Frig & St. Paul Yolu – Yola Başlarken

20160615_141657
Perge Antik Stadyumu. Frig Yolu’nun ardından başladığım St. Paul Yolu’nun benim için bitiş noktası.

Bu yazı ve yazıyla bağlantılı olan yürüyüş notları, St. Paul Yolu ve Frig Yolu hakkında bilgilendirme amaçlı yazılmıştır. Yerleşim isimleri, zamanlamalar, kişiler ve yol tarifleri her ne kadar dikkatli yazılmış olsa da hatalı olabilir. Faydalanırken bu konu dikkate alınmalıdır. Rotalar hakkında bilgi sahibiyseniz;

Buraya tıklayarak Frig Yolu notlarıma ve fotoğraflarıma,

Buraya tıklayarak St. Paul Yolu notlarıma ve fotoğraflarıma ulaşabilirsiniz.

Aşağıdaki yazı, bu iki rota için genel bilgiler, yorumlar ve yürümeyi düşünenler için tavsiyeler içermektedir. 

Likya Yolu‘nu yürüyüp, yürümeyi de sevdiğimi anladıktan sonra etrafımda hangi rotalar olduğunu araştırmaya başlamıştım. Arada sırada birkaç günlük yürüyüşlerim olsa da yıllık izin günlerimde uzun rota yürümeyi zaten planlıyordum. Yürümek için ise coğrafyası ve kültürüyle diğer rotalardan farklı ve benim için daha yabancı bir ortam olan Frig Yolu’nu seçmiştim. Yürüyüşümden birkaç ay önce rehber kitabı edinip her gün yanımda gezdirmeye başlamıştım bile.

Frig Yolu’na hazırlanırken diğer yandan yürüyüşlerimde kullandığım çantamı küçültmüş, bunun sonucunda hacimli ve ağır olan bazı malzemelerimi yenisiyle değiştirme gereği duymuştum. Yeni edindiğim malzemeleri haftasonu kamplarında test ettim. Deneyemediğim tek malzemem, yürüyüşe çıkmadan birkaç gün önce aldığım botlarımdı. Son anda yaptığım rota değişikliği, beni doğal olarak malzeme konusunda değişikliğe zorlamıştı.

Rota değişikliği düşüncemin ortaya çıkışı şöyle oldu. İzin tarihim yaklaşırken Frig Yolu rotalarından biri hakkında bende tereddütler oluşmaya başladı. Bu, diğerlerine göre daha zayıf kalan üçüncü rotaydı. Diğer rotalara göre daha düz, daha susuz, daha ıssız ve görsellik olarak daha yalın olan bu rotada canımın sıkılabileceğini, bir süre sonra yürümenin anlamsız gelebileceğini düşünmeye başladım. Yola çıkış amacım iddia yada inat olmadığına göre kafamda daha yürümeden soru işaretleri oluşturan bu rotadan vazgeçebilirdim. Peki kalan zamanda denize kenarında yatarak günlerimi harcamak istemiyorsam ne yapabilirdim? Mesela başka bir rotaya gidebilirdim. Evet, en mantıklısı buydu.

Bütün alternatifleri düşündüm. Frig Yolu’nun Rota-1 ve Rota-2 sinin ardından vakit kaybetmeden gidip yürüyebileceğim bir rota aramaya başladım. Son zamanlarda ilgimi çekmeye başlayan St. Paul Yolu’nda karar kıldım. Tamamlayamayacak olsam bile en azından vaktim olduğu kadar rota üzerinde vakit geçirebilmek benim içi yeterli olacaktı. Sonunda planımı tamamlamıştım.

Ankara’dan otobüsle Seydiler Beldesi’ne geçecektim. Oradan Yazılıkaya’ya, Yazılıkaya’dan da Yenice Çiftliği’ne yürüyecek, Frig Yolu’nun birinci ve ikinci rotalarını tamamlamın ardından otostop, dolmuş yada otobüs ile Kütahya Otobüs Terminali’ne geçecek, yakaladığım ilk otobüs ile önce Isparta’ya, oradan da Eğirdir’e geçecek, eksiklerimi ve hazırlıklarımı en kısa sürede tamamlayıp St. Paul Yolu’nu yürümeye başlayacaktım.

Frig Yolu’nun kolay rotalarından sonra St. Paul’ün sert etaplarında ne yapacağımı kestiremediğim için ilk hedefim Sütçüler ilçesi olacak, yeterince vaktim olursa ve iyi durumdaysam Yazılı Kanyon’a girerek Antalya’ya devam edip rotayı tamamlayacaktım. Gayet uygulanabilir plandı ve başarıyla uyguladım. Planı tutturduğum gibi geriye kalan birkaç günlük zamanda da Antalya’da tatil yaptım, dinlendim. Rota üzerine düşüncelerime, yorumlarıma ve tavsiyelerime gelecek olursam;

Karşılaştırmalı rota yorumum;

Ne yazık ki bu iki güzel rota, diğerleri gibi Likya Yolu’nun gölgesinde kalmış, birçok insan tarafından isimleri bile duyulmamış. Şahsen ben, bu rotaların Likya Yolu ile yarışabilecek güzellikler barındırdığını düşünüyorum. Ayrıca sırf popüler olduğu için Likya Yolu’nu yürümeye çalışan birçok insanın, bu rotalarda daha keyifli bir yürüyüş deneyimi elde edebileceklerini düşünüyorum.

Kırlarda bayırlarda dolaşmak, yürümek için çabalamak yerine doğayı izlemek, anadolu kültürünü ve misafirperverliğini görmek istiyorsanız Frig Yolu tam size göre. Yürürken bu kadar güzel bir rotanın nasıl bu kadar az yürüyüşçü çektiğine şaşırdım açıkçası. Ayrıca rota oldukça temiz, rahatlıkla doğaya ve antik yapılara odaklanabiliyorunuz.

Uzun iniş ve çıkışlar içeren etaplarda yürümek, yüksekten manzaralar seyretmek, zaman zaman zorlu rota nedeniyle heyecanlanmak, anadolu kültürü ve ikliminden akdeniz kültür ve iklimine geçişi gözlemlemek, doğayla mücadele etmek istiyorsanız St. Paul Yolu’nu yürümenizi tavsiye ederim.

St. Paul yolu daha yabani.

İki rota genel olarak birbirine zıt. Frig’de neredeyse her gün köy odalarında soba yakarken, St. Paul’ün özellikle alçak kesimlerinde sıcaktan yanıyordum. Frig’de rotada azıcık yokuş olsa bile rotanın zorluk seviyesi yüksek gösterilirken, St Paul’de yolun hiç düz gittiği yoktu. Frig’de insanlar size yardım etmeye, konuşmaya çalışırken, St. Paul’den aklımda boş boş bakan insalar kaldı. İstisnalar tabiki var.

İki rotanın da işaretlemesini yeterli bulmadım. İşaretleri yola çıkılmasını tavsiye etmiyorum. GPS faydalı olacaktır. İstisna olarak St. Paul’ün teknik etaplarındaki işaretlemelerin gayet iyi olduğunu belirtmeliyim.

Frig Yolu’ndaki köy odaları, köy konakları ve Frig Evleri bir yürüyüş rotası için bulunmaz nimet. 12 günlük yürüyüşümün sadece üç gününde kendi çadırını kullandım. İyi bir planlama ile rotanın çadır ve kamp malzemesi taşınmadan yürünebileceğini düşünüyorum.

Düzlük olmasına rağmen Frig Yolu’nda şebeke bağlantı sorunu sık sık yaşanıyor. Şebeke olmayan köyler mevcut. St. Paul’de ise derin vadiler ve engebeli yapı nedeniyle şebeke sorunu yaşamak gayet normal ve kabul edilebilir bir durum.

St. Paul’de bakkal konusunda sorun yok. Frig Yolu’nda ise Kümbet – Doğuluşah arasında bakkal yok. Planlama yapıp, hazır bir şekilde yola çıkmak gerekiyor. Diğer yandan, yiyecek konusunda iki rotada da bölge insanından yardım isteyebilirsiniz.

Bitki örtüsü ve doğal yaşam St. Paul’de daha yoğun. Her iki rotada da yılan var. St. Paul’de kırkayak var. Muhtemelen çiyan ve akrep de vardır.

St. Paul Yolu sert, Frig Yolu ise genel olarak rahatça yürünebilecek bir rota.

St. Paul bir adım önde olmak üzere iki rotada da su sorunu yok.

Frig Yolu’nda benim haricimde üç yürüyüşçü ile karşılaşırken, St Paul’de benden başka yürüyüşçü yoktu.

Her iki rotada elektriğe erişim konusunda sorun yok. En kötü ihtimalle iki günde bir elektronik cihazlarımı şarj edebiliyordum.

Rotalarda malzeme seçimi üzerinde düşüncem;

Frig Yolu genelde düz ve zorluk seviyesi düşük bir rota. Ayakkabı tercih edilebilir. Ancak St. Paul için, bilek desteği iyi olan bir bot tercih edilmesini öneriyorum.

Özellikle St. Paul’de çalı, çırpı, diken bol. Ayrıca her iki rotada sabah çisesiyle ıslanan otlar nedeniyle de ayakkabılarınızın üzerinden sızan su ayaklarınızı ıslatabiliyor. Bu sorunları önlemenin en iyi yolu şort yerine pantolon tercih etmek. Ben pantolon giymeyi sevmesem de zaman zaman bu durumlar sinir bozucu oldu benim için.

Şapka ve güneş kremi bulundurmak gerekli.

St. Paul’de yürüyecekseniz yanınızda suya girmeye uygun şort yada mayo bulundurmalısınız (Yüzmek, serinlemek için).

Her iki rota için de yürüyüş süresince yanınıza en azından polar üst giysi, yağmurluk yada panço bulundurmalısınız. Uyku tulumu taşımalısınız.

Sorun yaşadığım kısımlar;

Sipahiler Köyü’nden sonra girilen dere hattında (kanyon desem de olur sanırım) çok tedirgin oldum. Nedeni ise; etap bir yürüyüş rotası için düşündüğümden daha teknikti. Bu kişisel bir durum. Bu rotaya girmemiş olsam da belki Yazılı Kanyon tedirgin edici gelecekti.

Denemeye fırsat bulamadan yola çıktığım botlarımın tabanı yürüyüşün ilk günlerinde itibaren açılmaya başladı. Neyse ki tamamen kopmadan yürüyüşümü bitirebildim. Mümkün olduğunca test edilmemiş malzeme ile yola çıkılmamalı. ( YDS – Kalahari Çöl Botu )

Eğirdir’den yürüyüşe başladıktan sonra çantamdaki bazı fazlalıkları kargo ile eve yollamak istedim ancak başaramadım. Sadece Sütçüler’de PTT şubesi vardı ve o da kapalıydı. Bu da demek oluyor ki rota boyunca malzeme desteği alma yada malzeme gönderme şansım yoktu.

Teşekkür;

Bu rotaların ortaya çıkartılmasına, hayata geçirilmesine, ayakta tutulmasına ve yürüyerek varlığını sürdürmesine katkı sağlayan, emek harcayan herkese teşekkürler. Bu yolların var olmasında, isimlerini bildiğimiz kadar, bilmediğimiz insanlar da olduğunu bildiğim için isim yazma gereği duymuyorum.

 

 

Likya Yolu

Malzeme Seçimim

Aşağıdaki listede bulunan * (yıldız) işaretleri, “yakınlarında” anlamını taşımaktadır.

1. Gün Ovacık – Faralya – Kabak – Alınca*

2. Gün Alınca* – Boğaziçi – Sidyma – Bel

3. Gün Bel – Belceğiz – Gavurağılı – Pydnai – Letoon – Kumluova*

4. Gün Kumluova* – Kınık – Xanthos – Çavdır – Çayköy – Üzümlü

5. Gün Üzümlü – Akbel – Delikkemer – Gelemiş (Patara)

6. Gün Gelemiş (Patara) – Yalı Burnu – Delikkemer – Kalkan*

7. Gün Kalkan* – Bezirgan – Sarıbelen – Gökçören

8. Gün Gökçeören – Çukurbağ

9. Gün Çukurbağ – Kaş – Çobanplajı

10. Gün Çobanplajı – Fakdere – Boğazcık – Apollonia – Aperlai – Üçağız*

11. Gün Üçağız* – Simena – Kapaklı – Andriake

12. Gün Andriake – Demre – Myra – Demre

13. Gün Demre – Myra – Belören – Alakilise*

14. Gün Alakilise* – Kırkmerdiven – Belos

15. Gün Belos – Finike – Mavikent

16. Gün Mavikent – Karaöz – Gelidonya Feneri

17. Gün Gelidonya Feneri – Adrasan*

18. Gün Adrasan* – Musa Dağı – Olympos – Çıralı

19. Gün Çıralı (Off Day)

20. Gün Yanartaş – Ulupınar – Yukarı Beycik*

21. Gün Yukarı Beycik* – Tahtalı Zirve – Yayla Kuzdere – Gedelme*

22. Gün Gedelme* – Göynük Yaylası – Göynük Kanyonu – Göynük*

23. Gün Göynük* – Hisarçandır

24. Gün Hisarçandır – Çitdibi – Geyikbayırı

Alternatif Rota Olympos – Çıralı – Maden Koyu – Tekirova – Phaselis – Çamyuva

Frig Yolu – 2. Bölüm (Yazılıkaya – Yenice Çiftliği)

O gün ki planım Çukurca Köyü’ne ulaşmaktı. Bunun nedeni ise Demirli Frig Evinde gördüğüm haritada Çukurca’da da Frig Evi görünmesiydi. Asfalt yoldan yürüyerek Çukurca’ya yöneldim. Bu rota tamamen asfalt yolu takip etmekteydi. Sıkıcı olsa da rahat ve hızlı yürüyor olmamın motivasyonuyla devam ettim. Çukurca Köyü’ne yaklaşık 2 kilometre kala yolun solunda Areyastis Anıtı’nı işaret eden tabelaya rastladım. Asfalt yoldan ayrılıp anıtın yanına çıktım ve fotoğrafladım. Burada bir gürüldeme duydum ancak ne olduğunu anlayamadım.
batch_20160602_162305
Areyastis Anıtı.

Asfalt yola geri döndüğümde az önce duyduğum gürüldemenin tepemi kaplayan kapkara bulutlardan kaynaklandığını farkettim. Çok korkutu görünüyorlardı, yağmurdan kaçışım yok gibiydi. Hızlıca Çukurca Köyü’ne doğru yürümeye başladım. Hafiften yağmur çiselemeye başlayınca ben daha da hızlanmaya başladım. Yolum az olduğu için pançomu çantamdan alıp giymekle zaman kaybetmek istemiyordum. Çiseleyen yağmurla birlikte Çukurca Köyü’ne ulaştım ve yolda gördüğüm ilk insana muhtarın evini sordum. Bulmam zor olmadı. Muhtar evinin yanında inşaat işiyle uğraşıyordu. Frig Evini sorduğumda otel var dedi, oteli sormadığımı söyledim. İleride çadır var orada kalınıyor dedi ve ben söylediği yöne gittim.

Çimenlik, etrafı duvarla çevrili bir alan içerisinde muhtarın bahsettiği kıl çadır vardı. Zemini açık, çimenlikti ve içerisinde masa ve sandalyeler vardı. Kendi çadırımda kalmak o kıl çadırda kalmaktan çok daha mantıklı olurdu bence. Kıl çadırın yanında büyük bir çardak, kahvehane, ekmek pişirme fırını ve tuvalet vardı. Kahvehanenin üzerindeki Frig Evi tabelası dikkatimi çekti. Camdan baktığımda da içerisinin kahvehane olduğunu gördüm, konaklanacak biryer değildi. Yine de muhtar gelince şansımı denemeye karar verdim. Çantamı bir bankın üzerine bırakıp bir süre dinlendim. Gün batımına epey zamanım vardı. Yeterince dinlenince üstümü değiştirdim ve giysilerimi yıkayıp bahçeye astım. Bahçeye sürekli gelip gidenler oluyordu ve onlarla sohbet ederken benim de canım sıkılmıyordu. Birisi evine çay içmeye davet edince hiç düşünmeden gittim. Çok güzel geldi. Kahvehaneye geri döndüğümde köy ahalisi kahvehanenin önüne toparlanmaya başlamıştı. Muhtarı yakalayınca bu gece kahvehaneyi bana bırakmasını söyledim, kabul etti. Kahvehaneyi açtıktan sonra da elinde koca bir tepsi yemek getirdi. Köye gelen başka bir misafir ile bir güzel yedik. Hayatımda yediğim en güzel yoğurdu o sofrada yemiş olabilirim. Gecenin sürprizi kahvehane de yapılacak olan toplantıydı. Yabancı biri olarak köy toplantısında bulunmaktan çok keyif aldım. Bir film sahnesinin içindeymiş gibi hissediyordum.

Gece yarısına doğru kalabalık muhtarın da yönlendirmesiyle beraber kalktı. Masaları kenara çekip karşılıklı iki sediri birleştirerek korunaklı bir yatak oluşturduk. Sedirlerin üstü kilim kaplı olduğundan matımı çıkarmaya gerek duymadım. Ara sıra sert zeminde uyumak hoşuma gidiyor. Elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra uyku tulumumu sedirin üzerine açtım, kılıfına ise giysilerimi doldurarak yastık yaptım. Işıkları söndürerek keyifli bir uykuya daldım.

7. Gün

Sedir koltuklar üzerinde çok verimli ve keyifli bir uyku çekerek sabah erkenden uyandım. İlk iş olarak dün akşam kuruması için yıkayıp bahçeye serdiğim giysilerimi topladım. Sonrasında hızlıca çantamı hazırladım, kahvehaneyi eski haline getirdim ve yola koyuldum. Peşime yine bir köpek takıldı. Toprak bir araç yolunu takip ederek Gerdekkaya’ya ulaştım, ziyaret ettim.

batch_20160603_081521
Gerdekkaya Anıtı.
Sonrasında toprak patika yolu takip ederek yürüyüşüme devam ettim. Yükselerek ilerleyen yolu takip ederek bir geçide ulaştıktan sonra Asar Vadi’ye doğru alçalmaya başladım. İnişe başlamadan hemen önce kısa bir mola verip telefonumu kurcalayarak dinlendim, Frig Yolu’nda internet bağlantısı her zaman mümkün olmuyor. Asar Vadi’ye doğru alçaldıkça yükselirken kaybolan yeşil birki örtüsü geri geldi. Karşımda sürülerini otlatan bir çoban gördüm. Ben onu gördüğüm anda onun da köpekleri, beni ve yanımdaki köpeği görüp havlamaya başladı. Çoban bana “gelme!” diye bağırdı ancak bu çözüm değildi, geri dönecek değildim. Solumdaki yamaca doğru yükselerek ilerlesem de çobanın iki köpeği üstüme gelmeye başladı. Bu sırada üçüncü köpeği tasmasından tutarak zaptettiğini gördüm. İki köpek bize yaklaşınca batonlarımla daha fazla yaklaşmalarını engelledim. Benim yanımdaki köpeği kıstırsalar da yanlarından kaçmayı başardı. Sonrasında ben aralarına girip yola devam ettim. Bu defa onlar da peşime takıldılar, çobanın yanına dönmeleri için çok uğraştım ama nafile. Sonrasında kendi kendilerine peşimi bıraktılar. Devam ederek Sorkunlu Yaylası’na ulaştım.
batch_20160603_093956
Sorkunlu Yaylası.
Buradaki terkedilmiş evler benim için çok ilgi çekiciydi, bir tanesine girip gezdim.
batch_20160603_094241
Kısa bir yürüyüş sonrasında vadiden çıkarak açıklık bir alana ulaştım. Sola doğru yönelerek Kümbet Köyü’nden önce aşacağım geçide doğru yükselmeye başladım. Geçidi oluşturan kayalardan sağdakinin üzerinde anlık olarak bir insan silüeti gördüm. Orası Kırkmerdiven olmalıydı. Kısa süre içinde gördüğüm kişinin de iki gün önce karşılaştığım Doğukan olabileceğini farkettim.
batch_20160603_102900
Sert bir yükselişle geçide ulaştığımda etrafa göz attım ancak Kırkmerdiven’i işaret eden alternatif rota işaretini göremedim. Hemen aşağı doğru yürüyüp rotaya devam etmeye yeltensem de kendime “buraya bir daha gelebilecekmisin?” diyerek işareti aramaya başladım. Bulmam çok zor olmadı ve yerleşimin tepesine çıktım.
batch_20160603_112500
Evet, tahminim doğruymuş, Doğukan oradaydı. Burada oturup dinlendim ve manzaranın tadını çıkardım. Demirli Kalesi’nde bulunan sarnıca çok benzeyen sarnıcı, biçimli olarak kesilmiş kayaları inceledim.
batch_20160603_112532
Kırkmerdiven ve Kümbet Vadisi.
Doğukan’la yürüdüğümüz etaplara ait tecrübelerimizi ve anılarımızı paylaşarak geçide indik. Burada vedalaşarak ayrıldık ve yollarımıza devam ettik.
Tarlalara doğru sert bir şekilde alçalan toprak yol daha sonra düz bir şekilde ilerleyerek Kümbet Köyü’ne giriyordu. Köye girdikten kısa süre sonra bir köşedeki gölgeye sinmiş saldırgan bir köpek yanımdaki köpeği farkedince hemen peşine takıldı, geldiğim yöne koşarak gittiler. Bir daha o köpeği görmedim. Yolum üzerindeki bakkal kapalıydı. Öyle olunca yoldaki birine açılacağı zamanı sordum ve başka bir bakkal daha olduğunu öğrendim. Diğer bakkala gitmeden önce köyün tepesindeki Himmet Baba Türbesi’ni ve Kral Solon’un Mezarını ziyaret ettim.
batch_20160603_121417
batch_20160603_121214
Kral Solon’un Mezarı.
batch_20160603_121453
Himmet Baba Türbesi üzerinde figürler.
Devam ederek diğer bakkala ulaştım. İçeri girmeden önüne çantamı bıraktım ve oturup soluklanmaya, insanlarla sohbet etmeye başladım. Bir süre sonra bakkalın sahibi Musa’da geldi. Pide dağıtmakta olan biri de bana bir pide verdi. Çantamda duran peynir ve zeytin ezmesi ile taze pideyi bir güzel yedim. Peşinden Musa’nın ikramları başladı. Kahveler ve kıstırma.
batch_20160603_143412
Kıstırma.
Uzunca bir süre bakkalda durup Musa ile sohbet ettim, bölgeyle ilgili bilgi aldım. Vakit ilerleyince önümdeki birkaç gün bakkal görmeyeceğimi düşünerek iyi bir alışveriş yaptım ancak akşam farkedeceğim üzere domates ve salatalıklarımı köy çeşmesinin üzerinde unutacaktım. Rehber kitapta ve köyde yaşayan insalara göre Kümbet Köyü’nde bir köy odası mevcut. Ben kalmak için sormadım ancak kalmak isteyenlere oda yok, oda kalmaya müsait değil gibi cevaplar verildiğini duydum. Asfalt yolu takip ederek Eskişehir – Afyonkarahisar yoluna ulaştım. Karşıya geçerek toprak araç yoluna girdim ve ormanın içine yöneldim. Bir süre toprak yolu takip ettikten sonra yeniden bir asfalt yola ulaştım. Kısa bir yürüyüş sonrasında sağ tarafımda Büyükyayla Göleti’ni görünce, gölete yönelerek rotayı kıyıdan takip etmeye başladım.
batch_20160603_171128
Büyükyayla Göleti.
Burada piknikçiler tarafından söndürülmeden bırakılmış bir ateşi kısıtlı olan suyumu kullanarak söndürdüm; yolum üzerinde olan çeşmede su akmadığını bilerek. Çeşmeye ulaştığımda, Doğukan’ın dediği gibi kesik olduğunu gördüm. Kümbet Köyü’nde konuştuğum insanlar Büyükyayla Köyü’nde köy odası olduğunu söylemişleri. Bu yüzden çeşmenin olduğu yerde rotadan ayrılarak Büyükyayla Köyü’ne yöneldim. Yol üzerinde akan bir çeşme olduğunu gördüm.
batch_20160603_171454

Büyükyayla Köyü’ne yaklaşırken rastladığım bir çobana köy odası olup olmadığını sordum ve “var, kime sorsan gösterir” cevabını aldım. Köyün hemen girişinde rastladığım iki çocuğa ise muhtarın evini sordum ve işaret ettikleri eve gittim. Muhtar evin balkonunda oturuyordu. Selam verdim, boş boş baktı. Köy odasında kalmak istediğimi söyledim, “kalacak yer yok” dedi. Böylesine soğuk ve olumsuz bir cevap alınca birşey demeden geri dönüp köyden ayrıldım.

Yolda gördüğüm suyu akan çeşmeye gittim. Su içip, şişelerimi doldurduktan sonra sol tarafta kalan geniş ağaçlardan oluşan bölgeye gidip uygun bir çadır yeri aramaya başladım. Yeri tespit etmem kolay olmadı çünkü oldukça sert bir rüzgar esiyordu. Yönü ve zemini müsait olan biryer bulunca çadırımı buraya kurdum ve yerleştim. Kısa bir dinlenme faslının ardından birşeyler yemek için çantama uzanmıştım ki içerisinde domates ve salatalıkların olmadığını farkettim. En güvendiğim yiyeceklerim yanımda değildi. Bakkal Musa’nın verdiği harika tahinli ekmeği su ile beraber güzelce yedim.

batch_20160603_184308
Musa’ya domates ve salatalığı unuttuğumu, kendisine almasını söylemiştim. Mesajımı görünce alıp bana getirmiş ancak çadırımı bulamadığı için bana verememiş. Ben ise o gece telefonumu şarj edemeyeceğim için, uçak modunda bulunduruyordum. Bu yüzden de bana ulaşma şansı olmamış. Musa’nın mesajını ancak sabah görebildim.
O gece tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim.

8. Gün

batch_20160604_070624
Büyükyayla Köyü ve Büyükyayla Göleti arasındaki kamp alanım.

Tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim. Çise nedeniyle çadırın dışı, terleme nedeniyle çadırın içi ıslanmıştı. Toparlanarak gölün yanındaki çeşmeye doğru yürümeye başladım ve toprak bir araç yoluna girdim.

batch_20160604_081529
Büyükyayla Göleti.

Uzunca bir süre orman içerisinde yükselerek ilerleyen bu yolu takip ederek Güllüören Yaylası’na ulaştım. Yaylanın içine girmeden yanından geçerek rotaya devam ettim ve Güllüören Roma Nekropolü’ne ulaştım. Buradaki kaya mezarlarını incelemek için yeterince vakit ayırdım ve fotoğraflarını çektim.

batch_20160604_090258
Güllüören Roma Nekropolü.
batch_20160604_090626
Güllüören Roma Nekropolü.

Ormanda ağaç işleriyle uğraşan bir ailenin yanından geçtikten sonra sert bir inişle Asmainler Saklı Vadi’ye indim. Bir oturakta oturup soluklandım ve birşeyler yedim.

batch_20160604_113641

Etrafımda görebildiğim tek su kaynağı etrafı tellerle çevrilmiş olan su pompasıydı. Yukarıda muhtemelen orman işçilerine ait olan çadırlar vardı, orada su olabilceğini düşündüm ancak elimdeki suyun yeterli olacağını düşünerek oraya gitmekten vazgeçtim. Molanın ardından vadi içersinde dere yatağını takip eden toprak yol üzerinden aşağı yöne doğru yürümeye başladım. Daralan vadi içerisinde ilerleyince sol yanımdaki görkemli kaya kütlesi dikkatimi çekti. Derenin kuru olmasından dolayı ortam çok ıssız ve boş görünüyordu.

batch_20160604_114531
Asmainler Saklı Vadi.

Vadi gittikçe genişlerken, ben arasıra geriye dönüp Tabancakaya’yı görmeye çalışıyordum, hiç göremedim.

batch_20160604_115857

Vadi açıklık bir alana ulaştığında sol tarafa sapıp başka bir vadinin içine girdim. Bu vadi de kuru bir dere yatağını takip ederek yükseliyordu. Yol, beni Salihler Köyü yakınlarındaki mesire alanına çıkardı. Burada çeşme ve tuvalet bulunsa da Salihler Köyü’nde konaklamak istiyordum. Mesire alanını geçip Kırka yoluna ulaşınca köy muhtarına telefon ettim ancak ulaşamadım. Salihler Köyü’ne doğru yola koyuldum, asfalt yolu takip ederek kolayca ulaştım. Köye vardığımda muhtarın evini sorabilecek pek insan göremedim etrafta.

batch_20160604_201414
Salihler Köyü.

Uzun bir bekleyiş sonucunda karşılaştığım kişiler evi kabaca tarif edince bulmakta zorlandım. Neyse ki arama çabalarım sonuç verdi ve muhtarla tanıştık.Aklımda hala bir önceki gün Büyükyayla Köyü’nde karşılaştığım boş bakışlar vardı. Ancak öyle olmadı. Salihler Köyü muhtarı gayet güleryüzlü, hoşsohbet ve yardımsever biriydi. Beni konaklamam için köylerinde bulunan Cem Evi’ne yerleştirdi. Hayatımda hiç Cem Evi görmemişken, içerisinde konaklayabilecek olmam harika bir durumdu. Muhtar ricam üzerine bana Cem Evi’ni gezdirdi ve merak ettiğim soruları içtenlikle yanıtladı. Sonrasında akşam görüşmek üzere vedalaştık. İyi ki buraya gelmişim çünkü ansızın şiddetli bir yağmur bastırdı. Sıcak suyla güzel bir duş alıp rahatlığa kavuşunca sıra muhtarın getirdiği kahvaltılıkları yemeye gelmişti. Mutfakta kendime çay demleyip uzun süredir uzak kaldığım türden uzun uzun bir kahvaltı yaptım.

Vakit ilerleyince muhtar geldi ve kahvehaneye gitmek üzere beraberce yola koyulduk. Köyden birkaç kişinin de katılımıyla bana ufak bir gezinti yaptırıp köylerini anlattılar. Sonrasında kahvehaneye giderek sohbetimize orada devam ettik. Bardaklar masaya gelip giderken konu konuyu açtı ve çay içer gelirim dediğim kahvehanede uzunca bir süre geçirdim.

batch_20160604_201443_005

batch_20160604_215517_014

batch_20160604_215604

Vaktin ilerlemesiyle beraber kahvehanedekilerle vedalaştık ve muhtarla yürüyerek döndük. Cem Evi girişine kadar eşlik etti. İçeri girer girmez elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra kendime güzel bir yer yatağı hazırladım.

batch_20160604_222220
Bu minderler yatak oldu 🙂

Bu arada söylemeliyim ki Salihler Köyü’nde de telefon çekmiyor. Hiç yabancılık çekmeden, rahat bir gece geçirdim. Salihler Köyü, burada ikamet insanlarıyla birlikte aklıma kalan nadir köylerden biri oldu.

9. Gün

Çadır kurmaya gerek kalmadan geçirdiğim huzurlu gecenin ardından sabah mutlu ve dinç bir şekilde uyandım. Tam  hazırlanıp çıkıyordum ki kapıda elinde kahvaltı tepsisiyle muhtarı gördüm. Kahvaltı yaparken oturup sohbet ettik. Cem Evi’nin önünde, muhtar bana yolu tarif edip uğurladı. Rota üzerinde Salihler Köyü’ne karşıdan bir bakış attıktan sonra uzaklara doğru yol almaya başladım.
batch_20160605_074252
Salihler Köyü.
Toprak araç yolundan giden rota bir süre sonra yerini belirsiz yollara ve belime kadar uzanan ekin tarlalarına bıraktı. Sabah çisesinde ıslanmış, uzun ekinler arasında yürümeye çalışmak hiç hoşuma gitmedi can sıkıcı bir durumdu ama yapacak birşey yoktu, rotayı takip ettim. Bacaklarıma değen otlar anormal şekilde bacaklarımı kaşındırıyordu, daha önce cildimin böylesine tepki verdiğini, kabardığını görmemiştim.
Bir tepeye ulaştıktan sonra İkizoluk Köyü’nün bulunduğu vadiye doğru alçalmaya başladım. Tabiki o kısımda da yine yön karmaşası yaşadım.
batch_20160605_091432
İkizoluk Köyü.
Rota İkizoluk Köyü’ne girmeden, vadi tabanını takip eden toprak bir yoldan ilerliyor.
batch_20160605_100411
Bu toprak yola girdikten sonra bir çobanla karşılaştım ve oturup bir süre sohbet ettik, yiyeceklerimizi ortaya koyup karınlarımınız doyurduk. Bana yolda acıkınca yemem için tok tuttuğunu söylediği ve ismine “mayasız” dediği ekmeğinden verdi. Ben de ona bisküvi, hurma ikram ettim.
Toprak yolu takip ederek vadi boyunca ilerledim. Sert bir iniş ile yürümekte olduğum vadinin Zahran Vadisi ile kesiştiği “Muhasebe Deresi” mevkisine ulaştım. İleride hayvanlarını otlatan bir çoban beni görünce, toprak yoldan ayrılıp Zahran Vadisi’ne sapacağım köprüye doğru geldi. Sohbet ederken ben rahatlatıcı birşeyler söylemesini arzulayarak konuyu Zahran Vadisi’ne getirdim. Aldığım cevap beni daha düşündürdü; “Abi çok pis, çok kötü valla.”. Kitapta ve yola çıkmadan önce okuduğum raporlarda bu etabın yabaniliğinden dolayı zorlayıcı olduğundan bahsediliyordu.
Aldığım bu cevap beni hayal kırıklığına uğratsa da o etabı da geçip gidecektim tabiki; önümde sadece birkaç günlük bir rota kalmıştı artık. Toprak araç yolundan ayrılarak Zahran Vadisi’ne saptım ve değirmen yıkıntılarının yanından geçerek ilerledim.
batch_20160605_102106
Vadi ve patikalar yavaş yavaş daralmaya, çalılık ve dikenliklerle kapanmaya başladı. Bir süre sonra işler iyice karıştı. Patikalar dikenler ve çalılarla doluydu. Bazen hiç geçilmeyecekmiş gibi görünen yerlerden geçiyordum.
batch_20160605_103920
Zahran Vadisi.
Zorlu ve acılı oluyordu. Rahatça yürünecek bir etap olmadığını açıkça söyleyebilirim. Vadiyi çevreleyen kaya duvarında bulunan mağaraya giden bir merdiven kalıntısı gördüm; alt kısmı kopmuş, üst kısmı öylece duruyordu.
batch_20160605_105438
Zahran Vadisi.
Zaman zaman dere geçişi yapıyordum. Bunu geçişleri fazlaca tekrarlayacağımı bildiğim için botlarımı çıkarmadan geçişleri hızlıca tamamlıyordum. Su geçiren botlarım bu rotada benim için avantaj yaratıyordu çünkü içeri dolan suyu hızlıca tahliye edebiliyorlardı.
batch_20160605_112045
Zahran Vadisi.
Önceleri patikaların dikenlik ve çalılıklar arasında geçmesinden şikayetçiydim ancak iş daha kötü bir hale geldi; çalılık ve dikenlikler arasında patikayı farkedebilmek çok zor oluyordu. Sürekli rotayı kaçırıyor ve arıyordum. Bunu yaparken birçok defa çalılar ve dikenler arasında sıkıştığım oluyordu. Bu durumda zar zor geldiğim yolu geri dönüp, alternatif bir yön belirlemeye çalışıyordum. Bitki örtüsünün yoğunluğu ve vadinin darlığı ise rotanın GPS ile takip edilmesini zorlaştırıyordu. Bir şekilde uygun geçişler yaparak dereyi takip etmeye çalışıyordum. Dere Mahallesi yakınlarına kadar bu durum sürdü. Mahalle öncesi birkaç eski değirmen yıkıntısı görünce yol keyifle yürünebilecek, basit bir hale geldi.
batch_20160605_114917
Dere mahallesine ulaştığımda kısa bir mola verdim. Kimseler yoktu, ortalık çok sakindi.
batch_20160605_115826
Dere Mahallesi.
batch_20160605_120145(0)
Dere Mahallesi.
Dere Mahallesi’nden hemen sonraki köprünün yanında bulunan ağaçların gölgesinde mola verip uzandım. Bu molada; dere geçişinde ıslanan botlarımı havalandırdım, ayağıma temiz ve kuru çoraplarımı giydim, ayağımdan çıkardığım çoraplarımı derede yıkadıktan sonra kuruması için önce ağaca, yürümeye başlayınca da çantamın kenarına astım. Karşılaşmayı umduğum geyiklerle malesef karşılaşamadım. Rota Dere Mahallesi’nden sonra gayet rahat bir hal aldı. Zaman zaman tereddüt yaşasam da üstesinden gelmem çok zor olmadı. Yine, birkaç defa dere geçişi yaptım. Sürekli dere yatağından ilerledim. Ayrıca Zahran Vadisi’nin Dere Mahallesi’nden sonraki bu kısmında kamp olanağı önceki etaba göre çok daha iyi.
batch_20160605_131335
Zahran Vadisi.
Vakit ilerledikçe bende yorgunluk belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir anda, bir çeşmeden su içerken kitabımı çamurun içerisine düşürünce bir anlık sinirlerim bozuldu. Kitabı yerden aldığım gibi çeşmeden akan suya soktum ve bir güzel yıkadım. Neyse ki hala sağlam 😀 Dere yatağını takip ederek önce Hallıören Mevkisi’ne sonrasında da Sandıközü Köyü’ne ulaştım.
batch_20160605_133027
Hallıören.
batch_20160605_134802
Zahran Vadisi.

batch_20160605_141859

batch_20160605_143006
Sandıközü Köyü yakınlarında bir değirmen kalıntısı.
batch_20160605_143412
Sandıközü Köyü girişi.
Bugün ki planım haritada Frig Evi, rehber kitapta ise güzel bir köy odası bulunduğundan bahsedilen Lütfiye Köyü’ne ulaşmaktı. Sandıközü Köyü’nde yol kenarında  bulunan çeşmenin karşısına oturup dinlendim, ayağımdaki çoraplarımı yıkayıp çantama astım ve çantamda asılı olan çoraplarımı geri giydim. Üç kilometrelik asfalt yolu kolayca katederek Lütfiye köyüne ulaştım.
batch_20160605_151549
batch_20160605_153640
Lütfiye Köyü yakınları.
Köy girişinde bir çay daveti üzerine bir av rehberinin evine uğradım. Oturmuş sohbet ederken misafiri gelince ayrılarak köye girdim ve doğruca muhtarın evine girdim. Kapısını çaldığım evin kapısı değil, yukarıdan bir penceresi aradı. Yine boş bakışları görünce burada kalamayacağımı düşündüm. Muhtara Frig Evinde yada köy odasında kalmak istediğimi söyledim. “Köy odasına bugün imam gelecek” dedi. Sonrasında içeri girip çocuğuna seslendi. Kısa bir süre sonra sokakta bir çocuk belirdi ve beni köy odasına götürdü. Lüftiye Köyü’nün köy odası da diğer köy odalarına göre modernize edilmiş şekildeydi. Kahvehane olarak kullanıldığını düşündüğüm masa, sandalye ve televizyondan oluşan büyük bir odası, mutfağı, arızalı bir su ısıtıcısı olan banyosu ve iki çift ranzadan oluşan yatak odası benim için faylasıyla yeterli bir ortamdı. Vakit ilerleyip soğuk çökmeden önce duşumu aldım, kirli giyislerimi yıkayıp dışarı astım. Akşam muhtar köye Ramazan Ayı için gelen genç imama ve bana yemek göndermiş. Bu güzel yemekler sayesinde karnımızı güzelce doyurduk. Güneş batıp vakit ilerleyince içerisi çok soğudu ve biz de sobayı yakarak ısındık. Bir süre televizyondan ben yoldayken neler olup bittiğini takip etsem de erkenden uykum gelince kendimi yumuşak ve rahat yatağa bıraktım.

10. Gün

Sabah erkenden, oyalanmadan yatağımdan çıktım ve hızlıca hazırlandım. Köyün çıkışında gördüğüm bir köpeği severek peşime taktıktan kısa bir süre sonra bir kavşak noktasına ulaştım.
batch_20160606_073936
Lütfiye Köyü.
Burada sağ taraftaki vadiye girerek yükselerek devam eden yolu takip etmeye başladım. Vadi içinde hafif eğimde devam eden yol bir süre sonra biraz daha dikleşerek bir sırta ulaştı. Sırtın hemen diğer tarafındaki küçük vadi tabanını takip ederek devam ettim. Rotanın düzleştiği bir noktada solumda kalan dereyi karşıya geçerek kısa ve dik yolu çıktıktan sonra Yumaklı Köyü’ne ulaştım.
batch_20160606_085805
Yumaklı Köyü.
batch_20160606_090337
Bir süre oyalanıp köyü seyrettikten sonra bitmek bilmeyen birkaç kilometrelik stabilize yolu takip ederek önce Değirmendere Mevkisi’ne, hemen sonrasında da sağa sapıp stabilize yoldan ayrılarak Asmainler Vadisi’ne girdim. Stabilize yolun ardından Asmainler Vadisi’nin doğal patikalarında yürümekten mutluluk duydum.
batch_20160606_095442
Asmainler Vadisi.
Bir süre yürüdükten sonra vadi önce genişledi, sonrasında dere yatağı büyük kayalara dolmuş sarp bir vadiye döndü. Bu büyük kayaların üzerinden derenin karşısına geçmeye çalışmak zevkliydi.
batch_20160606_113317
Asmainler Vadisi.
Güzel görünen kaya oluşumlarımı izleyerek bir su setini geçtikten sonra toprak yola ulaştım. Bu toprak yol beni İnli’ye giden asfalta çıkardı.
batch_20160606_114304
İnli’de bulunan Frig Evinde kalmayı planladığım için bugünün rotasını kısa seçmiştim ve bunun sonucunda öğle saatlerinde İnli’ye ulaştım. Muhtarlık binasına gittim, binada kimse yoktu. Yolda gördüğüm birine muhtarı sordum ancak ot biçmeye gittiğini, ne zaman döneceğini bilmediğini söyledi.
batch_20160606_115616
İnli Köyü.
Ben kahvehanenin önünde oturmuş, ne yapacağımı düşünürken birinin söylemesiyle biraz ileride traktörle uğraşan kişinin muhtar olduğunu öğrendim. Frig Evinde kalmak istediğimi söyleyince tereddüt etmeden yardımcı oldu. Meğer köy meydanında bulunan, yenilenmiş iki katlı görkemli ev Frig Evi imiş.
batch_20160606_122933
İnli Köyü Frig Evi.
Muhtar evde ilk kalan kişinin ben olduğumu söyledi. Ev daha önce kullanılmamış olsa da örümcek ağları dışımda gayet kullanılabilir durumdaydı. Ocağı yakmakta soru yaşasak da muhtar ile onun da sorununu çözdük. Banyodaki termosifon zaten çalışmaktaydı. Ben eşyalarımı eve bıraktıktan sonra köyün üzerinde bulunan nekropolü ve kiliseyi ziyaret ettim.
batch_20160606_171202
İnli Köyü’nde bir kilise.
Uzunca bir süre oturup çevreye hakim manzaranın tadını çıkardım ve telefonumdan internete girdim, çünkü köyün içinde şebeke çekmiyordu.
batch_20160606_161102
İnli Köyü.
Akşama doğru köylülerle beraber Frig Evinin önünde oturup köye gelecek olan bakkalı bekledim. Bakkale gelince büyük bir kutu hurma aldım. Peşinden muhtar elinde bir tepsiyle eve çıkageldi. Çay demlemek için demlik istedim, onu da çözdü sağolsun. Üstüne de sobayı yakabilmem için odun kırıp kapıma bıraktı. Daha ne olsun?
Sobayı bir güzel yaktıktan sonra gidip duş aldım ve gelip sıcacık odamda oturdum. Güzel bir çay hazırlayıp gürül gürül yanan sobanın üzerinde demlenmeye bıraktım. Muhtarın getirdiği kahvaltılıklara kendi yiyeceklerimi de ekleyip güzel bir ziyafet çektim.
batch_20160606_204925
Akşam üşüyünce üst kattaki yatak odalarına gitmek yerine battaniyeleri alıp sobanın yanında yatmayı düşünmüştüm ancak güzel kahvaltı ve sıcak odada yeterince keyif yapmanın neticesinde yukarı çıkıp rahat yatakta yatmaya karar verdim.
batch_20160606_185844
Frig Yolu’nda umulmadık harika bir gün daha!

11. Gün

Üşüyeceğimi umduğum odada, hiç üşümemiş ve gayet dinç bir şekilde uyandım. Yatağımı topladıktan sonra eşyalarımı alıp aşağı indim. Alt odaki eşyalarımı da çantama yerleştirdikten sonra yola koyulmaya hazırdım.
batch_20160607_072734
İnli Köyü’nden Sökmen Köyü’ne giden asfalt yol üzerinde yürümeye başladım. Bir süre sonra sol tarafımdaki sırta doğru yükselen traktör yoluna girdim. Antik yol izlerinin bulunduğu kayalık bir yeri geçtikten sonra yamacı dik keserek yürüyüşüme devam ettim.
batch_20160607_074152
batch_20160607_074322
İnli Köyü.
Bir süre tarlalarla kaplı bir düzlükten yürüdükten sonra tekrardan bir yamaca doğru yükseldim. İlginç yapılı bir kaya oluşumunu geçtikten sonra solumda kalan sırtın diğer tarafına geçerek sert bir inişle aşağıda kalan araç yoluna ulaştım.
batch_20160607_084441
Bu yolu takip ederek, önceleri var olan kolonu şimdilerde koparılmış olan bir mağarayı ziyaret ettim.
batch_20160607_085845
Sökmen Köyü mezarlığına ulaştım. Mezarlığın karşısında, kilise olabileceğini düşündüğüm bir oyma mağarayı gezmek istedim ancak basamaklar aşınmış olduğundan düşebileceğimi düşündüm ve ziyaret etmekten vazgeçtim.
batch_20160607_090358
Burada nedense rotanın nereden geçtiğine bakmak yerine köye giden asfalt yolu takip ettim. Saatime bakıp rotayı kontrol ettiğimde rotanın sapmış olduğunu gördüm.
batch_20160607_091317
Sağımda kalan tepelik alana doğruca devam edersem rotayı tekrar yakalabileceğimi düşündüm, bu yüzden geriye dönüp vakit ve enerji kaybetmek istemedim. Düşündüğüm gibi oldu ve çok zorlanmadan kaçırdığım rotayı tekrar yakaladım.
batch_20160607_091439
Sökmen Köyü.
Bir süre seyrek ağaçlıklı bir bölgeden yürüdükten sonra hafif eğimli, genişçe bir vadiden aşağı doğru yürüdüm. Vadinin sonuna doğru karşımda Doğuluşah Göleti’ni gördüm.
batch_20160607_092017
Doğuluşah Göleti.
Göle bakarken en çok dikkatimi çeken şey göldeki devasa kuşlardı. Burası göçmen kuşların bir durak noktasıymış.
batch_20160607_092701
Doğuluşah Göleti.
batch_20160607_093603
Doğuluşah Göleti.
Göletin sağından devam ederek göletin bendine, sonrasında da asfalt yola ulaşarak Doğuluşah Köyü’ne devam ettim.
batch_20160607_094357
Doğuluşah Köyü.
Köy içinde rastladığım biriyle sohbet ettim. Bakkalın kapalı olduğunu, “ikindi vakti” ne anca açılacağını, ancak istersem de bakkalın evine gidip açtırabileceğimi söyledi. Burada sohbet ederken benim aklımda önümde çatallaşan rotadaydı. Doğrudan Fındık Köyü’ne yada İncik Köyü üzerinden Fındık Köyü’ne gidebilirdim. Akşam ulaşmayı planladığım Sabuncupınar’a her iki şekilde de ulaşabileceğimi düşündüğüm için ben uzun olan rotayı takip etmeye; İncik Köyü üzerinden yürümeye karar verdim.
Genellikle toprak araç yollarını, zaman zaman antik yollardan geçen patikaları takip ederek yürüyüşümü sürdürdüm.
batch_20160607_104854
Buradaki GPS kayıtları bazı yerlerde sorunlu (olduğu yerde daireler çizecek şekilde) olmasına rağmen ben çok zorlanmadan, planladığımdan daha hızlı bir şekilde İncik Köyü’ne ulaştım.
batch_20160607_111557
İncik Köyü.
Yön karmaşı yaşadığım zaman sürekli yakınımda bulunan toprak araç yoluna geçip oradan yürüdüm. Köy, derenin diğer tarafında konumlanmıştı, vaktim kısıtlı olduğundan köye girmedim. Bir ağacın gölgesinde bulunan çocuk parkının kaydırağına oturup yemeğimi yedim.
Fındık Köyü’ne giden asfalt yoldan yürüyerek ilerideki çeşmeden su alıp aynı yönde yürümeye devam ettim. Bir süre sonra saatime bakınca rotada çok saptığımı farkettim. Geri dönüp, yol ayrımına kadar yürümeye başladam da mesafenin düşündüğümden fazla olduğunu anlamam zor olmadı. Bu yüzden rotanın asfalt yoldan ayrıldığı yere dönmek yerime dimdik yanımdaki yamaca yükselerek ileride rotayı yakalamayı düşündüm. Dik yükselmek yorucu olsa da bunu yapabildim. Yamacı aştıktan sonra asfalt yola çıktım ve bir süre buradan yürüdüm. Açıklık bir alanda sağ tarafımdaki kaya oluşumları dikkatimi çekti. Bu yüzden yoldan sapıp paralelinden yürümeye başladım.
batch_20160607_122001
Sonradan farkettim ki rota zaten buradan ilerliyormuş. Hafif aşağı doğru eğimli, keyifli ve manzaralı rotayı izleyerel devam ettim. Zaman zaman kuru bir derenin yanındaki dar patikadan, zaman zaman da geniş bir açıklığın ortasında akan cılız dere yatağını takip ettim.
batch_20160607_124314
Belli belirsiz, geniş bir sırtı aşarak Fındık Vadisi’nin ucundan geçtim.
batch_20160607_124734
Güzel görünümlü ve özellikle biçimlendirildiğini düşündüğüm kaya yapılarının yanından geçerken karşımda Fındık Köyü’nü gördüm.
batch_20160607_124838
batch_20160607_125250
Çok görkemli bulduğum, antik yol izleriyle biçimlenmiş bir geçitten geçerek dere yatağına indim.
batch_20160607_125912
Fındık Köyü.
 Köye girdikten sonra sola yönelerek Fındık Kalesi’ne doğru yükselen küçük vadiyi takip etmeye başladım. Geçide ulaştığımda kale hemen solumda kalmaktaydı. Buraya kadar gelmişken ziyaret etmeden gitmek olmazdı. Kolay bir çıkış ile kaleye ulaştım. Kayalık boyunca yürüyerel insan elinin müdahale ettiği belli olan yapıları inceledim. Bir tepeceğin üzerindeki düzlükte kurulmuş olan bu kalr düşündüğümden daha genişti.
batch_20160607_130525
Fındık Köyü ve Fındık Vadisi.
Tam bir daire sonrasında başladığım yere döndüm ve tekrar rotaya girdim. Kısa bir iniş sonrası tekrar yükseldim ve karşımda Sabuncupınar Beldesi’ni gördüm.  Karşımda görünce kısa süre sonra oraya ulaşacağımı düşündüm ancak rota köyün etrafında çeyrek bir yay çizdikten sonra içine girmeden devam ettiği için düşündüğümden çok daha uzum sürdü. Bu durum da psikolojik olarak beni yordu. Rota genellikle orman içerisinden yürüdükten sonra bir tren yolunu geçtikten sonra Sabuncupınar asfaltına çıktığında Frig Evine göre çok ters biryerde kalmıştım.
batch_20160607_135154
Yinede rahat bir gece geçirebilme ümidiyle yorgum bedenimi yürümeye zorladım.
Bir bakkalın, boşaltılmış bir karakol binasının yanından geçtikten sonra tren istasyonunun karşısında bulunan Frig Evine ulaştım. Burası diğer Frig Evleri gibi köy odası şeklinde değil, özel işletme şeklindeydi. İşletme sahibinim dediğine göre burası yapıldıktan sonra İl Özel İdaresi tarafından kiralanmış.
batch_20160607_193256(0)
Sabuncupınar Frig Evi.
Büyük kapıyı çaldığımda açan kimse olmadı. Binanın bahçesinin önünde duran bir arabaya muhtarı sorduğumda ise kendisinin muhtar olduğunu söyledi. Özel işletme olduğunu ilk ondan öğrendim. Kapıyı açıp içeri girdik. İçerisi gerçekten güzeldi ancak bana söylediği yemek dahil fiyatı yüksek buldum. Gecelik kalmak için bir ücret söyledim, işletmeciyle başka odaya gidip telefonda konuştuktan sonra bana cevap vermeden “tamam, hallederiz” moduna girince belirsizlikten rahatsız oldum. Üstüne birde “zaten dışarıda yağmur yağıyor” diye ekleyince ben de istediği parayı vermek yerime köyün etrafındaki çimenlik alanlarda çadırda kalmamım benim için hiç sorun olmayacağını söyledim. İşletmeci gelene kadar oturup dinlendim, televizyon izledim. Muhtarın birkaç kişi kalıyor dediği otelde in cin top oynuyordu. Daha sonra geç saatlere kadar gürültü yapacak olan, depodaki sıcak suyu da duş alarak bitirdiklerini düşündüğüm doğulu işçiler geldi otele. Vakit ilerleyince bakkala gidip yiyecek birşeyler almak istedim. Dışarıda yağmur atıştırıyordu.
Bakkala gidince bomboş raflarla karşılaştım. Ekmek bile yoktu. Kola ve bisküvi alıp geri döndüm. Otele döndükten kısa süre sonra işletme sahibi geldi. Kendisiyle kısa ancak gayet güzel bir sohbet ettik. Bölgeden ve gelenlerden konuştuk. Ücret konusu da muhtarla görüşmemizin aksine hiç sorun olmadı.
batch_20160607_185440
Bakkalda birşey bulamadığımı duyunca da bana kahvaltı tabağı hazırlayacağını söyledi ve dolu dolu bir kahvaltı tabağı getirdi. Televizyonun karşısındaki yer sofrasındaki bu tabaktakileri ve bakkaldan aldığım kola eşliğinde güzelce yedim, üstüne de keyif yapıp uzunca bir süre yerimden kalkmadım.
batch_20160607_194103
Vakit iyice ilerleyince duş alıp yatma vaktimin geldiğine karar verdim. Odama yerleşip temiz giysilerim alıp duşa girdim ancak ortada bir sorum vardı; su bir türlü ısınmıyordu. Uzumca süre bekleyip ısınmadığına emin olunca buz gibi suyla hızlıca soğuk bir duş aldım, vakit kaybetmeden güzelce kurulandım, hemen geniş yatağımdaki yorganın altına saklandım.
Belirsizlikle başlayam akşam, rahat ve geniş bir yatakta son bulduğu için çok mutluydum.

12. Gün

batch_20160608_065038
Odamın manzarası; Sabuncupınar Tren İstasyonu.
Sabah yine kapalı bir havaya uyandım. Bugün, bu yoldaki son günümdü. Şahsen ben, öğle saatleri civarında Yenice Çiftliği’ne ulaşacağımı düşünüyordum. Sabuncıpınar çıkışındaki çiftlikte büyük bir köpek uzun uzun havladı. Sonrasında yaklaşarak sakinleştirdim ve sevdim. Peşinden yavruları geldi. Onlarla da biraz oynadıkta sonra tekrar yola koyulduğumda farkettim ki yavrular peşimi bırakmıyor. Çiftlikten uzaklaştıkça da durum yine değişmedi. Çiftlik tepenin arkasında kalmış olmasına rağmen annelerinin havlama sesleri kesilmiyordu. Neyse ki zemini çok bozuk, yakın zamanda sürülmüş bir tarlayı geçerken yavrular geride kaldı ve tarlayı geçtikten sonra da artık beni takip etmediklerini görerek rahatladım.
batch_20160608_075554
Küçük tepecikler üzerinde dalgalanarak ilerleyen rotayı takip ettim. Sonrasında da bir geçit aşarak Seydiköy’e ulaştım.
batch_20160608_075851
batch_20160608_080007
batch_20160608_083330
 Köyün hemen girişinde hayvanlarını otlatan karı-koca çoban çifte rastladım. Yolun son kilometelerini yürüyor olmamın mutluluğunu onlarla dampaylaştım. Yenice Çiftliği’ne erken varmak için kahvaltı yapmadan çıktığımı söylediğimde beni evlerine götürüp kahvalt ikram etmek istediler ancak yürümem gerektiğini söyleyip, vakit kaybetmek istemediğimi ekledim.
batch_20160608_083915
İlk başta gördüğüm birkaç ev köyün biraz dışında kalan küçük bir yerleşimmiş. Toprak yolu takip ederek çok kısa minik bir geçit geçtikten sonra Seydiköy’ü tam olarak görebildim. Gayet büyük bir köydü.
batch_20160608_084720
Seydiköy.
Yolum üzerinde bir bakkala rastladım ancak kapalıydı. Bir bakkalın kapalı olmasından daha kötü olan şey, camdan içerideki Cino’ları görmekti. Çocukluğumun çikolatasına bu kadar yaklaşmışken, aramızda sadece bir pencere kalmışken, yine ulaşamadan devam etmek durumumda kaldım…
batch_20160608_084938
Köyün içinden geçen yolu takip ederek yükselmeye başladım. Bir süre sonra köyün yukarı çıkışında bulunan toprak yol üzerindeki çeşmeye ulaştım ve çantamı kenara bırakıp bir süre dinlenmeye karar verdim. Bol su içmeli ve hızlıca atıştırmalı molanın ardından köyün üzerindeki platoya doğru yükselen toprak yolu takip etmeye devam ettim. Yukarıdaki su deposuna ulaştığımda hemen yakınında hayvanlarını otlatan bir çoban gördüm. Islık çalarak köpeklerine sahip çıkması için haber verdim. Kısa bir süre sohbet ettik.
batch_20160608_091547
Plato üzerinde bir süre yürüdükten sonra önce sağ tarafımda Porsuk Baraj Gölü’nü biraz daha ilerleyince Kütahya – Eskişehir yolunu gördüm.
batch_20160608_092414
Yenice Çiftliği’ne açılan Zambaklık Vadisi’ne doğru alçalırken zaman zaman rotayı kaybetmeye başlamıştım. Özellikle bir defasından rotaya tekrar girebilmek için oldukça zorlandım; çok sık bir bitki örtüsünden geçmek ve oldukça yüksek eğimli toprak zeminde yükselmem gerekmişti. Rotadan yavaş yavaş sıkılmaya başlamışken Zambaklık Vadisi’nin girişindeki açıklık alana ve içersinde mağaraları bulunduran köyün hemen yakınındaki kaya oluşumuna ulaştım.
batch_20160608_101038
batch_20160608_101450
batch_20160608_101454
batch_20160608_101552
Sonrasında tekrardan çalılıklar dar bir patikaya girerek Yenice Çiftliği’ne ulaştım.
batch_20160608_103931
Kütahya – Eskişehir yoluna ulaşmama kısa bir mesafe kalmıştı. Yola ulaştığımda bir araca binip Kütahya’ya gitmem gerektiğinden köyün camisine girerek üzerimdeki giysileri ve ayakkabılarımı değiştirip terli ve kirli giysilerimden kurtuldum. Çeşmeden de bolca su içtim. Porsuk Çayı’nı takip ederek Frig Yolu tabelasına ulaştım.
batch_20160608_104150
batch_20160608_104428
Yürüdüğüm rotada gördüğüm son işaret.
Burada Frig Yolu üzerindeki son fotoğrafımı da çekindikten sonra yola çıkıp karşıya, Kütahya yönünde otostop çektim. Belki şansım yaver gider, Antalya’ya doğru giden bir araca denk gelirim diyordum ancak olmadı. Kısa bir süre sonra Kütahya’ya gitmekte olan bir araç durup beni aldı. Kütahya’nın hemen girişindeki otogarda inip doğruca bilet satış ofislerine yöneldim. Saat 11:00 civarıyıdı, düşündüğümden erken gelmiştim. Isparta’ya giden otobüsleri sordum ve saat 12:00’de bir otobüs olduğunu öğrendim. İşin bir diğer güzel yanı, en ön sırada tek kişilik yer vardı. Hemen biletimi alıp dinlenmeye ve otobüs saatimi beklemeye başladım. Keyifli ve dinlendirici bir yolculuk ile Isparta Otobüs Terminali’ne ulaştım. Oradan da başka bir otobüs ile Eğirdir’e geçtim.
Artık bir rota geride kalmış, yeni bir rota başlamak üzereydi…
batch_20160608_105022

Frig Yolu – 1. Bölüm (Seydiler – Yazılıkaya)

1. Gün

20160528_071425
Seydiler Köyü manzaralı kamp yerim.
Sabah yola çıkarken yanımda ekmek yoktu. Köyün girişindeki çeşmede, dün yemek yaptığım kamp setimi yıkadım. Bu sırada yolda otobüs bekleyen bir teyzeyle sohbet ettim. Frig Yolu tabelasına ulaşabilmem için bir süre Ankara – Afyon yolundan yürümem gerekiyor. Otobüs bekleyen teyze, ilerideki benzinlikte ekmek bulabileceğimi söyleyince, tekrar yola koyuldum. Benzinlikte ekmek yoktu ancak orayı çalıştıran kişi beni kahvaltıya davet edince geri çevirmedim. Tost makinasında ısıtılmış sıcak köy ekmeleri, tereyağı, zeytin, peynir ve çay ile harika bir kahvaltı yaptık. Teşekkür edip yola devam ettim. Frig Yolu tabelası, araç yolunun biraz gerisinde kalmış. Yanına gidip fotoğraf çekindim.
20160528_094730
Keyifli ve kolay bir yoldan Karakaya Köyü’ne doğru ilerlemeye başladım. Tarlaların arasından giden toprak bir araç yoluydu.
20160528_095604
Rota üzerinde karşılaştığım ilk işaret.
 Kısa süre sonra küçük bir vadiden geçerek köye ulaştım.
20160528_102052
Karakaya Köyü
Devam ederek yükselmeye başladım. Köyün üzerindeki gölet hoşuma gitti. Hemen arkasında peri bacasına benzer bir yapı vardı ve suda güzel bir yansıma oluşuyordu.
20160528_103213
Karakaya Göleti
Burada kısa bir nola verdikten sonra devam ederek bir geçide doğru devam ettim. Yamaçta yükseldikçe arkada kalan manzara güzelleşti.
20160528_105255
Geçide doğru yükselirken, Gölet ve Seydiler Beldesi manzarası.
Bir süre sonra karşıda geçidi gördüm.
20160528_110116
Geçidi aşarak bir sonraki yerleşim olan Kavruklar Mahallesine doğru ilerlemeye başladım. Buraya inmeden yakınındaki yamaçtan devam ettim.
20160528_113117
Kavruklar Mahallesi.
Kavruklar Mahallesi’ni atladıktan sonra Keserler Mahallesi’ne yaklaşırken kulağıma yüksek sesle bağıran insanların sesi geldi. Köyde iki aile kavga ediyor, sesleri etraftaki tepelerden yankılanıyordu. Burada bir süre dinlenmek istesem de ortam buna uygun değildi.
20160528_121300
Keserler Mahallesi.
Bir süre araç yolunu takip ettikten sonra sağa doğru bir patikaya girerek rotadan ayrıldım. Aşağı doğru ilerliyordum ve yol keyifliydi. Etrafı çimenlik ancak ıslak olan bir yalakta yine kısa bir mola verdim. Kısa süre sonra vadi tabanına ulaşarak karşı yamaca tırmanmaya başladım.
20160528_124537
Vadi tabanından Ağın Dağı’na doğru ilerlerken.
Bu rota Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi’ne kadar yükselerek devam edecekti. İlk başta sert ve dar olan patika vadinin genişlemesiyle birlikte yerini çimenlik ve geniş vadiye bıraktı.
PANO_20160528_130914
Bu kısımlarda karşılaştığım ağıllardan bana doğru hareketlenen köpek gördüğümde ıslık çalıyor, çobanları uyararak köpeklerine sahip çıkmalarını bekliyordum. Ağın Dağı’nın hemen altındaki ağılda iki genç çoban ile karşılaştım. Burada da köpek vardı ancak köpekleri farkedince içinde yürümekte olduğum sürünün içerisinden çıkıp, sürünün etrafından dolaşarak yoluma devam ettim.
20160528_142305
Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi.
Bu bölgedeki köpekler oldukça heybetli ve sinirliler. Boyunlarındaki dikenli tasmalarla da daha korkunç görünüyorlar. Genelde korkutmak için yaklaşıyorlar, üzerime atlayan yada çok yakınıma yaklaşan bir köpek olmadı. Tabiki ben üzerime gelen bir köpek görünce, batonlarımı bileğimden çıkartıp, sivri uçlarını köpeklere doğrultarak kendimi korumaya alıyordum.

20160528_142913

Buradaki iki çobanla bir süre konuştum. Hayvanlardan, tepede gürültüsü kesilmeksizin çalışmakta olan maden ocağından, bu sene havaların bir türlü ısınmadığından ve otların uzamayışından, çevredeki köylerden, köy odalarından,…

20160528_144315
Kaya Yerleşkesine çıkmamayı düşünmüştüm ancak yola koyulunca ani bir kararla bu kadar yaklaşmışken görmeden geçmenin hata olacağına karar verdim. Kaya mağaralarına, çobanlar hayvan kapatmışlar, bu yüzden içleri kötü durumda. Oyma kilise pis de olsa hala ilgi çekici durumdaydı. Gördüğüm en heybetli kaya kiliseleri arasında diyebilirim.
20160528_143920
Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi’nde bulunan bir oyma kilise.
Kaya yerleşkesinden sonra aşağıdan geçen yolu, yukarısından yürüyerek takip etmeye başladım. Bir süre sonra rota sağa saparak,  eğimli, zemini kaygan bir patikaya girdi. Yanlamasına eğimli bir patikadan yürünen bu kısım, Frig Yolu’nda tedirgin olduğum ilk yerdi. Hemen ilerideki yalakta durup ocağımı çıkardım, yemek yaptım ve yedim. Yalak yada su kaynağı gördüğüm yerlerde kamp setimi yıkama şansım olduğu için, eğer açsam, sıcak yemek hazırlamayı tercih ediyorum.
20160528_153332
Yemeğimi yedikten sonra tekrar yola koyuldum. Hayvanların otladığı iki düzlükte geçerek tekrar yükselmeye başladım.
20160528_155357
Ulaştığım geçitte, muhtemelen eski bir binaya ait duvar kalıntıları vardı. Frig Yolu’ndaki en sert rüzgarla da burada karşılaştım. Alçalarak bir çiftlik evine ulaştım. Rotayı kaybettim. Tam karşımda uyumakta olan köpeği uyandırmadan rotayı bulmaya çalışmak oldukça tedirgin ediciydi.
20160528_164212
Tekrar yola koyularak önce Ormaş Harman Yeri’ne, sonrasında ise Ornaş Kaya Yerleşkesi’ne ulaştım. Kaya yapısı Kapadokya’ya oldukça benziyordu. Mağaraların içerisine girmesem de kaya yapılarını rota üzerinden fotoğrafladım.
20160528_174115
Ornaş Kaya Yerleşkesi.
20160528_174013
Ornaş Kaya Yerleşkesi.
Birkaç yerde kaygan zeminden temkinli olarak geçerek birkaç evden oluşan Duraklar Mahallesi’ne ulaştım.
20160528_180716
Duraklar Mahallesi.
Kısa bir süre soluklanıp birşeyler atıştırdıktan sonra araç yoluna girerek tekrar yürümeye başladım. Bu yol Alanyurt Beldesi’ne kadar gidiyordu. Bunun rahatlığı ile tempolu yürümeye başlayınca patika ayrımını kaçırmışım.
20160528_183949
Sol tarafındaki ormana dalarak saatimin yardımıyla bir zamanlar araç yolu olduğu belli olan patikaya ulaştım ve Alanyurt Beldesi’ne kadar bu patikaya takip ettim. Beldeye ulaşınca yolda gördüğüm insalara muhtarı nerede bulacağımı sordum ve bana gösterdikleri yöne doğru gidip, köy meydanındaki bir kahvehaneye ulaştım. Burada oturanlara köy odası olup olmadığını sorduğumda olduğunu ve beni götürebileceklerini söylediler. Kahvehane sahibi üşümemem için beni içeri alıp çay ikram ettim. Bir süre sonra dışarıda oturanlardan birisi içeri gelip beni köy odasına götüreceğini söyledi. Meğer burada ailelere ait, daha doğrusu ailelerin ayakta tuttuğu köy odaları varmış. Odaya girdiğimde içeride soba yanıyordu ve televizyon açıktı. Beni getiren kişinin babası da içeride oturuyordu. Bir süre beraberce oturup sohbet ettikten sonra dinlenmem için beni yalnız bıraktılar. Yemek istemediğimi, yeterince yiyeceğim olduğunu, bakkaldan ekmek alıp çantamdaki yiyeceklerden yiyeceğimi söyledim. Odada dinlenirken kapı çaldı kapıda elinde tepsi ile beni buraya getiren kişiyi kapıda gördüm. Bakkalda ekmek olmadığını öğrenince bana köy ekmeği ısıtmışlar; tereyağı, peynir, domates, salatalık ile beraber getirmişlerdi. Ben de bir güzel çay demledim ve mutlu mesut taze ve doğal yiyecekleri yedim. Yanan sobaya güvenerek terli giysilerini de yıkadım ve kuruması için sobanın yanına yerleştirdiği sandalyelerin üzerine yerleştirdim.
PANO_20160528_203904
Alanyurt Beldesi’nde bir köy odası.

2. Gün

Sabah uyandığımda yıkadıktan sonra kuruması için sobanın yanındaki sandalyelere astığım giysilerimin kurumadığını gördüm. Bu yüzden sobayı yakarak içeriyi biraz ısıttım. Giysiler kuruyunca yola çıkmaya hazırdım.
batch_20160529_084834
Alanyurt’ta eski cami ve sağ bitişiğinde, kaldığım köy odası.
Bakkala uğrayıp beni köy odalarında misafir eden aileye teşekkürlerimi iletmelerini rica ettim. Rotam buradan sonraki yerleşim olan Selimiye Mahallesi’ne kadar asfalt araç yolunu takip ediyordu. Aklımdaki düşünce gelen araca otostop çekip asfalt etabı geçmek şeklindeydi ancak uzunca bir süre araç geçişi olmayınca yolu araç kullanmadan yürüyüşümü sürdürmeye karar verdim.
batch_20160529_090015
Selimiye Mahallesi’ne ulaşınca toprak yola girerek devam ettim.
batch_20160529_094233
Selimiye Mahallesi.
batch_20160529_095010
Antik yol izleri.
Antik yol izlerinden geçerek İbrahim İnleri’ne ulaştım. Burada çantamı çıkartarak vakit geçirdim ve dinlendim. Buradaki kaya kilisesi oldukça tahrip edilmiş durumdaydı. Yine de içerisinde çok az da olsa görülebilecek detaylar mevcuttu.
batch_20160529_100341
batch_20160529_100452
Buradan sonra çok hafif bir eğimli dere yatağına indim ve kurumak üzere olan dere yatağını geçerek sağa doğru dereyi takip etmeye başladım. Sol tarafındaki yamaçta kalan sürüyü görmüş, köpeklerin peşime takılmaması için çok yaklaşmamıştım ancak köpekler yinede beni görünce üzerime geldiler. Çoban seslenerek köpekleri sakinleştirdi. Sonrasında bana doğru geldiğini görünce ben de sürüye doğru devam ettim. Sürüden bana yeni doğmuş, yerinden bile kalkmamış olan bir kuzuyu gösterdi. Kuzuyu alıp eve götürmeleri için çocuklarını çağırmış, sürüyle beraber onları bekliyormuş meğer. Yeni doğmuş kuzuyu fotoğrafladıktan sonra ben yoluma devam ettim.
batch_20160529_102224
Bazen açık, bazen belirsiz tarla yollarından, bazen de yürümesi zor olan sürülmüş tarlalardan geçerek Eski Eymir Köyü’nün alt kısmına geldim.
batch_20160529_113813
batch_20160529_120229
batch_20160529_123121
Herhangi bir ihtiyacım olmadığı için köye girmeme gerek yoktu. Tabelanın bulunduğu yerde oturup dinlendim.
Toprak yolda yürüyerek rotaya devam ettim. Bir süre sonra asfalt yolun yanında, tarlaların arasında yürümeye başladım. Bir noktada asfalt yola ulaşıp karşıya geçtim ve Dere Mahallesi yönüne giden asfalt yoku takip etmeye başladım. Dere Mahallesi yakınlarında asfaltın kenarından yürürken aşağı taraftaki çeşmenin yanında iki yürüyüşü gördüm. El sallayıp devam ettim ancak bana bakmaya devam ediyorlardı. Sonrasında bana bir işaretle yakınlarında işaret bulunduğunu ifade ettiler. Öyle olunca yoldan ayrılıp yönümü onlara doğru çevirdim.
Alman bir çifti. Yaklaşık 20 gündür yoldayız, çadır yerine tarp taşıyoruz, mağaralarda kalıyoruz dediler. Yemek yemek için yer tavsiyesi istedim. Fazla ileri gitmememi,  hemen ileride dere kenarında güzel yerler olduğunu söylediler. Dediklerini dinledim ve küçük manzarası benim hoşuma giden bir yerde oturup yemeğimi yedim.
batch_20160529_144938
Dere hattını takip ederek Ayazini Göleti’ne ulaştım.
batch_20160529_151055
Ayazini Göleti.
Göletin sol yamacında ilerledim. Ben bu kısmı tedirgin edici buldum çünkü eğim yüksekti, patika dardı, bazı kısımlarda ise bozulmalar nedeniyle yürümek kolay değil. Bu kısımlarda sabırlı ve temkinli olarak devam ettim.
batch_20160529_152126
Zaman zaman alçak ağaç dallarının altından geçmek için eğilip doğrulmam gerekti. Bu kısmın bittiğine sevindim. Gölet bendine kadar devam ettim.
batch_20160529_154612
Rota, bendi geçtikten sonra sağa dönerek tekrar dere seviyesine iniyor, karşıya geçtikten sonra sert bir tırmanışa görkemli bir geçide ulaşıyor.
batch_20160529_154803
batch_20160529_160201
Tepede güzel bir manzara izledikten sonra geceyi geçirmeyi planladığım Ayazini Beldesi’ne doğru alçalıyordu.
batch_20160529_162400
Yükseklerden Ayazini manzarası.
Antik yoldaki tekerlek izlerini takip ederek beldeye girdim.
batch_20160529_165015
batch_20160529_165215
Doğrudan köy meydanındaki bakkala ilerledim. Bakkala ulaştığımda köy odası sordum. Hemen yakındaki caminin karşısında oda olduğunu söylediler.  Vakit kaybetmeden giderek çantamı odaya bıraktım. İçeride soba ve lavabo vardı. Kısa bir temizlik ve giysi yıkama faslında sonra peri bacalarını görmek üzere geldiğim yöne doğru geri döndüm.
batch_20160529_165911
Peri bacalarıyla dolu bir vadinin üzerinde, bir ağacın altına uzanıp sessizliğin tadını çıkardım. Anormal biçimde belim ağrıyordu. Gün batımı yaklaşırken tekrar köy odasına döndüm. Odaya gelen bir amcayla sohbet ettik. Köyde düğün olduğunu, odanın kendi ailesine ait olduğunu, hiçbir konuda çekinmememi söyledi ve bana etliekmek getirtti. Hava kararınca, sobayı yakmakla uğraşmak yerine, üzerime dolaptan bir yorgan alıp uyudum.
batch_PANO_20160529_201403
Ayazini Beldesi’nde kaldığım köy odası.
Düğünde çalınacak tuhaf müziklerden rahatsız olabileceğimi düşünmüştüm lakin öyle olmadı. Düğün erken bitti ve güzel bir uyku çektim.

3. Gün

batch_20160530_082609
Köy odasında kalıyor olmamın avantajıyla sabah hızlıca toplandım.  Beldenin çıkışına doğru giderken mavi önlüklerini giymiş öğrenciler de okullarına gidiyorlardı. Beni yabancı sandıkları için kendi aralarında konuşup kıkırdaşsalar da hoşuma giden muhabbetleri bozulmasın diye durumu çaktırmadım.
batch_20160530_083302
Dün, köyün diğer tarafını görmüştüm ancak şuan yürümekte olduğum çıkışta da oldukça fazla sayıda kaya yapısı vardı. Bunların bir kısmı köyün mezarlığına çevreliyor,  bir kısmı ise vadi boyunca uzanıyordu. 
batch_20160530_083647
Tabiki buraları uzun uzun gezme fırsatım olmadı. Birkaç tane görkemli olanına girip yoluma devam ettim.
batch_PANO_20160530_084405
Kimi mağaralar kırılarak tahrip edilmiş, kimilerinin ise içerilerine sprey boya ile yazı yazılmıştı.
batch_20160530_083909
Tahrip edilmiş bir duvar kabartması.
batch_20160530_084221
batch_20160530_085324
batch_20160530_091443
batch_PANO_20160530_091750
Bir süre asfalt yoldan yürüdükten sonra ayrılarak toprak bir yola girdim. Rengarenk çiçeklerle dolu tarlaların arasından geçen bu yol oldukça rahat ve keyifliydi.
batch_20160530_101324
Herşey yolunda giderken bir tarlanın kenarından yürümeye başladım. Bir yanım haşhaş çiçekleri, diğer yanım ise bir dere ve ağaçlar ile çevriliydi.
batch_20160530_094411
Bir süre sonra bitkilerin sıklığı nedeniyle yürümekte zorlanmaya başladım. Rotayı sağlıklı bir şekilde takip edemiyordum. İleride yola bağlanacağımı farkedince rotadan ayrılıp yola doğru yöneldim. Pek keyifli olmayan kısa bir yürüyüşle yola asfalt yola ulaştım. Bu yol, Eskişehir – Afyonkarahisar yoluydu.
Asfalt yolu geçince antik yol izlerinin yoğun olduğu bir düzlükte yürümeye başladım. Küçük bir köprüden geçerken ağaç gölgesini farkettim ve burada kısa bir mola verdim. Buradan sonra rota yaya patikası üzerinden ilerlemeye başladım. Artık yavaş yavaş Köhnüş Vadisi’ne yaklaşmaktaydım. Az akmakta olan bir dere yatağını takip ettim. Kitapta bahsedilen sunağı göremedim.
batch_20160530_110632
Patikayı çevreleyen uzun otlar zaman zaman yürüyüşü zorlaştırıyor, keyifsiz hale getiriyordu. Çevresinde temiz su olsa kamp için oldukça güzel bir yer olabilecek çok geniş bir düzlüğe ulaştıktan sonra sağa yöneldim ve güzel biçimli büyük kaya bloklarının yanından yürümeye başladım.
batch_20160530_111849
Sonrasında tekrar sağa yönelerek Köhnüş Vadisi’ni aşağıya doğru takip etmeye başladım. Burası eskiden oldukça derin bir vadi iken günümüzde toprakla dolmuş durumda. Görülebilen kaya kütleleri yaklaşık 3-4 metre boyunda. Maltaş Anıtı’da bunlardan birisi. Sadece tepesi görülebilmekte. Kitapta bahsedilen bir kamp alanını çeşmesinden, etrafında bulunan ağaçlardan tanıdım ancak burada bulunan su artık akmamaktaydı. Sebebi muhtemelen geldiğim yönde yapılmış olan kazı çalışmasıydı. Bu çalışma antik yolu da tahrip etmişti. Suyumu burada ikmal yapacak şekilde kullandığım için biraz endişelendim. Çeşme akmıyor olsa da çantamı indirip gölgede dinlendim ve birşeyler atıştırdım. Yolum üzerindeki Maltaş Anıtı’nı ziyaret ettikten sonra “Friglerin en büyük nekropolü” olan bu vadiyi pek birşey görmediğimi düşünerek geride bıraktım.
batch_20160530_120924
Maltaş Anıtı.
Asfalt yola ulaşınca sağ tarafı takip ederek görkemli Yılantaş ve Aslantaş Anıtları’nı ziyaret ettim.
batch_20160530_124728
Yılantaş Anıtı.
batch_20160530_124204
Aslantaş Anıtı.
Sonrasında yolun yarım bir yay çizdiği, Köhnüş Vadisinin çıkışındaki yeşil çayırda bulunan çeşmeye yöneldim. Burada sürüsüyle bir çoban vardı. Islık çalarak kendimi gösterdim. Çoban köpeklerine karşı alınabilecek en iyi önlemlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çoban ile güzel bir çeşme başı sohbeti yaptık. Doya doya su içtim ve şişelerimi doldurdum. Çoban ısrarla asfalt yolu takip etmemi, hatta yoldan bir araba durdurmayı teklif etse de ısrarla rotayı olduğu gibi takip etmek istediğimi söyledim. Yeterince dinlendikten sonra tekrar yola koyuldum. Kısa bir süre sonra asfalt yoldan ayrılarak ağaçların arasından geçen bir toprak yolu takip ederek tekrar Demirli Köyü yoluna ulaştım. Yolu karşıya geçerek devam ettim ve “Sulu Manastır” olarak tabir edilen bölgeye ulaştım. Burası oldukça geniş ve çimenlik düzlüğüyle, su kaynaklarıyla, düzlüğün ortasındaki heybetli ağacıyla ve hemen yakındaki yamacın kaya kütlesine oyulmuş bir mağarası ile çok hoşuma giden bir kamp yeriydi.
batch_20160530_140451
Sulu Manastır.
Ancak ben Demirli Köyü’nde bulunan Frig Evine ulaşmayı planladığım için devam etmem gerekiyordu. Yine de orada vakit geçirmeden edemedim. Büyük ağacın hemen dibine oturup ocağımı yaktım ve kendime makarna pişirdim. Ne de olsa hemen yanımda su kaynağı vardı. Karnımı doyurduktan sonra buraya gelirken önünden geçtiğim ancak birkaç metre yukarıda olduğu için yanına çıkmaya üşendiğim kaya mağarasını ziyaret ettikten sonra Demirli Köyü’ne yöneldim.
batch_20160530_152417
Oldukça kolay bir geçidi aştıktan sonra antik yolları takip ederek Demirli Köyüne ulaştım. Frig Evi köyün hemen girişindeydi. Eve doğru ilerlerken evinden çıkan birine rastladım ve muhtarı sordum. Sağolsun muhtarı arayıp köye misafir geldiğini söyledi. Kısa bir bekleyişten sonra muhtar geldi ancak Frig Evinin anahtarı eşinde kaldığı için içeriye giremedik! Yan tarafta hem muhtarlık hem köy odası olarak kullanılan odaya girdik ve ben biraz burada dinlendim. Muhtar ve yanımızdaki diğer kişilerle beraber anahtarı olmayan kapıyı açma çalışmalarımız da sonuçsuz kalınca anahtarı beklemekten başka çaremiz kalmadığını anladık. Ben köy odasında bacaklarımı uzatıp dinlenirken muhtarın oğlu anahtar ile çıkageldi. Sonunda Frig Evine girebildik.
Muhtar, köyündeki bu eve oldukça güzel bakmış, cennete düşmüş gibi hissettim desem yalan olmaz. Duşumu alıp, giysilerimi değiştirip, dinlenmeyi planlıyor olsam da muhtarın oğlunun teklifiyle Demirli Kalesi’ni ziyaret etmeye karar verdim.
batch_20160530_175450
Demirli Kalesi.
Köyden çıktıktan sonra belirgin antik yol izlerini takip ederek önce oyma bir mağaraya, peşinden de Demirli Kalesi’ne ulaştık.
batch_20160530_185139
Demirli Köyü yakınlarında bir kaya mezarı.
Buradaki bir çobanla sohbet ettik. Muhtarın oğlu kalenin tepesine tırmansa da o anki yorgunlukla benim gözüm yukarı çıkmayı yemedi.
batch_20160530_181907
Bunun yerine aşağıdan kaleyi gezip, harika görünen sarnıcı inceledim ve çobanın askerlik anılarını dinledim.
batch_20160530_175719
Su sarnıcı.
Güneş alçalmaya başlarken kalenin karşısındaki nekropolü ziyaret ettikten sonra antik yolu takip ederek köye döndük. Doğrudan eve giderek duşumu aldım. Bir yürüyüşçü için ne büyük nimet ama?
Bir gün öncesinde GoPro’mu farketmeden çekim modunda bırakmıştım ve bu nedenle hafızası fotoğraflarla dolmuştu. Binlerce fotoğrafı da bilgisayara takmadan seçerek silme şansım olmadığından kamera kullanılmaz hale gelmişti. Şans bu ki muhtarın oğlu eve eski bilgisayarını da bırakmış. Bu sayede hafıza kartımda bulunan fotoğrafları temizleyip kameramı tekrar kullanılabilir hale getirdim.
Telefonumu kurcalarken kapıda muhtarın oğlu elinde bir tepsi ile belirdi. Başıma gelebilecek son güzel şey de geldi ve güzel bir yemek yiyerek karnımı doyurdum. Muhtarın çok güzel baktığı ve sahip çıktığı bu evde harika bir uyku çektim. Gördüğüm en güzel, en bakımlı Frig Evi burasıydı.
Frig Evlerinden bahsetmek gerekirse;
Sağlanan ödenek ile bazı köylerdeki köy odaları modern hale getirilip turizme katkı sağlanması amaçlanmış. Bir köy odasında genel olarak Minderler, sedir koltuk, soba, elektrik, lavabo, yer sofrası, içerisinde yorgan ve yastıkların olduğu bir dolap gibi temel ihtiyaçlar bulunuyor. Frig Evlerinde ise bunlara ek olarak mutfak, ocak, buz dolabı, makyaj masası ve sandalyesi , sıcak suyu olan bir duş, ranzalar ve yatakları, çarşaflar, yastıklar, battaniyeler gibi bir yürüyüşçü için lüks sayılabilecek eşyalar bulunuyor.

4. Gün

Gece deliksiz ve çok konforlu bir uyku çektim. Sabah uyandığımda gayet dinlenmiştim ancak yumuşacık yorganın altından çıkmak oldukça zor oldu. Kahvaltımı yolda yapmayı planladığım için eşyalarımı toplayarak yola koyuldum.

batch_20160531_072136
Demirli Köyü Frig Evi.

Muhtarla anlaşmamıza göre anahtarı evin penceresinin önüne bırakacaktım. Evin yanına ulaştığımda pencerenin benim boyumdan çok daha yüksek olduğunu farkettim. Ne yapacağımı düşünürken evin içerisinde muhtarın eşini görünce seslendim. Beni farkedince katmer pişirdiğini söyleyip bahçeye davet etti. Muhtar da bahçedeydi. Oturup harika bir kahvaltı yaptım. Bir katmeri de gazete kağıdına sarıp acıktığımda yemek için çantama koydum. Yardımları için teşekkür ettikten sonra bir önceki gün yürüdüğüm yolda Demirli Kalesi’ne doğru yürümeye başladım. Kaleyi geçtikten sonra sol tarafa yönelerek su kaynağı bulunan güzel bir çayıra ulaştıktan sonra geniş vadinin tabanına doğru yürümeye devam ettim. Çeşme yakınındaki çimenlik alan oldukça batak olduğundan dolayı etrafından yay çizerek geçtim.

 

batch_20160531_090405(0)

Dereyi geçtikten sonra toprak araç yolunu takip etmeye başladım. Bu yolun sonunda bir gölete ulaşacağım o an aklımdan çıkmıştı. Ansızın kendimi güzel bir göletin setinde  bulunca çok sevindim.

batch_20160531_091506
Bayramaliler Göleti.

Göletin sağ tarafından devam ederek Akdere Vadisi’ne girdim. Vadide cılız da olsa akmakta olan bir dere ve yalak bulunmaktaydı. Bu vadiyi yürümekten keyif aldım. Hatta gölgelik bir yerde oturup bir süre vakit geçirdim.

batch_20160531_094656
Akdere Vadisi.

Su kaynağından şişelerimi doldurduktan sonra dereyi karşıya geçeceğim yere kadar devam ettim. Su, derenin kenarını oyduğu için kısa bir süre karşıya geçecek uygun bir yer aradım. Gözüme kestirdiğim bir yerden dereye inip karşıdaki patikaya girdim. İnsana kalbi olduğunu hissettirecek kadar sert bir çıkış sonrasında tepenin sırtına, ardından Basamaktaşı’na ulaştım. Bu kısım rehber kitapta ve denk geldiğim diğer raporlarda özel olarak vurgulandığı için içimde bir tedirginlik vardı ancak beklediğim gibi sert biryer çıkmadı. Tecrübesiz yürüyüşçülerin dahi ellerinden destek alarak kolayca geçebilecekleri, eğlenceli bir etap olduğunu düşünüyorum.

batch_20160531_101651
Basamaktaşı.
batch_20160531_101935
Basamaktaşı.

Basamaktaşı sonrasında patikayı takip ederek anayola ulaştım ve sola yönelerek kavşak noktasında bulunan çeşmeye kadar yürüdüm. Buradaki çeşmeden sularımı doldurduktan sonra gölgelik biryerde karnımı doyurup dinlendim. Hayvanlarını otlatan bir çobana Burmeç Anıtı’nın nerede olduğunu sordum, bilmediğini söyledi. Aslında kitapta tarif ediliyordu ancak defineciler tarafından tahrip edildiğinden dolayı görünce tanıyabileceğimden emin değildim. Devam ederek 2 metreden daha derin bir antik yolun içinden geçtim.

batch_20160531_104049(0)
Görkemli bir Frig Yolu.

Kısa bir süre sonra Burmeç Anıtı ile karşılaştım. Açıkçası ben pek görülmeye değer bulmadım. Kolay bir yürüyüşle Samanini Vadisi’ne girdim. Vadi tabanından geçen yola doğru ilerlerken yol kenarında, sürüyü koruyan üç tane devasa köpek gördüm. Etraflarından dolaşmaya çalışsam da beni farkettiler ve üzerim koşmaya başladılar. Batonlarımla ancak durdurabildim. Sürüyü görünce çoban aramıştım ancak görememiştim. Meğer, alçak ağaçların arasında gölgelik yerde duruyormuş. Seslenmesiyle beraber köpekler yanımdan ayrıldı. Yolu aşağıya doğru çeşmeye kadar takip ettim. Çeşmeden sonra patikayı takip etmeye başlayarak karşıdaki peri bacalarına yöneldim. Antik yol izi bulunan güzel bir geçit ile gittikçe güzelleşen bir vadiye girdim.

batch_20160531_120220

Uzun bir süre boyunca peribacaları ve ilginç kaya oluşumları arasında yürüdüm. Bu etap, Frig Yolu’nun en beğendiğim etaplarından biriydi.

batch_20160531_120956

batch_20160531_123117
Ben isimlerini dört güzeller koydum. Kapadokya’nın Üç Güzeller’inden daha da güzeller.

batch_20160531_123722

batch_20160531_123748
Bunun adına da “Koca Köpekkaya” dedim.

Görsel olarak harika olan bu etabın sonunda bir düzlüğe yükselerek ıssız ve kurak rotayı takip ederek bir vadinin içerisine girdim. Sıcaktan iyice bunalınca bir gölgede sabah gazeteye sarıp çantama koyduğum katmeri çıkartıp yedim.

batch_20160531_132812

İleride bulunan Büyük Kapıkaya Anıtı’nı ve hemen karşısındaki sunağı inceledim.

batch_20160531_135035
Büyük Kapıkaya Anıtı.

Tanecikli kumdan oluşan, yürümesi zor bir toprak yoldan devam ederek yürüyüşümü sürdürürken yeni bir vadiye girdim. Bu vadinin aşağısında Aslankaya Anıtı vardı. Anıta ulaştığımda çantamı çıkardım ve detaylıca inceledim, fotoğraflar çektim.

batch_20160531_143941
Aslankaya Anıtı.

Rota burada ikiye ayrılıyordu. Birisi doğrudan Urumkuş Yaylası’na giderken diğer Döğer üzerinden gidiyordu. Ben Sarıcaova Köyü’ndeki Frig Evinde kalmayı planladığım için kestirme olanını seçtim. Düz devam ederek Memeç Kayalıkları’na ulaştım.

batch_20160531_151111
Memeç Kayalıkları.

Fazla zamanım bulunmadığı için detaylıca gezmedim. Kaya kütlesinin önünde, yeraltına doğru oyulmuş olan mağara dikkatimi çektiği için gidip inceledikten sonra Emre Göleti’ne yöneldim. Göletin solundan geçerek vadi tabanından yukarıya doğru ilerlemeye devam ettim.

batch_20160531_152714
Emre Göleti.

Göletten önce kurak olan ortam yukarılara doğru güzelleşiyordu. Rota üzerinde gördüğüm genç bir çobana ileride saldırgan köpek olup olmadığını sordum. “Var abi, kaparlar valla.” cevabını almak tedirgin edici oldu. Bu yüzden olabildiğince sessiz giderek toprak yola ulaştım. Urumkuş Yaylası’na kadar toprak yolu takip ettim. Urumkuş Yaylası derme çatma barakalardan oluşmuş ıssız bir yerleşimdi.

batch_20160531_162525
Urumkuş Yaylası.

Ortalıkta kimseyi göremeyince oyalanmadan devam ettim. Sıkıcı bir toprak yolu takip ederek uzunca bir iniş sonrası yanında ağaç olan bir çeşmeye ulaştım. Burada oturup kısa bir süre dinlendim. Sonrasında rotayı tamamlamak üzere tekrardan yola koyuldum. Sol yanımda orman, önümde uzunca bir yol, sağımda uçsuz bucaksız görünen tarlaların olduğu görüntü oldukça hoşuma gitti.

batch_20160531_172749

Yolu takip ederek köye ulaştım. Köyün girişinde muhtarı arayıp köyde konaklamak istediğimi söylediğimde köy odası olmadığını söyledi. Frig Evinde kalmak istediğimi söyleyince tuvaletin kullanılmadığını ve sıcak suyun çalışmadığını söyledi. Yatacak bir yatağın yeterli olacağını söylerek kalmak istediğimi tekrar edince anahtarı getireceğini söyledi.

batch_20160531_190433
Sarıcaova Köyü Frig Evi.

Sarıcaova Köyü’ndeki Frig Evi eski bir okuldan çevrilmiş. Oldukça bakımsızdı. Termosifon çalışmıyor, klozetin dibi kırık olduğu için kullanılamıyor, tüp ve ocak açılmamış bile. Ben yemeğimi kendi ocağımda yaptım.

batch_20160531_205812

Hala çantalarında duran battaniyelerden çıkarıp yatmak istediğim yatağı hazırladım. Buz gibi suyla duş aldım, titreyerek duştan çıktım. Tüm olumsuzluklara rağmen güzel ve temiz bir uyku çekebildim.

5. Gün

Gece uyumadan önce çok üşümüştüm. Sabah hasta olarak uyanacağımı düşünmüş, endişelenmiştim. Neyse ki sabah gayet sağlam şekilde yatağımdan kalktım. Ortalığı ve çantamı toparladım. Gecikmeden yola koyuldum.

batch_20160601_081136

Köyün hemen çıkışında sürüsünü otlatan bir çobana rastladım. Hayvanlarının yanında kaval çalıyordu. “Kaval çalan çoban.”. Evet, bu hafızamda canlanıyordu ama hiç görmemiştim. Kavalın ince sesi, sabahın yumuşak ışıklarında parıldayan taze havasında çok güzel yankılanıyordu. Sarıcaova Göleti’ne kadar bir toprak yolu takip ederek ilerledim ve gölün soluna doğru yükseldim.

batch_20160601_083523
Sarıcaova Göleti.

Sol tarafa doğru yönelerek gölden ayrıldım. Çeşmesi olan bir piknik alanına ulaştım. Burası kamp yapmak için gayet uygun bir alandı. Bir toprak yolu takip ederek bir sırta ulaştım. Sonrasında ise bir vadiye doğru alçaldım. Bu kısmı ben çok sıkıcı buldum. Yükselen güneş ve ormanın ıssız ve kuru görüntüsü bana Likya’nın kurak rotalarını anımsattı. Rota alçaldıkça cılız bir dere yürüyüşüme eşlik etmeye başladı. Kağnı Konağı Mevkisi’ndeki yıkıntının ilerisinde sürüsünü otlatan bir çobana rastladım. Islık çalarak geldiğimi haber ettim.

batch_20160601_111047

Oturup bisküvi atıştırmaya başlayınca yanıma geldi. İzmir’den emekli olup köyüne dönmüş. Gökbahçe köyünde gençlerin bekar kaldığından yakındı. Köye kızlar gelmiyormuş, o yüzden. Hayvanlardan, tarımdan, köy ortamından uzunca bir süre konuştuk. Sonrasında rota için tavsiye alıp yola koyuldum.

 

batch_20160601_111339

Dere geçisi sonrasında bir toprak yola ulaşıp, dere kenarından vadi boyunca ilerleyen yolu takip etmeye başladım. Bahşeyiş Anıtı’na geldiğimde yoldan anıtı izleyip fotoğrafını çektim.

batch_20160601_120455
Bahşeyiş Anıtı.

Gökbahçe Köyü girişinde yolun solunda kalan çeşmede uzun saçlı birini gördüm. Köy yerinde uzun saçlı insan görmüş olmamın şaşkınlığıyla daha dikkatli bakınca bir de çantası olduğunu farkettim. Yanına gittim ve Doğukan’la tanıştım. Frig Yolu’nu daire çizerek yürüyordu. Çukurca’dan başlamış ve rotasını tekrardan Çukurca’da bitirecekti. Karşılıklı olarak geldiğimiz yöne dair tavsiyelerimizi paylaştık. Güneşin altında başlayan sohbeti gölgelik yere taşıyarak bir süre oturduk. Güzel bir sohbetin ardından günler sonra tekrar karşılaşmak üzere vedalaşıp ayrıldık.

Gökbahçe Köyü’nün beni ilgilendiren kısmı köyde bir bakkal bulunmasıydı. Aslında burada bir kahvehane de bulunması gerekiyordu ancak gündüzleri kapalıymış. Bunu bilmiyordum ve ben rotamı öğlen vaktimi kahvehanede geçirecek şekilde planlamıştım. Bu durum rota üzerindeki tüm kahvehaneler için geçerli. Bundan sonrası için rotamı planlarken kahvehaneleri görmezden gelmeye başladım. Bakkalın önünde uzun bir süre dinlendim, karnımı doyurdum, elektronik cihazlarımı şarj ettim. Bakkala gelen insanlardan tartıştığı komşusunu vuran komiser, define avı maceraları, askerlik anıları gibi ilginç hikayeler dinledim.

batch_20160601_133906
Gökbahçe Köyü.

Yeterince dinlendikten sonra tekrar yola koyuldum, köy çıkışında sevdiğim köpek peşimi bir türlü bırakmadı. Afyonkarahisar – Eskişehir yoluna ulaşarak doğrudan karşıya geçtim. Bir traktör yolunu takip ederek eski bir kulübeye ulaştım. Terkedilmiş yapılara çok meraklı olduğum için, içini ve etrafını gezdim. Dışarıda koca bir yılana rastladım. Beni görünce kulübenin duvarındaki bir çatlaktan içeri doğru süzüldü. Buradan sonra yükselerek bir sırta ulaştım. Telefonun gayet güzel çektiği bu yerde oturup biraz da internette dolaştım.

batch_20160601_155155

Yürüyüşe devam ederek Oynaş’a açılan vadiyi takip etmeye başladım. Zorluk seviyesi düşük ancak gölgelik orman içerisinde devam eden bu rotada yürümek hoşuma gitti. Bir toprak yola girerek Oynaş Köyü’ne doğru yöneldim. Gökbahçe Köyü’nden beri peşimden gelen köpek nedeniyle etraftaki köpekler daha fazla üstüme gelmeye başlasa da savuşturabildim. Doğukan’ın tavsiyesi ettiği yere, ormanın yanındaki mezarlığın yakınına kamp kurdum. Mezarlıktaki çeşme sayesinde su sorunu yaşamayacaktım. Çadırımı kurduktan sonra temiz giysilerimi ve temizlik malzemelerimi alıp köy camisinin tuvaletine gittim. Burada bir güzel temizlenip giysilerimi yıkadıktan sonra tekrar çadırıma döndüm. Giysilerimi hemen yanına çadır kurduğum ağaca astım. Ormanda piknik yapan bir aile mangalda pişirdikleri tavuklarından ikram etti. Etlerini ben, kemiklerini ise Gökbahçe Köyü’nden beri beni takip eden dört ayaklı dost yedi. Güneş iyice alçalıp battıktan, yerini karanlığa bıraktığından sonra çadırıma girip uyudum.

6. Gün

Sabah oyalanmadan toparlanarak yola koyuldum. Kısa bir süre asfalt yolu takip ettikten sonra sol tarafa yönelerek ayrıldım. Bazen toprak araç yollarından, bazen yaya patikalarından yürüyerek rotaya devam ettim. Terkedilmiş bir çiftlikten geçip yükselen yolu takip ettim.

batch_20160602_084905

Bu patika beni içine mağara oyulmuş görkemli bir kaya kütlesinin hemen yanına çıkardı.

batch_20160602_091737

Sert bir çıkış ile bir tepenin üzerine doğru yöneldim. Zirvesine yakın bir yerde sağa yönelerek Gökçegüney’e doğru alçalmaya başladım.

batch_20160602_094049

Bu köyde bulunan çeşmede oturup kahvaltımı yaptım ve su içtim.

batch_20160602_094522
Gökçegüney Köyü.

Gökçegüney’de verdiğim hızlı bir molanın ardından Rota-1’in sonu olacak olan Yazılıkaya’ya yöneldim. İlk başta toprak araç yolunu takip eden rota beni bir süre sonra tarlaların içerisine soktu. Uzun otların arasında yürümeye çalışmak pek keyifli olmasa da karşımda duran geçidi hedefleyerek yürümeye devam ettim.

Geçidin diğer tarafında Yazılıkaya Köyü bulunmaktaydı. Toprak yoldan devam ederek önce asfalt yola, sonrasında Yazılıkaya’ya ulaştım.

batch_20160602_103952
Yazılıkaya Köyü.

batch_20160602_104624

Oyalanmadan Yazılıkaya Köy Konağının bulunduğu Midas Antik Kenti girişine yöneldim. Girişte gölgelik bir piknik masasında oturup öğle sıcağının geçmesini bekledim ve birşeyler atıştırdım. Yazılıkaya Köyü’nü daha büyük, imkanları daha geniş olan bir yer olarak hayal etmiştim ancak öyle değildi. Bir zamanlar Friglerin en önemli yerlerinden biri olan bu köy, sahip olduğu potansiyele, çektiği ziyaretçi miktarına, popülaritesine göre çok ıssız kalmış.

Gölgelik masamda yeterince vakit geçirip iyice dinlendikten sonra çantamı ve batonlarımı oturduğum yerde bırak Midas Antik Kenti’ni gezmek üzere yola koyuldum. İlk olarak Yazılıkaya Anıtı’nı ve hemen yanında bulunan Kırkgöz Kale’yi gezdim. Sonrasında yürüyüş rotasını takip ederek sarnıcı, Bitmemiş Anıt’ı, restore edilmiş mezar odasını, kentin tepesinde bulunan sunağı, tören yolunu, ve ismini şuan hatırlayamadığım başka bir anıtı gezdim.

batch_20160602_133130
Bitmemiş Anıt.

batch_20160602_134326

batch_20160602_135436

batch_20160602_140118
Sunak.
batch_20160602_150818
Tören Yolu’nda bir kabartma figür.
batch_20160602_152032
Yazılıkaya.
batch_20160602_152551
Kırkgöz Kale.

Antik kentin tepesindeki sunakta oldukça uzun bir süre oyalandım. Çünkü saatimde hala Rota-1’in GPS verileri kayıtlıydı. İyi bir internet bağlantısı yakalayıp Rota-2’nin verilerini saatime aktarabilmem çok zor oldu ama oldu. Aşağıya dönüp çantamı aldığımda, Yazılıkaya’ya veda etmeden önce yakında bulunan, orijinali düşünülerek yapılmış bir Frig Evini ziyaret ettim.

batch_20160602_155145
Alternatif rota işareti.
batch_20160602_155248
Orijinali dikkate alınarak yapılmış bir Frig Evi.

 

Yazılıkaya – Yenice Çiftliği rotasını okumak için tıklayın!

St. Paul Trail (Eğirdir – Perge Antik Kenti)

Başlangıç

20160608_174916

Bu yürüyüş rotası uzunca bir süredir aklımdaydı. Ancak henüz sırası gelmediği için pek araştırmamıştım. Bu nedenle rotaya oldukça yabancıydım. Frig Yolunu yürümeden önce Rota-3’ü hakkında aklımda şüpheler oluşmaya başlayınca ufak ufak St. Paul Yolunu araştırmaya başlamıştım. Frig Yolunun ikinci yarısını yürürken, artık bu yolun üçüncü rotasını yürümeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden İstanbul’daki kardeşimle konuşarak benim için rehber kitabı sipariş etmesini istemiştim. Zamanlamamı kestiremediğim için kitabın İstanbul’a gitmesi mantıklı olacaktı. Bana kitap ulaşamasa bile, kardeşimin sayfaların fotoğraflarını göndermesi yeterli olacaktı. GPS verisi olarak ise daha önce yürüyen bir çiftin sayfasından aldığım GPS verisini kullandım. Bu veri kitapta anlatılan rotayı birebir takip etmiyor, zaman zaman alternatifler kullanıyor ve kayıt sıklığı düşük olduğu için keskin detaylarda rotanın sağlıklı olarak takip edilmesine olanak sağlamıyordu. Yolu birebir yürümek gibi bir isteğim olmadığı için bu veriyi kullanmaya karar verdim. Zaten pek alternatifim yoktu. Ek olarak Orux Maps uygulamasını ve bu uygulama için indirdiğim topoğrafik Türkiye haritasını kullandım. Zaman zaman farklılıklar gösterse de yürüyüş rotası harita üzerinde işaretliydi. Kitabın İstanbul’a ulaşması bir haftaya yakın sürdü, hatta ben yola kitaptaki bilgilerden mahrum çıkacağımı düşünmeye başlamıştım.

Kitap, benim Isparta’ya vardığım gün kardeşime ulaştığında kardeşimin kitabı bana yollama şansı kalmamıştı. Önceden planladığımız gibi fotoğraflarını çekip bana yolladı. Ben de telefonumdan bu fotoğraflara bakarak, ihtiyaç duyduğum bilgileri edindim.

Frig Yolu’nun hedeflediğim kısmını tamamlar tamamlamaz rotanın sonu olan Yenice Çiftliğinden otostop ile Kütahya Terminaline geçtim. 12:00 otobüsüne bilet aldım. Keyifli bir yolculuk ile Ispartaya ulaşınca aynı firmanın servisiyle Köy Terminaline gitmek üzere yola koyuldum.  Eğirdir otobüsünü yolda yakaladık ve böylece köy terminaline gitmeme gerek kalmadı. Yolda, Eğirdir yakınlarında otobüsün arka teker çiftlerinden biri patladı. Yavaş giderek Eğirdir’e ulaştık. Eğirdir’in yamaçlarına kurulduğu Sivri Dağ çok heybetli görünüyordu. Vakit kaybetmeden eksiklerimi tamamladım ancak havanın fırtınalı olmasından dolayı olsa gerek üzerimde bir üşengeçlik vardı.

20160608_175644

Hem ilerleyen vakit, hem sert rüzgarlı hava, hem de ileride kamp için uygun bir alan bulup bulamayacağım konusundaki kararsızlığım nedeniyle pansiyonları araştırarak uygun birini ayarladım. Pansiyon ararken girdiğim bir hostel da yola dair güzel bilgiler edindim. Burada rotanın İngilizce rehber kitabı vardı. Bunun içinden işime yarayabilecek kısımları not ettim. Rotanın düşündüğümden daha zor olduğunu anladım. Bu da beni endişelendirdi.

20160608_193811

Geceyi geçirdiğim oda, bugüne kadar kaldığım en güzel odalardan biriydi. Kesik kesik olsa da verimli bir uyku çektim.

20160608_201043

20160608_195629

1. Gün

20160609_075107

Araç yolunu takip ederek Eğirdir’den yükselmeye başladım. Ben yokuş yukarı ilerledikçe arkamda Eğirdir Gölü manzarası genişliyor, Eğirdir ise git gide küçülüyordu.

20160609_090756

Maden ocaklarından geçerken  rotayı karıştırıp fazlaca yükselmişim. Durumu farkedip alçalarak yeniden rotaya girdim. Maden ocaklarının yaptığı tahribatı rota boyunca görmek mümkün.

20160609_095108

Yol çok keyifliydi.  Harika platolardan geçerek ilerledim. Takip etmekte olduğum rotanın, kitapta yazılanın aksine, Davraz’a uğramadığını farketim. Buna rağmen yürümekte olduğum rota işaretliydi, yani alternatif bir rotadaydım.

20160609_104541

20160609_105722

20160609_122723

20160609_105502

Kasnak ormanındaki rota değişikliği nedeniyle rotayı yeniden kaçırdım. Tekrar yakalamam epey zor oldu, çok yoruldum. İlerlemeye çalıştığım zeminde toprak ve taşlar stabil değildi. Çarşakta yürümek tedirgin ediciydi.

20160609_135225
Kasnak Meşesi Ormanı.

Kasnak ormanının tepesine varıp, araç yoluna ulaşınca yolu takip ederek Yukarı Gökdere’nin yukarısında bulunan çayırlık alana ulaştım.

20160609_152619
Yukarı Gökdere Köyüne yaklaşırken. İleride Kovada Gölü.

Bu alanda kamp yapmayı planlamıştım ancak buradaki köylüler Yukarı Gökdere Köyüne inersem daha rahat edeceğimi söylediler. Orada bir süre dinlendikten sonra Yukarı Gökdere Köyüne devam ettim.

20160609_163550
Yukarı Gökdere Köyü ve hemen üzerinde bulunan gölet.

Bir bakkalın önünde oturup telefonumu ve saatimi şarj ettim, ayrılırken, çadır kurduğumda yemek üzere bir kavun aldım. Köyün çıkışındaki mezarlığın, musalla taşının yanına çadırımı kurdum. Yolun hemen karşısında çeşme, onun arkasında da baz istasyonları vardı.

Su konusunda temkinli davranıp yanıma 3 litre su almıştım ancak rota üzerinde yeterince su kaynağı vardı. Bundan sonraki günlerde yürüyüş esnasında yanımda daha az su taşıdım. Ancak güneş alçalmaya başladığında, eğer bilmediğim ıssız bir yerde kamp yapmayı planlıyorsam, yanımdaki şişeleri tamamen doldurup gece için yeterince suyum olmasına özen gösteriyordum.

2. Gün

Keyifsiz bir geceydi. Yanımdaki tarlaya gece -muhtemelen hayvaları uzak tutsun diye- teyp koymuşlar. Sabaha kadar sureler okundu; arapça, farsça ve ruşça şarkılar çaldı; konuşmalar yapıldı. En son hatırladığım “Macarena” çalıyordu.

20160610_071839

Sabah, çadırın dışına çise yağmış, iç taraftan da terleme yapınca çadır sırılsıklam olmuştu. Sabah ayazında ıslak çadır toplamak zorunda kalmak hep sinirimi bozmuştur. Eşyalarımı toplayıp yola çıktım. Elimdeki kavun çöplerini atacak çöp bulamayınca birkaç kilometre taşımam gerekti. Önce Serpilköy’e ulaştım. Buradan sonra doğruca tepeye doğru tırmanmaya başladım.

20160610_074409
Serpilköy’den yükselirken geride bırakmakta olduğum vadi manzarası.

Patika, başlangıçta çalılık olsa da sonradan yerini belirgin bir hatta bıraktı. Patikanın bazı kısımları oldukça geniş ve iyi korunmuştu.

20160610_083542

Tepeye yaklaşırken zikzak çizen patikadan ayrılıp dik olarak yükselince rotayı kaçırsam da kısa bir arayıştan sonra patikaya tekrar girebildim. Uzun bir plato geçişi sonrası sonrasında rotayı yeniden kaybettim. Sanırım birde yanlış geçitten başka bir vadiye ulaştım ve rotadan iyice uzaklaştım. Rotaya tekrar girmeye çalışırken epey zaman kaybettim ve sarp yerlerden geçmek durumunda kaldım. Daha temkinli gitmem gerektiğini anlamış oldum.

20160610_115227

Devam ederek önce Asker Çeşmesine, peşinden tepemdeki son derece rahatsız edici güneş eşliğinde çok dik bir orman yolu çıkışını takip eden iniş ile birlikte Sipahiler Köyüne ulaştım.

20160610_122638
Asker Çeşmesi.

Rota Sipahiler Köyünün kenarından, köye girmeden devam ediyordu. Bakkala uğramak için ben rotadan ayrıldım. Burada birşeyler atıştırıp elektronik cihazlarımı şarj ettim. Eğirdir’deki konuşmadan ve kitabın sayfalarından edindiğim bilgilere göre rotanın bundan sonraki kısmı zor olmalıydı, kendimi buna hazırladım. Bakkal’dan ayrıldıktan sonra, rotadan çıktığım yere gelip yürüyüşe devam ettim.

20160610_131211
Sipahiler Köyü.

İlk başta rahat, keyifli ve manzaralı bir yoldan yürüyerek asfalt bir yola bağlanıp vadi tabanındaki dereye ulaştım. Yürümekte olduğum yoldan bir köprü geçişinin ardından ayrılıp, dere yatağına indiğimde artık bir kanyonunda içerisinde yürümekteydim. Oldukça tedirgin edici ve korkutucu geçişeler vardı. Düşündüğümden daha sert bir etaptı. Tek olmam işi daha da zorlaştırıyordu. Bazı kısımlarda sırtımdaki çantanın ağırlığından dolayı olması gerekenden fazla zorlandım.

20160610_165829

Yoruldukça susamaya başladım ancak kamp yeri aramakta olduğum için elimdeki suları kullanmak istemiyordum. Yinede bir süre sonra içmem gerekti. En kötü senaryo deredeki suyu kaynatıp içmekti, dere yatağında kaldığım sürece yavaş da olsa içilebilir su elde edebilirdim. 1,5lt suyum çok kısa zamanda tükendi. Su damlayan mağaramsı bir yerde şişeyi doldurmayı denedim ancak seyrek düşen damlalarla şişenin kolayca dolmayacağını anlamam çok sürmedi. Çiseleyen yağmurla birlikte rota daha da zor bir hale geldi. Oldukça dik iniş yaptığım bir kaya etabında yosunların arasında oldukça iyi kamufle olmuş bir kırkayak yavrusu görünce tedirginliğim iyice arttı. Artık dokunduğum yerleri daha iyi seçmeye çalışıyordum. Kamp yerlerinden geçsem de atıştırmakta olan yağmur nedeniyle kanyonun içerisinde kalmayı riskli bulduğumdan yorgun olsam da yürüyüşümü sürdürdüm.

20160610_173301

Nihayet, benim için kanyonun sonu olan traktör yoluna ulaştım. Burada vadi genişliyor, suyun debisi düşüyordu. Derenin hemen yukarısında çiçekler arasında bir çadır yeri buldum. Yeterince düzdü. Islak çadırımı kuruması için hazılıca kurduktan sonra yanıma ocağımı, su şişelerimi, temiz çadır giysilerimi, alarak nehre döndüm. Ocakta dereden alınmış su kaynarken, bende kendimi derenin serin sularına bıraktım. Arada terli giysilerimi de bir güzel yıkadım. Bu zor etabın ardından ortamın keyfini çıkarmak çok güzeldi.

20160610_202002

Ocakta yavaş kaynayan su ile susuzluğumu gideremeyeceğimi anladım. Bu yüzden su kaynatmayı bırakıp nehrin debisi yüksek bir yerinden şişelerimi doldurdum. Suyun tadı güzeldi, doya doya içtim. Şişelerimi tekrar doldurduktan sonra çadırıma gittim. Gece çadırı ne olduğunu anlayamadığım bir hayvan ziyaret etti, hala anlayabilmiş değilim. Sürekli bir hırlama ve kesik kesik koklama sesi vardı. Gece uykum sık sık bölündü. Sabah 06:10’da uyandığımda hala uykum vardı.

3. Gün

Sabah uyandığımda hala uykum vardı. Ansızın tekrar uykuya daldığımı farkedince uyuyakalmamak için çareyi tulumumdan çıkmakta buldum. Tam olarak hazırlanmam 07:30’u buldu. Dereyi karşıya geçip yola koyuldum. Kısa süre sonra harika bir kamp alanı ile karşılaştım. Bir ağacın altından su çıkmaktaydı ve ortam çadır kurmak için gayet uygundu.

20160611_072031
Dere Yatağının biraz yukarısında kalan bir su kaynağı. Kamp için oldukça ideal.

Kısa bir süre sonra yine işaret göremez oldum. Uzun otların bulunduğu bir düzlükte işaret ararken sabah çisesinden dolayı ayaklarım sırılsıklam oldu. Zor da olsa işareti bulup yeniden rotaya girdim. Bir süre sonra patika kavşak noktasına ulaştım. Geldiğim yön doğruydu ve beni eski bir at arabası yoluna çıkarıyordu. Karşımda devam eden bir patika, solumda X işareti vardı. X işareti olan yöne gitmeyeceğimi biliyordum. Yukarı devam eden yola baktım, işaret yoktu. Sağa doğru devam eden eski yolda da aynı şekilde işaret bulamadım. Sabah sabah karşılaştığım bu belirsizlik canımı sıktı.

20160611_080444
Asfalt yol üzerinde bir su kaynağı.

Duyduğum araç seslerinden yukarımda bir yol olduğunu anladım. Telefonumda kayıtlı olan haritaya baktığımda ise takip etmem gereken rotanın ileride bu yola birleşeceği görünüyordu. Daha fazla işaret aramak yerine bir sonraki yol ayrımına kadar asfalt yoldan yürümeye karar verdim. Dimdik yukarı çıkıp asfalt yola ulaştım ve sağa dönerek yolu takip ettim. Bu şekilde Adada’ya giden patikanın asfalt yoldan karşıya geçtiği noktaya kadar yürüdüm, sonrasında yine patikaya girdim, tabiki yine kayboldum.

20160611_081610

Durumu toparlayarak bir şekilde Adada’ya ulaştım.

20160611_085308

Antik kentte gezinirken arkamdan birinin yaklaştığını sezdim. Antik kentin bekçisiymiş. Antik yapılar ve bu kent hakkındaki sorularıma yanıt buldum.

20160611_090011

Çay demlemeyi teklif etti ancak vakit erken olduğu için yola devam etmek istiyordum. Bekçi kulübesinin yanında dinlenip su içtim, sohbet ettik.

20160611_093030

İkram ettiği su ile şişelerimi doldurdum, yol tarifi alarak yola devam ettim. Rota üzerinde çok güzel, geniş bir taş yoldan geçtim. Bazı kısımları güzel korunmuştu.

20160611_095531
Taş yol.

Asfalt yola yaklaşırken, saatimdeki rotanın tepelik bir yeri gösterdiğini farkettim. Telefonumdaki harita ise asfalt yoldan devam ediyordu. Açıkçası canım dağ bayırla uğraşmak, rotayı bulmakla cebelleşmek yerine mesafe katetmek; biryerlerde oturup dinlenmek istiyordu. Yinede işaretleri takip etmeyi ve beni götürecekleri rotayı takip etmeye karar verdim. İçimden geçen oldu ve işaretler beni asfalta çıkardı. Asfalt yolda, dut yiyerek renklendirmeye çalıştığım sıkıcı bir yürüyüş ile, yıpratıcı olsa da Sütçüler’e ulaştım.

20160611_120041

Birkaç saat bir kahvehanede oturdum. Bu sırada iyice dinlendim, yemeğimi yedim, çay içtim ve elektronik cihazlarımı şarj ettim. Fazlalık olan malzemelerimi eve yollamak istemiştim ancak iki kere yokladığım PTT Şubesi kapalıydı. Sonuç olarak fazlalık eşyalarımdan kurtulamadan yola çıkmak için hazırlanmaya başladım. Ben hazırlanırken dışarıda yağmur yağmaya başlayınca kahvehanede oturup yağmurun dinmesini bekledim, dinince vakit kaybetmeden yola koyuldum. Köyün çıkışında bir kanalizasyon şebekesinin akarından geçtim, çok kötüydü. Zaman zaman patikayı bulmakta zorlandım. Dere yatağı ve yan kısımlarının tahrip edilmiş olması işaretlerin bulunmasını da zorlaştırmıştı. Birkaç defa dereyi geçmek durumunda kaldım. Pis ve tahrip olmuş dere yatağından geçmeye çalışmak keyifli değildi. Patikalar yağmur nedeniyle çok kötü bir hale gelmişti, dik çıkışlarda çamur nedeniyle hareket etmek güçleşiyordu. Hal böyle olunca Yazılı Kanyon’a o gün girmemeye karar verdim, ertesi güne bırakacaktım.

20160611_150305
Sütçüler’den Yazılı Kanyon’a doğru bir bakış.

Çürük Köyünün karşısındaki bir çeşmenin başında oyalandım. Giysilerimi yıkadım, yemek pişirdim, kamp setimi yıkadım. Buraya inerken geçtiğim bir düzlüğün kamp için uygun olduğunu düşünerek tekrar oraya dönmeye karar verdim. Çürük Köyünün karşısına kampımı kurdum. Çadır sabah yağmış olan çise nedeniyle hala sırılsıklamdı. Hatta içinde biriken suyu çadırı ters çevirerek dışarı döktüm. Sonraki gün yürüyeceğim rota için oldukça endişeliydim. Kitapta okuduklarım beni korkutuyor, daha önce geçtiğim dere yatağı gibi bir rotadan geçme ihtimali beni düşündürüyordu. O gün kendimi zor bir rotaya hazırladım.

20160611_191826
Telefonla görüşebilmek için çıktığım bir tepeden kamp alanım.

4. Gün

Sabah 06:00 gibi uyandım. Biraz daha uyumayı denesem de olmadı. Aklım kanyondaydı. Çadır her zamanki gibi sırıl sıklam olmuştu. Saat 7 olmadan hazırlıklarımı tamamladım. Yola çıktıktan kısa bir süre sonra işaretleri kaybetim, rotaya tekrar girmem zor olmadı. Köyün girişinde yine işaretleri kaybettim. Bu defa yolu bulmakta zorlandım.

20160612_064941

Rota bahçenin içerisinden geçiyormuş gibi görünüyordu. Bahçeye girsem de devamı gelmedi, bahçeden çıkıp köyün içine ulaşamayınca köyün etrafından dönmeye karar vererek geri döndüm. Yorucu, vakit kaybettirici ve sinir bozucu bir girişimdi ancak başka çözüm bulamamıştım. Toprak bir araç yolunu takip ederek kanyona yaklaşmaya başladım. Yol bitiminde yine işaret sorunu yaşadım çünkü işaretler iki farklı yönü gösteriyordu. Dijital haritamda gösterilen yolu seçip o tarafa devam ettim.

20160612_082600
Kanyonun sırtına doğru yükselirken.

Pek yakında içine gireceğim kanyonun sırtına tırmanan patika sert ve kayalık görünüyordu. Kafamı kurcalayan iniş öncesinde sert bir çıkış vardı. Batonlarımı çıkardım ve çantama sabitledim. Sırta ulaştığımda oldukça güzel bir manzara karşıladı beni.

20160612_085030
Kanyon sırtından manzara.

Bir an önce Çandır’a ulaşmak istediğimden çok oyalanmadan devam ettim. Teknik kısımlar beklediğim kadar zor değildi; aksine eğlenceliydi. Bu etabı şahsen çok eğlenceli buldum.

20160612_091416
İnişte karşılaştığım bir bolt. Yanlış hatırlamıyorsam burada dört adet bolt saydım. Bu boltlara bir zincir yerleştirmek kullanışlı olabilir.

Daha önce geçtiğim dere yatağı etabı çok daha zordu. Gerginliğim yerini sevince bıraktı. Kayalık kısım iki vadiyi birbirine bağlayan bir sırtta tamamen son buldu.

20160612_094934

Bundan sonrası aşağıya kadar çam ağaçları arasında devam eden, temiz zeminli bir etaptı.

20160612_090444
Karacaören Baraj Gölü – I ve Çandır.

Kolay olacağını düşünmüştüm ancak yüksek eğim ve hızlı hareket edildiğinde kayan zeminde ilerlemek dizlerim için yorucu, benim için sıkıcı oldu. Vadi tabanındaki yola ulaşınca rahatladım.

20160612_102615

20160612_104037
Yazılı Kanyon.

Dere sürekli sağımda kalacak şekilde yürümeye devam ettim.

20160612_103944
Kanyona adını veren yazıtlardan birisi. Şöyle yazmakta; “Hayırlı Uğurlu olsun” Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu bilerek: Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir. Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur. Ve kararında içtenlikliyse hür kişi, yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi. Ve bununla yücelir kişi hatalarla değil. Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tad almaz o; Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran. Zeus’tur herkese ata olan ve de tek kök insanoğluna. Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden güzelliğini. Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda. Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle de olsa. Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır. Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama, yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire şayandı ruhu. Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu. Keşke şimdi de (bu mümkün olsa). Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan. Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya geldi.

Alabalık çiftliğinin olduğu yerde dereyi karşıya geçip etrafa bakındım ve tekrar yürüdüğüm rotaya geri döndüm.

20160612_104804

Keşke gelmeseymişim çünkü yürüdüğüm yol keyifsizdi. Alabalık çiftliğinin hemen yanında şelaleden akan sulardan oluşturulmuş güzel bir havuz vardı. O an yüzen kimse olmadığı için girmeye çekindim ancak daha sonra girmediğime pişman oldum. Hatta geri dönmeyi düşündüm. Kimbilir belki bir daha hiç göremem orayı.

20160612_104659

Çok keyifsiz bir yolu takip ederek Çandır’a ulaştım. Ramazan Ayı nedeniyle  kahvehaneler kapalıydı. Bir kahvehanenin dışarıda olan masalarından birine oturdum. Yandan, bakkaldan birşeyler alıp yedim. Domates, salatalık satılmıyordu. Saatim ilk defa fırtına uyarısı verdi. Bir süre sonra gerçekten de rüzgar çıktı ancak çok şiddetli değildi. Rüzgar çıkınca çadırımı çıkarıp rüzgarda savurarak kuruttum. Dinlenmiş olmanın mutluluğu ile yola koyuldum. Bir zamanlar çok güzel olduğuna emin olduğum bir vadiye girdim. Bir zamanlar diyorum çünkü şuan heryerde maden ocakları var.

20160612_154403

Adeta dağları yıkıyorlardı. Zirvelerde çalışan kepçeler gördüm. Yol üzerinde bolca su kaynağı vardı. Mermer ocaklarının yanlarından geçerken yuvarlanmakta olan taşlardan korkmamak mümkün değil.

20160612_170405

İlk başta hafif yorucu olan eğim sonradan azaldı ve Zeytin Mahallesine ulaştım.

20160612_172719
Zeytin Mahallesine doğru.

Burada kamp kurmak için uygun yerler ve su kaynakları vardı ancak telefonum çekmiyordu. Sabahtan beri durumumla ilgili kimseye haber vermediğimden dolayı telefon çeken biryere ulaşmak istiyordum ancak telefonum bir türlü çekmedi.

20160612_174400(0)

Yolda mermer ocaklarına karşı tepkili bir çobanla karşılaştım. Buraların eski halini hatırladıkça nasıl tepkili olmasın insan? Birkaç dakika sohbetin ardından kamp yeri tavsiyesi alarak ayrıldım. Söylediğine göre yolumun üzerinde, su kaynağı olan bir kamp yeri olmalıydı. İlk başta araç yolunu takip ediyor olsam da daha sonra işaretleri takip etmeye başladım.

20160612_183411(0)
Geçide doğru.

Kısa sürede kayboldum. İşaretleme takip edilecek kadar iyi değildi. Ormanın sık olması da rotanın takibini oldukça zorlaştırıyordu. Zar zor araç yoluna tekrar ulaşsam da karar değiştirip başka yerde tekrar patikaya girdim. Rotayı yine zar zor takip ederek etrafı çitlerle çevrili bir alana geldim. Girip girmeyeceğim konusu yine muallaktı çünkü ortada belirgin patika yada işaretleme yoktu. Gün batımı yaklaştığı için daha fazla oyalanacak vaktim olmadığını düşündüm ve merdivenden geçerek çiti aştım.

20160612_192646

İçeride bir süre yürüyünce silik işaretleri ve çadır için uygun olabilecek yerleri keşfetmeye başladım. Biraz daha devam edince ise yalağı gördüm. Tek sorun telefonumun hala çekmiyor oluşuydu. Çantamı bırakarak biraz daha yükseklere çıktım ancak yine çare olmadı. Artık yapabileceğim birşey kalmamıştı. Çadırımın iç tentesini kurduktan sonra çantamı alıp yalağın yanına gittim.

20160612_193524

Ocağıma kaynaması için su koyup ortalıkta kimseler olmadığından emin olduktan sonra günün son ışıklarında, yalaktan şişelerime doldurduğum suyla bir güzel duş aldım. Giysilerimi de yıkadım. Etrafı çevrilmiş alanda sadece koyunlar ve iki inek vardı. Çadırımın dış tentesini kurmadığım için çantamı dışarıya bıraktım. Giysilerimi de kayaların üzerine serdim. Güzel ve oldukça sakin bir gece geçirdim.

5. Gün

20160613_063951
Sabah 6 gibi uyandım. Canım tulumdan dışarı çıkmak istemiyordu. Uzunca bir süre keyif yaptım, yerimden kalkamadım. Güzel haber; sabah çise yağmamıştı. Ayrıca çadırın dış tentesini kullanmadığım için terlemeden dolayı da ıslaklık oluşmamıştı. Hazırlanıp yola koyulmam 07:30’u buldu. Tabiki yine işaret sorunu yaşadım.

20160613_080821

Geçide ulaşana kadar en az iki tane ,suyu bulunan kamp alanında geçtim. Kamp kurmak için gerçekten güzel ve ideal yerlerdi. Geçide yaklaşırken bir araç yoluna bağlanıp bu yolu takip etmeye başladım.

20160613_082214
Geçitten, geldiğim yöne doğru bir bakış.

20160613_082941

Haskızılören’e kadar bu araç yolunu takip ederek gittim.

20160613_092024

20160613_093032

20160613_095043

20160613_102057

20160613_111715
Etraftaki maden ocaklarından sadece biri.

Haskızılören yakınlarında yolun zikzak yaptığı kısımlarda işaretli patikaların kestirme yaparak dik olarak aşağıya indiğini gördüm. Ancak bu patikaların eğimi benim dizlerimi zorladığı için işaretli patikalar yerine araç yolunu takip ederek Haskızılören’e ulaştım ancak burada bakkal olmadığı için oyalanmadan yola devam ettim.

20160613_113452
Haskızılören Köyüne yaklaşırken.
20160613_113829
Haskızılören Köyü.

Bu arada Haskızılören Köyünün girişinde çok tatlı bir teyzeyle sohbet ettim. Köyde bakkal olmadığını ondan öğrendim. En sıkıcı zamanlarda dahi gülümseyen bir yüzle yada ihtiyacınız olup olmadığını soran bir insanla karşılaşmak insanın keyfini yerine getirmeye yetiyor.

Köyden çıkarken yine rotayı kaçırdım. Tekrar girmeyi denerken ise çok yoruldum. Epey tırmanmam gerekti. Eski bir patikayı takip ederek birkaç evden oluşan bir yere ulaştım ve rotaya devam ettim. “Birkaç ev” olarak bahsettiğim yer aslında bakkalına uğramayı düşündüğüm Pınargözü Köyü imiş.

20160613_124538
Pınargözü Köyü.

Ben köyü farkedemediğim için burada bulunan bakkalı da kaçırmış oldum. Yürümekte olduğum vadiden sağa doğru yükselerek başka bir vadiye açılan bir geçide doğru yükselirken de rotayı kaçırdım. Tabiki yine oldukça zorlu oldu. Geçide ulaşıp, geçtikten sonra bir evin yanında yön karmaşası yaşadım.

20160613_135723

Etrafı çevrili bir alan ve bir ev vardı. Ben ne taraftan geçeceğime karar veremedim. Gideceğim yönü seçip devam ettiğimde ise iyi bir seçim olmadığını anladım. Altı dikenlik olan küçük bir kayalıktan inmeye çalışırken evden birisi bana seslendi. Eve davet ettiler. Bu ev Mustafa ve Fatma Yeşil çiftinin eviydi. Çay, lokum ve bisküvi ikram ettiler.

20160613_160330

Sohbet esnasında Pınargözü Köyünü kaçırdığım ortaya çıkınca Fatma Abla hemen bana yolluk hazırlamaya başladı, poşete yufka ve peynir koyduğunu söyledi.

Evin tepesindeki solar panel dikkatimi çekmişti. Kendileri için gerekli olan tüm enerjiyi güneşten depolayabiliyorlarmış. Hatta o panelden üretilen elektrik ile ben de telefon ve saatimi şarj ettim. Yaz – kış orada kaldıklarını söylediler. Hayvanları da vardı.

20160613_161116
Yeşil Ailesi.

Yavru bir keçi, evin kapısı kaçıldığında hemen eve daldı ve etrafta gezinmeye başladı, fırsatı bulunca keçiye yaklaşıp sevdim biraz. İlk defa kendini sevdiren bir keçi görüyordum. Keyiflice vakit geçirdiğim bu iki güzel insandan da tabiki ayrılmam gerekiyordu, yol tarifi alarak tekrar yola koyuldum.

20160613_161457

Rota yine sorunluydu. İşaretleri bulmakta zorlandım ve dikenlerle, çalılarla bolca cebelleştim. Zaman zaman çok keyifsiz ve çaresiz durumda hissettim. Bir yerden sonra ortamın yabaniliğinden dolayı rotayı takip edemez oldum ve “herhangi bir şekilde” aşağıdan geçen bir yola ulaşmaya karar verdim. Zor da olsa aşağıdan geçen yola ulaştım ve takip etmeye başladım. Yolda beni görüp duran bir araçla sohbet ettim. Kısa süre sonra yan yola saparak takip etmekte olduğum rotadan ayrıldım. Devam ederek terkedilmiş, yanında ahır olan bir eve ulaştım. Burada dut ağacı vardı ve boş geçmek olmazdı. Kamp kurulabilir mi diye düşündüm ancak su kaynağı olmadığı için bu düşüncemden vazgeçtim. Tekrar yürümeye başladığımda yine rotayı kaybettim. Güneşin alçalmakta olması nedeniyle hızlı hareket etmeye çalışıyordum ve bu durum beni hataya zorluyordu.

20160613_192010

Sonunda belirgin ve keyifli bir patikada rotayı yakaladım. Patikayı takip etmek kolaydı. Patikanın toprak araç yolu ile birleştiği yerde biriyle karşılaştım. Çadır kurmak için yer tavsiyesi istediğimde beni Kozan Köyüne davet etti. Aracında sorun yaşadığını, halledip yola koyulacağını söyledi. Yola devam ederek Belen Mahallesine ulaştım. Burada gördüğüm yaşlı bir amcayla sohbet etmeye başladım. Bu esnada az önce karşılaştığım, beni köye davet eden kişi aracıyla geldi. Meğer konuşmakta olduğum kişi babasıymış. Konya plakalı araba dikkatimi çekti. Arabaya binmem için ısrarcı olsalar da hiç araç kullanmadığımı, bu şekilde tamamlamak istediğimi söyledim. Kozan Köyündeki camide buluşmak üzere sözleştik ve ayrıldık. Güzel evlerin olduğu bu küçük mahalleden devam ederek rahat bir şekilde Kozan Köyüne ulaştım. Girişte beni turist sana iki kadınla ayaküstü sohbet ettim. Alabalık çiftliği işlettiklerini söyleyip davet ettiler, gitmek istesem de tekrar denk gelemediğimiz için gidemedim. Caminin yanında yolda görüştüğüm baba oğulla tekrar buluştum. Meğer oğul, caminin imamıymış. Mustafa İmam ve babası Mehmet Bey beni caminin misafirhanesinde konuk etti.

20160613_200825

Topladıkları gelirler ile cami lojmanının üzerine kat çıkarak bir misafirhane yaptırmışlar. Yerleri halı kaplı genişçe bir oda, mutfak, duş ve tuvalet kısmından oluşuyor. Bir yürüyüşçü için en can alıcı noktası ise; sıcak su mevcut. Hiç hesapta yokken böyle bir ortamda kendimi bulmam beni çok mutlu etti. Verdikleri leğen ve deterjan ile de bir güzel giysilerimi yıkadım. Akşam Mustafa İmam elinde bir tepsi ile çıkıp gelince bir güzel karnımı da doyurmuş oldum. O gece, St. Paul’de çadır kurmadan geçirdiğim ilk ve son gecem oldu.

6. Gün

20160614_064548
Henüz tamamlanmış olan cami misafirhanesi.

Artık yolun sonunu görebildiğim için sabah kalkmakta hiç acele etmedim. Şansıma hava çok kötü görünüyordu. Dün akşam tüm giysilerimi yıkayıp balkona asmıştım ancak havanın kapalı olması nedeniyle hala ıslaklardı. Bir yandan onların kurumalarını bekliyordum. Boş boş durmaktan canım sıkılınca tekrar yola koyulmaya karar verdim. Herşeyimi hazırladıktan sonra, balkona havalansın diye bıraktığım botlarımı alıp, evin kapısının önüne koymuştum ki yağmur yağmaya başladı. Yağmuru görünce gitmekten vazgeçtim. İçeriye geçmiştim ki Mustafa İmam geldi. Israr etmeme rağmen bana kahvaltı hazırlayacağını söylerek aşağıya, evine indi. Sayesinde Ramazan günü harika bir kahvaltı yaptım. Yağmurun dinmesiyle ben yola koyulmak için hareketlenince, “sana yolu göstereyim” diyerek benimle birlikte geldi. Köyden çıkıp asfalta, oradan da patika girişine gelmiştik ki yeniden yağmur yağmaya başladı. Oradaki terkedilmiş bir eve sığınarak yağmurun dinmesini bekledik.

20160614_094811

Yağmurun hafiflemesiyle patikaya girip yürümeye başladık. ilk başlarda patika çok yabani, sıkıydı. Çalılıklar yolu fazlaca kapatmıştı ve bu nedenle geçişler oldukça zorlayıcı bir hale geliyordu. Vücudumda fazlaca çizikler oluştu, kuruması için çantamın yanına astığım t-shirt çalılar ve dikenler nedeniyle yırtılarak giyilemeyecek hale geldi, çöpe gitti. Pednelissos Antik Kentini Mustafa İmam ile beraber gezdik.

20160614_100140(0)

20160614_100816

20160614_102910

20160614_103405

Toprak bir araç yolunu takip ederek bir yol ayrımına geldik. Saatimdeki rotaya göre sola sapmam gerekiyordu. Mustafa İmam ise kendisiyle beraber sağdan giden yolu takip ederek yine Kozan Köyü üzerinden geçerek yola devam edebileceğimi, birçok kişinin bu şekilde yürüdüğünü söyledi. Sonrasında Mustafa İmam’ın deyimiyle “organik olsun” diyerek sola doğru devam etmeye karar verdim. Bu nedenle Mutafa İmam ile vedalaşarak ayrıldık. Sonraki kısım şelalelere kadar oldukça keyifliydi.

20160614_114828(0)

Şelalelere yaklaşırken oldukça sık bir ortamda açılmış güzel ve temiz patikalardan, ağaç tünellerinden geçmeye başladım. İlk önce Kral Havuzuna, sonrasında belirgin patikayı takip ederek bir şelaleye ulaştım.

20160614_114730
Kral Havuzu.

Çok güzel ve doğal görünüyordu ancak su çok soğuktu. ilk denemede giremesem de, ikinci denemede suya girdim ve yüzdüm. Ben bu şelaleyi Uçansu – 1 sanmıştım ancak öyle değilmiş.

PANO_20160614_131247
Uçansu – 2 Şelalesi.

Bu şelaleye gelen patika oldukça belirgindi ancak patika burada bitiyor, devam etmiyordu. Bu yüzden geri dönüp gözden kaçırdığım yol ayrımını; Uçansu-1’e doğru devam eden patikayı aradım. Telefonumdaki dijital haritada gösterilen rota, girişinde (X) işareti olan bir yönü gösteriyordu. Alternatifim olmadığı için bu yola sapıp devam ettim. Bir süre sonra patikanın oldukça iyi durumda olduğunu gördüm, peşinden de işaretlenmiş olduğunu gördüm. Zaten buraya sapmasam geldiğim yöne, Kozan Köyüne doğru gidiyor olacaktım. Genel olarak rahat ve takibi kolay olan bu patika beni sert bir inişle Uçansu-1 şelalesine indirdi. Buradaki işletme terkedilmiş durumdaydı. Çardakta oturup yemeğimi yedim. Yağmur yağmaya başlasa da aldırış etmeden şalaleye girip yüzdüm.

PANO_20160614_144916
Uçansu – I Şelalesi.

Buradan sonra uzun ve sıkıcı bir orman yolundan yürüyerek rotaya devam ettim. Zaman zaman dereyi geçmem gerekiyordu, ayakkabılarımı çok ıslatmadan bunu başarabildim. Akçapınar Köyünün yanında geçerek düzlük tarlaların arasından geçen yolları takip etmeye başladım.

20160614_170037

Arasıra küçük mahallelerden geçiyor, selamsız ve boş boş bakan insanlarla karşılaşıyordum. Şahsen ben bu tür durumlarla karşılaştıkça kendimi o bölgedeki insanlardan soyutluyorum ve muhatap olmamaya çalışıyorum.

20160614_184013
Regülatör

Yol üzerinde maceralı birde geçiş vardı; Regülatör. Akıntının biraz daha aşağısında yapılan köprü günümüzde kullanılabilir bir alternatif olsa da ben regülatör hattından geçmek istedim. Bunun için merdivenlerden regülatör hattına indim. Botlarımı çıkarıp boynuma astım. Önlem olarak çığ parkuru geçişlerindeki gibi çantamın klipslerini açarak kolayca çıkarılabilir hale getirdim ve batonlarımın perlonlarını bileğimden çıkardım. Su düşündüğümden soğuktu ve geçişim düşündüğümden uzun sürdü, ayaklarıma yürüyüş esnasında ağrı girdi. Bazı kısımlar ise oldukça kaygandı, bu zaman zaman tedirginlik veriyordu. Kaydığım zamanlarda kendimi batonlarımla dengeledim ve olabildiğince yavaş ve temkinli gitmeye çalışarak sorunsuz bir şekilde karşıya ulaştıktan sonra merdiveni tırmanarak geçişimi tamamladım.

20160614_184546
Regülatör geçişinden hemen sonraki palmiyeli yol.

Dijital haritamda, ormanla kaplı bir geçidi gözüme kestirdim. Yolum üzerindeki bir mezarlıktan kampta kullanacağım sularımı doldurdum. Güneş iyice alçalmışken kamp yapmayı planladığım yere ulaştım. Kamp için gayet uygun bir konumdu.

20160614_171710
Uzun bir aradan sonra alçak irtifalar.

Telefon çeken bir yere hemen çadırımı tek tente olarak kurdum. Telefon çeken yer seçerken yola yakın bir yer seçmiştim. Bu nedenle biraz tedirgin oldum. Ancak bu tedirginliği bir kenara bırakacak olursak yarın için yaklaşık 20 kilometrelik, kolay bir yolum kalmıştı.

7. Gün

Gece tedirgin bir uyku uyumamın neticesi sabah erkenden uyandım. Uyumaya çalışsam da, oyalansam da bi süre sonra çadırda canım sıkıldı ve hazırlanıp yola koyuldum. Rotanın bundan sonraki kısmı sıkıcıydı. Sürekli asfaltta yürüyor olmam nedeniyle sol ayağımda su kabarcığı oluşmuş, bir yerde oturup onunla ilgilenmem gerekti.

20160615_081309(0)
Kurşunlu Şelalesine yaklaşırken.

Hızla yol katediyor olsam da yol üzerinde ilgi çekici birşey olmamasından dolayı canım çok sıkıldı. Kurşunlu Şelalesinin önünde oturup dinlendim. Daha önce gezdiğim için içeri girmek istemedim. Yol üzerindeki bakkallardan bazen dondurma alıyordum, sıcakta güzel geliyordu. Güneş tam tepemdeyken 12:00 gibi Perge Antik Kentine ulaştım. Aksu’ya kadar devam edeceğimi sanırken rotanın burada bittiğini sonradan farkettim. Daha önce gezmiş olsam da Perge’yi yeniden görmek istedim. Bir Müzekart çıkarttırıp içeri girdim.

20160615_124147

20160615_122952

20160615_134639

20160615_135347

Aşırı sıcaktı. Şişelerim boş kadığı için içeride çok susadım ama çeşme yoktu. Perge görülmeye değer, hala görkemli bir şehir. Sokaklarında gezerken insan eskiden kalabalık olan, ortasında su akan caddeleri, etrafından insanların toplandığı tezgahları, çeşmeleri hayal edebiliyor.

20160615_132528

20160615_130457

20160615_130605

Müze bahçesinde dut ağaçlarını farkettim ve tadını çıkardım. Son olarak eski stadyumu ziyaret ettim ve final fotoğrafımı çekindim.

20160615_141657
Perge Stadyumu

Perge’den sonra yürüyerek Aksu’ya devam ettim. Antalya’ya giden bir belediye otobüsüne binip rezervasyon yaptırdığım pansiyona vardım. O gün çakımı kaybettim.

20160616_180346
Yürüyüşümü tamamlamamın ertesi gününde, rotanın mimarı Kate ile.