Vodafone İstanbul Maratonu 2014 – Benim Hikayem

İstanbul Maratonuna katılma kararım aylar öncesine dayanmaktaydı. Konya – Kapadokya – Adana – Antalya turumu bitirip İstanbul’a döndüğümde düzenli koşmaya başlamış, İstanbul Maratonunu araştırmış ve Maraton kategorisinde online kayıt yaptırmıştım. Dağcılık ve bisikletçilik ile ilgilendiğim için mesafe beni korkutmuyordu. Zorlansam da tamamlayabilirdim. Bu durumda önemli olan süre sınırıydı. Antrenmanlarım sırasında birçok defa “keşke yarımaraton mesafesi olsaydı” dedim. Tek amacım 5 saat 30 dakika içinde bitiş çizgisine ulaşmak olacaktı.

İlk birkaç koşum bilinçsizce yapılmış koşulardı. 5-7 kilometrelik ilk koşularımın ardından sürelerimi, antrenman notlarımı tutmaya ve telefonumda herhangi bir gps tracking programı kullanmaya karar verdim. O zamana kadar hoşuma giden ayakkabılarımın benim için yanlış seçim olduğunu farkettim. İlk 15 kilometre denememde kardeşimin ayağına büyük gelen ayakkabısını kullandım. Koşmak için benim ayakkabımdan daha iyiydi ancak benim ayağıma küçük geldi. 15 kilometreyi tamamladım ancak ayağıma çok kötü vurmuştu. Ayaklarımın özellikle topuk kısımları kanlı bir şekilde su topladı, duşa girdiğimde ayağımdan kan sızdığını gördüm. Bu hatamdan dolayı iki hafta koşamadım. Acı bir şekilde yeni ayakkabı almam gerektiğini anladım. Araştırmalarım sonucunda Asics Gel Kayano 20 almaya karar verdim ve bir siteden indirimli olarak almayı başardım. Ayakkabılar elime ulaştğında evde giyip deneyebilecek durumda bile değildim. Koşamadığım bu süre boyunca internetten sürekli motivasyon amaçlı videolar izledim, yazılar okudum. Bunların inanılmaz faydası oldu. Koşamadım ancak mini stepper ile evde çalıştım. Yaralarım düzelmeye başladığında Nike Run İstanbul 7k yarışının olduğunu gördüm. Gidip kayıt yaptırdım. İlk yarışımdı ve koşu atmosferini çok sevdim. 7 kilometreyi 40:09 ile tamamladım.

Antrenmanlara başladığım ilk zamanlar çok yıpranıyordum. 5 kilometre bile ortalama tempomda koşsam ertesi gün koşamayacak kadar halsiz, isteksiz duruma geliyordum. Bunun nedeni vücudumun sürekli koşuya alışkın olmaması + dağcılık, bisiklette kullandığım beslenme ve sıvı almı şeklinin koşuda yetersiz hatta hatalı olmasıydı. Böylesine zorlanırken interval çalışması yapmayı hiç düşünmedim. Zaman ilerledikçe yol koşularında 6 dk/km ortalama yakalamaya başladığımı gördüm ve bu süre benim için çok güzeldi.

Tabiki takip etmek istediğim bir program vardı ancak üst üste koşamadığım için ben sadece programdaki uzun mesafelere odaklandım.

capture-20140904-232926

Vakit geçtikçe daha uzun mesafeler koşmaya başladım ve boş gün vermeden  koşabilecek seviyeye ulaştım. İlk defa 21.1 kilometre ve 25 kilometre mesafelerine ulaştım. İlk 30k denemem 28. kilometrede başarısızlıkla sonuçlandı. 5 gün sonra yaptığım ikinci denememde ise 20. kilometreye kadar gidebildim. Bu moralimi çok bozdu, 20. kilometreden sonra işler sarpa sarıyor, ben hala keşke yarımaraton mesafesi olsaydı diye söyleniyordum. Buna rağmen bırakmadım ve Geyik Koşusuna 28k kategorisine kayıt yaptırdım. Yarıştan önceki son antrenmanlarımda üç gün üst üste inişli çıkışlı 15 kilometrelik bir rotayı koştum.

Patikada hiç koşmamıştım ve patika koşusu ayakkabım yoktu. Ben de trekking – yaklaşım ayakkabımla koştum. Parkuru 3:40:38 ile tamamladım. Bu benim için çok umut vericiydi. Rotanın zorluğuna, sayılara ve yarış sonrasındaki durumuma baktığımda maratonu tamamlayabileceğime olan inancım arttı. Beni mutlu eden diğer bir olay ise yaş kategorisinde üçüncülük madalyası almam oldu. 4 kişinin katıldığı kategorimde son kilometreye kadar dördüncü olarak gelip, son bir kilometrede üçüncülüğü almışım 🙂 Yarış esnasında yeni almış olduğum nabız bilgisayarımı (HRM) denedim ve bundan sonraki antrenmanlarımda sürekli kullandım.

Geyik koşusunda moral bulmamla birlikte yarıştan üç gün sonra üç kez üst üste yarımaraton mesafesi koştum. İstediğim motivasyon seviyesine ulaşmıştım.  New Balance tarafından düzenlenen Büyükada koşusuna katıldım ve 11.2 kilometreyi 1:08:15 ile tamamladım. Yokuşlar beklediğimden daha zorlu olsa da hedefim olan 6 dk/km değerine yakındım.

#NBBüyükada #nbbuyukada #newbalancetr

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Artık yarış için gerisayım başlamıştı ve ben iki başarısız denememle sonuçlanan uzun mesafemi koşmak istiyordum. Yarıştan 12 gün önce bu defa 35 kilometre için yoldaydım. Bu defa bırakmadım ve 35 kilometreyi gözlerim dolu dolu tamamladım. 4 saat 10 dakikada sürmüştü. Bu, son 7 kilometreyi koşmak için elimde 1 saat 20 dakikalık bir sürem olduğu anlamına geliyordu. Artık tamamlayabileceğimden şüphem yoktu. Bundan sonraki günlerde sırasıyla 15 – 6 ve 5 kilometre koştum.

IMG_0084.resized

Maraton fuarına açılış gününde, açılış saatinde gittim. Yarış kitimden çıkan Tupperware su matarasına çok sevindim. Yarış t-shirt ü Adidas’ın üretimiydi ve beğendim. Fuarda birkaç kişiyle selamlaştık. Tanıyıp tanımadıklarını anlayamadım ama hoşuma gitti. Yarış standlarını gezip katalog topladım. Giyim bölümünde ise güzel malzemeler pahalı, ucuz malzemeler ise çok kalitesizdi. Gezintinin ardından ikram alanından muzumu ve meyve suyumu alıp fuardan ayrıldım.

Yarış kitimi aldıktan sonra fuardan ayrıldım yarış için yeni giysi almaya gittim. Koşarken jellerimi telefon taşımak için üretilmiş bel çantamda taşımaya karar vermiştim ancak kapasitesi çok yetersizdi. Bu yüzden bu çantaya takılabilen bir cep aldım. Aksi durumda evdeki cemaat tipi küçük çantalardan birini kullanmam gerekecekti. Artık sorunsuz bir şekilde yarışa hazırdım. Yarıştan önceki gece uyumakta zorlansam da sabah oldukça dinç uyandım.

Photo 16.11.2014 07 47 05.resized

Yarışa 1,5 – 2 saat varken alana ulaştım. Vaktimi gezinerek, izotonik alarak ve muz-kuruyemiş yiyerek geçirdim. Kapalı ve hafif rüzgarlı bir hava vardı. Vestiyer otobüsleri geldiğinde üşümemek için çantamı teslim etmedim. Son yarım saat kaldığında ise çantamdan seçtiğim yiyecekleri, bel çantamı, telefonumu, kulaklığımı alıp çantamı teslim etmeye gittim. Teslim sırasında büyük karmaşa vardı. Neyse ki otobüsümü bulup teslim edebildim. Hafif tempoyla birkaç dakika koşup biraz ısındım ve start çizgisinde kalabalığa karıştım. Beklediğim gibi siyasi konuşmalar olmadı ancak koşu bir anda tabanca atışıyla başladı. Başlangıçta şuan hatırlayamadığım beni rahatsız eden birşey oldu bu yüzden kulaklıklarımı taktım. Daha önce katıldığım yarışların hiçbirinde müzik dinleme ihtiyacı duymamıştım.

Yarışın başlamasıyla üzerinde fazlalık giysisi olanlar giysilerini yol kenarlarına attı. Dağcılık kulübünde yıllarca hayalini kurduğumuz teknik ceketleri yol kenarına atılmış halde gördüm 🙂 Köprü girişinde bir şeridin kapatılması nedeniyle sıkışıklık oldu ve yürüyerek ilerleyecek kadar yavaşladık. Koşuya odaklandığım için etrafın tadını pek çıkaramadım. Köprüyü geçtikten sonra bağlantı yolu ile Barbaros Bulvarına ulaştık. Koşanlara ellerini uzatan küçük turistleri hiç unutmayacağım. Koşu parkurunun çoğunda boş boş bakan pek çok insan ve destek veren çok az insan vardı. “Bitişte çikolata varmış”, “anne terliğinden kaçar gibi koş” yazılı tabelalarını gördüğümü hatırlıyorum. Kısa bir süre sonra Atatürk’ün bakışların eşliğinde Dolmabahçe Sarayının yanından geçiyorduk. Karaköyü geçtiğimi hayal meyal hatırlıyorum. O da yol kenarında destek veren bando sayesinde.

1511775_10152827889834906_7897929687086976185_n.resized

Galata köprüsünde de insanlar yol kenarına gelmiş koşuculara bakıyorlar (bkz: kazı yapan kepçeyi izleyen meraklı dayılar) , çocuklar ellerini uzatıyordu. Destek verenlerin neredeyse tamamı yabancılardı. Galata köprüsünü geçtikten kısa süre sonra 10k finishinin yanından geçtik ve Eyüp’e devam ettik. Karşı yönde engelli bir arkadaşımızı iterek koşan bal arısı kostümlü Yonca Tokbaş’ı ve Adım Adım koşucularını gördüm, çok güzellerdi. Burada da tempomu koruyabildim ancak çok sıkılmaya başlamıştım. Bilmediğim biryerdi ve ilgimi çeken birşey yoktu, bitmek bilmedi. Eyüp’ten döndükten sonra Unkapanı’da 15k parkurundan ayrılıp Yenikapı’ya yöneldik.

1002695_747947085279809_6289455033571448685_n.resized

Yarımaraton mesafesine kadar beklentimden daha iyi gittim. Hatta aklımda “acaba 4 saat civarı tamamlayabilirmiyim?” sorusu belirdi. 20. kilometre sonrasında olacakları tahmin edebildiğim için bu düşünceyi aklımdan sildim. Tam olarak beklediğim oldu. 20. kilometreyi geçtikten hemen sonra çok net bir düşüş yaşadım. Ben 21 ve 22 kilometre tabelalarını geçerken yolun diğer tarafında 37 ve 36 kilometre tabelalarını görüyordum. Yani o noktaya gelmek için önümde 16 kilometre vardı. Düşünmesi bile zorlayıcı geliyordu.

Kendimce yarışı etaplara bölmüştüm. Bu yarış içerisinde 20, 15, 5 ve 2.2 kilometre olmak üzere 4 yarış koştuğumu düşünüyordum. 20 çok güzel geçmişti. 15’i ise direnerek götürmeye çalıştım, son bölümde belim çok ağrıdığı için durup esneme hareketi yaptım. “Buralara daha önce hiç gelmemiştim. Hmm şurası Kazlıçeşme, burası TV stüdyosu. Şuradaki surlar ne güzelmiş. Karşıdan elitler geliyor, İtalyanların formaları ne güzelmiş!” derken mesafeler geçmeye başladı.

Koşu süresince ciddi su ve yiyecek sorunu yaşamadım. Yiyecek olsa bile bana kalmayacağını hesaplayarak jellerimi seçmiştim ancak sadece istasyonlarda bulunan elma ve muzlarla bile koşu tamamlanabilirdi. Guarana ve sodyum alabilmek için kendi jellerimden iki tanesini kullandım sadece. Su süngerlerinden de her seferinde faydalandım.

35. kilometreden sonra artık karanlık bir bölgedeydim ve farklı sorunlarla karşılaşabileceğimi biliyordum. Bir süre sonra sol topuğumdaki ağrıyı farkettim. Koşmama engel değildi bu nedenle devam ettim. Ağrı devam edince korktum ve bir süre yürümeye karar verdim. Saatime baktım, süre açısından sorunum yoktu. 40 kilometreye kadar kısa yürüme aralıklarıyla ve ağrıyan belimi esneterek koştum. Zihnimin bir köşesinde “Maraton koşuyorsun, ne olmasını bekliyordun? Devam et!” cümlesini tutuyordum ancak bunu hiç söylememe gerek kalmadı kendime. 40’a yaklaşırken yaşamakta olduğum -hafif- psikolojik eşiği aştım ve rahat bir şekilde koşmaya başladım. Ağrılarım da kaybolmuştu. 40. kilometreye ulaştığımda artık yarış gözümde bitmişti. “Gerekirse bir bacağımı elime alır, yine giderim” dediğim yerdeydim. Gülhane Parkı’nın nemli zemininde çınarlar arasında koştum. Acaba onlar da beni hatırlayacaklar mı?

1461849_747850145289503_1826310246239808373_n.resized

Parkın diğer kapısına ulaştığımda müthiş bir destekle karşılaştım. Bağıranlar, alkışlayanlar, elini uzatan insanlar… Ve bu destek bitişe kadar gidiyordu. Yokuşu aşıp dikilitaşların olduğu meydana ulaştığımda karşımda bitiş kapısını gördüm. Konfetiler patlamıştı ve yerler rengarenkti. Aylar süren ilk maraton yolculuğum bitiyordu. Destek nedeniyle çok motiveydim bu nedenle duygusuz bir bitiş oldu. Dönüp geldiğim yola baktım. Artık geride kalmıştı, buradan sonrası yeni bir başlangıçtı.

Elime bir poşet tutuşturdular. Herkesin şikayetçi olmasına rağmen yine madalyayı poşetin içine atmışlar. Barbaros Bulvarındaki tabelada yazdığı gibi poşette gerçekten çikolata vardı. Hem de antep fıstıklı.

Photo 16.11.2014 13 55 52.resized

Boş bir alan bulup esneme hareketleri yaptım, sonrasında kapalı bir alan bularak çantamdan çıkan suyu içtim. Otobüsten eşyalarımı alıp kuru giysilerimi giydim. Oturup izotonik içeceğimi içtim. Kısa sürede büyük ölçüde toparlandım. Madalyamı boynuma asıp yeni gelen koşuculara destek verdim. 5 saat 30 dakikanın hemen ardından bariyerlerin kaldırılması ve koşucuların insanların içinden koşmak zorunda kalması içimi burktu.

Artık yeni bir amacım var. Ultramaraton koşmak istiyorum.

Screenshot from 2014-12-01 18:00:27

Ben hazırlık sürecimde birçok yazı okudum, video izledim ve hedefime ulaştım. Umarım bu yazı da birilerinin harekete geçmesine ve hedefe ulaşmasına katkı sağlar.

NOT: Bu yazıda kullanılan imzalı üç fotoğraf ÇAFDER’in Facebook sayfasından alınmıştır. Güzel fotoğrafları ve emekleri için teşekkür ediyorum.

 

Advertisements

2 thoughts on “Vodafone İstanbul Maratonu 2014 – Benim Hikayem

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s