Vodafone İstanbul Maratonu 2016

Dün (sanırım yayınlanana kadar birkaç gün geçmiş olacak); toplamda dördüncü, İstanbul’da üçüncü maratonumu koştum. Epeydir buralara yazmayı unutmuşken koşu anlamında önceye göre ilerleme kaydettiğimi farkettiğim bu yarışı, henüz detaylarını unutmamışken yazmak istedim. Teknik bilgiler içeren raporlar yazma konusunda eskisi gibi istekli değilim, takip etmekte olanlar farkında. Daha çok günlük tarzına kaymaya başladı burada ve diğer ortamlarda yazdıklarım. Ama bu raporu yazmak için gereken istek şuan içimde mevcut ve ben elime geçen bu fırsatı değerlendirmek istedim.

Yarışa kayıt olmamda ilk etki daha önce olduğu gibi yine Cem’den geldi. Kendimce bir plan yapıp hazırlanmaya başladım. Bu plana göre önce haftada 3 tane 10k’yı rahat koşabilecek düzeye ulaşacak, ardından haftasonlarıma ekleyeceğim uzun koşular ile hazırlıklarımı sürdürecektim. Uzun koşularımı her hafta 5k arttırarak yarıştan 2-3 hafta önce 35k koşabilmiş olmayı planlıyordum.

Tabi durumlar planladığım gibi gitmedi. Planımı saptıran ilk olay bu planı yaptıktan hemen sonra iki haftalık izne ayrılıp bu süreyi Karia Yolunda geçirmem oldu. Ayrılana kadar elimden geldiğince mesai çıkışlarında spor salonuna giderek eliptik bisiklet ve koşu bandında çalıştım. Dışarıda koşmak kadar etkili olmasa da günden güne toparlandığımı farkedebiliyordum. Karia Yolunda, sol bacağımda başlayan enfeksiyon beni epey düşündürse de Ankara’ya döndüğümde neredeyse tamamen iyileşmiştim.

Hemen açıkhavada koşmaya başladım. Fiziksel olarak iyi dönmüş olmamın avantajı ortadaydı. Eskiye göre daha rahat ve biraz daha hızlı koşuyordum. Önceki planımı tutturmam mümkün olmadığı için kendime, yarıştan iki hafta önce 30k koşmuş olacağım yeni bir plan yaptım. Bu plan ise 25k koştuğum hafta üşütüp hastalanmam nedeniyle kesintiye uğradı. Uzun koşuda istediğim mesafeye ulaşamamış olsam da 10k antrenmanlarımı son haftaya kadar sürdürdüm. Yarıştan birkaç gün önce ise son olarak 5k koştum.

11 Kasım Cuma sabahı İstanbul’da idim. Aynı gün; yani maraton fuarının ikinci gününde fuara giderek yarış malzemelerimi aldım. Maraton bankolarında sadece birkaç kişi, 10k ve 15k bankolarında ise makul bir sıra vardı. Fuarı dolaştım ancak çok içime sinmedi nedense. Önceki yıllarda daha güzeldi bence ama eksiklik neydi derseniz bu konuda fikrim yok açıkçası. Belki standlardan verilen hediyeler, eşantiyonlar eksikti, yoktu bu sene. Yada bana vermediler.

Fuarda Ömür’le buluşup makarnamızı yedik, sohbet edip planlar yaptık, doyasıya mini golf oynadık. Tekrar turladıktan sonra ayrıldık.

Ertesi günü oldukça iyi dinlenerek geçirsem de bir kaldırımdan inerken az kalsın ayak bileğimi burkuyordum. Bunun hissi bile kötüydü. Neyseki tam olarak burkulmadan kendimi toparlayabildim. Korkmuştum, sakinleşip bu olayı aklımdam çıkarmam birkaç dakikamı aldı.

Yarış malzemelerimi uzun süre önce belirlediğim için bunları hazırlamam kolay oldu. Tek sıkıntı yaşadığım konu klasik bağcık yerine quicklace bulunan ayakkabıma yarış çipini takmaktı. Bunu evde bulunan, pişirme poşetlerinim telleri yardımıyla hallettim. Zamanla, sarsıntıdan dolayı bu tellerin açılıp çipin ben farketmeden düşme ihtimaline karşı ise çipi ince bir kurdela ile bir ucundan yine ayakkabıma bağladım. Sistem güzeldi, yarışta sorun yaşamadım.

Yarıştan önceki gece evden uzak kalmış olmamın etkisiyle yemeği fazla kaçırdım. Gece saat 23:00’te ben hala kestane ve süt mısırı yemeye çalışıyordum. Diğer yandan heycanlıydım. Bu uyumamı geciktirdi, 01:00 gibi ancak uykuya dalabildim.

05:30’da çalan alarmın sesine uyandım. Tuhaf bir şekilde kafamda Trabzon’da bulunduğum süre fazlaca maruz kaldığım bir şarkı çalmaktaydı. Oysa bu parçayı en azından bir yıldır hiç duymamıştım, müzik zevkime hitap eden bir parça da değil. Sanırım birkaç gün önce birisiyle yaptığımız Trabzonspor konuşmasının kalıntılarındandı.

Boğazlarım geçen senenin aksine bu defa sağlamdı, hazırlanmaya başladım. İki dilim peynirli ekmek yedim ve çay içtim. Yanıma içine elektrolit tablet koyduğum yarım litre suyu ve muzu aldım; yarıştan önce yemek için. Yarış alanının Beylerbeyi girişinde ineceğimi önceki katılışımdan biliyordum ancak oraya vardığımızda başlangıç zamanına bir buçuk saat olduğu için arabada annem ve babam ile oturup zamanının geçmesini bekledim. Bu sırada köprüye çıkan ve yaya girişine açık olan yolu polisler kapatmaya başladılar. Öncesinde gelenlerin üstünü arayarak içeri alırlarken sonrasında gelenleri bekletmeye başlattılar. Ortada tuhaflık vardı çünkü bu insanlar hazırlanıp, çantalarını otobüslere teslim etmek ve hatta ısınmak için oradaydılar. Yarış vakti yaklaşmasına rağmen polis koşucuları alana sokmamakta ısrarcıydı. Saat 08:00’de ailemle vedalaşarak ben de kalabalığın arasına katıldım. Polislere eşya otobüslerinin 08:30’da kalkacağını, o zamana kadar hazırlanıp teslim etmemiz gerektiğini yineledik ama yine derdimizi anlatamadık. Aralarından birisi “iyi koşucular varmış, onlar dışında kimseyi almayın dediler, kartınız varsa gösterin alalım” dedi. Saat 08:10’da kendileriyle konuşan koşucuların da etkisiyle içeri alınmaması gereken grubun “kahramanlar koşusu” na katılacak olanlar olduğunu farkettiler. İçeri alım başlayınca ise izdiham nedeniyle birçok kişi içeri üstü ve çantaları kontrol edilmeden girmiş oldu.

unknown
Yaşasın Alpinizm!

Ben hemen çantamdan gerekli malzemeleri üzerime aldım, üzerimdeki fazlalıkları çantama doldurdum ve otobüslerin kalkmasına sadece beş dakika kala teslim edebildim. Sonrasında ise Cem ve Emre ile buluştum. Cem 42k, Emre 15k koşacaktı. Yarış başlangıcına kadar sohbet edip, dakikalar kala yerlerimize geçip başlangıcı bekledik. Start alanındaki kişi sayısı önceki iki seneye göre az geldi bana.

unknown2
Bir yıl sonra yeniden. Cem, Emre ve ben.

Start verildi ve başladık. Yine köprünün iki şeride düşürüldüğü yerde insanlar sıkıştı ve burada koşuyu bırakıp yürümek durumunda kaldık. Sonrası ise önceki yıllarda olduğu gibi. Boğaziçi Köprüsünde koşuyor olmak harika bir his, ne zaman buradan geçsem mutluluk duyarım. Köprüyü geçip yükselmeye başladık. Barbaros Bulvarında uzun bir iniş yapıp Beşiktaş’a, Dolmabahçe’de Ata’ya selam çakıp Karaköy’e ulaştık. Organizasyon sponsoru Nike, Galata Köprüsü’nü harika bir hale getirmişti, burada koşmaktan çok zevk aldım.

15025632_1241978475861968_5863001952388662252_o
Cem ile Galata Köprüsünündeyiz.
14959192_10205673714801305_557436970_o
Emre, Galata Köprüsünde. Bu defa hesaplarımız tutmadı, start sonrasında buluşamadık.

Köprüden hemen sonra 10k finişi ile sayımız biraz azaldı. Buradan Eyüp’e doğru devam ederken 15k koşucuları bizden ayrılınca katılımın az olduğu daha bariz şekilde ortaya çıktı. Tekrar birleştiğimizde ise kalabalık tekrar arttı. Burada bulunan istasyonda kalabalığın etkisiyle su kalmamıştı.

15k koşucularından tekrar ve son kez ayrılarak Kumkapı’ya yöneldik. Saatim fırtına uyarısı vermeye başlamıştı. Cem temkinli gitmek isteyip yavaşlamayı önerse de ben 6:00 pace civarı koşmak konusunda ısrarcıydım. Antrenmanlarımı bu şekilde yapmıştım ve diğer yandan Cem’i bu şekilde 25k istasyonuna taşıyabilirsem kalan kısmı yürü-koş yaparak bitirebileceğini düşünüyordum. Uzun inişi tamamlayıp Kumkapı Sahiline ulaşınca kendimize tavşan atlet olarak bir çift belirledik. Ataköy Sahilindeki dönüş noktasına kadar güçlü denilebilecek rüzgara karşı koşmamız gerekti. 20k’dan sonra Cem ile birer elektrolit sandoz kullandık. Jel ve besin alımımız, zamanlamamız ise tamamen birbirinden farklıydı. Cem, yanında sadece jel taşıyıp bunları istasyonlarda verilen meyveler ile desteklerken ben yanımda çikolata ve jel taşıyıp aynı şekilde istasyonlardan meyve alıyordum.

25k’civarında tavşan çiftimiz tempolarını iyice düşürünce Cem yorulmuş olmasına rağmen tempoyu düşürmemeye çalışarak dönüş noktasına ulaşmayı hedefledim. Yaklaşık 28k’da bulunan dönüş noktasına beraberce ulaştık. Dönüşten sonra 06:05 – 06:10 pace ile koşmaya devam ettim. Burada Cem ile aramız açılmaya başladı, saatime bakarak süreyi hesapladım ve buradan sonrasını tamamlayabileceğini düşünerek yavaşlamadan devam ettim.

Rüzgarı arkama alacak olmamın benim için avantaj olacağını düşünmüştüm ancak rüzgarın serinliğinden faydalanıyor olduğumu unutmuştum. Bu noktadan itibaren sıcaklamaya başladım. İstasyonlardan aldığım su ve süngerler ile saçlarımı ve yüzümü sık sık ıslatarak serinledim. 15k’dan itibaren taytım cildimi tahriş etmeye başlamıştım. Bu risk oluştursa da çok kötü duruma gelmeden yarışı tamamlayabilmeyi umdum. Bundan başka yapabileceğim birşey malesef yoktu.

30k istayonuna gelince masalar arasında yürüyerek jeli kullandım ve su içtim. Arkamda Cem görünmüyordu, koşarak devam ettim. Artık benim de tempom düşmüştü bu zamana kadar korumaya çalıştığım 6:00 pace değerini artık hiç koruyamayacağımı anlamıştım. Önemli değildi, bitişi görebilirdim ancak biraz gayret ile kendimce güzel bir süre de çıkarabilirdim. Bir an midem bulandı, kusacak gibi oldum. Karnımda şişkinlik vardı ama sebebini bulamadım. Çok su içmemiş olmalıydım, fazla yemek zaten yememiştim, elektrolit alımım da kendimce yeterli durumdaydı. Kısa süre sonra nemli tenimin kupkuru hale döndüğünü görünce yeterince sıvı alamadığımı anladım. Bir sonraki istasyonda bolca su içtim, peşinden başka su alıp içine elektrolit sandoz koyup kapağını kapattım ve koşumu sürdürdüm. Sürekli ileride hedef belirleyip koşmaya çalıştım. Bir ara benim dışımda herkesin yürüdüğünü hatırlıyorum.

Kumkapı Sahili’ne tekrar ulaştığımda içimde bir yarışı bitirdiğimde ortaya çıkan mutluluğun kıvılcımları çakmaya başlamıştı. Koşumu sürdürerek Çatladıkapı’ya sonra da hiç fena görünmeyen Sarayburnu Fenerine ulaştım. Son istasyonda son kez jel kullanıp su içtim, saçlarımı ve yüzümü ıslattım, devam ettim. Yol hafif yükselerek sola saptı ve Gülhane Parkına yöneldi. Burada Özcan’ı gördüm, tanıdık yüz görmek o an çok güzel geldi. Peşinden yaya girişine kapatılmış parka girdim.

Sağımdan esen rüzgar ile Gülhane Parkı bir hayal, bir film sahnesi, bir roman sayfası gibi güzeldi, bu güzelliği anlatamayacağım… Ben dümdüz koşarken, yapraklar esen rüzgarla birlikte bana dik olarak kayıp gidiyorlardı. Sonbaharın ıssızlığını ve doğanın ölümünü hissedebiliyordum. Keşke tam o noktada çekilmiş bir fotoğrafım olabilseydi. Oldu.

15153026_10209844396759936_1627183345_o
Gülhane Parkı.

 

15129921_10205673543317018_226221510_n
Cem, Gülhane Parkında.

 

15146849_10205673542877007_536494314_o
Gülhane Parkı çıkışı, Sultanahmet Meydanına çıkan yokuşun başlangıcı.

 

Park çıkışında bir fotoğrafçıya poz vererek devam ettim. Bitiş için tempomu biraz daha arttırarak sabitledim. Park çıkışında, Sultanahmet yokuşunda inanılmaz bir destek vardı. İnsan gerçekten anlatılması imkansız bir güç hissediyor böyle desteği görünce. Desteği görünce; ayaklarım yere daha sağlam basar, yükselmemesi için sürekli dikkatlice dinlediğim nabzım duyulmaz, kaskatı kesilmiş kaslarım yeniden yaylanmaya başlar oldu. Evet, güçlü hissediyordum. Öyle olduğumu da insanların bakışlarından çok net anlıyordum. Yokuş bitip karşımda düzlüğü görünce herşey bitmişti artık. İnsanlara elimi uzatıp mutluluğumu paylaşarak bitiş kapısına devam ettim. Ansızın solumda Emre’yi gördüm, bu defa video çekmiyordu, selam verip geçtim. Mutluluktan kolumdaki saatimi durdurmak son anda aklıma geldi. Ortam çok sakindi. Alanda bulunan birinden bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğrafımı çekmesini istedim. Bitirir bitirmez, madalyamı, poşetimi bile almadan…

15037332_10209811868546751_5350069033010258878_n

Sonrasında poşeti aldım. Madalyalar bu sene poşet içerisinde değil, elden dağıtılıyordu. Finish tagı etrafında Cem’i beklemeye karar verdim ancak rahatsız edici ağrılar hissediyorum. Bir kenara çöküp beklemeyi düşündüm ancak çömeldiğimde de ağrılar aynı şekilde devam ediyordu. Bu şekilde, esneme hareketlerini yapmaktan kaçamayacağımı anladım.

Cem 40k’da olduğunu belirten bir mesaj yollamıştı. Ben de ona yarışı bitirdiğinde beni bulabilmesi için esneme hareketleri yapacağım yeri söyledim. Ben hareketlerimi tamamladığımda Cem’de yarışını tamamlamıştı.

unknown7
Cem ile final pozu.

Hızlı bir sohbet ve tebrik faslından sonra eşya teslim noktasına gidip çantalarımızı teslim aldık ve Emre ile buluştuk.

unknown3
Bu sene madalyalarımızla mutluyuz 🙂

Peşinden Emre’nin evine geçtik. O gece uçak ile İstanbul’dan ayrıldık. Ertesi sabah yorgun ve uykumu alamamış şekilde uyanacak olmama rağmen gitmem gereken bir mesai beni bekliyordu.

Olsun! Ne de olsa ağrılar diner, acılar geçer, yaralar kapanır, yorgunluk dinlendikçe kaybolur ancak bu yarışın anısı ömürlüktür.

unknown4
Cem ile havaalanında kaybettiğimiz 5000 kaloriyi telafi etme derdindeyiz.
unknown5
The End.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s