Runatolia 2016

image

Bundan yaklaşık on yirmibeş gün önce Runatolia 2016’da 3. Maratonumu ve 10. yarışımı koştum. Ciddi anlamda tamamlamakta zorlandığım bir koşu oldu. Bunun tabiki açık nedenleri vardı.

Koşmadan geçirmek zorunda bir aylık sürecin sonunda İstanbul’a dönerken aklıma yarış takvimlerini kontrol etmek gelmişti. Yarışlara bakarken bir hafta sonra Runatolia’nın olduğunu gördüm. Kayıtlar henüz kapanmamıştı. O ana kadar bu yarışa katılmayı hiç düşünmemiştim. Peki 15 günlük iznime bir maraton ekleme fikri nasıl olurdu? Harika olurdu ancak ben otuz gündür hiç koşmamıştım. Yarı maraton koşmak için uzak şehirlere gitme fikri benim aklıma bir türlü yatmıyordu. Bu nedenle gidersem deneyeceğim mesafe maraton olmalıydı. Uygun fiyata uçak bileti ve pansiyon olduğunu görünce de bu etkinliğe katılmaya karar verdim.

Gidiş için Gazipaşa Havalimanına bilet aldım. Şehir merkezinden de uygun fiyata bir pansiyona rezervasyon yaptırdım.

Kendimi zorlamadan, iki antrenmanla kendimi denemeye karar verdim. Bunun için bir 10k, iki gün sonrada 20k koştum. Bu koşulardan sonra umduğumdan iyi hissediyordum. Bu bana Runatolia için umut verdi.

Bu arada yarışın resmi süresinin 5 saat olduğunu gördüm. Geçen seneki sonuçları incelerken yaklaşık 5 saat 30 dakika içerisinde bitirenlerin tasnife alındığını farkettim. Bu İstanbul Maratonuna göre daha sıkışık bir süre anlamına geliyordu. Yarış sürelerimi önemsemesem de, son bölümü kaldırımdan koşmak zorunda kalmak, toplanmaya başlanmış bir bitiş çizgisiyle karşılaşmak, yarış bittiğinde hatıra olarak bir ömür saklanacak madalyayı bile alamamak gibi durumlar saatlerce koşulan bir yarıştan son çok üzücü diye düşünüyorum. Önceki raporlarımı okuyanlar, bu tür durumlardan geçmişte de bahsettiğimi hatırlayacaktır.

Yarıştan bir gün Antalya’ya gitmek için 05:30 uçağına bindim. Bu yüzden saat 03:00’te uyanmam gerekti. Her zaman olduğu gibi yine uyku eksikliği ile koşacağım bir mesafe olacaktı. Gazipaşa’ya hava şartları nedeniyle tahmin edilenden 30 dakika geç inebildik. Bir an için Antalya Havaalanına ineceğimizi düşünsem de böyle birşey olmadı. Gazipaşa yağmurluydu. Antalya yoluna kadar yürüdüm. Otogara gitmek yada otobüslere binmek yerine şansım öncelikle otostoptan yana kullanmaya karar verdim.

Yoldan geçen ilk araba durup beni aldı ve istikamet Antalya! Öğlene doğru Antalya’ya ulaştım ve doğruca maraton fuarının yapıldığı TerraCity’ye geçtim. Fuar en üst kattaydı. 10k ve yarımaraton masalarında uzun kuyruklar olsa da maraton bölümü bomboştu. Hiç beklemeden numaramı aldım.

image

Daha sonra çip, çanta ve t-shirt için uzun bir sıraya girdim ancak çok beklemem gerekmedi. Standart bir ipli çanta ve çok çok kötü bir t-shirt verildi. Böyle bir t-shirt ü giyen birinin koşucu olduğunu yada Runatolia’da koştuğunu anlamak çok güç. Şahsen benim yarış t-shirtlerinden beklediğim ilk özelliklerden birisi bu.

image

İşlemlerimi tamamladıktan sonra mağazaları turladım, yarış için yiyecekler aldım. Maksure ile buluşup makarna partisine katıldık. O gün etrafta tanıdık birilerini göremedim. Parti sonrası falezlere gidip dolaştık. Dinlenmem gerekse de o an yürümek hoşuma gitti ve buna karşı koymadım. Uzunca bir yürüyüşten sonra saatin ilerlemesiyle pansiyona geçip eşyalarımı bırakmak istedim. İyiki de gitmişiz çünkü rezervasyonda sorun çıktı. Neyse ki bunu makul bir şekilde çözebildik. Hatta bu sayede klimalı bir odaya geçtim, iyi ki geçmişim; geceleri çok soğuk oluyordu.

image

Eşyaları pansiyona bıraktıktan sonra tekrar yürüyüşe çıktık. Çok geç vakte kalmadan Maksure’den ayrılıp tekrar pansiyona döndüm. Giysilerimi, yiyeceklerimi hazırlayıp yattım. Kaldığım yer start alanına 2-3 km mesafedeydi. Verimsiz bir uykudan sonra sabah erkenden yola düştüm. Yolda yiyecek hiçbirşey bulamadım. Start alanına vardığımda yarışa bir saat vardı. Bir simitçiden simit alıp karnımı doyurdum, su içmeye başladım. Bu esnada daha sonra farkedeceğim bir hata yaptım. İçtiğim suya çok fazla elektrolit koymuştum.

image

Yarış başlangıcı 15 dakika ertelendi. Start alanına girip Aybastı Ultra balonu ve Dart Vader maskesiyle koşacak olan Özcan’ı buldum. Burada yine bir hata yaptım ve 10k koşucuları arasında kaldığımı farkedemedim. Açıkçası böyle bir başlangıç olacağına dair ne bir bilgi, ne bir uyarı duydum. Start verildikten kısa bir süre sonra kalabalığın ilerlemediğini farkettim. O anda maraton ve yarı maraton çıkışının 10k dan önce verildiğini farkettim. Bundan haberim yoktu. Önümdekilerden yer vermelerini isteyerek zar zor ön sıraya ulaşıp koşmaya başladım. Ben önümdeki kalabalığı farkedince çıkış yapamayacağımı düşünmüştüm ama ilginç bir şekilde insanlar yol açtı ve kalabalığı geçip koşmaya başlayabildim. Ben başladığımda önümde kimse kalmamıştı bile. Kaleiçi yakınlarına kadar Özcan ile beraber koştuk. Sonrasında yavaşlayarak kendi tempoma döndüm. Yavaş yavaş birilerini yakalamaya başlamıştım ancak hala ortalık çok sakindi. Hadrian Kapısı yakınlarında Caribou Coffee frozen ikram ediyordu. Ummadık anda gelen bu frozen bana çok keyif verdi.

Işıklar yakınlarında 5k dönüş noktası vardı ve ortam burada biraz daha sakinleşti. Güzel manzaralar eşliğinde Falezlere, peşinden Düden Şelalesine ilerledik. Şelaleye yaklaşırken 21.1k koşucularından da ayrıldım vr yapayalnız kaldım. Önümde kimse yoktu, arkamda ise bir kişiyi görebiliyordum. Şelaleden sonra sert bir iniş ile plaja indik. Lara plajına bağlanan yola dönüp doğuya doğru koşmaya devam ettik.

Bu kısımda mide kaynaklı bir sorun yaşadığımı farkettim. Karnım dolu hissediyordum ancak halsizleşmeye başlamıştım. Daha fazla yiyecek yada içecek almakta zorlanıyordum. 21.1k dönüşüne yaklaşırken zorlanmaya başladım. Dönüş sonrası yürümeye başlayıp kendimi su içmeye zorladım. Koşumun bundan sonraki kısımlarında kendimi pek toparlayamadım. 20 – 25k arasında kollarımın kuru ve soluk göründüğünü farkettim. Bu aşırı su kaybına işaretti. İlk istasyondan yeterince su alarak devam ettim. Kısa süre içinde cildim tekrar nemli haline döndü. Sonrasında yeniden dehidrasyon sorunu yaşamaya başladım.

Gelirken indiğim sert çıkışı yürüyerek çıktım. Burası düz rotada gerçekten zorlayıcı bir noktaydı. Daha fazla koşamayacağımı anlasam da kendimi sürekli koşmaya zorladım. Artık ciddi ciddi koşuyu tamamlayamacağımı düşünmeye başlamıştım. Koşsam bile mesafe geçmek bilmiyordu, tempon hep düşüktü. O sıralarda bu yarışı bitirebilecek kadar motivasyona sahip olmadığımı farkettim. Kısa süre sonra kramplar yoklamaya başladı. Kullandığım elektrolitler de fayda etmedi. Ben günlerdir hep burada koşmayı hayal etmiştim, bitirmeyi ise hiç düşünmemiştim. 25 – 35. kilometreler arasının nasıl geçtiğimi hala anlayabilmiş değilim. Bu aralık sürekli bırakmayı düşündüğüm ancak bunu nasıl yapacağıma karar veremediğim bir yerdi. Bir Amerikalı, bir Türk ike beraber koştuk bu kısmı. Bir süre arkamızdan ambulans ve polis arabasının takip ettiğini hatırlıyorum, sonrasında kaldırımdan koşmamızı söylemişlerdi.

35. kilometre yakınlarına gelirken saatime baktım ve yarışı beş buçuk saat civarında tamamlayabileceğimi farkettim. Elbette böyle bir planım yoktu ancak koşmayı zar zor sürdürürken geç de olsa bitirebiliyor olmak güç verdi. Tasnife girmek önemli değildi ama bunca cabadan sonra en azından madalyamı almak benim için yeterliydi. Ve bu o an için güzel bir motivasyon kaynağı idi.

Konyaaltı Caddesine yaklaşırken yeniden trafiğe kapalı yollardan koşmaya başladık. Buradan sonra sürekli koşarak yürüme hakkımı bitiş çizgisinden sonraya saklamaya karar verdim. Sona kalan koşuculardan olsam da hiç su sorunu yaşamadım. Hatta 40k civarındaki istasyondan Powerade verdiler. Yollar hala kapalıydı ve devam ederek karşımda bitişi gördüm. Yaklaştığımda soldaki reklam panoları sökülmüştü, biraz daha yaklaştığımda ise halının söküldüğünü farkettim, saatime baktığımda sürenin beş buçuk saate ulaştığını gördüm. Son olarak üst geçit merdivenlerinden bana seslenen Maksure’yi de gördüm.

Artık bitmişti, halınım sökülmüş olması, ortada görevli olmaması, madalya olmamasına üzülecek halde değildim, herşeye rağmen buraya gelebildiğim için mutluydum. Cam Piramite yönelirken yol kenarındaki bir vatandaş bir görevliyi işaret edip “git, ondan madalyanı al” dedi. Cebinden madalya askısı sarkan görevliyi farkedince gidip madalyayı istedim. Ve evet, ödülüm artık ellerimdeydi. Madalyamı alınca kafamdaki tüm olumsuz sorular yok oldu. Buradan hatırasız ayrılmak istemezdim.

image

Kısa bir muhabbetin ardından biraz esnemeye karar verdim. Ancak 25. kilometreden sonra bir an olsun peşimi bırakmayan kramplar yeniden yokladı. Bu yüzden esneyemedim. Bu birkaç gün kas ağrılarıyla dolaşmama neden oldu.

Yarış sonrası Maksure ile çok güzel bir yerde, güzel bir yemek yedik. Sanırım bunu haketmiştim. Yemekten sonra beni pansiyona yakın bir yerde bıraktığında kartımı yemek yediğimiz restorantta unuttuğumu farkettim. Oraya gidip kartı alıp gelmek düşüncesi bile ağır geliyordu ancak yapacak birşey yoktu. Çok ağrılı ve üşümeli oldu.

O gece düşündüğümün aksine çok rahat bir uyku uyudum. Sabah erken uyanıp kahvaltı keyfi bile yaptım. Tabiki ağrılarımdan dolayı gün içinde eğilip doğrulurken, merdiven inip çıkarken oldukça zorlandım ancak bu bana acıdan çok mutluluk veriyordu.O günü de gezerek, güzel manzaralar izleyerek geçirdik.

Antalya en sevdiğim şehirlerden biri. En güzel maceralarım genelde burada son buldu. Bisikletle yada yürüyerek Antalya’ya gelmek elbette güzeldi ancak içerisinden de koşarak geçniş olmak için benim için Antalya’yı daha bir anlamlı hale getirdi.

O akşam yine Antalya’ya doyamadan oradan ayrıldım. Cüzdanımda hala tek kullanımlık bir Antalya Kart saklıyorum. İçinde Antalya olan başka bir macerada kullanmak için 🙂

Artılar

– Madalya Tasarımı

– İçecek, yiyecek, sünger masaları gayet iyi konumlandırılmıştı ve yeterliydi.

– Rota üzerindeki tuvaletler yeterli ve kullanışlıydı.

– Etkinlik alanı çok güzeldi. Tam bir şenlik havası vardı.

– Yol kenarına yerleştirilen tabelalar çok güzeldi. Özellikle başka şehirlere olan mesafeleri gösteren tabela 😀

Eksiler

– Başlangıç çok karmaşıktı. İstanbul Maratonunda olduğu gibi farklı kapılardan çıkış olmalı yada kategoriler aynı anda çizgiye alınmamalıydı.

– Başlangıç süresi ertendi.

– T-Shirt çok kötü.

– Yarış süresi makul şekilde uzun, esnek tutulmalı. Olsun bitsin mantığıyla yaklaşılmamalı. İnsanları spora teşvik etmek istiyorsak kuralları biraz esnetmenin kimseye zararı olmaz diye düşünüyorum.

– Koşu sonrası çantamı bulmakta çok zorlandım. Bıraktığım yerde yoktu. Sahnenin kenarında, hardcase üzerinde birkaç çanta gördüm. Numaralarına bir baktım ki biri benim çantaymış!

– Rota üzerinde koşan koşucu olduğu sürece bitiş çizgisinde görevli bulunmalı.

– Fuar alanı çok sıkışıktı.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s