The North Face Cappadocia Ultra Trail

Özet (80 < Oğuzhan < 110)

Yaklaşık bir hafta önce Cappadocia Ultra Trail’e katıldım. Sonuç olarak tamamlayamadım. Öyleyse bu neyin yazısı? Ne anlatacağım? “110 kilometre” yi nasıl koşamadığımı ve “80 kilometre” yi nasıl koştuğumu anlatacağım.

Neden Cappadocia Ultra Trail?

Henüz yeni doğmuş bir organizasyon. İlk defa geçen sene yapılmasına rağmen yanına The North Face’i alarak gayet iyi işler başardı ve ses getirdi. İlk başta benim ilgimi çeken yarışın yapıldığı konumdu. Kapadokya’da koşuyor olmak, eşsiz bir duygudur. The North Face organizasyonun isim sponsorluğunu aldıktan sonra ister istemez aklımda Ultra-Trail du Mont-Blanc, Ultra-Trail Mt. Fuji çağrışımlar oluşmaya başladı. TNF sponsorluğunda bu yarışlarda nasıl sonuçlar çıktığını koşucular gayet iyi bilirler.

Neden 110k?

Yarışmaya katılmaya karar verdikten sonra sıra geldi parkur seçimine. Elimde ne var, baktım. Tecrübeli bir koşucu değilim.

Nike Run Istanbul 7k
New Balance Büyükada 11k
Geyik Koşuları 28k
İstanbul Maratonu 42.2k
İstanbul Yarı Maratonu 21.1k
Kaçkar Ultra Trail 45k

30k’yı direk olarak listeden eledim. Hızlı gitmek ve derece yapmak gibi bir derdim hiç yoktu. Eğlenerek uzun koşabileceğim bir parkur arıyordum. Kaçkar Ultra’da ki durumumu düşündüm. 45k ardından gayet iyi durumdaydım ve 60k koşabileceğimi biliyordum. Eğer ki listede 60’da uzun 80k gibi bir seçenek olsaydı, çok büyük ihtimal bunu seçerdim. Ancak olmadığı için 110k’da yarışmaya karar verdim. Gidebileceğim kadar gidip,  gerektiğinde yarıştan çekilebilecek psikolojiye sahip olduğumu düşünüyordum. İşler yolunda gitmezse, kendimi hırpalamadan yarışı noktalayacaktım.

Hazırlık

Programlı koşmayı sevmiyorum. Hava çok soğuksa yada sıcaksa, yağmurluysa çıkıp koşmak bana göre değil. Büyük anormallikler beni koşmaktan soğutuyor. Kayıttan sonra 20k’lık koşular yapmaya başladım. Güzel de gidiyordum ancak asfaltta yaptığım bir 30k+ denemesi sonrasında dizlerimde ciddi bir ağrı başladı. Her koşudan sonra günlerce sürüyordu ve koşu başlangıçlarında ısınana kadar beni zorluyordu. Bu şekilde başıma iş açacağımı düşünmeye başlamıştım. Kapadokya’da koşamama ihtimalim ürkütücüydü.

Diz ağrılarım nedeniyle koşularımı çok azaltmışken nasıl olduğunu anlamadım ancak yaz bitti ve havalar aniden soğudu. Günlerce hava kapalı ve yağışlıydı. Bu tür havalarda tereddütsüz olarak koşmayı bırakıyorum. O zaman da öyle yaptım ve birkaç hafta koşmadım. Güzel havalar geri döndüğünde yarışa artık çok az süre kalmıştı. Uzun bir deneme yapmak istedim ancak yüksek nabız ve halsizlik nedeniyle 10k’da bırakmak zorunda kaldım. Moralimi bozmadım ve iki gün sonra 40k koştum. Koşu sonrası gayet iyi durumdaydım. Dizlerimdeki ağrıdan eser yoktu. Son derece antrenmansızdım ancak sağlam bir vücuda sahiptim. Bence bu, ilk ihtimalden daha güzel.

Yarışa Doğru

Yarıştan önceki hafta da çeşitli talihsizlikler yaşadım ve almam gereken bazı malzemeleri geç almak zorunda kaldım. Öyle ki, bazı giysileri deneyemedim bile. Ve son olarak da üç gün kala uyku düzenim bozuldu.

Merhaba Kapadokya

23 Ekim, öğlen saatlerinde Nevşehir Havaalanındaydım. Organizasyonun aracıyla havaalanından Ürgüp’te bulunan fuar alanına gittim. Kayıt merkezi ortada yoktu. Sora sora buldum ve kayıt işlemlerime başladım.

IMG_20151023_145041.resized

Gayet sistematik çalışıyorlardı. İlk masada doldurmanız için bir form veriliyor, ikinci masada malzeme kontrolü yapılıyor ve belge imzalanıyor, üçüncü masada ise belge geri alınıp yarış kiti teslim ediliyordu. Malzeme kontrolü öncesi yedek pil getirmediğimi farkettim ve gidip aldım. Kontrol esnasında, yarışta bardak olarak meyse suyu kutusu kullanıp kullanamayacağını sordum ve “bardak gibi herhangi birşey” kullanabileceğimi öğrendim.

PANO_20151023_170140.resized

Tekrar fuar alanına gidip standları gezdim. Bu arada henüz gözüme çadır kurabilecek biryer kestirememiştim. Daha kötüsü hava soğuk ve kapalıydı. Bookings uygulaması ile “Dede Hostel” ı buldum. 30 küsür tl gecelik ücreti vardı. Gidip konuştum ve ücreti biraz daha düşürerek o gece ve yarıştan sonraki gece kalmak üzere anlaştım. Tavsiye edermiyim? Eğer ucuza kalmak istiyorsanız olabilir. Ancak temizlik ve konfor olarak beklentiyi düşük tutmanız gerekir. Ayrıca ısıtma sistemi de “battaniye verelim abi?” şeklinde çalışıyor.

Odaya yerleştikten daha doğrusu eşyalarımı yığdıktan sonra tekrar dışarı çıkıp eksikleri tamamladım. Ayrıca Ekmek, zeytin ezmesi, domates, salam alarak yarısını sabah kahvaltısında yemeyi, kalanı da ekmek arası yaparak drop bag’e bırakmaya karar verdim. Eksikleri tamamladıktan sonra ilk olarak Teknik Toplantıya katıldım, sonrasında organizasyonun yemeğine katılmak üzere fuarın biraz yukarısındaki yere geldim.

IMG_20151023_194400.resized

Sanırım üç farklı sıra oluşturulmuştu. Bu şekilde oluşacak kalabalık hafifletilmişti. Sohbet, muhabbet, yemek fişi kontrolü derken sıra zaten hızlıca geliyordu. Hava esintili olduğundan hızlıca yemeğimi yedim. Alanın yanındaki mağaralara çıkarak birkaç fotoğraf çektim ve otelime döndüm.

IMG_20151023_194025.resized

Son günlerde uyku sorunu yaşadığım için otel çalışanlarından beni saat 6’da uyandırmalarını istedim. Aynı şekilde annem ve babama da beni uyandırmalarını söyledim, üstüne de alarmı kurdum. Fazlaca temkinli biliyorum ama iki gün önce alarm sesine uyanamayıp öğlene kadar uyumuş, bir gün önce de gün doğmadan uyanıp, havaalanına gelmek zorunda kalmıştım. Hazırlıklarımı tamamlayıp erken yatsam da uyumam kolay olmadı. Sabaha karşı 2-3 gibi geç kalmış hissiyle uyandım. Sonrasında uyumam mümkün olmadı. Böylesine uzun bir yarışa eksik uykuyla girmek hiç iyi değildi. Uyuyamasam da en azından dinlenmiş olayım diye alarm çalana kadar yataktan çıkmadım.

Yarış Günü

Alarmla beraber hızlıca yataktan çıkıp hazırlandım ve karnımı doyurdum. Son derece dinç ve canlıydım. Tüm eşyalarımı büyük sırt çantama doldurdum ve üzerine numaramı yapıştırdım. Bu devasa çantam benim drop-bag’imdi. Bir kahve makinası bulup kahve aldım. İyice kendime getirdi beni.

İsmim onaylanarak yarış alanına girdiğimde artık herşey geride kalmıştı. Eksiklerim ve fazladan aldıklarımla artık yarışa hazırdım. Yüzlerce koşucu içerisinde olmak güzeldi ancak tepemdeki hava beni ürkütüyordu. Yarış başlangıcıyla beraber öğlene kadar yağmur görünüyordu.

Yarış Başlıyor

Zaman hızlıca akıp geçti ve koşu başladı. Kısa sürede şehirden ayrıldık ve dalgalanan toprak araç yolunda ilerlemeye başladık. Bir vadiye girdiğimizde yağmur çiselemeye başlamıştı. Yağış artar mı durur mu derken sırıl sıklam oldum bile. Üstüne yağış iyice arttı ve yağmurluğumu giymeye karar verdim. Yarışın başında en nefret ettiğim şeylerden biri başıma geldi ve tamamen ıslandım.

Ancak dahası vardı. İbrahimpaşa’ya yağmur altında ulaştım. Kola içip, hızlıca birşeyler atıştırdım ve istasyondan ayrıldım. Yine hafif hafif dalgalanan bir toprak yolu takip ederek Ürgüp – Nevşehir yoluna ulaştım. Yolu geçtiğimde Zemi Vadisi girişindeydim. Asıl sürprizle burada karşılaştım.

Yağışın etkisiyle patika çok kaygan hale gelmişti. Koşulamaz demiyorum ancak ben böyle bir zeminde koşabilecek kadar rahat değilim. Özellikle sert iniş ve çıkışlar zaman kaybettiyor, kaydığımda ise bacak kaslarımı fazlasıyla esnetiyorlardı. Gergin geçen bu etap sonrasında Göremeye ulaşıp görevlinin işaretiyle Güvercinlik Vadisine yöneldim. Bu etap toprak bir yolda ilerleyip Uçhisar Kalesinin yamacına keskin bir çıkışla tamamlanıyor. Buradaki kontrol noktası bir mağaranın içinde kurulmuştu ve içerisi oldukça serindi. Burada da hızlıca beslendim ve istasyondan ayrıldım. Saatime baktığımda istasyon kapanış zamanına bir saat olduğunu gördüm. Artık yağmur dinmişti, giysilermin ısınması için bir süre ceketle koştuktan sonra ceketi çıkarak çantama bağladım.

Uçhisar – Göreme etabı sert bir inişle başlayıp, patikalar ile devam ediyordu. Göreme istasyonuna ulaştığımda İstasyonun çok kalabalık olduğunu gördüm. Çok ilginç bir durumda. Bunca insan neden oyalanmış diye düşündüm. Bir süre akıl yürüttükten sonra kadın nüfusunun yoğunluğu, sonra da malzeme olarak daha donanımsız olduklarını farkettim. Göğüs numaralarına bakmak en son aklıma gelen şeydi. Meğer 30k koşucularıymış 🙂 Burada saatimi kontrol ettiğimde istasyon kapanışına 30 dakika kalmıştı.

İstasyon sonrasında önce Göreme Açıkhava müzesine, sonrasında asfalt yolu geçip Akdağ eteklerine yöneldik. Yolu geçtikten sonra Kılıçlar Vadisine girdik ve patika yeniden sertleşti. Açıkçası kemdimi “127 Saat” filminin başrol oyuncusu gibi hissettim. Son derece dar vadiden geçiyorduk. Birkaç yerde merdiven indik. Basamaklar çamura bulandığı için dikkatli olmak gerekiyordu.

Sunset Point yakımlarında 30k koşucularıyla rotalarımız ayrıldı ve Çavuşin’e yöneldik. Akdağ yamaçlarını takip ederek Çavuşin’e ulaştım. Artık süre sorunu yaşamaya başladığım barizdi. İstasyonun kapanışına 15 dakika kalmıştı. Burada çorba olduğunu görünce içmek istedim ancak birkaç küçük yudumdan sonrasını içemedim. Çok zaman kaybettiriyordu. Sert çıkış öncesi batonlarımı elime aldım ve istasyondan ayrıldım.

İstediğim süreyi elde edemediğim için 60k’da bırakmayı ciddi olarak düşünmeye başlamıştım. Zor bir ikinci etap beni bekliyordu ve onca mesafeyi dakika dakika hesap yaparak koşmak istemezdim.

Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor

Batonlarımın kilitlerini açıp çektim ancak ancak ikisi de açılmadı. Daha önce hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Zorladım ancak bu defa birinin kilit mekanizması yerinden çıktı. Çok büyük hata yaptığımı anladım. Batonları kontrol etmemiştim ve bırakma şansım da yoktu artık…

Akdağ’a çıkış çok zorlamasa da tempolu gitmemi engelliyordu. Tepeye ulaştığımda önümde uzun bir düzlük vardı. Koşmak istedim. Birkaç dakika koştum da. Ancak ne önümde yürüyene yetişebilmiştim, ne de arkamdan gelenden uzaklaşabilmiştim. Verimli koşamadığımı anladım. Bundan sonrasında kısa kısa hızlı koşular yaptım. Saatime bakınca zaman açısından sorunum olduğunu farkettim. Tekrar koşmaya başladım. İstasyonu aşağıda gördüm ve beş dakika kala yetiştim.

Hızlı bir beslenme sonrasında Ürgüp’e yöneldim. Burada bir 60k koşucusuyla beraber gittik. Sanırın dizinde sorun vardı. Bir süre sonra ısınmak için hızlandım. Üç Güzellere kadar toprak yolu takip ettim. Burada çok sert bir inişle patikaya bağlandık. Havanın iyice kararmaya başlamasıyla işaretler zor seçilir oldu ve kafa lambamı çıkardım. Gerimde kalan 60k koşucusu kendini toparlamış, bitiş için koşmaya başlamıştı, yanımdan süzülüp gitti. Ürgüp’ü karşıda görüyordum ancak etrafında dolaşıp yaklaşamamak psikolojik olarak zorlayıcı oluyordu. Sonunda anayola ulaştım ve polisin trafiğe kapatmış olmasının rahatlığıyla karşıya geçtim. İşaretleri takip ederek etkinlik alanına yöneldim. Finish yakınlarında beraber koştuğum 60k koşucusunu yakaladım. Başarılar dileyip 110k ayrımına saptım. Eminim çok güzel duygular içerisindeydi o an.

Son ana kadar yarışı 60k’da bırakmak düşüncesi içerisindeydim. Kendimi buna hazırlamakla meşguldum. Ancak yol ayrımından sonra içimde ışık belirmeye başladı.

Yeni bir başlangıç

60k kontrol noktasına girdiğimde Yonca ve Seyran Abi çıkmak için son hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Onları görünce kendime geldim. Görevliden çantamı istemek yerine çantamın yanına gidip açtım, ve eşyalarımı çıkardım. Zaman kaybetmemek için fazla değişiklik yapmayacaktım. Kısa olan patika çoraplarımı çıkarıp yerine uzun çoraplarımı giydim. Giyerken zorladım ve yırtıldı ancak neresinin yırtıldığını anlayamadım bile. Üzerimdeki uzun kollu t-shirt ü de uzun kollu bir içlikle değiştirdim. Taytımı değiştirmedim ancak rüzgara maruz kalma ihtimalime karşı yanıma sentetik bir koşu şortu aldım. Son olarak drop-bag’de duran iki jelimi de yanıma aldım. Sabah hazırladığım ekmek arası domates, zeytin, salamı alsam mı almasam mı diye düşünürken kaybettim. Yarıştan sonra da hiç görmedim nerede olduğunu.

Evet artık hazırdım. İki kola içtim, içerken de masada ne var ne yok atıştırdım. İlginç ama buraya bırakmaya gelmiştim ancak sonradan içim enerji dolmuştu. Biraz çikolata, biraz mandalina, ooo kek de varmış derken bir baktım; Çiğköfte! Görevliye dönüp “buradan ne istersem elime alıp gidebiliriyim?” dedim. “Abi canın ne isterse al git, istediğin kadar.” Birkez daha dönüp baktım. Birkaç tane dürüm, birkaç tane de kutuda çiğköfte vardı. Tam almaya yeltenecekken vazgeçtim. Sindirim sistemimi zorlamak mantıksızdı. Ancak kendime söz verdim. “Yarın sana istediğin kadar çiğköfte!”

Elime bir kutu kola alıp istasyondan ayrıldım. Ancak rota belirsizdi. Organizasyon arabasına 110k rotasını sordum, “hepsi buradan gidiyor, bilmiyorum ki işaretleri vardır” cevabını aldım. Devam ettim ancak 60k rotasında olduğumu biliyordum ve biryerden sapmam gerekiyordu. Yolda gördüğüm birine benden önce geçen oldu mu diye sordum. Evet cevabını alınca rahatladım. Bir süre sonra görevliye denk geldim. Gösterdiği yönden ilerledim. Önüme bir yol ayrımı çıktı. İşaret sol tarafı gösteriyordu ve ileride iki kişi oradan gidiyordu. Tam o yöne gidecekken bir apartmandan iki çocuk seslenip o yöne gitmememi söylediler. İşaretin çevrildiğinden bahsediyorlardı. Öndekilere seslendim. Açıkçası çocuklara inanmakta tereddüt ettim ancak peşlerinden anneleri balkona çıktı ve aynı şekilde işaretin değiştirildiğini ve sağdan gitmemi söyledi.

Yeniden Ürgüp’ten uzaklaşmaya başladım. Önce hafif eğimle yükselmeye başladım. Ardından eğim arttı. Kafamı fenerin aydınlattığı alandan kaldırıp biraz yukarı doğru bakınca karşımdaki koca tepede koşucuların ışıklarını gördüm. Düşündüğümden sert bir tırmanış vardı. Yol bitince arkamdan adının Muharrem olduğunu öğreneceğim bir arkadaş bana yetişti. Bir süre konuştuktan sonra beni geçti. Benim kısa bir mola vermem gerekiyordu. Hızlıca işimi halledip zirveye yöneldim. Kapadokya önüme yayılmıştı adeta. Zirvede yediğim rüzgar beni yeniden kendime getirdi. Ardından inişe başladım. Eğim bana göre sert olduğundan koşamıyordum. İnişin hemen ardından bir dere yatağına bağlanıp sert bir tırmanışla sırt hattına ulaştım.

Burada Yonca, Muharrem ve Seyran Abi ile karşılaştım. Bir sonraki istasyona kadar beraber gittik. Saatler süren yalnızlığın üzerine beraber yürümek güzel geldi. Saat ilerliyor olsa da hava hala güzeldi. İçlik ve taytla devam ediyordum. Zaman zaman toprak yollardan, zaman zaman off-road araziden devam ediyorduk. İstasyondan önceki son tırmanış kısmında enerji elde edemediğimi farkettim. Oysa ki tatlı, tuzlu elektrolitleri almaya devam ediyordum. Toparlayamadığım bu bölümde gruptan geri kaldım. Zor da olsa sert bir tırmanışı daha bitirdim. Platoya ulaştığımda yürü – koş yaparak devam ettim ancak hem zaman olarak  hem de güç konusunda zayıf düştüğümü anlamıştım. Bu halsizlik, bitkinlik gibi birşey değildi. Vücudum karşı koyuyor gibiydi daha çok.

DNF (Did Not Finish)

İstasyon’a ulaştığımda cut-off’a takıldığımdan şüphem yoktu. Muharrem gitmiş, Yonca ve Seyran Abi çıkmak üzerelerdi. Görevli “bugün organizasyon iyi gününde beklemeden çıkarsanız devam edebilirsiniz” dedi. Yeniden suluklarımı doldurdum, karnımı doyurdum ve hazır hale geldim. Bu sırada arkamdan iki kişi yetişti. Birisi yarışı bıraktığını söyledi, diğeri ise devam etti. Bir süre sonra ben de çıktım. Yükselti grafiğinde görmezden gelebileceğim iki adet sert iniş çıkış yaptım. Yorucuydu. Yol sonun sert bir şekilde alçalmaya başladı. Ben de bunu fırsata çevirmek için koşmaya başladım. Aşağılarda iki ışık gördüm. Yaklaştıkça Yonca ve Seyran Abi olduklarını anladım. Yanlarına varınca yürümeye başladım. Yürüyünce sol ayağımda bir tuhaflık farkettim. Topuğum ağrıyordu. Devam etmemi engelleyecek kadar değildi ancak beni tedirgin edecek kadar ağrı vardı.

Bu sefer gerçekten DNF

Seyran Abi’nin de bacağında sorun olduğunu gördüm. Devam edemeyeceğini araç çağıracağını söyledi. Kısaca düşündükten sonra yarışı burada noktalamamın mantıklı olduğuna karar verdim. Sürekli cut-off hesabı yaparak koşmak psikolojik olarak insanı geriyor. Eğer 5 kilometre sonraki istasyon Karlık’a ulaşabilsem bile bir sonraki etapta benzer durumları yaşayacağımı biliyordum. Ayrıca gücümü toparlayabilsem de Karlık’a ulaşsam da sol topuğumdaki ağrı sürekli kafamı kurcalayacaktı. Ciddi bir sakatlıkla yarışı tamamlamak da bana birşey kazandıramazdı.

Böylece orada yarışı noktaladım. Evet 110 kilometreyi belki koşamamıştım ancak 80 kilometreyi koşmuştum. Geçerim dediğim 60 kilometreyi kendimi toparlayıp geçebilmiştim. Ve bu mesafeyi koşamamış olmak nasıl koşabileceğimi öğretti bana. Elimden geleni yaptım. Şimdiye kadar en çok kazanım elde ettiğim yarış bu oldu. Benim için burada kazandığım tecrübeler bir finisher yeleğinden yada madalyadan çok daha değerli.

Yeniden Ürgüp

Organizasyonun aracıyla Ürgüp’e döndük. Sıcak yemek vardı. Karnımı doyurdum. Pek farketmesem de sol ayağım aksakmış. Yanıma gelip “ne yaptın?, nasıl oldu?” Diye soran insanlara “80k’da bıraktım” diyordum. Ancak ayağımın durumunu sorduklarını sonradan anladım 🙂

Yorgun gece

Vakit sanırım 02:00 civarıydı. Sırtımda çantam, ne yapacağımı düşünüyordum. Dinlenme çadırına baktım ancak yer yoktu içeride. Bunun üzerine organizasyona dinlenme çadırının yanına kendi çadırımı kurmak istediğimi söyledim. Zaten başka da yapacak birşeyim yoktu. O yorgunluk ve uykusuzlukla tek yapabildiğim olduğum yerde boş boş bakınmaktı.

Çadırı bir şekilde kurdum. Hatta eğilip doğrulmak bacaklarımı esnettiğinden iyi geldi. Bir büyük soru daha vardı. Tahriş olmuş boğazımla şişme matı şişirmek! Sağlıklı halimele 20 – 25 dolu dolu nefes üflemem gerekiyor ki şişsin. Bu gerçekten zor oldu. Yan taraftaki havuzun kenarına oturup soluklanarak ancak şişirebildim 🙂 Kendi çadırımda olmamın rahatlığıyla üstümü değiştirip tulumuma girdim. Henüz yeni tulum astarı almıştım, iyiki de almışım, yoksa tulum rezil olmuştu. Telefonu açtım ancak uyanık kalmam çok zordu. İster oturayım, ister uzanayım, birkaç saniye içinde uyuklamaya başlıyordum. Güzelce astara ve tuluma girdim rahat bir şekilde uzandım. Yastığımı rahat edebileceğim şekilde ayarladım. Gözlerimi kapattığım an uyuyacağımı biliyordum. İyice üşütmeyi istemezdim.

Yarışın Ardından

Sabah ilginç bir şekilde 6-7 gibi uyandım. Hafif ağrılarım olsa da dinçtim. Hiç üşütme belirtisi yoktu. Ayaklarım kötü sayılabilecek durumdaydı ancak bu tür yaralanmaları defalarca yaşadığım için verdikleri acıyı görmezden gelebiliyordum. Saat 10:00’da çocuk koşusu olduğunu biliyordum. Belki peşlerine takılan olur diye temiz çoraplarımı ve yedek koşu ayakkabılarımı giydim. Düşündüğümden çok daha iyi durumdaydım, buna şaşırdım. Çadırımı toplayıp çocuk koşusun beklemeye başladım. Bu sırada yanıma gelip yarışı soranlar oldu. Sosyal medyadan ve yarışlardan tanıdığım tecrübeli insanlardı. Destek oldular ve tavsiyelerde bulundular, sağolsunlar.

Çocuklarla beraber koşan göremeyince ben de araya kaynayamadım 🙂 Ödül törenini izledikten sonra dinlenmek için otelime gittim. Ayaklarımdaki su toplayan yerleri patlattım. Buz gibi odamda sıcacık bir duş aldım. Kısa bir süre oturup dinlendikten sonra dolaşmak için dışarı çıktım. Ürgüp sokaklarını turladım, çekirdek alıp temenni tepesinde çitledim ve fotoğraflar çektim. 60k’dan sonra çıktığımız tepeleri ve sırtları izledim. Eğer dün gece o sırtlara bakan birileri olmuşsa, güzel manzaralarla karşılaşmıştır diye düşündüm. Son olarak söz verdiğim gibi, kendime çiğköfte ısmarladım 🙂

PANO_20151025_135342.resized

Kapadokya’da küçük adımlar

Ertesi gün için planım hike yapmaktı. Kızılçukur vadisine yürüdüm. Yürürken yolda işaretlemeler gördüm. Tam olarak benim takip ettiğim rota işaretliydi. Ve bu rotayı biz koşmamıştık. Sonrasında bunun 30k rotası olduğunu anladım. Tersten takip ediyor olsam da işaretleme gerçekten güzel yapılmıştı. Güzel ve sakin bir kamp yeri buldum. Gece çok soğuk olsa da sabah etrafımda uçuşan balonları izlemek güzeldi. O gün yine yürüyerek otele döndüm.

Gezdim, dinlendim. Ertesi gün ise organizasyonun servisiyle İstanbul’a gelecek olan uçağıma gidip bu güzel diyarlara veda ettim.

Eksikler;

1. Yarışı 60k’da bırakan 110k koşucularında finisher poları gördüm. Eğer böyle bir olanak varsa bu tüm sporculara eşit olarak sunulmalı.

2. Akdağ’dan sonraki işaretler reflektörlü olmalı. Yavaş gelen sporcular bu etapta karanlığa kalıyorlar ve karanlıkta kırmızı beyaz şeritleri kafa lambasıyla ayırt etmek oldukça zor.

3. Yazının içerisinde yönü değiştirilen işaretten bahsettim. İşaretler ya yönü değiştirilemeyecek kadar sağlam olmalı, ya kolay ulaşılamayacak yerde olmalı, yada işaretin zarar görmesi ihtimaline karşı -aynı yerde- alternatif işaretlemeler yapılmış olmalı.

4. Koşucular yedikleri jellerin, elektrolitlerin çöplerini yere atmamalı.

Artılar;

1. Etkinliğin Ürgüp’e yayılmış olması çok güzel. Kayıt alanı, fuar, start – finish, yemek alanı derken yoğunluk şehir içinde eriyor. Herşey tek bir noktada olmadığından karmaşa olmuyor.

2. Kalabalığa rağmen program gayet iyi, aksamadan işledi.

3. İşaretlemeler -bence- oldukça güzeldi.

4. Web sitesi çok verimli. E-mail iletişimi etkin ve hızlı. (yarış sonrası cevap alamadığım mail hariç). Organizasyon komitesine sosyal medya aracılığı ile ulaşabilmek güzeldi.

5. Havaalanı transferleri çok iyi düşünülmüş ve son derece faydalı oldu. Hiç aksama olduğunu görmedim.

6. Kontrol noktalarında çeşitlilik güzeldi.

SON SÖZ

Bu kadar güzel bir etkinliği bize kazandıran Argeus’a, Girgin Kardeşlere, Sponsorlara, yağmur çamur rüzgar dinlemeden koşuculara yardım eden gönüllülere, etkinliğin olmazsa olmazı koşuculara, koşucuları motive eden destekçilere ve isimlerini görevlerini bilmediğimiz ancak bu etkinliğe katkısı olmuş herkese teşekkürler, sevgiler ve tebrikler.

Advertisements

4 thoughts on “The North Face Cappadocia Ultra Trail

  1. ömer artan 01/11/2015 / 11:12 am

    Oğuzhan selamlar.Bende yarışı mide sıkıntım yüzünden 62 nci km.de bırakmak zorunda kaldım.Doğrudur orada ağlayıp zırlayanlara finisher polar verlildi ama biz zaten bu yarışın 110 km. sini bitirmek için bu yarışa girmedik mi?Eğer 62’yi bitirenlere de verselerdi kabul etmezdim.Ben bu yarışa 110 km bitirmek için kayıt oldum ve öyle veya böyle bir nedenden dolayı bitiremedim.O zaten benim hakkım değil ki.Dediğim gibi ağlayıp zırlayanlara bu polar verildi ama oda o kişilerin ayıbı benim gözümde.Sağlıcakla kal

    Ömer ARTAN

    • gzhntrk 01/11/2015 / 11:38 am

      Geçmiş olsun 🙂 Ben devam ettiğimden dolayı detaylı olarak bilmiyorum. Sadece yarışı bırakmış yelekli sporcuları gördüm, bu yüzden de bahsetmeden geçemedim. Benim tercihim de tabiki yarış dışı kalanlara, bırakanlara finisher ödülleri verilmemesi yönünde. Ancak birilerine verip başkalarına vermemek de olumsuz bir durum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s