Vodafone İstanbul Maratonu 2015

Bir hafta önce ikinci maratonumu koştum. İlk maratonumu da tam bir sene önce yine aynı organizasyona katılarak koşmuştum. Peşinden iki ultra maratona katılmış olsam da bu yarış benim için çok da kolay geçti diyemem. Çünkü ultra maratonlara hazırlanırken uzun koşulara fazlasıyla odaklandım ancak hızımı çok düşürdüm. Hızlanamadığım sürece, süre sorunu yaşayabileceğimi biliyordum. Bu yüzden yarıştan önceki son antrenmanlarımda biraz tempolu koşmaya çalıştım.

Yarıştan birkaç ay önce Cem, kayıt yaptırdığını ve uçak biletini aldığını söyledi. Ben Kapadokya Ultra’dan çok hırpalanmış şekilde çıkacağımı düşündüğüm için kayıt yaptırmaya yanaşmadım. Sonrasında Cem, beraber koşarız diye beni de kayıt ettirdi. Kapadokya Ultra‘yı tamamlayamasam da yarışı gayet dinç ve sağlam bir şekilde noktaladım. Uzun bir toparlanma sürecine ihtiyaç duymadım. İki yarış arasında zaman kısıtlı olduğundan koşabildiğim kadar 21.1k koşmaya çalıştım. Antrenmanlar sırasında hızım hala düşük olsa da yarışı bitirebileceğimi düşünüyordum. Tek sorun son 10 günlük dönemde antrenman yapamamış olmamdı. Son antrenmanım olarak yapacağım hızlı bir kısa mesafe koşusunun yarış esnasında bana faydası olacağına emindim ancak yapamadım. Bunun nedeni ben Trabzon’da iken yağışlı olan havalardı. Koşu malzemelerim yanımda olsa da böyle havalarda koşmayı sevmediğimden koşmadım.

Yarıştan hemen önceki gün İstanbul’a geldim. Otobüsle gelmek zorunda kaldığımdan çok yorulmuştum. İstanbul’a varır varmaz fuara geçtim. Fuarın durumu için “ideal” diyebilirim. Hiçbir konuda aksaklık görmedim, yardım istediğimde yardım alabildim, aradığım standları ve malzemeleri zorlanmadan bulabildim. Boğazım ağrıyordu ancak ben bunun uykusuzluktan kaynaklandığını düşündüm. Oysa öyle değildi. Sabah uyandığımda boğazlarım gayet şişmişti.

Taksim’e otobüsle gitmeyi planlamıştım. Ancak Barbaros Bulvarında yol kesik olduğundan ne yapacağımı bilmez şekilde ortada kaldım. Zaten yabancı olduğum yerler. Yarışa katılamayacağımı düşünmeye başladım çünkü hiçbirşey yapamıyordum. Otobüsten inen birkaç koşucu gördüm. Peşlerine takılmaktan başka çarem yoktu. Koşucuları alana taşıyan otobüslerin de buradan geçeceğini söylediler ve beklemeye başladık. Ne gelen var, ne giden. Bulvardan aşağı yürümeye karar verdik ve içi koşucularla dolu, bekleyen otobüslerle karşılaştık. Buna çok sevindim çünkü ümidimi tamamen kaybetmiştim.

Otobüslere bindik ve bir süre sonra yarış alanına hareket ettik. Alana ulaştığımızda şoför bizi indirmedi ve ısrarla halk koşusunun başlangıç noktasına ilerledi. Ne yaptıysak olmadı. Halk koşusu başlangıç noktası olan Altunizade Köprüsünde indik ve Boğaziçi Köprüsüne doğru yürüdük. Tuvaletler oldukça boldu, sıra beklemeden kullanabildim.

Start alanına ulaştığımda çanta teslimi için pek vakit kalmamıştı. Cem’i aradığımda tuvalet sırasında olduğunu söyledi. Uygun bir yer bulup hazırlanmaya başladım. Giysilerimi giyip yanımda taşıyacağım malzeme ve yiyeceklerimi üzerime aldım. Son bir kontrol yaptıktan sonra eşya otobüsümü buldum ve çantamı verip kurtuldum. Kısa süre sonra Cem, Cihat, Emre ve Sercan ile buluştuk. Cihat’ın yanında vazelin vardı. İlk defa kullandım. Cidden işe yarıyor, bundan sonraki yarışlarda kullanmaya devam edeceğim.

Sohbet muhabbet derken yarış başladı. Barbaros Bulvarına girene kadar hep beraber koştuk.

12208654_10203670763488774_6323795834636165005_n
En önde Emre, arkasında Ben ve Cihad, geride Cem. Fotoğraf: Emre Coşkun

Yokuş aşağı giderken Cihat ve Emre hızlandı. Ben temkinli koşumu sürdürmeye karar verdim. Sercan’ı kaybettim, önümde mi arkamda mı bilemiyordum. Cem ise gayet rahat bir şekilde benimle koşmaya devam ediyordu.

Galata köprüsüne kadar rota gayet güzel. Birkaç bando vardı yolda. İnşaattan duyduğum hilti gürültüsü bile motivasyon veriyordu insana. Tabi yol kenarında durup boş boş bakan dayıları ve insanları İstanbul Maratonunun maskotları saymak gerekiyor.

Galata’nın ardından 10k Finish’ine geldik. Buranın yakınlarında bir istasyonda muz olmasını bekliyordum ancak yoktu. Eyüp’e kadar koşup tekrar geri döndük. Rota aslında buralarda sıkmaya başlıyor ancak Cem’le koşuyor olmak psikolojik olarak çok rahatlık sağlıyordu. Rahat bir şekilde Saraçhane yol ayrımına geldik ve 15k rotasından ayrılmış olduk. Rahat bir tempoyla uzun sayılabilecek olan yokuşu aşıp Yenikapı’ya doğru inişe başladık. Burada bir değişiklik vardı. Sahil yoluna ulaşmadan sağa sapıp metro – marmaray istasyonunun etrafını dolandık ve sonrasında sahil yoluna ulaştık.

Screenshot_2015-11-23-12-13-05-horz
Sırasıyla 2015 ve 2014 rotaları.

Bu uzuuun (Yenikapı – Bakırköy – Yenikapı – Gülhane Parkı)  kısım İstanbul Maratonunun bence en sıkıcı kısmı. Organizasyon son derece keyifsiz bir yolda koşucuları dolandırarak yarışın büyük kısmını buraya yedirmiş. 20k sonrasında Cem hafif hafif zorlanmaya başladı. İlk defa bu mesafelere ulaşmıştı ve açıkçası benim düşündüğümden fazla bile gelmişti. Bir süre sonra tempolarımız farklılaşmaya başladı. Saatime baktım ve yavaşlamamam gerektiğine karar verdim. Böylece Cem ile ayrılmış olduk. Galiba şimdiye kadar koştuğum en zevkli 20k lardan birisi bu oldu.

Tek koşmaya başlayınca başka bir sorun daha farkettim. Muz yoktu. Yeterince jel taşıyordum ancak doğal birşeyler yemek istiyordum. Yarışın bu kısmını muz yiyerek koşmaya odaklanmıştım. Bu esnada karşı yönden gelenlere bakarak Cihad’ı kaçırmamaya çalışıyordum. Destek verici birkaç çift kelime duymayı kim istemez? Biraz karşıya, biraz önüme bakarak giderken karşıdan gelmesini beklediğim Cihad’ı önümde gördüm. Yanına ulaştığımda durumunu sordum. Krampları olduğunu söyledim. Jel yada başka bir yiyeceğimi paylaşabileceğimi söyledim ancak gerek olmadığını söyledi. Yanımızda elektrolit yoktu. Yarıştan önceki gün arayıp, bulamamıştık. Cihad ile selamlaşıp ayrıldık.

Zihnimde muzlar dönüyorken 27,5k istasyonuna geldim. Masada mavi bir leğen var ama şişe yok! Koşa koşa istasyona yaklaşırken bir leğene bakıyorum, bir masaya bakıyorum, sonra kafamı kaldırıp ilerideki masaya bakıyorum, ortalıkta şişe yok! Su yok! Zaten güneş tepemde, dehidrasyon dalga dalga geliyor ama su yok! Görevliye sordum, bitti abi dedi. Sünger aldım ve durmadan devam ettim. Ama aklım suda. O şekilde koşmam mümkün değildi. Bırakmak istemiyordum. Diğer yandan 27,5k’da su bitmişse diğer istasyonlarda da aynı durumla karşılaşabileceğimi düşündüm. Çözüm bulmam gerekiyordu. Yapabileceğim tekşey benden önce geçenlerin yarısını içip attığı suları alıp içmekti. Evet ancak bu şekilde olacaktı. Yere bakarak koşmaya devam ettim. Gözüme kapağı kapalı olan yarısı boş bir şişeyi kestirdim. İçtim, kesmedi. Bir şişe daha aldım yerden aynı şekilde.

Kısa süre sonra dönüş noktasına ulaştım ve tarihi yarımadaya doğru koşmaya başladım. Döndükten sonra biraz koştum ve karşıdam gelen Cihad’la karşılaştım yeniden. Selamlaştık. 30k istasyonuna yaklaşırken istasyonda su olduğunu görüp rahatladım ancak masada başka şeyler de vardı. Jel! Muz ararken kaliteli karbonhidrat jel buldum. Hemen bir şişe su içip ikinciyi aldım ve jelimi yiyerek diğer suyu da içtim.

Sonraki istasyonlarda su vardı. Aradığım muza 35k istasyonunda ulaştım. Bu istasyona kadar zaman açısından bir türlü rahatlığa ulaşamamıştım. Ancak bu noktaya gelince saatime baktım ve kalan mesafeyi yürüyerek de tamamlayabileceğimi anladım. Tabiki bu hesabı yapmaktaki amacım kalan kısmı yürümek değil. Aksilik yaşasam bile yürüyerek bitirebileceğimi düşünüp kendimi mental olarak rahatlatmaktı. Bir tür akıl oyunu yani.

Mesafe azaldıkça koşma isteğim ve enerjim artmaya başladı. Çatladıkapı’da 39k tabelasını kucaklamış, götüren bir görevli gördüm. Henüz zaman varken neyin acelesiydi bu? 40k’da selfie çekinmeyi düşünmüştüm ama istasyonu geçtikten sonra farkedebildim. Sonrasında yarış boyunca hayalini kurduğum Gülhane Parkına ulaştım. Geçen sene koşucular hariç girişlere kapatılmıştı ancak bu defa oldukça kalabalıktı. Koşmak zordu. Bazen insanlara slalom yaparak gidiyordum, bazen de birbirini fotoğraflayan insanların arasına dalıyordum.

Gülhane çıkışından sonra Finish’e kadar olan kısım adeta yarışın ödülü. Etrafı insanlarla dolu, bariyerlerle çevrilmiş bir yolda koşarak Sultanahmet Meydanına ulaşıyorsunuz. Parkur boyunca en çok destek verilen yer de burası. İnsan gerçekten “iyiki koşuyorum” diyor. Bitiş için tempomu arttırırıp yokuşu çıkarak bitiş düzlüğüne ulaştığımda önce bana seslenen Sercan ile karşılaştım. Sonrasında Emre ve Cem. Benim videomu çekiyorlardı… Emre’nin uzattığı bayrağı farkedemedim.

Bugün ikinci maratonumu koştum (caps'li :P). Sabah 5'te uyandım ve kalktığımda boğazım şişmişti. Durakta otobüs beklerken kucağıma çıkan kedi elimi ısırıp terledikçe oldukça kötü sızlayan minik yaralara neden oldu. Peşinden bindiğim otobüsten trafiğe kapatılan yollar nedeniyle bilmediğim bir yerde inmek zorunda kaldım. Şans eseri bekletilen maraton otobüslerini buldum ve bu sayede start alanına gittim ama ne gidiş. Şoför tüm ricalarımıza rağmen bizi ısrarla halk koşusunun yapılacağı yere bıraktı. Buradan 1,5k yürüyerek alanımıza döndük. 27,5k istasyonunda su kalmamıştı. Devam edebilmek için benden önce koşanların yarısını içip attığı şişelerde kalan suları içtim. Aynı şekilde muz da kalmamış. Geçen sene nasıl muz yemekten bıktıysam bu sene de jel yemekten bıktım. Sanırım ben hiç rahat rahat bir koşuya giremeceğim. Daima birşeyler aksıyor 🙂 Tüm bunlara rağmen güzel anılarla koşumu tamamladım. Tanıdığım insanlarla koşmak hep istediğim ancak yapamadığım bir hayalimdi. Start alanında Cem (@cmssmn), Cihat, Sercan ve Emre (@byhemsirem) ile olmak hatta yarışın yarısını Cem ile koşmak çok güzeldi. Cem, tekniğin iyi ama geliştirmen gerek 😛 Ekip olarak da güzel iş çıkardık. Ve sabahın beşinde kalkıp bana hazırlayan Özgür'ü (@ozguratolye) unutmamak lazım. Bunu da sapasağlam tamamlayabildim. Yarış bittiğinde hala gidebilecek durumdaydım. Bu tabiki ultra antrenmanlarımın ve yarışlarımın sonucu. Diğer yandan ise eskiye göre daha yavaşım. Ancak hala yeterince, yarışı tamamlayabilecek kadar hızlıyım 🙂 Detaylı raporumu ilham gelince yazacağım ancak bu yarışı kısaca bu şekilde özet geçmek istedim. Ve son olarak, bildiğiniz gibi bu benim ilk yardım severlik koşum. Etkili olabilmesi için bağışlarınıza ihtiyacım var. Belki bana en çok yardımcı olabilecek kişi sizsiniz. Belki de nasıl olayım ben diye geçiştirmek aklınızdan geçiyor ancak bir kutu kola yada dürüm parası ile dahi insanların hayatına dokunabilmeniz mümkün. Bu da olmadıysa, kampanyamın çevrenizdeki yardımsever insanlara ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Miktar önemli değil diyerek şuraya davet ediyorum; http://ipk.adimadim.org/kampanya/CC7468 Sorularınız için bana yazın 🙂

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Kısa bir süre sonra ikinci maratonum artık bitmişti. Çizgiyi geçtiğimde gayet dinçtim. Bir koşucuyla karşılıklı olarak fotoğraflarımızı çektik. Gönüllülerle de çekindik ama çektikleri fotoğrafı ne kadar arasam da bulamadım.

Finisher poşetimi alıp yan taraftaki çimenlik alana geçtim. Biraz esneme hareketleri yapınca kasılan kaslarım rahatladı. Alandan ayrılıp Cem ve Emre ile buluştum. Biraz oturarak biraz gelen koşucuları destekleyerek vakit geçirdik.

Kulandığım Malzemeler

Üst: Kalenji Kiprun Fit İçlik+ New Balance T-shirt (Adım Adım)

Alt: Kalenji Kanergy Tayt + Kalenji Ekiden Şort

Ayakkabı: Asics Gel Noosa Tri 10

Çorap: Kalenji Run Intensive

Jelleri taşımak için : Kalenji Bel Çantası

Telefon için: Kalenji telefon kol bandı

Eksiler:

1. Yolların kapatılacağı belliydi ancak toplu taşıma aracıyla toplanma noktasına ulaşamama ihtimalini düşünmemiştim. Bu ciddi bir sorun oldu. Bu durum en azından araç sürücülerine bildirilip alternatif yollara yönlendirme yapılabilirdi. Yada toplu taşıma araçlarının yarış saatine kadar trafiğe kapatılan yolları kullanabilmesi sağlanabilirdi.

2. Organizasyonda görevli olanlar en azından kendi konularına hakim olmalılar. Şoför defalarca uyarmamıza rağmen bizi alanımızdan 1-2 km uzak noktaya indirdi. İstasyonlarda sigara içen görevliler vardı. Yarışı bırakmak isteyenlerden ısrarla göğüs numaraları istenmiş. Göğüs numarası alındığında toplu taşıma araçlarından ücretsiz olarak yararlanamıyorsunuz. Daha kötüsü; çantanızı yarış sonunda geri alabilmek için göğüs numaranızı göstermeniz gerekiyor.

3. Masalarda su kalmaması. Bu durum yavaş koşucuları zor durumda bıraktı. Nasıl derece için yarışa giren insanlar varsa, güle eğlene koşarak güzel bir yarış tecrübesi elde etmek isteyen insanlar da var. İstasyonlarda biten muzlar da aynı şekilde.

4. Halk yürüyüşü ve Maraton koşucularının numarası aynı renk ile basılınca yürüyüşçüler maraton koşucularının arasına girip yarışa beraber başladılar. Yarışın hemen başında yürümeye başlayan insanlar sıkışıklığa neden oldu. Hatta sözlü sataşmalar yaşandı.

5. Özellikle Yenikapı – Bakırköy arasında yola giren bisikletçiler rahatsız ediciydi. Burada küçük çocuklardan yada ekmek almaktan gelen İsmail Dayı’dan bahsetmiyorum. Gayet donanımlı bir şekilde bisiklet antrenmanına, sürüşüne çıkmış bisikletçilerde gördüm bu davranışları. Koşanlara makas atan mı dersin, sıyırıp geçen mi dersin, iki koşucu yada bariyer ile koşucu arasına zorla burnunu soka soka geçen mi dersin her türlüsü vardı. Madem yol araç trafiğine kapalı ve bisiklet motorsuz bir taşıt ise, organizasyonun görevlendirdiği sağlık görevlileri haricindeki bisikletliler ceza uygulanarak alandan çıkartılmalıydı.

6. Gülhane parkına resmi süre içerisinde insanlar alındı.

7. Poşet içerisinde dağıtılan madalya.

Artılar:

Ülkemizde yapılan birkaç maratondan biri olması dışında yazabileceğim pozitif bir yön bulamadım. 30k’da verilen jeli olumlu bir gelişme olarak düşünüyorum.

İlk defa maraton koşacak olanlara not:

Bu sene organizasyon oldukça kötüydü. Bundan en çok etkilenen kitle yavaş koşanlar oldu. Bu grupta yer alan koşucular genel olarak resmi süre içerisinde eğlenerek koşanlardan ve uzun mesafeyi yeni yeni deneyenlerden oluşuyor.

Şahsen ben, ilk maratonumda susuz kalmak, yiyecek kalmamış istasyonlarla karşılaşmak, apar topar kapatılmakta olan istasyonlardan geçmek, yarışın bitmesine bir saatten fazla süre varken kucakta taşınmaya başlayan mesafe tabelalarını görmek, yaya trafiğine açılmış kalabalık bir yerde koşmaya çabalamak istemezdim.

Koşacak olanların böyle olumsuzluklar yaşandığını bilmesinin iyi olacağını düşünüyorum. Şahsen bu seneki tecrübemden sonra tavsiye isteyenleri bu yarış yerine Runatolia’ya yada vizesiz ülkelerde yapılan maratonlara yönlendirmeyi düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla güzel bir iş çıkarmaktan ziyade “şu maratonu halledelim de gidelim” düşüncesinde bir organizasyon gözlemledim bu sene.

Bana dair;

Yarıştan hemen önce yaşadığım şanssızlık ve olumsuzluklara rağmen istediğim gibi bir sonuç ortaya çıkarabildim. Biraz daha hızlı olabilseydim psikolojik olarak daha rahat olabilirdim ancak şiş boğazıma rağmen yarış boyunca gidişatı elimde tutabilmek bu yarıştaki en büyük mutluluk kaynağım oldu. Nasıl bir ortamda koşacağımı geçen seneden az çok tahmin edebiliyordum. Cem, Cihat, Sercan ve Emre. Benim için bu etkinliğin en güzel kısmı arkadaşlarımla olmaktı. Onlar olmasaydı eminim ki bu yarış daha sıkıcı geçecekti benim için. Umarım başka yarışlarda da beraberce koşabiliriz.

IMG_20151115_150617
Soldan sağa; Ben, Emre, Cem, Cihad, Sercan.

Son olarak; organizasyona emek veren, katkı sağlayan, koşan, yarış öncesinde ve sonrasında iyi dileklerde bulunan herkese teşekkürler.