24. Gün Hisarçandır – Çitdibi – Geyikbayırı

Sabah çadırımın fermuarını açıp dışarı baktığımda büyük bir şok yaşadım. Ayakkabımın teki yerinde yoktu. Geniş bir alanı aradım, çalılıklara baktım yok. Aklımdan belki de köyde köpeği olanlara sormam gerek diye düşündim. Ayakkabımı bulamadım. Hisarçandır – Antalya yoluna çıkıp çaresizce çadırıma doğru yürümeye başladım. Bu sırada yolun ortasında duran kahverengi havlu dikkatimi çekti. Biraz yaklaşınca üzerinde duran aynk renkteki ayakkabkmı farkettim. Dil bölümünde küçük parçalanma vardı. Bir köpeğin işi olduğu belliydi. Biraz daha geç kalksam arabaların lastikleri altında param parça olacaktı…

Bu rota önce Çitdibi’ne, sonrasında ise Geyikbayırı’na gidiyor. Tek günde tamamlandığı taktirde bence zor bir rota. Ben de tek günde tamamladım.

Bazen yollardan, bazen patikalardan ilerleyerek dere yatağındaki baraja ulaştık.

20150603_083231

Dereye yaklaşırken sert toprak zeminde kayıp düştüm. Yere çarptığımda zarar görmüş olmaktan korktum ancak sağlam olduğumu anlamam uzun sürmedi. Debidi yüksek olan bu nehri işaretli rotadan geçmek tehlikeli olurdu. Biz baraj bendine benzeyen bir köprüden geçtik, büyük ve pürüzsüz kayalara tırmandıktan sonra patikaya bağlandık.

20150603_083434

Patikanın eğimi çok fazlaydı. Bacak kaslarımın sonuna kadar esnediğini farkedebiliyordum. Bu kısımdan sonra daha az eğimli patikalardan ve toprak yollardan geçerek asfalt yola ulaştık.

Buraya ulaşmaya çalışırken toprak bir yolun yukarısında çalışan bir iş makinası aşağıya kayalar yuvarladı. O sırada Nick aracın çalıştığı yerin altından geçiyordu. Bağırarak uyardık ve yolda zikzaklar çizmek yerine güvenli bir yerden dimdik yukarı çıktık.

Asfalt yola ulaştığımızda benim az suyum kalmıştı. Su kaynağı olan Çitdibi köyünün ise rota üzerinde olmadığını gördük. Ben şişelerimi doldurmam gerektiğini söyledim. Nick ve Bego devam etmemizi, kendilerindeki suyun yeterli olacağını söylediler ancak ben biraz da dinlenmek istediğimden Çitdibi’ne girmeye karar verdim. Bu onları son görüşüm oldu.

Çitdibi’nde bir saatten fazla vakit geçirdim. Yedim, içtim, güzelce dinlendim.

Tekrar rotaya girdikten birkaç km sonra yağmur başladı. Tepedeki harabelerde karşıma iki patika çıktı. İlk önce yanlış olana girsem de sonrasında doğru olana geri döndüm.

20150603_130319

Uzuuunca bir süre yükseldim.

20150603_133049

Güzel yaylalardan, çayırlardan, tarlalardan geçtim.

Küçük yerleşimlerden de geçtim ancak ne bir insan ne de su kaynağı gördüm. Yerleşimlerden sonra ormanda bir su kaynağı buldum ama güvenmedim.

Yükseldikçe yolun sonunu daha da iyi hissedebiliyordum. Son geçitte beni taşlara çizilmiş bir gülen yüz karşıladı.

DCIM100GOPRO
Son geçit; Karabel.

İniş keyifli başladı ancak kaybolmam uzun sürmedi. Ansızın kendimi sarp bir yamacın tepesinde buldum. İşaret bulana kadar büyük zikzaklar çizerek yukarı doğru yürümeye başladı. İşareti buldum ve tekrar rotaya bağlandım. Trebenna yakınlarında yeniden şiddetli yağmur başladı. Bundan sonraki kısım hep yağmurlu geçti.

Bir yerde yine talihsiz bir şekilde kayboldum. Rotayı tekrar buldum bundan sonra dikkatli giderim derken kendimi daha önce geçtiğim yerlerde buldum. Meğer rotaya ters girmişim… Eğim değişken olmadığından da yanlış yönde gittiğimi anlayamadım… Elimde Hisarçadır’dan sonraki kısmın verisi olmadığından deneme yanılma yönteminden başka çarem yoktu. Tek kaynağım kitaptı. Sağanak yağmur altında dikiliş kitap karıştırmak hiç kolay olmuyor.

Sırıl sıklam Geyikbayırı rotalarına ulaştım. Artık kamp alanları yakında olmalıydı. Seçme şansım olmayacak, ilk gördüğüm camping e girmem gerekiyordu.

Tabi sürprizler bitmemişti. Önümden geçmem gereken bir dere belirdi. Bakındım, bakındım ama her yeri benim ayakkabımın boyunu aşıyordu. Kayalardan geçmeye çalıştım, ıslak olduğundan kaygandı. Sonra çare ayakkabıları ve çoraplarımı çıkarttım. Taşlık dere yatağını geçmek sırtımdaki ağırlık nedeniyle acı verici. Tabi bu sırada hala yağmur yağıyor ve ıslanmaya devam ediyordum.

Bitti mi? Bitmedi.

Gördüğüm ilk camping e girdim, in cin top oynuyordu. Kimseler yoktu.Yağmur dinene kadar sığınabileceğim kapalı alan da yoktu. Yola çıkıp devam ettim.
Bir sonraki camping de aynı şekildeydi. Kapalı alan olduğunu görünce verandasına yöneldim ancak köpekler sokmadı, yine de yaklaştı ancak birisi çok saldırgandı.

Tekrar yola çıktığımda saldırgan köpek haricindekiler benimle yürümeye başlamıştı. Biraz gittikten sonra yakında başka kamp alanı olmadığını anlamıştım. Köpeklerin olduğu camping e girmem gerekiyordu artık. Tekrar gittiğimde diğer köpekler yanımda olduğundan asabi arkadaş pek ses çıkarmadı. Camping restoranının verandasına oturdum ve ıslak giysilerimi çıkardım. Dinlendim, kurulandım,… Sonra çama yapıştırılmış numara dikkatimi çektim. Telefon açıp durumu anlattım ve çadır kurmak istediğimi söyledim, o iş tamam! Sonrasında WC’yi, sıcak suyu olan duşları, verandadaki prizi keşfettim. Temizlenip, karnımı doyurdum. Yolda gördüğüm Likya Yolu bitiş/bşlangıç tabelasını şu şartlarda umursayamazdım. Bitiş fotoğrafımı yarın çekinebilirdim. Yol benim için tamamlanmıştı artık…

 

Advertisements

23. Gün Göynük* – Hisarçandır

Bu etap kısa bir süre öncesine kadar rota üzerindeki son etaptı. Sonrasında iki etap daha eklendi ve rota iki gün daha uzadı.

Sabah erkenden kanyona girdiğimizden para ödeme derdinden kurtulduk. Artık rotanın sonunu görebilmem nedeniyle keyifliydim, yavaş yada hızlı olmamın çok önemi yoktu. Sadece aklımda önümdeki yaklaşık 1500 metrelik çıkış vardı. Bunu aştıktan sonra herşey kolay olacaktı. Bu mesafeyi tamamlamam zor olmadı. Sadece su konusunda biraz yaşadım. Rota üzerindeki son su kaynağını güvenilir bulmadık bu nedenle sularımıza arıtıcı ilaç attık. Bu da bir saat boyunca su taşıyor olmama rağmen susuz kaldım.

20150602_123127

Rota gölgelik bir alanda ilerliyor. Yükseldikçe geçitler aşmaya başlıyorsunuz ve güzel manzaralar izliyorsunuz. Tam bir “sonun başlangıcı”.

Rotanın tepe noktası olan yaylaya yaklaştığımızda yağmur başladı. Bu yayladan hemen önceki su kaynağından su içip boş şişemi doldurdum.

20150602_124717

Tepedeki yaylada bir küçük köpeğe ıslık çalarak yanıma çağırmak istedim. Bu sırada yakındaki bir arabanın arkasından çılgın ve vahşi bir çoban köpeği fırlayıp saniyler hatta saliseler içerisinde yankmızda bitti. Batonlarla köpek üstümüze gelmeden durdurabildim. Sonrasında sahibi çıkıp köpeği çağırdı. İlk defa böylesine saldırgan bir köpekle karşılaştım.

Rota buradan sonra Hisarçandır’a kadar alçalıyor. Bu güzel olsa da sorun yaratacak olan neden yolun stabilize olması. Bu kısmın ne kadar sıkıcı olduğunu kelimelerle anlatmak mümkün değil. O kadar sıkıldım ki hızlıca bitirebilmek için Bego ve Nick’i geride bırakarak önden durmaksızın devam ettim. Hisarçandır’a varana kadar can sıkıntısından akla karayı seçtim. Belki de Likya Yolunun en sıkıcı parçası burasıdır. Sert yoldan dolayı ayaklarım zarar gördü.

DCIM100GOPRO
Fotoğraftan belli olmasa da bu çok sinir bozucu bir andı. Güneş cayır cayır yakarken aynı zamanda yağmur atıştıryordu.

Hisarçandır’a varır varmaz hemen kahvehaneye girdim. Bego ve Nick gelince onları çay ısmarlamak için kahvehaneye davet ettim. Onlar da bana tost ısmarlayınca durumun bir esprisi kalmadı. En son yıllar önce Karaman’da yediğim tosttan yedim.

Süper Üçlü.
Süper Üçlü.

Ben daha fazla yürümek istemiyordum. Bir an önce çadırımı kurup temizlenmek, ayaklarımla ilgilenmek ve yarın için dinlenmek istiyordum. Nick de oldukça yorgundu. Etrafa bakındık ve caminin yanında kamp kurduk. Çadırım kırık pol nedeniyle artık biçimsiz kuruluyor. Kamp kurulduktan sonra temizlenip üstümü değiştirdim. Ayaklarıma pansuman yapıp Bego’nun verdiği kremden sürdüm.

Bego ve Nick çadırlarına çekinirlerken dinlenmek için kahveye gittim. Yanımda Göynük’ten aldığım karışık turşuyu da götürdüm. Turşunun suyunu süzüp kahveciye verdim, tavsiyesi üzerine kekik çayı içtim. Çok güzeldi.

Uykum gelince çadırıma gittim. Çadıra girmeden önce ayakkabılarımı bavalanması için birkaç metre uzaktakş kayanın üzerine koydum. Bu yarın stresli bir başlangıca sebep olacaktı.

22. Gün Gedelme* – Göynük Yaylası – Göynük Kanyonu – Göynük*

Her zamanki gibi gün bize erken başladı. Göynük Yaylasına kadar olan yol düşündüğümden çok daha uzun ve zorlu geldi. Öyle ki kitaptaki verilerin hatalı olabileceğini düşünüyorum. Büyük tırmanış etabını tamamlayıp kanyona doğru inişe başladığımızda kendimde yorulma belirtileri farkettim.

20150601_092326

20150601_092552

Kanyon içerisinde heyecanlı etaplar var. Ciddi bir problem yaşamadık. Kanyona inmeden önce son bir tırmanış etabı daha var. Burası beni baya zorladı. O kadar tırmanış ve inişin üzerine çok uzun olmayan dik bir etap can sıkıcı olabiliyor.

20150601_164000

20150601_164000

Rotayı tamamlayıp kanyon girişine ulaştığımızda Bego ve Nick araç tutup Göynük’e gitmeyi teklif etti. Çünkü buradan rotanın sonuna kadar market yok. Yani 2-3 gün boyunca ulaşabileceğimiz yiyecek yok.

Bir arabayla bizi Göynük’e götürmesi, yemek yeyip alışveriş yaptıktan sonra da alması şartıyla anlaştık. Bu gün kandilmiş. Çıralı’da yiyemediğim helvayı burada yedim.

2015-06-01 21.52.53

Bir restoranda dürüm yedik. Şarja koyduğum telefonum telefonum ne yaptıysam şarj olmadı,
açılmadı. Çaresiz bıraktım ve yemeğimi yedim. Sonrasında kendi kendine açılmış. Yemeğin ardından kanyon girişine döndük. Burada kamp yapan bizden başka en az beş çadır vardı. Bir de kalabalık bir Rus grup vardı. Sanırım ailece gelmişler. Birkaçıyla telefonumu şarj etmek için gittiğim WC’de karşılaşsam da iletişim kuramadım.

Sorunsuz bir geceydi.

21. Gün Yukarı Beycik* – Tahtalı Zirve – Yayla Kuzdere – Gedelme*

Sabah durduk yere çadırımın polü kırıldı. Bu bütün günümün düşünceli geçmesine neden oldu.

Geçite ulaşmamız zor olmadı. Tahtalı Dağı rotası ayrımına gelince çantalarımızı güvenli bir yere bıraktıp, zirve çantalarımızı hazırladık. Zirvede hava durumu değişkendi.

Sürekli olarak bir iş makinasının açtığı sarp yolu takip ettil. Yol derken o kadarda rahat değil tabi. Eğim fazla ve birçok yerde zemin hareketli. Birkaç defa kar geçişi yaptık, bir tanesi dikkat gerektiren bir parkurdan geçiyordu.

1 saat 30 dakikadan daha kısa sürede zirveye ulaştık. Zirveyi çevreleyen bariyerleri açıp şaşkın bakışlar arasında içeriye girmek güzeldi.

İçeri girene kadar birkaç kişiyle sohbet ettik bile. Zirvenin etrafı sisle çevriliydi ve hiçbirşey göremedik.

20150531_093428

Restoran bölümünde fiyatlar benim için genel olarak pahalıydı. Zaten yanımda yiyecek vardı. Bego ve Nick bana kahvaltı ısmarladılar.

DCIM100GOPRO

Bir anda teleferik istasyonunun kapısı açıldı ve içeriye onlarca kişi girdi. Bu kadar çok kişinin nasıl beraber buraya geldiğini anlayamadım. Bir çalışana sordum, meğer teleferik 80 kişilikmiş! Ben hep sekiz kişilik gördüğümden şaşırdım.

20150531_103039

Yediklerimizle kendimize geldik ve iniş için hazırlandık. Dışarı adım atışımız oldukça yıkıcıydı. Nemli giysilerimizle o soğuğu hissetmek…

20150531_110435

Plaja gidermiş gibi giyinip teleferikle yukarı gelen insanlar kartopu oynuyordu. Bariyerleri geçip inişe başladık.

Eğimden dolayı bazı yerlerde bacaklarım zorlansa da sorunsuz şekilde indik ve çantalarımıza ulaştık. Çantamı sırtıma aldıktan sonraki birkaç dakikam ağır yüke alışmakla geçti.

20150531_114516

 

20150531_115717

 

Yayla Kuzdere’ye ulaştığımızda Gedelme’ye gidip gitmemek konusunda düşündük. Bunun nedeni ise Gedelme’de market olması ve daha alçakta olması nedeniyle üşümeden kamp yapabilme ihtimalimiz. Hiçbirimiz bir önceki gün kadar soğuk bir gece istemiyorduk.

20150531_155306

Yanında oturup dinlendiğimiz çeşmenin etrafında sert plastik hortum parçaları gördüm. Bunlarla polü onarabilme ihtimali geldi aklıma. İki parça kesip çantama attım.

Yorulmuş olsak da Gedelme’ye gitmeye karar verdik. Şansımıza yol rahattı ve zorlanmadan Gedelme’ye ulaştık.

20150531_171050

Bakkal’dan alışveriş yaptıktan sonra bir restoranda güzel pideler yedik.

Birkaç kilometre dolambaçlı ancak düşük eğimli yolda kamp yeri arayarak yürüdük. Büyük bir düzlük alana ulaştık ve kamp için düşünmeye başladık. Bir bahçeden çoban çıkıp yanımıza geldi, devam etmemizi, burada kamp yapmamızı önerdi. Ateş yakıp burada kalın dedi. Alan ona aitmiş.

Yukarı Kuzdere’den getirdiğim hortum parçasıyla çadırımın polünü kısmen de olsa kullanılabilecek halde getirdim. Çadırları kurduktan sonra ateş yakıp başında oturduk. Çok güzeldi. Ateş sayesinde yatarken giydiğim t-shirt ümü de kurutabildim. Dün gecenin aksine ılık ve sakin bir gece geçirdik.

20150531_202458

20. Gün Çıralı – Yanartaş – Ulupınar – Yukarı Beycik*

Sabah 05:30’da uyanınca Nick ve Bego’yu beklememeye karar verdim. Ne de olsa yolda beni yakalarlardı.

Yanartaş’ın girişinde havlayan köpeklerden başka kimse yoktu. Ben de hızlıca içeri girdim. Böylece 6tl cebimde kalmış oldu.

20150530_082500

Yanartaş’ı tırmanıp indikten sonra dereye ulaştım. Rota buradan itibaren Karadeniz gibi yemyeşil ve gürül gürül akan derenin yanında ilerliyor. Dereyi devrilen bir ağacın üzerinden dereyi geçtim.

Ulupınar’da alabalık lokantaları mevcut. Ben şişelerimi doldurup devam ettim. Rota bazen yoldan bazen patikadan devam ediyordu. Yukarı Beycik yakınlarında kendimi bir anda asfalt yolda buldum. Bir tuhaflık vardı çünkü işaretleri takip etmekteydim ve ulaşmam gereken yer burası değildi. Caminin yanına ulaşmam gerekirken ben kendimi bir pansiyonun önünde buldum. Bana doğru gelen pansiyoncuyu görünce müşteri kapmak için işaretleme yapıldığını anladım.

Tabiki asfalt yol üzerinden köye doğru devam ettim. Yukarı Beycik’e ulaştığımda beni bir sürpriz bekliyordu; market kapanmıştı. Marketin yanındaki pansiyondan davet ettiler. Bana sıcak su da verip ocağımı yaktırmadılar. Burayı daha önce İstanbul’da tavernası olan bir abi çalıştırıyor.

20150530_145855

Belos’ta beraber kamp yaptığımız çiftin bu sabah, Fransızın ise dün sabah pansiyondan yürümeye başladıklarını öğrendim. Benim Çıralı’da yakalandığım sağanak yağışlara çift yolda yakalanmış ve buraya araba tutarak gelebilmişler. Uzunca bir süre Bego ve Nick’i bekleyerek dinlendim. Ben beklerken yeniden yağmur başladı. Pansiyon sahibi bu havada yukarı gitmemi pansiyon önünde çadır kurmamı önerdi. Gidişata göre davranmaya karar verdim.

Pansiyondayken genç bir arkadaşla tanıştık. Beycik’teki markete gideceğini duyduğumda kendisine para verip bana çikolata gofret getirmesini istedim. Çünkü bir sonraki market Gedelme’de ve oraya ulaşmama 2-3 gün var. Bu sürede gereken yiyeceği taşıyor olmam gerekiyor. Bu şekilde marketin kapanmasından doğan yiyecek sorunumu halletmiş oldum.

DCIM100GOPRO

Yağmur dinince kamp yeri tavsiyesi alıp pansiyondan ayrıldım. Bana yolda anahtarlık, kolye, çay, kahve satan birinden bahsetmişler ve uğrayabileceğimi söylemişlerdi. Oraya ulaşınca pek muhabbetli biri olmadığını gördüm ve sularımı doldurup devam ettim.

Vakit ilerleyince biraz tedirgin olmaya başladım. Çünkü çadır kurmak için pek yer göremiyordum. Arasıra patikadan ayrılıp düzlük alanları inceliyordum.

20150530_164618

Ancak yine de bana tavsiye ettikleri gibi patikanın yanında belirecek olan düzlük, çimenlik kamp yerini arıyordum. Sonunda buldum ve rahatladım. Ortam ateş yakmaya da uygundu ancak çalılar ve odunlar yağan yağmurdan ıslanmıştı.

Ocağımı yakıp kahve yapmak için su ısıttım. Bu sırada kamp alanını düzenleyip kendime çadır yeri belirledim ve çadırı kurdum. Kahvemi içerken Nick ve Bego geldi. Böylece tekrardan birleşmiş olduk. Ulukışla’da alabalık yiyerek oyalanmışlar meğer.

Yürürken ortamın serinliğini ciddiye almamıştım ancak gece çok serin oldu. Baya üşüdüm. Bunda giysilerimin nemli olmasının etkisi de vardı. Sonunda ocağımı yakıp sıcak su içtim. Ocağı bagajda yaktığım için çadır da ısınmış oldu. Uykuya dalmadan önce termometre 10 dereceyi gösteriyordu.

19. Gün Çıralı (Off Day)

20150529_190642

Geç uyandım. Yattığım yerden uzunca bir süre kahvaltıda ne yesem diye düşündüm. Çadırdan çıkmadan önce sağlam bir yağmur yağdı. Yağmur dinince bakkala gidip sucuk, domates, ekmek, yumurta aldım.

Kahvaltımı hazırladım ve mutfağın bitişiğindeki çardakta bir masaya oturup yedim. Günler sonra böyle rahat olabilmek güzel. Ben kahvaltımı yaparken yağmur yeniden başladı.

Çadırın dışında birşey bırakmadığımı biliyordum. O kadar çok yağdı ki bir süre sonra camping alanı su tutmaya başladı. Bir anda aklıma çadırın tentesi altına soktuğum power bank geldi. Gelse de o yağmurda dışarı çıkmam mümkün değildi. Umursamadan kahvaltıma devam ettim. Kahvaltımı tamamlayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra yağmur biraz hafifledi ve çadıra gitmeye karar verdim. Üstüm başım sırıl sıklam oldu. Neyse ki power bank te sorun yoktu.

Yağmur dinince çadırıma gidip giysilerimi aldım, yıkayıp astım. Biraz masada oturayım dedim ki yine yağmur bastırdı. Bir dinlenme günü için bu kadar yağış fazlaydı. Astığım çamaşırlar, havalansın diye dışarıya bıraktığım ayakkabılar, çadırımın dış tentesi ıslanıyordu. Moralim bozuldu ve öylece çadırın içinde oturdum.

Yanımda kalan Rus çiftin çadırları su almış, dışarıya su atıyorlardı. Ben zeminden birkaç cm yükseğe kurduğumdan sorun yaşamadım.

Çadırda otururken kalan rotayı planladım. Rota burada ikiye ayrılıyordu. Biri Phaselis üzerinden, diğeri Tahtalı yamaçlarından ilerliyordu. Tahtalı Geçidinden geçen rotayı seçtim.

Yağmur dinince çadırdan çıktım ve giysilerin suyunu sıktım, ayakkabılara dolan suyu boşalttım, çadırı kuruması için havalandırdım.

Un helvası yapmak istiyordum ancak malzemenin bir kısmı ziyan olacağından puding yaptım. Soğusun diye dolaba koydum.

Bugün de Bego ve Nick ile buluşma saati ve mekanı belirlemiştik. Geldiklerinde sağanak yağmura Olympos’ta yakalanıp bir mağaraya sığındıklarını anlattılar.

Kalan vaktim için bisiklet kiraladım. Yanartaş’a gittiğimi sanarken neredeyse Kaş – Antalya yoluna çıkıyordum. Amacım sadece gidiş yolunu görüp daha sonra gitmekti. Çıralıya dönüp sokakları ve sahili turladım. Özlemişim bisikleti.

20150529_190317

Günnbatımına doğru Yanartaş yolunu tuttum. ulaştığımda ilk şok Yanartaş’ta Likya Yolu tabelalarını görmem oldu. İkincisi ise girişin ücretli olması.

Yaklaşık 50 tl param kalmıştı ve ne Çıralı’da ne de rotanın kalanında bankamatik ve PTT yoktu.

Yanartaş’ı ben daha büyük ve görkemli bir yer olarak hayal etmiştim. Yine de ilginç biryer olduğunu söyleyebilirim. Sebil su gibi bedava ateş var. Getirdiğim sucuğu çakımla yaptığım çöpşişlere takarak pişirdim ve yedim.

20150529_200228

20150529_195738

Sonuç olarak; gayet dinlendim, gezdim, yedim, içtim. Sezon dışı gidip kafa dinlemek için güzel yer. Camping ve marketler sayedinde uygun fiyata kalmak mümkün.

20150529_221729

 

18. Gün Adrasan* – Musa Dağı – Olympos – Çıralı

6’da uyandım, toplanıp yola koyuldum. İspanyollarda benim gibi erkenci. Artık isimlerini biliyorum; Nicholaus ve Begonya. Nick, İngiliz – İspanyol. Begonya ise Bask. Kısaca Bego ve Nick. Tempolarına yetişmek için kendimi zorlamam gerekti. Kondisyonları ve çanta ağırlıkları çok iyi. İkisinin çantalarının toplam ağırlığı neredeyse benim çantam kadar.

Yükseldikçe hava serinledi. Tepede bir çobana rastlayıp bir süre sohbet ettik. Ağılında su satan çoban oymuş meğer.

DCIM100GOPRO

20150528_091037

Burada yanmış bir orman geçtik. Bu tip yerlerde devrilmiş ağaçlar nedeniyle rotayı tespit etmek oldukça zor. Gitgide sertleşen bir inişle Olympos’a ulaştık. Olympos denize uzak olduğundan Çıralı’da kalmaya karar verdim. Ayaklarım hala kötü durumda olduğundan bir “off gün” kararı verdim. Olympos’ta taze sıkılmış portakal suyu içip yola devam ettik.

DCIM100GOPRO

Çıralı’da İspanyollar pansiyon, ben ise camping ayarladım. İki günü geçirmek içi oldukça güzel bir yer Çıralı. Camping in çok donanımlı bir mutfağı vardı. O gün de yemeğe davet edildim. Lezzetli bir salata yedim.

20150528_190131

Yaraların mikrop kapmasından korktuğum için
denize girmedim. Giysilerimi yıkamakla uğraşmak istemedim. Çadırımın yanına bir masa ve sandalye çektim. Çekirdek + kola yaptım.