Frig Yolu – 2. Bölüm (Yazılıkaya – Yenice Çiftliği)

O gün ki planım Çukurca Köyü’ne ulaşmaktı. Bunun nedeni ise Demirli Frig Evinde gördüğüm haritada Çukurca’da da Frig Evi görünmesiydi. Asfalt yoldan yürüyerek Çukurca’ya yöneldim. Bu rota tamamen asfalt yolu takip etmekteydi. Sıkıcı olsa da rahat ve hızlı yürüyor olmamın motivasyonuyla devam ettim. Çukurca Köyü’ne yaklaşık 2 kilometre kala yolun solunda Areyastis Anıtı’nı işaret eden tabelaya rastladım. Asfalt yoldan ayrılıp anıtın yanına çıktım ve fotoğrafladım. Burada bir gürüldeme duydum ancak ne olduğunu anlayamadım.
batch_20160602_162305
Areyastis Anıtı.

Asfalt yola geri döndüğümde az önce duyduğum gürüldemenin tepemi kaplayan kapkara bulutlardan kaynaklandığını farkettim. Çok korkutu görünüyorlardı, yağmurdan kaçışım yok gibiydi. Hızlıca Çukurca Köyü’ne doğru yürümeye başladım. Hafiften yağmur çiselemeye başlayınca ben daha da hızlanmaya başladım. Yolum az olduğu için pançomu çantamdan alıp giymekle zaman kaybetmek istemiyordum. Çiseleyen yağmurla birlikte Çukurca Köyü’ne ulaştım ve yolda gördüğüm ilk insana muhtarın evini sordum. Bulmam zor olmadı. Muhtar evinin yanında inşaat işiyle uğraşıyordu. Frig Evini sorduğumda otel var dedi, oteli sormadığımı söyledim. İleride çadır var orada kalınıyor dedi ve ben söylediği yöne gittim.

Çimenlik, etrafı duvarla çevrili bir alan içerisinde muhtarın bahsettiği kıl çadır vardı. Zemini açık, çimenlikti ve içerisinde masa ve sandalyeler vardı. Kendi çadırımda kalmak o kıl çadırda kalmaktan çok daha mantıklı olurdu bence. Kıl çadırın yanında büyük bir çardak, kahvehane, ekmek pişirme fırını ve tuvalet vardı. Kahvehanenin üzerindeki Frig Evi tabelası dikkatimi çekti. Camdan baktığımda da içerisinin kahvehane olduğunu gördüm, konaklanacak biryer değildi. Yine de muhtar gelince şansımı denemeye karar verdim. Çantamı bir bankın üzerine bırakıp bir süre dinlendim. Gün batımına epey zamanım vardı. Yeterince dinlenince üstümü değiştirdim ve giysilerimi yıkayıp bahçeye astım. Bahçeye sürekli gelip gidenler oluyordu ve onlarla sohbet ederken benim de canım sıkılmıyordu. Birisi evine çay içmeye davet edince hiç düşünmeden gittim. Çok güzel geldi. Kahvehaneye geri döndüğümde köy ahalisi kahvehanenin önüne toparlanmaya başlamıştı. Muhtarı yakalayınca bu gece kahvehaneyi bana bırakmasını söyledim, kabul etti. Kahvehaneyi açtıktan sonra da elinde koca bir tepsi yemek getirdi. Köye gelen başka bir misafir ile bir güzel yedik. Hayatımda yediğim en güzel yoğurdu o sofrada yemiş olabilirim. Gecenin sürprizi kahvehane de yapılacak olan toplantıydı. Yabancı biri olarak köy toplantısında bulunmaktan çok keyif aldım. Bir film sahnesinin içindeymiş gibi hissediyordum.

Gece yarısına doğru kalabalık muhtarın da yönlendirmesiyle beraber kalktı. Masaları kenara çekip karşılıklı iki sediri birleştirerek korunaklı bir yatak oluşturduk. Sedirlerin üstü kilim kaplı olduğundan matımı çıkarmaya gerek duymadım. Ara sıra sert zeminde uyumak hoşuma gidiyor. Elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra uyku tulumumu sedirin üzerine açtım, kılıfına ise giysilerimi doldurarak yastık yaptım. Işıkları söndürerek keyifli bir uykuya daldım.

7. Gün

Sedir koltuklar üzerinde çok verimli ve keyifli bir uyku çekerek sabah erkenden uyandım. İlk iş olarak dün akşam kuruması için yıkayıp bahçeye serdiğim giysilerimi topladım. Sonrasında hızlıca çantamı hazırladım, kahvehaneyi eski haline getirdim ve yola koyuldum. Peşime yine bir köpek takıldı. Toprak bir araç yolunu takip ederek Gerdekkaya’ya ulaştım, ziyaret ettim.

batch_20160603_081521
Gerdekkaya Anıtı.
Sonrasında toprak patika yolu takip ederek yürüyüşüme devam ettim. Yükselerek ilerleyen yolu takip ederek bir geçide ulaştıktan sonra Asar Vadi’ye doğru alçalmaya başladım. İnişe başlamadan hemen önce kısa bir mola verip telefonumu kurcalayarak dinlendim, Frig Yolu’nda internet bağlantısı her zaman mümkün olmuyor. Asar Vadi’ye doğru alçaldıkça yükselirken kaybolan yeşil birki örtüsü geri geldi. Karşımda sürülerini otlatan bir çoban gördüm. Ben onu gördüğüm anda onun da köpekleri, beni ve yanımdaki köpeği görüp havlamaya başladı. Çoban bana “gelme!” diye bağırdı ancak bu çözüm değildi, geri dönecek değildim. Solumdaki yamaca doğru yükselerek ilerlesem de çobanın iki köpeği üstüme gelmeye başladı. Bu sırada üçüncü köpeği tasmasından tutarak zaptettiğini gördüm. İki köpek bize yaklaşınca batonlarımla daha fazla yaklaşmalarını engelledim. Benim yanımdaki köpeği kıstırsalar da yanlarından kaçmayı başardı. Sonrasında ben aralarına girip yola devam ettim. Bu defa onlar da peşime takıldılar, çobanın yanına dönmeleri için çok uğraştım ama nafile. Sonrasında kendi kendilerine peşimi bıraktılar. Devam ederek Sorkunlu Yaylası’na ulaştım.
batch_20160603_093956
Sorkunlu Yaylası.
Buradaki terkedilmiş evler benim için çok ilgi çekiciydi, bir tanesine girip gezdim.
batch_20160603_094241
Kısa bir yürüyüş sonrasında vadiden çıkarak açıklık bir alana ulaştım. Sola doğru yönelerek Kümbet Köyü’nden önce aşacağım geçide doğru yükselmeye başladım. Geçidi oluşturan kayalardan sağdakinin üzerinde anlık olarak bir insan silüeti gördüm. Orası Kırkmerdiven olmalıydı. Kısa süre içinde gördüğüm kişinin de iki gün önce karşılaştığım Doğukan olabileceğini farkettim.
batch_20160603_102900
Sert bir yükselişle geçide ulaştığımda etrafa göz attım ancak Kırkmerdiven’i işaret eden alternatif rota işaretini göremedim. Hemen aşağı doğru yürüyüp rotaya devam etmeye yeltensem de kendime “buraya bir daha gelebilecekmisin?” diyerek işareti aramaya başladım. Bulmam çok zor olmadı ve yerleşimin tepesine çıktım.
batch_20160603_112500
Evet, tahminim doğruymuş, Doğukan oradaydı. Burada oturup dinlendim ve manzaranın tadını çıkardım. Demirli Kalesi’nde bulunan sarnıca çok benzeyen sarnıcı, biçimli olarak kesilmiş kayaları inceledim.
batch_20160603_112532
Kırkmerdiven ve Kümbet Vadisi.
Doğukan’la yürüdüğümüz etaplara ait tecrübelerimizi ve anılarımızı paylaşarak geçide indik. Burada vedalaşarak ayrıldık ve yollarımıza devam ettik.
Tarlalara doğru sert bir şekilde alçalan toprak yol daha sonra düz bir şekilde ilerleyerek Kümbet Köyü’ne giriyordu. Köye girdikten kısa süre sonra bir köşedeki gölgeye sinmiş saldırgan bir köpek yanımdaki köpeği farkedince hemen peşine takıldı, geldiğim yöne koşarak gittiler. Bir daha o köpeği görmedim. Yolum üzerindeki bakkal kapalıydı. Öyle olunca yoldaki birine açılacağı zamanı sordum ve başka bir bakkal daha olduğunu öğrendim. Diğer bakkala gitmeden önce köyün tepesindeki Himmet Baba Türbesi’ni ve Kral Solon’un Mezarını ziyaret ettim.
batch_20160603_121417
batch_20160603_121214
Kral Solon’un Mezarı.
batch_20160603_121453
Himmet Baba Türbesi üzerinde figürler.
Devam ederek diğer bakkala ulaştım. İçeri girmeden önüne çantamı bıraktım ve oturup soluklanmaya, insanlarla sohbet etmeye başladım. Bir süre sonra bakkalın sahibi Musa’da geldi. Pide dağıtmakta olan biri de bana bir pide verdi. Çantamda duran peynir ve zeytin ezmesi ile taze pideyi bir güzel yedim. Peşinden Musa’nın ikramları başladı. Kahveler ve kıstırma.
batch_20160603_143412
Kıstırma.
Uzunca bir süre bakkalda durup Musa ile sohbet ettim, bölgeyle ilgili bilgi aldım. Vakit ilerleyince önümdeki birkaç gün bakkal görmeyeceğimi düşünerek iyi bir alışveriş yaptım ancak akşam farkedeceğim üzere domates ve salatalıklarımı köy çeşmesinin üzerinde unutacaktım. Rehber kitapta ve köyde yaşayan insalara göre Kümbet Köyü’nde bir köy odası mevcut. Ben kalmak için sormadım ancak kalmak isteyenlere oda yok, oda kalmaya müsait değil gibi cevaplar verildiğini duydum. Asfalt yolu takip ederek Eskişehir – Afyonkarahisar yoluna ulaştım. Karşıya geçerek toprak araç yoluna girdim ve ormanın içine yöneldim. Bir süre toprak yolu takip ettikten sonra yeniden bir asfalt yola ulaştım. Kısa bir yürüyüş sonrasında sağ tarafımda Büyükyayla Göleti’ni görünce, gölete yönelerek rotayı kıyıdan takip etmeye başladım.
batch_20160603_171128
Büyükyayla Göleti.
Burada piknikçiler tarafından söndürülmeden bırakılmış bir ateşi kısıtlı olan suyumu kullanarak söndürdüm; yolum üzerinde olan çeşmede su akmadığını bilerek. Çeşmeye ulaştığımda, Doğukan’ın dediği gibi kesik olduğunu gördüm. Kümbet Köyü’nde konuştuğum insanlar Büyükyayla Köyü’nde köy odası olduğunu söylemişleri. Bu yüzden çeşmenin olduğu yerde rotadan ayrılarak Büyükyayla Köyü’ne yöneldim. Yol üzerinde akan bir çeşme olduğunu gördüm.
batch_20160603_171454

Büyükyayla Köyü’ne yaklaşırken rastladığım bir çobana köy odası olup olmadığını sordum ve “var, kime sorsan gösterir” cevabını aldım. Köyün hemen girişinde rastladığım iki çocuğa ise muhtarın evini sordum ve işaret ettikleri eve gittim. Muhtar evin balkonunda oturuyordu. Selam verdim, boş boş baktı. Köy odasında kalmak istediğimi söyledim, “kalacak yer yok” dedi. Böylesine soğuk ve olumsuz bir cevap alınca birşey demeden geri dönüp köyden ayrıldım.

Yolda gördüğüm suyu akan çeşmeye gittim. Su içip, şişelerimi doldurduktan sonra sol tarafta kalan geniş ağaçlardan oluşan bölgeye gidip uygun bir çadır yeri aramaya başladım. Yeri tespit etmem kolay olmadı çünkü oldukça sert bir rüzgar esiyordu. Yönü ve zemini müsait olan biryer bulunca çadırımı buraya kurdum ve yerleştim. Kısa bir dinlenme faslının ardından birşeyler yemek için çantama uzanmıştım ki içerisinde domates ve salatalıkların olmadığını farkettim. En güvendiğim yiyeceklerim yanımda değildi. Bakkal Musa’nın verdiği harika tahinli ekmeği su ile beraber güzelce yedim.

batch_20160603_184308
Musa’ya domates ve salatalığı unuttuğumu, kendisine almasını söylemiştim. Mesajımı görünce alıp bana getirmiş ancak çadırımı bulamadığı için bana verememiş. Ben ise o gece telefonumu şarj edemeyeceğim için, uçak modunda bulunduruyordum. Bu yüzden de bana ulaşma şansı olmamış. Musa’nın mesajını ancak sabah görebildim.
O gece tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim.

8. Gün

batch_20160604_070624
Büyükyayla Köyü ve Büyükyayla Göleti arasındaki kamp alanım.

Tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim. Çise nedeniyle çadırın dışı, terleme nedeniyle çadırın içi ıslanmıştı. Toparlanarak gölün yanındaki çeşmeye doğru yürümeye başladım ve toprak bir araç yoluna girdim.

batch_20160604_081529
Büyükyayla Göleti.

Uzunca bir süre orman içerisinde yükselerek ilerleyen bu yolu takip ederek Güllüören Yaylası’na ulaştım. Yaylanın içine girmeden yanından geçerek rotaya devam ettim ve Güllüören Roma Nekropolü’ne ulaştım. Buradaki kaya mezarlarını incelemek için yeterince vakit ayırdım ve fotoğraflarını çektim.

batch_20160604_090258
Güllüören Roma Nekropolü.
batch_20160604_090626
Güllüören Roma Nekropolü.

Ormanda ağaç işleriyle uğraşan bir ailenin yanından geçtikten sonra sert bir inişle Asmainler Saklı Vadi’ye indim. Bir oturakta oturup soluklandım ve birşeyler yedim.

batch_20160604_113641

Etrafımda görebildiğim tek su kaynağı etrafı tellerle çevrilmiş olan su pompasıydı. Yukarıda muhtemelen orman işçilerine ait olan çadırlar vardı, orada su olabilceğini düşündüm ancak elimdeki suyun yeterli olacağını düşünerek oraya gitmekten vazgeçtim. Molanın ardından vadi içersinde dere yatağını takip eden toprak yol üzerinden aşağı yöne doğru yürümeye başladım. Daralan vadi içerisinde ilerleyince sol yanımdaki görkemli kaya kütlesi dikkatimi çekti. Derenin kuru olmasından dolayı ortam çok ıssız ve boş görünüyordu.

batch_20160604_114531
Asmainler Saklı Vadi.

Vadi gittikçe genişlerken, ben arasıra geriye dönüp Tabancakaya’yı görmeye çalışıyordum, hiç göremedim.

batch_20160604_115857

Vadi açıklık bir alana ulaştığında sol tarafa sapıp başka bir vadinin içine girdim. Bu vadi de kuru bir dere yatağını takip ederek yükseliyordu. Yol, beni Salihler Köyü yakınlarındaki mesire alanına çıkardı. Burada çeşme ve tuvalet bulunsa da Salihler Köyü’nde konaklamak istiyordum. Mesire alanını geçip Kırka yoluna ulaşınca köy muhtarına telefon ettim ancak ulaşamadım. Salihler Köyü’ne doğru yola koyuldum, asfalt yolu takip ederek kolayca ulaştım. Köye vardığımda muhtarın evini sorabilecek pek insan göremedim etrafta.

batch_20160604_201414
Salihler Köyü.

Uzun bir bekleyiş sonucunda karşılaştığım kişiler evi kabaca tarif edince bulmakta zorlandım. Neyse ki arama çabalarım sonuç verdi ve muhtarla tanıştık.Aklımda hala bir önceki gün Büyükyayla Köyü’nde karşılaştığım boş bakışlar vardı. Ancak öyle olmadı. Salihler Köyü muhtarı gayet güleryüzlü, hoşsohbet ve yardımsever biriydi. Beni konaklamam için köylerinde bulunan Cem Evi’ne yerleştirdi. Hayatımda hiç Cem Evi görmemişken, içerisinde konaklayabilecek olmam harika bir durumdu. Muhtar ricam üzerine bana Cem Evi’ni gezdirdi ve merak ettiğim soruları içtenlikle yanıtladı. Sonrasında akşam görüşmek üzere vedalaştık. İyi ki buraya gelmişim çünkü ansızın şiddetli bir yağmur bastırdı. Sıcak suyla güzel bir duş alıp rahatlığa kavuşunca sıra muhtarın getirdiği kahvaltılıkları yemeye gelmişti. Mutfakta kendime çay demleyip uzun süredir uzak kaldığım türden uzun uzun bir kahvaltı yaptım.

Vakit ilerleyince muhtar geldi ve kahvehaneye gitmek üzere beraberce yola koyulduk. Köyden birkaç kişinin de katılımıyla bana ufak bir gezinti yaptırıp köylerini anlattılar. Sonrasında kahvehaneye giderek sohbetimize orada devam ettik. Bardaklar masaya gelip giderken konu konuyu açtı ve çay içer gelirim dediğim kahvehanede uzunca bir süre geçirdim.

batch_20160604_201443_005

batch_20160604_215517_014

batch_20160604_215604

Vaktin ilerlemesiyle beraber kahvehanedekilerle vedalaştık ve muhtarla yürüyerek döndük. Cem Evi girişine kadar eşlik etti. İçeri girer girmez elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra kendime güzel bir yer yatağı hazırladım.

batch_20160604_222220
Bu minderler yatak oldu 🙂

Bu arada söylemeliyim ki Salihler Köyü’nde de telefon çekmiyor. Hiç yabancılık çekmeden, rahat bir gece geçirdim. Salihler Köyü, burada ikamet insanlarıyla birlikte aklıma kalan nadir köylerden biri oldu.

9. Gün

Çadır kurmaya gerek kalmadan geçirdiğim huzurlu gecenin ardından sabah mutlu ve dinç bir şekilde uyandım. Tam  hazırlanıp çıkıyordum ki kapıda elinde kahvaltı tepsisiyle muhtarı gördüm. Kahvaltı yaparken oturup sohbet ettik. Cem Evi’nin önünde, muhtar bana yolu tarif edip uğurladı. Rota üzerinde Salihler Köyü’ne karşıdan bir bakış attıktan sonra uzaklara doğru yol almaya başladım.
batch_20160605_074252
Salihler Köyü.
Toprak araç yolundan giden rota bir süre sonra yerini belirsiz yollara ve belime kadar uzanan ekin tarlalarına bıraktı. Sabah çisesinde ıslanmış, uzun ekinler arasında yürümeye çalışmak hiç hoşuma gitmedi can sıkıcı bir durumdu ama yapacak birşey yoktu, rotayı takip ettim. Bacaklarıma değen otlar anormal şekilde bacaklarımı kaşındırıyordu, daha önce cildimin böylesine tepki verdiğini, kabardığını görmemiştim.
Bir tepeye ulaştıktan sonra İkizoluk Köyü’nün bulunduğu vadiye doğru alçalmaya başladım. Tabiki o kısımda da yine yön karmaşası yaşadım.
batch_20160605_091432
İkizoluk Köyü.
Rota İkizoluk Köyü’ne girmeden, vadi tabanını takip eden toprak bir yoldan ilerliyor.
batch_20160605_100411
Bu toprak yola girdikten sonra bir çobanla karşılaştım ve oturup bir süre sohbet ettik, yiyeceklerimizi ortaya koyup karınlarımınız doyurduk. Bana yolda acıkınca yemem için tok tuttuğunu söylediği ve ismine “mayasız” dediği ekmeğinden verdi. Ben de ona bisküvi, hurma ikram ettim.
Toprak yolu takip ederek vadi boyunca ilerledim. Sert bir iniş ile yürümekte olduğum vadinin Zahran Vadisi ile kesiştiği “Muhasebe Deresi” mevkisine ulaştım. İleride hayvanlarını otlatan bir çoban beni görünce, toprak yoldan ayrılıp Zahran Vadisi’ne sapacağım köprüye doğru geldi. Sohbet ederken ben rahatlatıcı birşeyler söylemesini arzulayarak konuyu Zahran Vadisi’ne getirdim. Aldığım cevap beni daha düşündürdü; “Abi çok pis, çok kötü valla.”. Kitapta ve yola çıkmadan önce okuduğum raporlarda bu etabın yabaniliğinden dolayı zorlayıcı olduğundan bahsediliyordu.
Aldığım bu cevap beni hayal kırıklığına uğratsa da o etabı da geçip gidecektim tabiki; önümde sadece birkaç günlük bir rota kalmıştı artık. Toprak araç yolundan ayrılarak Zahran Vadisi’ne saptım ve değirmen yıkıntılarının yanından geçerek ilerledim.
batch_20160605_102106
Vadi ve patikalar yavaş yavaş daralmaya, çalılık ve dikenliklerle kapanmaya başladı. Bir süre sonra işler iyice karıştı. Patikalar dikenler ve çalılarla doluydu. Bazen hiç geçilmeyecekmiş gibi görünen yerlerden geçiyordum.
batch_20160605_103920
Zahran Vadisi.
Zorlu ve acılı oluyordu. Rahatça yürünecek bir etap olmadığını açıkça söyleyebilirim. Vadiyi çevreleyen kaya duvarında bulunan mağaraya giden bir merdiven kalıntısı gördüm; alt kısmı kopmuş, üst kısmı öylece duruyordu.
batch_20160605_105438
Zahran Vadisi.
Zaman zaman dere geçişi yapıyordum. Bunu geçişleri fazlaca tekrarlayacağımı bildiğim için botlarımı çıkarmadan geçişleri hızlıca tamamlıyordum. Su geçiren botlarım bu rotada benim için avantaj yaratıyordu çünkü içeri dolan suyu hızlıca tahliye edebiliyorlardı.
batch_20160605_112045
Zahran Vadisi.
Önceleri patikaların dikenlik ve çalılıklar arasında geçmesinden şikayetçiydim ancak iş daha kötü bir hale geldi; çalılık ve dikenlikler arasında patikayı farkedebilmek çok zor oluyordu. Sürekli rotayı kaçırıyor ve arıyordum. Bunu yaparken birçok defa çalılar ve dikenler arasında sıkıştığım oluyordu. Bu durumda zar zor geldiğim yolu geri dönüp, alternatif bir yön belirlemeye çalışıyordum. Bitki örtüsünün yoğunluğu ve vadinin darlığı ise rotanın GPS ile takip edilmesini zorlaştırıyordu. Bir şekilde uygun geçişler yaparak dereyi takip etmeye çalışıyordum. Dere Mahallesi yakınlarına kadar bu durum sürdü. Mahalle öncesi birkaç eski değirmen yıkıntısı görünce yol keyifle yürünebilecek, basit bir hale geldi.
batch_20160605_114917
Dere mahallesine ulaştığımda kısa bir mola verdim. Kimseler yoktu, ortalık çok sakindi.
batch_20160605_115826
Dere Mahallesi.
batch_20160605_120145(0)
Dere Mahallesi.
Dere Mahallesi’nden hemen sonraki köprünün yanında bulunan ağaçların gölgesinde mola verip uzandım. Bu molada; dere geçişinde ıslanan botlarımı havalandırdım, ayağıma temiz ve kuru çoraplarımı giydim, ayağımdan çıkardığım çoraplarımı derede yıkadıktan sonra kuruması için önce ağaca, yürümeye başlayınca da çantamın kenarına astım. Karşılaşmayı umduğum geyiklerle malesef karşılaşamadım. Rota Dere Mahallesi’nden sonra gayet rahat bir hal aldı. Zaman zaman tereddüt yaşasam da üstesinden gelmem çok zor olmadı. Yine, birkaç defa dere geçişi yaptım. Sürekli dere yatağından ilerledim. Ayrıca Zahran Vadisi’nin Dere Mahallesi’nden sonraki bu kısmında kamp olanağı önceki etaba göre çok daha iyi.
batch_20160605_131335
Zahran Vadisi.
Vakit ilerledikçe bende yorgunluk belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir anda, bir çeşmeden su içerken kitabımı çamurun içerisine düşürünce bir anlık sinirlerim bozuldu. Kitabı yerden aldığım gibi çeşmeden akan suya soktum ve bir güzel yıkadım. Neyse ki hala sağlam 😀 Dere yatağını takip ederek önce Hallıören Mevkisi’ne sonrasında da Sandıközü Köyü’ne ulaştım.
batch_20160605_133027
Hallıören.
batch_20160605_134802
Zahran Vadisi.

batch_20160605_141859

batch_20160605_143006
Sandıközü Köyü yakınlarında bir değirmen kalıntısı.
batch_20160605_143412
Sandıközü Köyü girişi.
Bugün ki planım haritada Frig Evi, rehber kitapta ise güzel bir köy odası bulunduğundan bahsedilen Lütfiye Köyü’ne ulaşmaktı. Sandıközü Köyü’nde yol kenarında  bulunan çeşmenin karşısına oturup dinlendim, ayağımdaki çoraplarımı yıkayıp çantama astım ve çantamda asılı olan çoraplarımı geri giydim. Üç kilometrelik asfalt yolu kolayca katederek Lütfiye köyüne ulaştım.
batch_20160605_151549
batch_20160605_153640
Lütfiye Köyü yakınları.
Köy girişinde bir çay daveti üzerine bir av rehberinin evine uğradım. Oturmuş sohbet ederken misafiri gelince ayrılarak köye girdim ve doğruca muhtarın evine girdim. Kapısını çaldığım evin kapısı değil, yukarıdan bir penceresi aradı. Yine boş bakışları görünce burada kalamayacağımı düşündüm. Muhtara Frig Evinde yada köy odasında kalmak istediğimi söyledim. “Köy odasına bugün imam gelecek” dedi. Sonrasında içeri girip çocuğuna seslendi. Kısa bir süre sonra sokakta bir çocuk belirdi ve beni köy odasına götürdü. Lüftiye Köyü’nün köy odası da diğer köy odalarına göre modernize edilmiş şekildeydi. Kahvehane olarak kullanıldığını düşündüğüm masa, sandalye ve televizyondan oluşan büyük bir odası, mutfağı, arızalı bir su ısıtıcısı olan banyosu ve iki çift ranzadan oluşan yatak odası benim için faylasıyla yeterli bir ortamdı. Vakit ilerleyip soğuk çökmeden önce duşumu aldım, kirli giyislerimi yıkayıp dışarı astım. Akşam muhtar köye Ramazan Ayı için gelen genç imama ve bana yemek göndermiş. Bu güzel yemekler sayesinde karnımızı güzelce doyurduk. Güneş batıp vakit ilerleyince içerisi çok soğudu ve biz de sobayı yakarak ısındık. Bir süre televizyondan ben yoldayken neler olup bittiğini takip etsem de erkenden uykum gelince kendimi yumuşak ve rahat yatağa bıraktım.

10. Gün

Sabah erkenden, oyalanmadan yatağımdan çıktım ve hızlıca hazırlandım. Köyün çıkışında gördüğüm bir köpeği severek peşime taktıktan kısa bir süre sonra bir kavşak noktasına ulaştım.
batch_20160606_073936
Lütfiye Köyü.
Burada sağ taraftaki vadiye girerek yükselerek devam eden yolu takip etmeye başladım. Vadi içinde hafif eğimde devam eden yol bir süre sonra biraz daha dikleşerek bir sırta ulaştı. Sırtın hemen diğer tarafındaki küçük vadi tabanını takip ederek devam ettim. Rotanın düzleştiği bir noktada solumda kalan dereyi karşıya geçerek kısa ve dik yolu çıktıktan sonra Yumaklı Köyü’ne ulaştım.
batch_20160606_085805
Yumaklı Köyü.
batch_20160606_090337
Bir süre oyalanıp köyü seyrettikten sonra bitmek bilmeyen birkaç kilometrelik stabilize yolu takip ederek önce Değirmendere Mevkisi’ne, hemen sonrasında da sağa sapıp stabilize yoldan ayrılarak Asmainler Vadisi’ne girdim. Stabilize yolun ardından Asmainler Vadisi’nin doğal patikalarında yürümekten mutluluk duydum.
batch_20160606_095442
Asmainler Vadisi.
Bir süre yürüdükten sonra vadi önce genişledi, sonrasında dere yatağı büyük kayalara dolmuş sarp bir vadiye döndü. Bu büyük kayaların üzerinden derenin karşısına geçmeye çalışmak zevkliydi.
batch_20160606_113317
Asmainler Vadisi.
Güzel görünen kaya oluşumlarımı izleyerek bir su setini geçtikten sonra toprak yola ulaştım. Bu toprak yol beni İnli’ye giden asfalta çıkardı.
batch_20160606_114304
İnli’de bulunan Frig Evinde kalmayı planladığım için bugünün rotasını kısa seçmiştim ve bunun sonucunda öğle saatlerinde İnli’ye ulaştım. Muhtarlık binasına gittim, binada kimse yoktu. Yolda gördüğüm birine muhtarı sordum ancak ot biçmeye gittiğini, ne zaman döneceğini bilmediğini söyledi.
batch_20160606_115616
İnli Köyü.
Ben kahvehanenin önünde oturmuş, ne yapacağımı düşünürken birinin söylemesiyle biraz ileride traktörle uğraşan kişinin muhtar olduğunu öğrendim. Frig Evinde kalmak istediğimi söyleyince tereddüt etmeden yardımcı oldu. Meğer köy meydanında bulunan, yenilenmiş iki katlı görkemli ev Frig Evi imiş.
batch_20160606_122933
İnli Köyü Frig Evi.
Muhtar evde ilk kalan kişinin ben olduğumu söyledi. Ev daha önce kullanılmamış olsa da örümcek ağları dışımda gayet kullanılabilir durumdaydı. Ocağı yakmakta soru yaşasak da muhtar ile onun da sorununu çözdük. Banyodaki termosifon zaten çalışmaktaydı. Ben eşyalarımı eve bıraktıktan sonra köyün üzerinde bulunan nekropolü ve kiliseyi ziyaret ettim.
batch_20160606_171202
İnli Köyü’nde bir kilise.
Uzunca bir süre oturup çevreye hakim manzaranın tadını çıkardım ve telefonumdan internete girdim, çünkü köyün içinde şebeke çekmiyordu.
batch_20160606_161102
İnli Köyü.
Akşama doğru köylülerle beraber Frig Evinin önünde oturup köye gelecek olan bakkalı bekledim. Bakkale gelince büyük bir kutu hurma aldım. Peşinden muhtar elinde bir tepsiyle eve çıkageldi. Çay demlemek için demlik istedim, onu da çözdü sağolsun. Üstüne de sobayı yakabilmem için odun kırıp kapıma bıraktı. Daha ne olsun?
Sobayı bir güzel yaktıktan sonra gidip duş aldım ve gelip sıcacık odamda oturdum. Güzel bir çay hazırlayıp gürül gürül yanan sobanın üzerinde demlenmeye bıraktım. Muhtarın getirdiği kahvaltılıklara kendi yiyeceklerimi de ekleyip güzel bir ziyafet çektim.
batch_20160606_204925
Akşam üşüyünce üst kattaki yatak odalarına gitmek yerine battaniyeleri alıp sobanın yanında yatmayı düşünmüştüm ancak güzel kahvaltı ve sıcak odada yeterince keyif yapmanın neticesinde yukarı çıkıp rahat yatakta yatmaya karar verdim.
batch_20160606_185844
Frig Yolu’nda umulmadık harika bir gün daha!

11. Gün

Üşüyeceğimi umduğum odada, hiç üşümemiş ve gayet dinç bir şekilde uyandım. Yatağımı topladıktan sonra eşyalarımı alıp aşağı indim. Alt odaki eşyalarımı da çantama yerleştirdikten sonra yola koyulmaya hazırdım.
batch_20160607_072734
İnli Köyü’nden Sökmen Köyü’ne giden asfalt yol üzerinde yürümeye başladım. Bir süre sonra sol tarafımdaki sırta doğru yükselen traktör yoluna girdim. Antik yol izlerinin bulunduğu kayalık bir yeri geçtikten sonra yamacı dik keserek yürüyüşüme devam ettim.
batch_20160607_074152
batch_20160607_074322
İnli Köyü.
Bir süre tarlalarla kaplı bir düzlükten yürüdükten sonra tekrardan bir yamaca doğru yükseldim. İlginç yapılı bir kaya oluşumunu geçtikten sonra solumda kalan sırtın diğer tarafına geçerek sert bir inişle aşağıda kalan araç yoluna ulaştım.
batch_20160607_084441
Bu yolu takip ederek, önceleri var olan kolonu şimdilerde koparılmış olan bir mağarayı ziyaret ettim.
batch_20160607_085845
Sökmen Köyü mezarlığına ulaştım. Mezarlığın karşısında, kilise olabileceğini düşündüğüm bir oyma mağarayı gezmek istedim ancak basamaklar aşınmış olduğundan düşebileceğimi düşündüm ve ziyaret etmekten vazgeçtim.
batch_20160607_090358
Burada nedense rotanın nereden geçtiğine bakmak yerine köye giden asfalt yolu takip ettim. Saatime bakıp rotayı kontrol ettiğimde rotanın sapmış olduğunu gördüm.
batch_20160607_091317
Sağımda kalan tepelik alana doğruca devam edersem rotayı tekrar yakalabileceğimi düşündüm, bu yüzden geriye dönüp vakit ve enerji kaybetmek istemedim. Düşündüğüm gibi oldu ve çok zorlanmadan kaçırdığım rotayı tekrar yakaladım.
batch_20160607_091439
Sökmen Köyü.
Bir süre seyrek ağaçlıklı bir bölgeden yürüdükten sonra hafif eğimli, genişçe bir vadiden aşağı doğru yürüdüm. Vadinin sonuna doğru karşımda Doğuluşah Göleti’ni gördüm.
batch_20160607_092017
Doğuluşah Göleti.
Göle bakarken en çok dikkatimi çeken şey göldeki devasa kuşlardı. Burası göçmen kuşların bir durak noktasıymış.
batch_20160607_092701
Doğuluşah Göleti.
batch_20160607_093603
Doğuluşah Göleti.
Göletin sağından devam ederek göletin bendine, sonrasında da asfalt yola ulaşarak Doğuluşah Köyü’ne devam ettim.
batch_20160607_094357
Doğuluşah Köyü.
Köy içinde rastladığım biriyle sohbet ettim. Bakkalın kapalı olduğunu, “ikindi vakti” ne anca açılacağını, ancak istersem de bakkalın evine gidip açtırabileceğimi söyledi. Burada sohbet ederken benim aklımda önümde çatallaşan rotadaydı. Doğrudan Fındık Köyü’ne yada İncik Köyü üzerinden Fındık Köyü’ne gidebilirdim. Akşam ulaşmayı planladığım Sabuncupınar’a her iki şekilde de ulaşabileceğimi düşündüğüm için ben uzun olan rotayı takip etmeye; İncik Köyü üzerinden yürümeye karar verdim.
Genellikle toprak araç yollarını, zaman zaman antik yollardan geçen patikaları takip ederek yürüyüşümü sürdürdüm.
batch_20160607_104854
Buradaki GPS kayıtları bazı yerlerde sorunlu (olduğu yerde daireler çizecek şekilde) olmasına rağmen ben çok zorlanmadan, planladığımdan daha hızlı bir şekilde İncik Köyü’ne ulaştım.
batch_20160607_111557
İncik Köyü.
Yön karmaşı yaşadığım zaman sürekli yakınımda bulunan toprak araç yoluna geçip oradan yürüdüm. Köy, derenin diğer tarafında konumlanmıştı, vaktim kısıtlı olduğundan köye girmedim. Bir ağacın gölgesinde bulunan çocuk parkının kaydırağına oturup yemeğimi yedim.
Fındık Köyü’ne giden asfalt yoldan yürüyerek ilerideki çeşmeden su alıp aynı yönde yürümeye devam ettim. Bir süre sonra saatime bakınca rotada çok saptığımı farkettim. Geri dönüp, yol ayrımına kadar yürümeye başladam da mesafenin düşündüğümden fazla olduğunu anlamam zor olmadı. Bu yüzden rotanın asfalt yoldan ayrıldığı yere dönmek yerime dimdik yanımdaki yamaca yükselerek ileride rotayı yakalamayı düşündüm. Dik yükselmek yorucu olsa da bunu yapabildim. Yamacı aştıktan sonra asfalt yola çıktım ve bir süre buradan yürüdüm. Açıklık bir alanda sağ tarafımdaki kaya oluşumları dikkatimi çekti. Bu yüzden yoldan sapıp paralelinden yürümeye başladım.
batch_20160607_122001
Sonradan farkettim ki rota zaten buradan ilerliyormuş. Hafif aşağı doğru eğimli, keyifli ve manzaralı rotayı izleyerel devam ettim. Zaman zaman kuru bir derenin yanındaki dar patikadan, zaman zaman da geniş bir açıklığın ortasında akan cılız dere yatağını takip ettim.
batch_20160607_124314
Belli belirsiz, geniş bir sırtı aşarak Fındık Vadisi’nin ucundan geçtim.
batch_20160607_124734
Güzel görünümlü ve özellikle biçimlendirildiğini düşündüğüm kaya yapılarının yanından geçerken karşımda Fındık Köyü’nü gördüm.
batch_20160607_124838
batch_20160607_125250
Çok görkemli bulduğum, antik yol izleriyle biçimlenmiş bir geçitten geçerek dere yatağına indim.
batch_20160607_125912
Fındık Köyü.
 Köye girdikten sonra sola yönelerek Fındık Kalesi’ne doğru yükselen küçük vadiyi takip etmeye başladım. Geçide ulaştığımda kale hemen solumda kalmaktaydı. Buraya kadar gelmişken ziyaret etmeden gitmek olmazdı. Kolay bir çıkış ile kaleye ulaştım. Kayalık boyunca yürüyerel insan elinin müdahale ettiği belli olan yapıları inceledim. Bir tepeceğin üzerindeki düzlükte kurulmuş olan bu kalr düşündüğümden daha genişti.
batch_20160607_130525
Fındık Köyü ve Fındık Vadisi.
Tam bir daire sonrasında başladığım yere döndüm ve tekrar rotaya girdim. Kısa bir iniş sonrası tekrar yükseldim ve karşımda Sabuncupınar Beldesi’ni gördüm.  Karşımda görünce kısa süre sonra oraya ulaşacağımı düşündüm ancak rota köyün etrafında çeyrek bir yay çizdikten sonra içine girmeden devam ettiği için düşündüğümden çok daha uzum sürdü. Bu durum da psikolojik olarak beni yordu. Rota genellikle orman içerisinden yürüdükten sonra bir tren yolunu geçtikten sonra Sabuncupınar asfaltına çıktığında Frig Evine göre çok ters biryerde kalmıştım.
batch_20160607_135154
Yinede rahat bir gece geçirebilme ümidiyle yorgum bedenimi yürümeye zorladım.
Bir bakkalın, boşaltılmış bir karakol binasının yanından geçtikten sonra tren istasyonunun karşısında bulunan Frig Evine ulaştım. Burası diğer Frig Evleri gibi köy odası şeklinde değil, özel işletme şeklindeydi. İşletme sahibinim dediğine göre burası yapıldıktan sonra İl Özel İdaresi tarafından kiralanmış.
batch_20160607_193256(0)
Sabuncupınar Frig Evi.
Büyük kapıyı çaldığımda açan kimse olmadı. Binanın bahçesinin önünde duran bir arabaya muhtarı sorduğumda ise kendisinin muhtar olduğunu söyledi. Özel işletme olduğunu ilk ondan öğrendim. Kapıyı açıp içeri girdik. İçerisi gerçekten güzeldi ancak bana söylediği yemek dahil fiyatı yüksek buldum. Gecelik kalmak için bir ücret söyledim, işletmeciyle başka odaya gidip telefonda konuştuktan sonra bana cevap vermeden “tamam, hallederiz” moduna girince belirsizlikten rahatsız oldum. Üstüne birde “zaten dışarıda yağmur yağıyor” diye ekleyince ben de istediği parayı vermek yerime köyün etrafındaki çimenlik alanlarda çadırda kalmamım benim için hiç sorun olmayacağını söyledim. İşletmeci gelene kadar oturup dinlendim, televizyon izledim. Muhtarın birkaç kişi kalıyor dediği otelde in cin top oynuyordu. Daha sonra geç saatlere kadar gürültü yapacak olan, depodaki sıcak suyu da duş alarak bitirdiklerini düşündüğüm doğulu işçiler geldi otele. Vakit ilerleyince bakkala gidip yiyecek birşeyler almak istedim. Dışarıda yağmur atıştırıyordu.
Bakkala gidince bomboş raflarla karşılaştım. Ekmek bile yoktu. Kola ve bisküvi alıp geri döndüm. Otele döndükten kısa süre sonra işletme sahibi geldi. Kendisiyle kısa ancak gayet güzel bir sohbet ettik. Bölgeden ve gelenlerden konuştuk. Ücret konusu da muhtarla görüşmemizin aksine hiç sorun olmadı.
batch_20160607_185440
Bakkalda birşey bulamadığımı duyunca da bana kahvaltı tabağı hazırlayacağını söyledi ve dolu dolu bir kahvaltı tabağı getirdi. Televizyonun karşısındaki yer sofrasındaki bu tabaktakileri ve bakkaldan aldığım kola eşliğinde güzelce yedim, üstüne de keyif yapıp uzunca bir süre yerimden kalkmadım.
batch_20160607_194103
Vakit iyice ilerleyince duş alıp yatma vaktimin geldiğine karar verdim. Odama yerleşip temiz giysilerim alıp duşa girdim ancak ortada bir sorum vardı; su bir türlü ısınmıyordu. Uzumca süre bekleyip ısınmadığına emin olunca buz gibi suyla hızlıca soğuk bir duş aldım, vakit kaybetmeden güzelce kurulandım, hemen geniş yatağımdaki yorganın altına saklandım.
Belirsizlikle başlayam akşam, rahat ve geniş bir yatakta son bulduğu için çok mutluydum.

12. Gün

batch_20160608_065038
Odamın manzarası; Sabuncupınar Tren İstasyonu.
Sabah yine kapalı bir havaya uyandım. Bugün, bu yoldaki son günümdü. Şahsen ben, öğle saatleri civarında Yenice Çiftliği’ne ulaşacağımı düşünüyordum. Sabuncıpınar çıkışındaki çiftlikte büyük bir köpek uzun uzun havladı. Sonrasında yaklaşarak sakinleştirdim ve sevdim. Peşinden yavruları geldi. Onlarla da biraz oynadıkta sonra tekrar yola koyulduğumda farkettim ki yavrular peşimi bırakmıyor. Çiftlikten uzaklaştıkça da durum yine değişmedi. Çiftlik tepenin arkasında kalmış olmasına rağmen annelerinin havlama sesleri kesilmiyordu. Neyse ki zemini çok bozuk, yakın zamanda sürülmüş bir tarlayı geçerken yavrular geride kaldı ve tarlayı geçtikten sonra da artık beni takip etmediklerini görerek rahatladım.
batch_20160608_075554
Küçük tepecikler üzerinde dalgalanarak ilerleyen rotayı takip ettim. Sonrasında da bir geçit aşarak Seydiköy’e ulaştım.
batch_20160608_075851
batch_20160608_080007
batch_20160608_083330
 Köyün hemen girişinde hayvanlarını otlatan karı-koca çoban çifte rastladım. Yolun son kilometelerini yürüyor olmamın mutluluğunu onlarla dampaylaştım. Yenice Çiftliği’ne erken varmak için kahvaltı yapmadan çıktığımı söylediğimde beni evlerine götürüp kahvalt ikram etmek istediler ancak yürümem gerektiğini söyleyip, vakit kaybetmek istemediğimi ekledim.
batch_20160608_083915
İlk başta gördüğüm birkaç ev köyün biraz dışında kalan küçük bir yerleşimmiş. Toprak yolu takip ederek çok kısa minik bir geçit geçtikten sonra Seydiköy’ü tam olarak görebildim. Gayet büyük bir köydü.
batch_20160608_084720
Seydiköy.
Yolum üzerinde bir bakkala rastladım ancak kapalıydı. Bir bakkalın kapalı olmasından daha kötü olan şey, camdan içerideki Cino’ları görmekti. Çocukluğumun çikolatasına bu kadar yaklaşmışken, aramızda sadece bir pencere kalmışken, yine ulaşamadan devam etmek durumumda kaldım…
batch_20160608_084938
Köyün içinden geçen yolu takip ederek yükselmeye başladım. Bir süre sonra köyün yukarı çıkışında bulunan toprak yol üzerindeki çeşmeye ulaştım ve çantamı kenara bırakıp bir süre dinlenmeye karar verdim. Bol su içmeli ve hızlıca atıştırmalı molanın ardından köyün üzerindeki platoya doğru yükselen toprak yolu takip etmeye devam ettim. Yukarıdaki su deposuna ulaştığımda hemen yakınında hayvanlarını otlatan bir çoban gördüm. Islık çalarak köpeklerine sahip çıkması için haber verdim. Kısa bir süre sohbet ettik.
batch_20160608_091547
Plato üzerinde bir süre yürüdükten sonra önce sağ tarafımda Porsuk Baraj Gölü’nü biraz daha ilerleyince Kütahya – Eskişehir yolunu gördüm.
batch_20160608_092414
Yenice Çiftliği’ne açılan Zambaklık Vadisi’ne doğru alçalırken zaman zaman rotayı kaybetmeye başlamıştım. Özellikle bir defasından rotaya tekrar girebilmek için oldukça zorlandım; çok sık bir bitki örtüsünden geçmek ve oldukça yüksek eğimli toprak zeminde yükselmem gerekmişti. Rotadan yavaş yavaş sıkılmaya başlamışken Zambaklık Vadisi’nin girişindeki açıklık alana ve içersinde mağaraları bulunduran köyün hemen yakınındaki kaya oluşumuna ulaştım.
batch_20160608_101038
batch_20160608_101450
batch_20160608_101454
batch_20160608_101552
Sonrasında tekrardan çalılıklar dar bir patikaya girerek Yenice Çiftliği’ne ulaştım.
batch_20160608_103931
Kütahya – Eskişehir yoluna ulaşmama kısa bir mesafe kalmıştı. Yola ulaştığımda bir araca binip Kütahya’ya gitmem gerektiğinden köyün camisine girerek üzerimdeki giysileri ve ayakkabılarımı değiştirip terli ve kirli giysilerimden kurtuldum. Çeşmeden de bolca su içtim. Porsuk Çayı’nı takip ederek Frig Yolu tabelasına ulaştım.
batch_20160608_104150
batch_20160608_104428
Yürüdüğüm rotada gördüğüm son işaret.
Burada Frig Yolu üzerindeki son fotoğrafımı da çekindikten sonra yola çıkıp karşıya, Kütahya yönünde otostop çektim. Belki şansım yaver gider, Antalya’ya doğru giden bir araca denk gelirim diyordum ancak olmadı. Kısa bir süre sonra Kütahya’ya gitmekte olan bir araç durup beni aldı. Kütahya’nın hemen girişindeki otogarda inip doğruca bilet satış ofislerine yöneldim. Saat 11:00 civarıyıdı, düşündüğümden erken gelmiştim. Isparta’ya giden otobüsleri sordum ve saat 12:00’de bir otobüs olduğunu öğrendim. İşin bir diğer güzel yanı, en ön sırada tek kişilik yer vardı. Hemen biletimi alıp dinlenmeye ve otobüs saatimi beklemeye başladım. Keyifli ve dinlendirici bir yolculuk ile Isparta Otobüs Terminali’ne ulaştım. Oradan da başka bir otobüs ile Eğirdir’e geçtim.
Artık bir rota geride kalmış, yeni bir rota başlamak üzereydi…
batch_20160608_105022
Advertisements

One thought on “Frig Yolu – 2. Bölüm (Yazılıkaya – Yenice Çiftliği)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s