir grup geldi. Ben yine de karıştım araya ve girdim. Vadiye girince Ihlara’ya ulaşmak için doğruca güneye yöneldim. Bir tane kilise ve bir mağara haricinde patikadan sapmadım. Bir kaç yerde kısa videolsr çektim ve birkaç yerde de oturup dinlendim. Tekrar merkeze ulaşıp kahvehaneye girdim. Şarjı yarıya inmiş olan kameramın bataryasını şarja taktım.

IMG_7401

IMG_7396

IMG_7411

IMG_7420

3 gibi Ihlara’dan ayrıldım amacım önümdeki yokuşların çıkabildiğim kadarını çıkmaktı. Ihlara’nın sert yokuşunu çıktıktan sonra Ilısu yoluna saptım.

IMG_7427

IMG_7430

Buradan yokuşları çıkarak Çiftliğe ulaştım. Giderken yine yolu şaşırıp yok yere bir daire çizdim. Herkes “hello” diyordu. Cevap verdiğim küçük çocuklar ise “money, money” diyorlardı. Çiftlik ilçeymiş bilmiyordum. Hızlıca dürüm yiyerek yokuşlara devam etmeye karar verdim.

IMG_7442

IMG_7453

IMG_7460

Çok zorlanmadan geçide ulaştım. Geçit uzunca bir cadi şeklinde devam ediyordu.Karşıya ulaştığımda bu tarafa güneş ışığı düşmediğini gördüm, karanlık çökmüştü.

IMG_7471

Geçit hatırası.

DCIM101GOPRO

Geçitte köpekler önümü kesti, bir arabanın araya girmesiyle geçip gittim. Geçitte güzel yeşil bir düzlük vardı, ancak havanın soğuk olması nedeniyle inebildiğim kadar aşağı inmeye karar verdim. Karşımda Aladağları görebiliyor, birkaç zirveyi seçebiliyordum.

IMG_7482

IMG_7495

GOPR8123-1

İnişte iyice hava karardı. Kamp için uygun birkaç yer gördüm ancak ciddi soğuk vardı. Zaman kaybetmemek için kafa lambamı ve kaskımı bile takamadım. Hava karardıkça iniş daha gergin bir hal alıyordu. Arabalar farlarını yakmıştı artık. Niğde’ye 10 kilometre kala, karanlığın içinde gözüme biryer kestirdim ve hızlıca çadırımı kurup yerleştim.

Günlük İstatistikler

TRP 81.08

TOT 10384

TRPTM 5:57:26

AVG 13.60

MAX 58.76

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 8. Bölüm (Ürgüp – Yeraltı Şehirleri – Narlıgöl)

Güne başlarken; Halfeti’de yaşanan motorcu cinayeti nedeniyle bugün turumun yönünü Ihlara, Niğde, Adana olarak değiştirdim. Bunun sonucunda Kayseri’ye doğru devam eden rotamı tekrar Aksaray’a çevirdim.

IMG_7220

 

Erken saatte balonların sesine uyandım. Muhtemelen yakınlarıma iniş yapıyorlardır diyerek düşündüm. Kalkıp çadırdan dışarı baktığımda sinekliklerdeki garip farkettim. Bir sürü karınca sinekliklere doluşmuştu ve yiyorlardı. Sinekliklerde delikler vardı. Sinek kovucu spreyi sıkınca bir kısmı öldü. Bir kısmı ile de ben uğraştım. Çadıra çok zarar vermişlerdi. Sinekliği açtığımda tura çıktığım gün aldığım yeni ayakkabılarımın da karıncalar ile kaplı olduğunu gördüm. Vura vura onları da temizledim. Çadır ve ayakkabılarımdakileri temizleyince dağılmaya başladılar. Çadırın kapısını kapattım ve dışarı çıktım. Yakınlarıma inen bir balonu izledim ve fotoğrafını çektim. İnişleri kalkışları kadar sakin olmuyor. Adeta çuval gibi sürüklenerek iniyorlar.

IMG_7223

Çadırıma geri toparlanıp yola koyuldum. Kısa bir süre sonra yolda bir tabela gördüm. “Gomeda Vadisi” yazıyordu. İsim çok tanıdık geldi. Tabelayı okuyunca kendimi Karadeniz yaylarında birine adres sorarmış gibi hissettim. Evet isim çok tanıdıktı. Tabletimden araştırdım. Bölgede mübadele öncesinde Karadenizde olduğu gibi Rumlar yaşamaktaymış. Bu nedenle sanıyorum isimler arasında benzerlik kurabildim.Yani ismin Rumca olduğunu düşünüyorum. Tabiki bunlar şahsi düşüncelerimdir. Vadi uzun olduğu için girmemeye karar verdim ancak bir sonraki gelişimde gezmek istediğim yerlerin başında geliyor artık.

IMG_7232

Çok sert olmasa da uzunca süre yokuş çıktım. İlk olarak Ayvalı’ya vardım. Eski bir köydü evleri hoşuma gitti. Fotoğraf çekip devam ettim.

IMG_7236

IMG_7238

Çıkışındaki bir çeşmede mola verip gofretimi yedim. Yokuşlar artık biraz daha sertleşmişti. Sonuç olarak bir ovaya ulaştım.

DCIM101GOPRO

Çilek bahçesi vardı ancak etrafta kimseyi göremedim çilek isteyebilecek.

DCIM101GOPRO

Planım Derinkuyu yönüne gitmekti ancak tabelaya vardığımda Kaymaklı ve Derinkuyu yönlerini gösteren okların kazındığını gördüm. Yakınken Mazı’ya gidip yeraltı şehrini ve kaya mezarlarını görmek istedim. Bundan önce bir camide durup suluklarımı doldurdum.

IMG_7249

IMG_7245

Mazı meydanına vardığımda yeraltışehrinin tadilatta olduğunu gördüm. Tam köykahvesine yönelmiştim ki içeriden biri seslendi. Gittim ve açık olduğunu ve gezdirebileceğini söyledi. Şerafettin abiyle uzunca bir süre yeraltı şehrini ve mezarları gezdik. Sonrasında da köy kahvesinde çay içtik. Günlerdir duş alamamıştım ve bu konuda bana yardımcı oldu. Ayrılırken bahşiş konusunu açıncs 5 tl ile durumu kurtarabildim.

IMG_7252

IMG_7264

IMG_7277

IMG_7288

IMG_7289

IMG_7296

IMG_7302

IMG_7307

IMG_7311

IMG_7320

Sonrasında geldiğim yolun bir kısmını geri dönerek diğer yolu takip ettim ve Kaymaklı’ya ulaştım. Buradaki yeraltı şehrini Müzekartım ile ücret ödemeden gezdim. Ayırt edici bir özelliğini göremedim.

IMG_7333

IMG_7335

DCIM101GOPRO

Sonrasında tekrar bisikletime atlayıp Derinkuyu’ya gittim. Burası zaten bildiğim biryerdi. Müzekart geçerli olduğu için yeraltı şehrini tekrar gezdim. Bölgeye gidenlere tavsiyem Mazı yeraltı şehrini görmeleridir. Şuan tadilatta ancak bahşiş ödeyerek gezebiliyorsunuz. Özellikle Mazı’nın bacalarında (asansör sistemi) tırmanmadan dönmeyin derim. Bu sistemi Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirlerinde göremedim. Tadilat tamamlandığında bu bölümlerin güvenlik nedeniyle ziyarete kapatılması sürpriz olmaz.

Sabahtan beri gofret yiyerek yolculuk ettiğim için güzel bir market alışverişimi yaptım ve bir kahvehanede aldıklarımın bir kısmını yedim, tabletimi şarj ettim. Bu sırada internetten rotamı ve yolum üzerinde olan Narlıgöl’ü araştırıp kamp şansımı orada denemeye karar verdim.

20140727_152227

Hafif yokuşlar çıkarak ulaştım ve hoşuma gitti. Yol üzerinde karşı yönde çilek satıldığını gördüm. Yanlarına gidince tur hakkında konuştuk kısaca. Kasa çileğin 10 tl olduğunu öğrenince ziyan olmasın diye çeyrek kasa vermelerini rica ettim. Ücretini ise kabul etmediler. 2,5 tl için sevinilmez ancak böyle yardımsever insanlarla karşılaşınca insan ayrı bir mutlu oluyor yollarda. İçim kıpır kıpır enerji doldu ve tekrar selamlayıp yoluma devam ettim.

DCIM101GOPRO

IMG_7343

Narlıgöl yoluna kadar rota güzel ve zevkli.

IMG_7345

DCIM101GOPRO

Narlıgöl tabelasından sapınca ise kendini hissettiren bir yokuş var. Ayrıca bu yol üzerinde iki adet jeotermal otel bulunmakta. Narlıgöl krater gölüydü ve jeotermal alan. Yokuşu çıkıp gölü gördüğümde karşı kıyının kamp için uygun olduğunu gördüm. Güzel bir manzara için yarın güne yokuşla başlamayı göze aldım ve gölün karşı kıyısına doğru inen yolu takip ettim. İlk başta oldukça kalabalıktı. Mobiletleriyle gelen genç tayfa, kuş modeli ve beyaz renkli arabalarının kapılarını açıp son ses arabesk müzik dinleyen iki amca, çocuklarını göre sokmak için gelen gurbetçiler, üstünde branda gerili kamyonetleriyle günlerdir burayı mesken tuttukları belli olan aile… Bir süre ayaklarımı suya soktum, girmeye çekindim. Su bulanık görünüyordu. Bazı yerlerde suyun içinde baloncuklar yükseldiğini görebiliyordum. Göl kuytuda kaldığından kısa süre içerisinde güneş kayboldu. Ben de hemen çadırımı kurup malzemelerimi yerleştirdim, deniz şortumu giyip göle koştum.

DCIM101GOPRO

DCIM101GOPRO

20140727_191658

Gece hava çok serindi. Neredeyse tuluma girecektim. Ortamın çok ıssız olmasından dolayı ilk başta tedirginlik yaşasam da kesik kesik ancak verimli bir uyku çektim.

Kapadokya’da üç gündür kısa mesafe pedallamam nedeniyle dinlenmiş durumdaydım. Bu nedenle boş gün bırakmadan yoluma devam edebilecektim.

Günlük İstatistikler

TRP 74.35

TOT 10303

TRPTM 5:23:23

AVG 13.79

MAX 53.37

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 7. Bölüm (Rose Valley – Paşabağı – Avanos – Ürgüp)

IMG_7088

Sabah 05.00 gibi bir köpeğin havlama sesine uyandım. Uzunca bir süre havladı. Uyku sersemliliğimi üzerimden atımca etrafta gürültü olduğunu farkettim. Sürekli çalışan bir motor sesi gibiydi. Uyukladığım bir sırada çadırın içinin aydınlandığını ve araç seslerini farkettim. Benim olduğum bölüme de iki tane balon getirmişlerdi.

IMG_7048

IMG_7050

Matımı ve kameralarımı alıp dışarı çıktım. Balonları önce vantilatör kullanarak hava ile doldurdular. Sonrasında ise içerideki havayı ısıtarak kaldırdılar ve uçtular. Alçak uçarak tam üzerimden geçen bir balon kaptanı ve yolcularla selamlaştık! Balonları bir süre izledikten sonra ben de çadırıma geçip hazırlanmaya başladım.

IMG_7055

IMG_7060

IMG_7069

IMG_7071

IMG_7081

IMG_7084

İlk olarak Çavuşin kilisesine uğradım, görünüşe göre kapalıydı.

IMG_7093

Sonrasında “Paşabağı” tabelasını görüp toprak yola saptım. Paşabağı ücretsiz gezilebilen biryer. Üzüm bağları ve peri bacaları birarada. Ücretsiz olmasından olsa gerek bölge kirli. Yerdeki çöplerin bazılarında japonca karakterler olduğunu farkettim. Yabancılar da bize uymaya başladılar galiba. Etrafta çöp kutusu, poşeti gördüğümü de hatırlamıyorum ayrıca.

IMG_7096

IMG_7104

IMG_7106

IMG_7111

IMG_7115

IMG_7118

IMG_7124

IMG_7125

IMG_7129

Ardından tekrar bisikletime atladım ve Zelve’ye gittim.

DCIM101GOPRO

Beklediğimden çok daha güzel çıktı. Üç vadiden oluşuyordu. Rotalar üzerinde bilgi veren taşlar mevcut. Yazıt gibi. Bu sayede detaylı olarak gezilebiliyor. Göreme gibi canlı freskler yoktu. Ancak benim ilgimi çeken üçüncü vadideki yerleşim yerinin 1952 ye kadar köy olarak kullanılmış olmasıydı. Görkemsiz olsa da kayalara oyulmuş bir cami de var.  Kapadokya’da yaşamın nezman başladığı net olarak bilinmiyor ancak zelve’de ne zaman son bulduğu biliniyor.

IMG_7134

IMG_7144

IMG_7150

IMG_7158

IMG_7166

IMG_7173

IMG_7169

IMG_7178

Zelve’den sonra Avanos’a gittim. Avanos’tan beklentim yoktu ancak çok beğendim. Ortasından geçen ırmağı çok güzel değerlendirmişler. burada saat 15:00’e kadar bir kahvehanede ve Mc Donalds’ta vakit geçirdim.

20140726_111822

Sonrasında ise Ürgüp’e gitmek üzere yola çıktım. Başlangıcında %10 yazan efsane, uzun bir yokuş çıktım bence %10 değildi.

DCIM101GOPRO

Sonrasında da yine aynı eğimde yokuş indim ancak iniş mükemmeldi. Çok güzel virajlar vardı ancak GoPro takılı değildi.

Ürgüp’e varınca bir süre Tourist Information aradım. Bulmakta çok zorlandım. Bulduğumda ise pek işime yarayacak bir harita elde edemedim. Merkezi turlarken adını duyduğum (Forsquare aracılığı ile) bir pastane gördüm ve durup dondurma yedim. Sonrasında günü sonlandırmak için Mustafapaşa’ya doğru pedalladım.

Hava çok kötü olduğu için kendime en az bir saat mağara türü bir kapalı alan aradım. Zor da olsa bulabildim ve içine çadırımı kurdum.

20140726_184359

(Zelve’den sonra çektiğim tüm fotoğraflar iso ayarından dolayı beyaz patlamasına kurban gitti.)

Günlük İstatistikler

TRP 39.51

TOT 10229

TRPTM 3:28:00

AVG 10.87

MAX 53.37

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 6. Bölüm (Uçhisar – Ortahisar – Sunset Point – Göreme – Çavuşin – Rose Valley)

IMG_6897

IMG_6896

Sabah uyandığımda ilk olarak bisikletime baktım. Yerinde duruyordu. Sonrasında kafamı kaldırıp daha ileriye baktım. Gökyüzünde birşeyler uçuşuyordu, balonlar! Daha önce fotoğraflarda görmüştüm ancak karşılaşabileceğim hiç aklıma gelmemişti. Hafif güneş ışığında manzara bir tablo gibi görünüyordu.

Toparlandım ve 07.00’de yola çıktım. İlk olarak video kaydetmek için güvercinlik vadisinin üzerinden geçen yolu aşağı doğru takip ettim. Uçhisar kalesini ve Hotel Othello’yu yine görüntüledim.

IMG_6900

IMG_6904

Sonrasında anayola doğru pedallamaya başladım. Anayola kadar yokuş var. Bu sırada römork ile balonları taşıyan araçlar karşımdan geliyordu. Anayola çıkınca Ürgüp yoluna saptım. Kısa bir yokışun ardından uzunca iniş başladı ve bunun sonunda Ortahisar’a vardım. Şehir merkezine, ardından da kaleye yöneldim. Henüz açılmamıştı. Saat 7.55 idi ve açılış saati 08.00 yazıyordu.

IMG_6910

IMG_6914

Bir kahvehane buldum ve çay söyleyip oturdum. İki kasa poğaça ve simit vardı. Kahvehane sahibi amcadan izin isteyip tabletimi ve goproyu şarja taktım. Çay ve poğaçalarla karnımı doyurduktan sonra eşyalarımı burada bırakıp kaleye gittim.

IMG_6941

Kaleye çıkış maceralı. Boşluk hissi inanılmaz. Zincirlerle, merdivenlerle yol güvenli hale getirilmeye çalışılmış, ayrıca duvarlardaki çatlaklara yerleştirilmiş harekete duyarlı sensörler vardı. Kalenin tepesinde manzara Uçhisar kadar olmasa da güzel. Oturup vakit geçirdim, fotoğraf ve videolar çektim.

IMG_6921

IMG_6923

IMG_6925

IMG_6928

IMG_6938

Kaleyi gezdikten sonra tekrar kahvehaneye döndüm ve bir çay daha söyledim. Önüme haritayı açtım. Sıradaki hedef Göreme.

Göreme’ye giderken önce anayola ulaşmak için indiğim yokuşları çıktım. Nedense zorlayıcı olmadı ve sıcak etkilemedi. Anayola ulaşınca bir tabelayla karşılaştım. “Sunset Point” yazısı dikkatimi çektim. Bölgeyi panoramik izleme imkanı veren bu mekan daha önce dikkatimi çekmişti. Bir süre düşündükten sonra inmeye karar verdim. Yokuşlar inerek alana vardım. Bu sırada etrafta Çavuşin’e giden rotalar farkettim. Ancak görevlilerle konuştuğumda yüklü bisiklet için uygun olmadığına karar verdim.

Bir gölgeliğe bisikletimi bırakarak rotalarda birkaç km yürüyüş yaptım. Kilise tabelaları vardı ancak ben bulamadan döndüm. Yürüyüş açısından da çekici biryer Kapadokya.

IMG_6948

IMG_6949

IMG_6956

Döndüğümde kafeteryadan portakal suyu aldım ve indiğim yokuşları tekrar çıkmaya başladım. Bu defa sıcak inanılmaz bastırdı ancak yolda bir eşek solladım!

Anayola ulaşınca küçük bir yokuş daha çıktım ve hemen sonrasında Göreme tabelasını gördüm. Buradan sonra yokuş aşağı. Dik yokuşlar inerek Göreme Açık Hava Müzesine ulaştım. Göremenin hemen dibinde dairesel şekilde oldukça dik, kısa yokuşlar var. Bu sıcakta bu yokuşları çıkmak istemezdim.

DCIM100GOPRO

Girişe bisikletimi bırakıp içeri girdim. Burayı daha önce gezmiştim ancak değişiklikler vardı bu defa. Mesela heryer taş kaplanmış ve daha önce girebildiğim bazı yerler ziyarete kapatılmış. İçerideki bir kiliseye giriş ücretliydi ve müze kart geçmiyordu. Girmedim. Gezimin sonunda bir süre oturup dinlendim ve sonrasında müze dükkanını gezdim. Bu tarz dükkanları diğer müzelerde de gördüm. Çok hoşuma gitti. Müzelerin giriş – çıkış noktasında olan bu dükkanlarda o müzeye ve bölgeye ait hediyelik eşyalar satılıyor. Ben de Göreme temalı bir t-shirt almak konusunda çok kararsız kaldım ancak para durumumun kritik olmasından ve bisikletimin çok yüklü olmasından dolayı vazgeçtim.

IMG_6964

IMG_6966

IMG_6968

IMG_6970

IMG_6981

IMG_6986

IMG_6987

IMG_6992

IMG_6995

IMG_7001

Bisikletime atlayıp Göreme’ye gittim. Merkeze geldiğimde Tourist Information bürosunu bularak harita istedim. Şuana kadar edindiğim en özensiz harita! Bir marketten birşeyler alıp yemek için gölgelik bir piknik masasına oturdum. Burada uzunca bir süre dinlendim.  Yemek yedikten sonra bir süre oturdum ve ardından Göreme’den ayrıldım.

IMG_7015

Buradan sonra yokuş inerek devam ediyoruz. Yola paralel giden toprak yolu ve o yolda giden ATV’leri farkettim. O yola girip Çavuşin’e ulaştım. Varınca bisikletimi bağlayıp kaleye çıkmaya çalıştım ancak yukarı çıkan patika tehlikeliydi. Vazgeçtim ve fotoğraf çekip geri döndüm.

IMG_7027

IMG_7029

IMG_7034

Köy kahvehanesi aradım ancak yoktu. Muhtarlıkta oturan amcalar komisyonu kahvehane sorduğumda turistik kafeleri tarif ettiler. Tür olduğumu anladıklarından şüpheliyim. Yavaş yavaş gün sonu gelirken ben de çadır kurabilecek yer arayışına başlamıştım. Göreme’den gelirken yol üzerinde birkaç yeri gözüme kestirmiştim. Toprak yola doğru giderken yolda “Gül Vadisi (Rose Valley)” tabelasını gördüm. Bir satıcıdan da bilgi aldım ve bisikletle “bayaaa” gidebileceğimi söyledi. Daha önce de ismini duyduğum biryer olduğu için bu yöne sapmaya karar verdim.

IMG_7036

IMG_7039

Önce bisikletle gidebildiğim yere kadar gittim ve etrafı inceledim. Dönüşte ise giderken gözüme kestirdiğim düz alanlardan birine saptım ve çadır kurabileceğim yeri buldum; eski bir kilisenin içi!

DCIM100GOPRO

Günlük İstatistikler

TRP 28.30

TOT 10189

TRPTM 2:40:08

AVG 10.60

MAX 65.50