Çamlıhemşin, Çat, Elevit, Tirovit, Palovit, Amlakit, Pokut Bisiklet Turu – 2. Bölüm

Yazı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümü okumadıysanız, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

hazindak

Hazindak yaylası. Burası sırtta kurulmuş bir yayladır. Yaya patikası ile Ayder yaylası üzerinden de ulaşılabilmektedir. Hemen yanında da yerleşimin olmadığı başka bir sırt vardır. İşte o sırtı biz kamp alanımız olarak kullandık.

106

Karşıda Pokut ve Sal Yaylaları klişeleşmiş görüntülerini sunuyorlar. Yarın orada olacağız.

107

Karşıda bir Baba tulum çalıyor, kızı ise söylüyor. Kızın sesi her ne kadar müsait olmasa da bu harika görüntüye hoş bir fon müziği oluşturuyorlar. Bizi gördüklerinde yanımıza geldiler. Bir süre sohbet ettik ve turumuzu anlattık. Sohbetimizin ardından daha uzak bir yere doğru gittiler. Kısa da olsa tulum dinlemiş olduk. (Kız çadırın etrafında dolaşırken gergiye takıldı, gergi kopmak üzere. Ek; yıllar geçti hala kopmadı)

110

Kaldığımız yer çok güzeldi, bugüne kadar çadır kurduğum yerler arasında en güzel yerlerdem biridir diyebilirim. Cem, bizden öncekilerin bize bıraktığı ateşi suyla söndürdü. Ancak sonrasında -izciyken ateşi x farklı öntemle yakmayı öğrendim diyen Cem- ne yaptıysa tekrar ateşi yakamadı. Benzin döküp tutuşturmayı denemek dahil.

109

111

Gökyüzü çok berrak. Böyle bir ortamda gökyüzünü pozlamamak olmazdı

112

Hazindak’ta gün doğarken…

115

118

Kalktıktan sonra hazırlandık ve kahvaltımızı yapmadan muhlamamızı yemek için Pokut’a doğru yola çıktık. Çünkü baktığımızda Pokut yakın gözüküyor ve edindiğimiz bilgiler doğrultusunda yolda sadece “küçük” ve “tatlı” yokuşlar var(mış).

120

121

123

124

Biz yol durumunu kötü beklerken gayet güzel bir yolla başladık. Hatta Çat’tan sonra gördüğüm en güzel yol diyebilirim. Kuru, sıkışmış, toprak yol. Ancak buna sevinmek için henüz erkendi.

125

En güzel yol diye yorumladığımız yolun, bir anda en kötü yol olduğunun farkına vardık. Yemek yememiştik. Bunun üstüne rahat psikolojimiz de eklenince bu etap gayet çileli bir hal aldı. Çok su olan yerlerde zemini tahmin edemiyorduk. Böyle durumlarda dönüşümlü olarak birimiz önden gidiyordu.

128

131

Yokuş aşağı inerken arka pabuçlarımın tamamen erimiş olduğunu farkettim. Yokuş çıkmak zaten zor, inişi ise kontrollü yapmak zorundayız.

mackun

Burası boğaz. Maçkun Boğazı desek anlaşılır olur herhalde. Güzel bir manzarası var. Ortadaki ağacın sol tarafında görülen silsile “Altıparmak”. Sağda görülen kütle ise “Kemerli” yada yerel adıyla “Kuşaklı”.

133

Bu fotoğrafı çektikten yaklaşık bir hafta sonra Altıparmak Zirveden objektifimi Maçkun Boğazına doğrultmuş, boğazın, yani tam olarak buranın fotoğrafını çekmekteydim. Boğazdan sonra tabiki zorlayıcı yokuşlar tırmanmamız gerekti. Arazi araçlarının yolda açmış olduğu derin izler de sürüşü zorlaştıran ayrı bir etmen.

137

138

Artık Pokut’a yaklaşmış olmalıyız. Karşıda dün indiğimiz Palovit Vadisi. Yukarısında Palovit Yaylası, Aşağıda ise Amlakit gözüküyor. Dün bu sık ormanları aşarak Hazindak’a ulaşmıştık.

140

Pokut ve arkada, sislerin arasında Sal Yaylaları.

143

Pokut yaylası.

pokut2

Pokut Doğa Konukevinde Gürcü Ablamızın yaptığı muhlama gayet güzeldi. Varır varmaz burada karnımızı doyurduk. Birkaç saat oturduk, sohbet edip etrafı izledik. Hava sisli ve çok değişken. Bazen güneş açıyor, bazen yağmur atıştırıyor.

148

154

151

Evler çok güzel, işçilikleri ilgi çekici. Ahşap olduklarına bakmayın, kimisi yüzlerce yıldır burada.

167

168

165

163

161

160

Plato’da mola. Gürcü ablanın muhlaması kadar olmasada bu da güzeldi. Porsiyon gayet büyük. Tam öğrenci işi.

173

Sal yaylası. Aslında oraya da uğramayı düşünüyorduk ancak ertesi gün fren pabuçlarımızdaki sorunlar nedeniyle doğrudan inmeye karar verdik. Dönüşte Sal’a giden yolu da göremedim.

174

Pokut’ta kamp alanımız. Hemen sağımızda mezarlık.

175

176

Kullandığım şişme matın delinmesiyle sorunlu bir gece geçirdim. Üzerine bir de yağış eklenince tulumum da ıslandı. Cem ise görünüşe göre deniz yatağında ve kışlık tulumunda rahattı.

Sabah hava aydınlanırken kendimi dışarı atıp fotoğraf çekmek için sırta çıktım. Daha önce görmediğim güzellikte bir gün doğumu vardı. Güneş, sislerin arasında renkler saçarak doğuyordu…

177

179

Sırta çıktığımda iki tanıdıkla karşılaştım. Tam karşıda “Altıparmak”, sağında ise “Kemerli”.

180

Sal yaylası.

181

Pokut’u diğer yaylalardan ayıran ve benzersiz kılan belirgin bir fiziksel yapısı var. Diğer yaylalar genelde sırtlarda, yamaçlarda yada vadi tabanında bulunurken Pokut’un bir kısmı sırt, diğer kısmı ise yamaçtan oluşuyor.

pokut

Güzel bir akustiği var. Yamaçta otururken karşınızdaki sırtta konuşan insanların seslerini duyabiliyorsunuz. İnsanlar çok uzak ama sesleri çok netti. Bir süre aşağıda oynayan çocukları izledik. Torpil patladığını görüyorduk ancak ses bize birkaç saniye sonra ulaşıyordu.

182

Bir tanecik ev var orada…

185

Manzarası güzel, birazda ürkütücü kamp alanımız.

189

190

191

Cem 4. kez patlayan tekeriyle ilgileniyor. Ardından inişe başlıyoruz. Çok yağmur yağdığı için yol iyice kötü bir duruma gelmiş. İneceğimiz yol uzun. Bisikletlerimizin fren pabuçları kötü durumda. Mesela ben arka frenimi hiç kullanamıyorum. Buna karşılık önümüzde 12 – 13 kilometrelik, 1500 metre irtifa kaybedeceğimiz zorlu bir iniş var.

192

Jantların aşırı ısınmasından dolayı bisiklet sürmekten çok ısınan parçaların soğumasını bekleyerek vakit geçiriyoruz. Ben jantların soğumasını beklerken Cem’de maşasının ısındığını söylüyordu. Bir süre sonra yol kenarındaki böğürtlenleri keşfettik. Yol yokuş olduğu için kimse durup toplamamış olmalı. Artık durduğumuzda ne yapacağımız belliydi.

193

Fren yaparken ön lastiğin sibop kısmından siyah duman tüttüğünü farkettim. Arka freni zaten pabuçları eridiği için hiç kullanamıyorum. Mecburen yine duruyoruz. Çat vadisine iyice alçalmış durumdayız artık.

194

Ve Şenyuva’dayız. Beton yolu görünce rahatlıyoruz ve bir anda uçuşa geçiyoruz. Günler sonra pürüzsüz bir yol! Hazır aklimatizeyiz, süzülerek gidiyoruz. Kalın lastikmiş, kamp yüküymüş, o da neymi?

195

Yeniden Çamlıhemşindeyiz. Yanımıza yolda yemek için yiyecek alıp devam ediyoruz. Son yemeğimizi tarihi bir köprü üzerinde hazırlıyoruz. Menüde ekmek arası salam ve meyve suyu var.

197

Çamlıhemşinden Pazar’a giderken Cem’in ailesiyle karşılaştık! Onlar da Ayder’e gidiyorlarmış. Biraz meyve takviyesi yaptılar sağolsunlar. Ardından devam ettik. Bir çeşmede mola verdik ve su içtik. Tam hareket edecekken bir apartmandan amcanın tekinin bağırdığını fakettik. O da turist sandı bizi. Sadece iki kelime kullandı; “üzüm! yiyin!”. Sonra baktık ki çocuğunu göndermiş yanımıza. Çocuğun elinde poşet, içindede kara üzüm var. Normalde sevmem ama, o an çok mutlu oldum ve yedim 🙂

198

199

Güzel ve kara üzümler… Buradan Pazar’a devam ettik. Yol benim tahmin ettiğimden daha uzun çıkınca artık sıkılmaya başlamıştım ki Pazar’a vardık. Üstümüzü değiştirip bisikletlerimizi otobüse yükleyerek Trabzon’a döndük. Otogara indiğimizde Cem beşinci kez patlamış olan lastiğini değiştirdi ve turu sonlandırmış olduk.

4 gün 3 gece süren bu tura maddi manevi destek veren, renk katan herkese teşekkürler…

Advertisements

Çamlıhemşin, Çat, Elevit, Tirovit, Palovit, Amlakit, Pokut Bisiklet Turu – 1. Bölüm

Bu yazı 5-8 Mayıs 2012 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz ilk uzun turumuzu anlatmaktadır. Tur günlüğü tutmamıştım ancak Facebook’ta turla ilgili notlar yazdığımı farkedince fotoğraflarla birleştirip buraya eklemeye karar verdim.

Turda topografik harita kullanarak rotamızı belirledik ve takip ettik. Kaçkarlar bölgesi hakkında bilgili olsak da turda pedalladığımız vadilere ilk defa girdik. Biz rotayı bir daire şeklinde oluşturmak istedik. Kullanmak zorunda olduğumuz dar patika nedeniyle bisikletteki malzemeleri sırtımıza almamız gerekti. Malzeme seçimlerimiz de buna göre olmalıydı ancak o zamanlar seçebileceğimiz pek malzememiz yoktu, fotoğraflarda görebileceğiniz gibi. Yağışlı bir bölge olmasına rağmen su geçiren bir çadırla yola çıktık, bisikletin arkasına valiz bağladık, dağcılık malzemelerimizden işimize yarayanları yanımıza aldık. Evet malzemeleriz kötüydü ancak yiyecek, barınma, tamir, yön bulma gibi konularda yardım almaksızın hareket edebilecek bir şekilde yola çıktık. Düşük bir bütçeyle yola çıktığımız bu turu çok ciddi bir sorun yaşamadan, güzel anılarla tamamladık.

Trabzon’dan Ardeşen’e ulaşımımızı otobüsle sağladık. Sonrasında bisikletle devam ettik.

Fırtına deresi.

1

Çamlıhemşin’de son eksiklerimizi tamamladık. Bu noktadan sonra unutulan malzemelerin telafisi çok zor. Amacımız Şenyuva üzerinden giderek, Çat’tan iç yaylalara sapmak ve dairesel bir rota izleyerek Elevit, Tirovit, Palovit, Amlakit, Hazindak, Pokut yaylaları üzerinden tekrar Şenyuva’ya inmek. Ardından da Çamlıhemşin, Pazar’a yönelerek turu sonlandırmak.

2
Çamlıhemsin – Konaklar. Burada tavsiye üzerine yediğimiz tostun pek bi esprisi yoktu ancak, plana uymak üzere bir süre vakit geçirdik.

6

4

Cem’in tekerinin ilk patlayışı. Tüm tur boyunca 5 kez başardı. Cem 5 – 0 Oğuzhan.

7

Bu yolun sonu Verçenik’e gider. Bu kısım beton olduğu için mükemmel. Yüklü bisikletin ağırlığına ve fazlasıyla kalın lastiklere uyum sağlamama bir hayli yardımcı oldu.

9

Şenyuva’dayız. Çinçiva.

10

11

Dönüş yolumuzda tekrar buraya ineceğiz. Aslında ilk olarak rotayı tersten düşünmüştük. Yani Çamlıhemşin – Şenyuva – Pokut – Hazindak – … olarak. Ardından yokuş durumunu dikkate alarak rotayı tersine çevirdik. Evet gidiş için yolun eğimini makul bir hale düşürmüş olduk, ancak dönüşte Pokut – Şenyuva arasındaki yaklaşık 1500 metre irtifa kaybedilen yokuş, pabuç ve balataları yıpranmış bisikletleri ve bizi çok zorladı.

12

Şenyuva’dan itibaren yokuşlar zorlayıcı hale geliyor. Burada Zilkale’ye iyice yaklaşmış durumdayız. Sonraki durak Çat!

14

17

Burada bir alabalık kamyonu duruyor yanımızda. Şöfor amca bizi kamyonuna almak istiyor. Önceden böyle bir düşüncemiz yoktu ancak o anda bindik kamyona. Israrla konuşmamıza rağmen bizimle kısa kelimeler haricinde konuşmuyor. Sebebini sonradan öğrenceğiz.

18

Zilkale. Çılgın restorasyon ürünü.

20

Palovit Şelalesine sapan yol. Bu şelale yaklaşık olarak Pokut’un altında. Sonradan öğrendiğimize göre, Amlakit’i Şenyuva’ya bağlayan yol bu yol. Ancak bu sene temizlenmediği için şu an yol araç trafiğine müsait değil. Bırakın aracı, bisiklet bile zor gidiyor. Sonraki günlerde bir kısmını gitmemiz gerekti bu yolun.

22

Kamyon ile Çat’a varıyoruz. Şöfor amcanın bizimle konuşmamasının sebebinin bizi turist sanması olduğu ortaya çıkıyor. Bir süre sohbet ediyoruz ve vedalaşıyoruz. Çat’tan düz devam edildiği takdirde Verçenik yaylalarına ulaşılabilir. Ancak biz Elevit’e gitmek üzere sol tarafa sapacağız.

24

Çat. Verçenik tırmanışı dönüşü uğramıştık buraya. Muhlaması orta karar. Şu direkler de olmasaymış… “Bal” filmini izleyen burayı hatırlar.

25

Günün sonuna doğru Elevit yolu bizi zorlamaya başlıyor. Kamyona binerek ne kadar doğru bir harekette bulunduğumuzu burada anlıyoruz. Kamyona binmemiş olsak güneş batmadan Elevit’e ulaşmamız imkansız. Biraz dinleniyoruz, birşeyler atıştırıyoruz ve devam.

26

Bu mola yerimizde karşılaştığımız bir canlı. İlk defa burada gördüm. Sağdaki mantarı yemekteydi.

27

Su testisinden çeşme. Bu şekilde birkaç çeşme var. İlginç bir tasarım doğrusu.

29

Elevit’e yaklaşırken bir şelale.

30

Orman seviyesinin bitmesini bekliyoruz artık. Hafiften rüzgar var ve bulutların hareketi sebebiyle bazen güzel ışık düşüyor. Ancak değişken hava bizim için risk demek.

31

Ve sislerin içinden Elevit tabelasını görüyoruz.

34

Görünüm olarak karakteristiği olmayan bir yayla. Sadece ulaşmamız gereken biryer. İlgi çekici birşey de yok. Bu yaylanın özelliği, muhtarlık bulunduyor olması. Yani aynı zamanda burası bir “köy”. Yaylaköy. Vartivor zamanı çoktan bitmiş. Hoşsohbet birine de rastlamadık. Burası da yine “Bal” filminden tanıdık biryer. Yine Cem’le bu defa 2013 yılında Fotomaraton kapsamında Elevit’e geldik. Eski günleri andık. Bu defa gözüme o kadar kötü görünmedi 🙂

elevit

35

Nüfus belirsiz. Burasıyla ilgili aklımda kalan iki şey var. İlki çay içtiğimiz pansiyon tarzı yerin içinde bizi yatırıp karşlığında fazla birşey istemem diyen amca. Ekonomiye dönük düşünce sistemi. Diğeride kamp yeri ararken bizi azarlayan teyze. “Ne işiniz var burda? Kurtlara, kuşlara yem olacaksınız. Motor olsa zor gider yukarı. Bunlarla gidemezsiniz diyerek bizi çadır kurmak için evinin önüne götürdü.

37

Kampımızı tam olarak yukarıdaki fotoğrafın çekildiği noktaya kurduk. Arkadaki tepe muhtemelen 3200 lük. Yapısı da gayet sağlam duruyor. Zirveye uzanan yeşillikler ilgi çekici. Akşam buraya gelirken biraz ev sahibi teyze bizi azarladı. Bisikletle Trovit’e gidilemeyeceğini anlattı bizlere. Biz de sabah erkenden hareket ettik. Daha doğrusu erkenden kaçtık. Sabah belki bize muhlama yapar diyordum.

Yukarıdan Elevit. Bu fotoğrafın sol tarafında Elevit vadisi uzanmaktadır. Arkamızda ise Nafgar ve Karunç adında iki küçük yayla var. Ardından da Trovit var. Elevit’in çıkışında zorlu yokuşlar mevcut. Yer yer bisikletten inmek gerekebilmektedir.

39

41

Yerdeki büyük taşlar ve bisikletin arkasındaki ağırlık nedeniyle bazen sürüş imkansız hale geliyor. Durduğumuzda tekrar hareket etmemiz çok zor. Yük nedeniyle ya bisikletin önü kalkıyor yada bozuk zemine teker tutunamıyor. İlk başlarda bisikleti yan çevirip binip sonra yokuş yukarı devam ediyorduk ancak bir süre sonra elimize alıp devam ettik.

42

Güneş yükselirken, ışıkta uçuşan beyazlıklar güneşle birlikte harekete geçen yüzlerce küçük böcek… Kaçkarlar’da yeni bir gün başlıyor. Gökte para kadar bulut yok.

43

Eğim çok belli olmasa da yolda düz ilerleyemiyoruz. Sürekli istemdışı bir şekilde yalpalaya yalpalaya yolun en soluna gelip aşağı düşmemek için durmak zorunda kalıyoruz.

44

Elevit’ten izlediğimiz zirve.

45

Nafgar yaylasındayız. Yanılmıyorsam 3-4 haneden oluşmaktaydı ve hepsi boş. Sol köşede ise evler ise Karunç Yaylasının evleri.

46

Burası 3-4 haneden oluşan küçük bir yayla. Bunun gibi bir tane de tam karşıda, (sol) yamaçta mevcut.

47

49

Önümüzde vadi kıvrılıyor. Bu muhtemelen sağlam bir geçidin habercisi. İşin iyi tarafından bakmak gerekirse de eğer, Trovit’e yaklaşmış olmalıyız.

50

Trovit’in girişi. İsim konusunda -birçok yaylada olduğu gibi- burada da farklı kullanımlar mevcut. Trovit, Tirovit, Trevit,…

52

Trovit kendi halinde, güzel, şirin bir yayla. Özellikle yukarılardan daha da güzel görünüyor. Bu vadiyi takip ederseniz sağa doğru kıvrıyor ve Karmik Yaylasına ulaşıyor. Biz ise Palovit’e devam edeceğiz. Bu nedenle görülen Horon Geçidini aşmamız gerekiyor. Çok zorlu olacağından şüphemiz yok. Trovitte durup dinlendik ve geçit öncesinde yemek yedik.

53

55

Burada hazırlıklarımızı tamamlıyoruz ve yokuşa sürüyoruz.

Yukarılardan Trovit yaylası.

tirovit

Yavaş yavaş yükselirken geldiğimiz yollar aşağılarda kalmaya başlıyor artık. Aşağıda gözüken orman sınırı ise Elevit.

57

Burası da Trovit vadisi. Yukarıda yol ve elektriği olmayan bir yayla daha var; Karmik. Biz ise Palovit vadisine ulaşmaya çalışıyoruz. Fotoğrafa göre söylersek eğer, sol tarafta kalmakta olan paralel vadi. (Şuan görünmemekte)

58

Ah öldük, vah bittik diyerek zorluyoruz. Geçidi neredeyse yarıladık. Yolun eğimi bir kısımda çok dikleşti. Yoldaki yarıklar ve su akıntıları nedeniyle bazen inip geçtik. Sürüş için artık hiç ihtimal yok derken bir araç yanımızdan tozu dumana katarak geçti, gitti. Biz söylenerek bisikletlerimizi iterken gittiğimiz yönden birinin bağırdığını farkettim. Meğer yanımızdan geçenler yolda bir düzlük bulup bizi almak için durmuşlar. Yolun daha da kötü olacağını belirterek bizi Palovit’e götürmeyi teklif ettiler. Biz de kabul ettik. İkinci ve son araç kullanımımızı burada gerçekleştirdik.

59

Geçidin tepesindeyiz. Arabayı durdurup fotoğraf çekmemizi istediler. Böyle iyi niyetli insanlar görmek mutluluk veriyor.

60

Geçidin diğer tarafı, yani Palovit vadisi. Karşıda görülen yol Samistal yaylasına gitmekte. Burayı Kavrun’a geçmeyi düşünmediğimiz için Tur planından çıkardık. Biz vadi tabanında bulunan Palovit yaylasına ulaşacağız.

61

Cem arabayı çok sevmiş. İnmiyor.

62

Geçitten hareket ettik derken biraz zaman geçmiştiki tekrar durduk. Bu defada bize Kaçkar zirveyi gösterdiler. Fotoğraf çektik ve yeniden devam. Bu arada yaklaşık bir hafta önce o zirvedeydik. O zaman bu turun temeli atılmıştı. Bu turdada başka bir zirve tırmanışımızın temeli atılmakta idi; Altıparmak. Fotoğrafta Kaçkar Zirvesi.

63

Aşağılarda Palovit yaylası.

64

66

Yolda ot toplayan iki kadın gördük. Şöfor amca komşularının çuvallarını almak istedi arabasına. Bir yandan da bizi bırakmak istemiyordu. Biz inmek istediğimizi, zaten yokuş aşağı gideceğimizi söyledik. Kendini baya mahcup hissettiği bariz ortadaydı. Uzuncana konuştuk, anlaştık ve bisikletleri arabaya sıkıştırmak yerine sürmeyi tercih edeceğimizi söyledik. Zaten artık yokuş aşağı gidiyoruz. Burada ben önden giderken çadır çivilerini düşürdüm. Neyse ki Cem faretmiş. Palovit’e vardığımızda aynı amca yolun kenarında bizi beklemekteydi.

Ve Palovit vadisi! Görülen yapılaşma Palovit yaylasıdır. Soldaki kümelenmeye “Meleskür” deniyor. Karşıdaki yol Samistal yolu. Bu vadide aşağı doğru inen yol sizi eğlence’nin merkezi Amlakit’e götürür. Yol şu an Amlakit’te bitmektedir. Bu yaylalar arasında sadece Palovit “geleneksel yayla” tanımını hala taşımaktadır. Bunun nedeni ise hayvancılığın hala aktif olmasıdır. Ancak eskiden yüzlerce hayvandan söz edilirken şu anda sayı onlarla ifade edilmektedir.

68

Palovit’te kapalı bir turistik kafenin oturaklarına oturduk. Bizi arabasına alan amca geldi tekrardan. Hala “kusura bakmayın gençler” modundaydı iyi niyetli amcamız. Burada kendisiyle sohbet etme şansımız oldu. Aklımda esprili bir yaklaşım kaldı o andan.

palovit

“Eskiden tabi haneler gelirdi, yaylacılık yapardı burada. Şimdi yok. Yazlık gibi gelip gidiyorlar. Karıları götürüyorlar tabi İstanbullara. İstanbulu gören karı döner mi tekrar yaylaya? Sonra insanlar niye göçüyor”

70

Palovit vadisi. Buranın yukarısında da yine bir yayla daha var; Apevanak (Apivanak). Araç yolu üzerinden ulaşım mümkün. Ancak biz aşağıya; Amlakit’e gitmeyi düşünüyoruz.

72

Palovit’ten Amlakit’e giden yol. Yokuş aşağı olduğundan sorun yok. Sadece hızlanmamaya dikkat etmek gerekiyor. Yer yer taşlık zemin ve su geçişleri mevcut. Geceyi Amlakit yada Hazindak’ta geçirmeyi planlıyoruz.

73

Çiçek takıntım yoktur ama Kaçkar’ın çiçekleri bir başka.

74

Amlakit yaylası. Palovit vadisindeki son yayla. Kişisel tanımlamamla “Hoş sohbet yaylası”. Oldukça eski evler mevcut ve kendine özgü, “farklı” bir yerleşim mevcut yaylada. Biz de geçidi araçla aşmamızdan doğan zaman farkını “köy kahvesi” ne benzeyen mekanda kullanmaya karar verdik. Bu yaylanın yukarısında (resimde sol üst) Yukarı Amlakit (Kotençur) ve Kermükereç gölü bulunmaktadır.

amlakit

Palovit Vadisi.

77

Tam karşıda Pokut Yaylası.

76

Bu fotoğraftaki insanlarla epey sohbet etme fırsatımız oldu. Yaşlı amca zamanında bisikletçiymiş. Yaşlılık sorunları nedeniyle artık binemediğinden yakınıyor. Yanında oturan amca ise zamanında bu yaylada çobanlık yapmış birisi. Şu anda o da güncel hayata kaptırmış. Ancak, yaylasının kıymetini iyi biliyor belliki. Kışın “acaba bizim yayla ne oldu” deyip Heliski helikopterini kiralayıp, buraya gelmişler. Tabi gelmişken indirivermişler helikopteri. Sonrada en yakın evi açıp çay içmek için içine girmişler. Biz Vartivor’u sorduk kendilerine. Ancak öğrendik ki işin aslı başkaymış. Şimdi şenliğe, turizme dökülmüş artık iş.

78

Samistal’den, çevredeki yolların durumundan, doğal yapıdan, gelenek göreneklerden, yukarıdaki gölden, çığdan, üst yayladan, ot biçilme zamanından, patika yolların araç yoluna dönüştürülmesinden (mavili amca hazindak pokut patikasının araç yoluna dönüştürülmesinde yaşanacak çevre katliamını önlemek için çok uğraş vermiş), palovit şelalesinden, vahşi hayvanlardan, kavrun yaylasına geçişten, çaydan, konaklardan… baya bir sohbet ettik. Son olarak Amlakit – Hazindak yolu arasındaki patika hakkında bilgi aldık. Öğrendiğimize yol çok bozuktu ve patikayı kaçırmamak için dikkatli olmamız gerekiyordu. Eğer kaçırırsak kendimizi Palovit Şelalesinde bulacak ve turu noktalamamız gerekecekti.

Tur raporlarında hep çay ısmarlayan insanlardan bahsedilir. Bir-iki defa bana da ısmaralyanlar oldu ancak genel olarak garipseme ve yabancı görülme durumuyla karşılaşyordum. Burada içtiğim çayları ve sohbetimizi unutmayacağım. Çayların aldığı hararetimiz o günden sonra bir daha uğramaz oldu…

79

Burası aslında araç yolu. Ancak temizlenmesi için yapılan ihaledeki sorunlar nedeniyle bu yaz temizlenememiş. Oysa bu yol temizlenmiş olsa buradan direk Şenyuva’ya ulaşmak mümkün. Kapalı olduğu şu durumda ulaşım bizim kullandığımız rotadaki gibi Şenyuva- Çat – Elevit – Trovit – Palovit – Amlakit yoluyla sağlanıyor. Eğer aracınız yoksa haftanın iki günü Amlakit’ten minibüs seferi mevcut.

80

Yolun düzeldiği yerlerde bisikleti sürmeye çalışıyoruz ancak aniden bozuluveriyor. Ayrıca bir yerde patika bu yoldan ayrılıyor. Burayı kaçırmamamız lazım. Zor görünen biryer olarak özellikle dikkat etmemizi söylediler. Tek bildiğimiz; Galler Düzü (Kallerin Düzü) nün ardından dere göreceğiz (Evet burada da Galler Düzü varmış). Dereyi geçince ormanın içine patika sapıyor. Orada patikayı gördük gördük. Göremezsek eğer, Palovit Şelalesine kadar ineceğiz.

81

Tedirgin bir inişten sonra buranın bahsi geçen dere olabileceğine karar veriyoruz. Patika ustaca saklanmış

82

Patikanın girişi. Tam karşımızda yol devam ediyor ve fotoğrafın ortalarında yoldan yukarı bir yaya patikası ayrılıyor.

84

Ormanlık alana girmeden karnımızı doyurmaya karar veriyoruz. Burada yemek yaparke yanımızda taşıdığımız sucuğu patikanın sonuna saklamaya karar verdik. Bozulmasın, soğusun diye suya koyduğum bir kangal sucuğu ve azıcık yenmiş kaşar peyniri burada unuttum! Patika bittiğinde farkettim ancak artık çok geçti, ayıya hediye etmiş olduk

85

Buradan sonra katırlarla devam ediyoruz. Bisikletleri elimizde götürmemiz gerektiğinden, yükü olabildiğince omzumuza almaya çalışıyoruz. Vahşi hayvanlar konusunda dikkatli olmamız konusunda defalarca uyarıldık, torpiller kolayda.

88

90

92

Çok bariz izler var. Sayıca da çok fazla. Turun başında bir kutu torpil almıştık. Burada Cem’le bölüştük. Yürürken ses duyduğuna dair tereddüt yaşayan hemen torpil atıyordu. Sık orman nedeniyle de günışığından da yeterince faydalanamıyoruz.

91

Yolun bazı kısımlarına çok büyük taşlar döşenmiş durumda.

93

Yavaş yavaş gün batıyor.

hazindak2

Burası ise kamp alanımıza en yakın su kaynağı. Ormanın içerisinde kalıyor. Gece su almak için buraya gelmemiz gerekti. Önce birkaç tane torpil atıp hızlı bir operasyonlar su alıp kaçtık. Ayrıca gece vakti ormandan daha önce duymadığımız sesler gelmekteydi. Ben elektronik bir sese benzettim ancak gerçek olacak kadar canlı ve yüksekti.

101

102

103

Patikanın sonu.

 İkinci bölümü okumak için tıklayınız.

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 11. Bölüm (Kemerhisar “Tyana” – Pozantı)

Erken uyandım ancak yorgun hissettiğim için tekrar uyudum. 7 gibi uyandım. Uyanınca biraz kulübede asılı duran tanburu kurcaladım.

Fevzi abinin dün gece gösterdiği dolaptan kahvaltılıkları çıkarıp birşeyler atıştırdım. Cihazlarımı şarja taktım. Herşey şarj olduğunda hazırlanıp çıktım. Yol düz gibiydi ancak hızlanmak istediğimde 15 km/sa üzerine çıkamadığımı anlayınca yokuş çıktığımı farkettim. Hafif eğimli ancak uzun yokuşlar başlamış, anadolu düzlükleri artık geride kalmıştı. Sıcak çok bastırıyordu, su bulama sorunu yaşamaya başladım. Şarap içtiğinden midir bilmiyorum ama çok halsiz hissediyordum. Tepemde yırtıcılar süzülüyordu.

IMG_7509

Molalar vererek ve çeşme arayarak devam ettim. Yol kenarında gördüğüm bir mezarlığa girdim. bütün çeşmeleri denedim. Sonunda mezarlığı ziyarete gelen birilerine sorduğumda köyde su olmadığını söylediler. Mecburen tekrar bisiklete dönüp devam ettim. Bir geçide yaklaşırken bir sürünün bir yalak etrafında toplandığını gördüm. Evet su bulmuştum!

IMG_7513

IMG_7516

DCIM101GOPRO

Bu sırada sürünün çobanı seslendi. O da yol kenarındaki bir ağacın altında oturmuş gölgede dinleniyordu. Suluklarımı doldurduktan sonra yanına gittim. Közde çay demlemişti. Ramazan Abi, bana çay, zeytin, peynir, ekmek ikram etti. Uzunca bir süre oturup sohbet ettik. Kendime gelince vedalaşıp ayrıldım.

DCIM101GOPRO

Yokuşlar zorlayıcı oluyordu ancak kısa sürede bir yerleşime ulaşmak konusunda kararlıydım. 1600 metrelik bir geçit aştığımda ulaştığımda çok uzun bir inişe başladım.

IMG_7524

İniş çok sert değildi ancak çok mesafe katediyorum derken Aksaray yoluna ulaştım. Artık sağımda toroslar vardı.

IMG_7528

Bir petrol ofisine girip yol bilgisi aldım. Öğrendiğime göre Çiftehan benim aradığım yerdi. 20-25 kilometre vardı önümde ve yol yokuş aşağı olduğundan bisiklet kendi kendine gitti. Trafik yoğun. Çiftehan’da bir kahvehane buldum ve oturdum. Burada internet bağlantısı çok kötü…

IMG_7530

IMG_7534

 

Aksaray yoluna bağlandığım anda Akdeniz sıcağını hissetmeye başlamıştım. Hava çok nemliydi. Yola girdiğim anda kendimi anormal bir sıcak esinti içinde bulmuştum ve yokuş inmeme rağmen tüm vücudum yapış yapış olmuştu…

Çiftehan’da uzunca bir süre oturduktan sonra ayrılırken kahvehanenin önünden iki elma aldım. Çaylar benden, elma onlardan oldu. Kahvehaneyi çalıştıran abinin tavsiyesiyle Pozantı’yı geçip Tekir Yaylasında konaklamaya karar verdim.

Yolun buradan sonraki kısmı yine yokuş aşağı gidiyordu ancak bir süre sonra pedallamaya başladım. Yüksekleri sisli toroslar etrafımı çeviriyordu. Dağlar Antalya’yı çağrıştıyordu.

IMG_7546

IMG_7549

IMG_7551

Pozantı’ya yaklaştıkça yoldaki karmaşa artıyordu. Hızlı trafik, yol kenarına park etmiş araçlar, tırlar… Bir de Suriye plakalı arabaları görmeye başlayınca iyicene çekinir oldum.

Ve karşı şeritteki bir araba beni görünce benim şeridime girip üzerime sürdü… Yıllarca doğuda yadım ve doğuya doğru ilerledikçe bu tip şeyleri normal karşılamak gerektiğini biliyorum.

Pozantı tabelasını görünce durup fotoğraf çektim. Devam edip bir market buldum. Markete girdim ama bu defa dışarı çıkmak istemiyorum. Çünkü çok sıcak. Soğuk bir içecek ve çadırda yemek için birkaç parça abur cubur aldım ve dışarı çıktım. Bir şekilde bu sıcağa alışmam gerekiyordu.

IMG_7552

IMG_7560

Pozantı’dan Tekir’e doğru devam ettim. Bir kaç kilometre gittikten sonra etrafta çadır kuracak yerlere bakınarak gitmeye başlamıştım. Çadır kurmak için ideal yerler vardı. Ayrıca tavsiye almıştım ama Tekir’in nasıl biryer olduğu hakkında kendi şahsi bir fikrim yoktu. Yokuş çıkarken vites düşürdüm. Bu sırada arka arttırıcıdan bir ses geldi ve jant tellerin gıcırtısını, çatırtısını duydum. Ciddi bir sorun olduğunu anlamıştım. İnip baktığımda arka attırıcının janta girip 180 derece döndüğünü gördüm. Kadro kulağını da yamultmuş, bağlantı vidasının dişlerinin bir kısmına zarar vermişti. Yani bisiklet artık gidemeyecek halde…

20140731_104832

20140731_130442

Oysa ki bir gün sonra (yarın) Adana’daki arkadaşıma ulaşmayı planlıyordum. An itibariyle sorunlu bir bisikletle baş başa kalmıştım.

Bisikleti yol kenarına alıp sorunu detaylıca inceledim. Arka attırıcının yamukluğunu benim düzeltebilme şansım yoktu. Çünkü yanımda pense yoktu. Bisikleti yokuş aşağı gidebilecek hale gatirmek için zincirini söktüm. Bu şekilde yokuş aşağı geri dönerek yanından geçmiş olduğum kum ocağına ulaştım. İçeride bir amca gördüm. Durumu anlatıp pense istedim. “Valla olsa verirdim herkes gitti, kamyonlar kilitli” dedi. Ardından ben konuşamadan aynı cümleyi 2 kere daha tekrarlayınca burada işimi halledemeyeceğimi anladım. Tekrar bisiklete atlayıp Orman Yangını İlk Müdahale Ekibinin yanına gittim. Sağolsunlar yardımcı oldular. Penseyle arka attırıcı ve kadro kulağını düzeltip bisikleti yokuş çıkabilecek hale getirdik. Vites değiştiremiyordum ancak yokuş çıkabiliyordum.

Bu şekilde bisikletin bozulduğu yere kadar tekrar pedalladım. Bu esnada bu vitesle yokuş çıkılmayacağına karar verdim. İşi yarına bıraktım. Moralim çok bozulmuştu, bisikleti hiç umursayacak durumda değildim. Çadırımı kurdum, bisikleti hiç dokunmadan öylece bırakıp çadırıma girdim. Artık planım herhangi bir şekilde Adana’ya ulaşmaktı. Maddi durumumu göz önüne aldığımda “benim için tur bitti” diye düşündüm.

Günlük İstatistikler

TRP 79.86

TOT 10510

TRPTM 5:16:13

AVG 15.15

MAX 67.34

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 10. Bölüm (Niğde – Kemerhisar “Tyana”)

Sabah yorgun olduğumdan önceki günlere göre zor uyandım. Hazırlandıktan sonra Niğde’ye inmek için kendimi yokuş aşağı bıraktım. Ve nihayet Niğde’de idim.

DCIM101GOPRO

Bir pastanede oturup çay içtim ve poğaça yedim. Sonrasında etrafı turlayıp kendime yeni birer short ve t-shirt aldım. Daha önce yemek yediğim bir mekanı aradım. Buldum ancak artık lokanta değil cafe olmuştu. Dondurma yedim ve ayrıldım. Dürüm yiyerek karnımı doyurdum. Dürümde kullanılan ekmek çok hoşuma gitti. Sıradan lavaşlar gibi değil.

Bisikletimle Niğde’den ayrılıp aquaparka gitmeye karar verdim. Ücret 20 tl idi. İlk defa aquaparkta idim. Yürüdüğüm bir esnada önümde kaymak için kullanılan naylonu son anda gördüm ve kendimi basmaktan alıkoyamadım. Ayağım kaydı ve üstü açık bırakılmış su kanalına girdi. Tabi bu esneda kanalın sivri kısımları ve plastik ızgara ayağıma zarar verdi. Kanadığını farkedince ilkyardım malzemelerimi alıp pansuman yaptım. Hem alttan hem üstten yaralanmıştı. Hayalim suya düşmüştü. Birkaç saat yatıp yaranın kurumasını bekledim.

Gopro’yu alıp tekrar kaydıraklara çıkan merdivenlere yöneldim. Video kaydını açıp kendimi aşağı bıraktım. Hızlanınca gopro aklımdan çıktı. Suya düşerken bilinçsiz olarak gopro yu bıraktım. Sürüklendiğimden dolayı da tekrar alabilme şansım olmadı. Resmen kayıptı! Yukarıda da konuşmuş olduğum deniz gözlüğü kullanan bir çocuktan yardım istedim ancak su çok bulanık olduğundan havuzun dibini göremiyordu. Kaydıraktan kaymaya devam edenler olduğu için de bulmam zorlaşıyordu. Ayaklarımla zemini taradım ve kaydığım kaydırağın yakınlarında gopro ayağıma geldi. Elime aldığımda video kaydı üç dakikayı geçmişti bile.

Kapatıp yüzme havuzuna girdim ve orada da video, fotoğraf çektim. Havuzdan çıkış saati yaklaşırken duş alıp ayrıldım. Bu esnada ayağımın düşündüğümden kötü yaralandığını farkettim. Sol ayak tabanımdaki yaradan dolayı ayağımı yere normal bir şekilde basamıyordum. Üstteki yara ise ayakkabı giyip çıkarırken canımı çok yakıyordu. Neyse ki bisiklet sürüşümde bir sorun yoktu.

Bisiklete binip yola çıkmıştım ki arka freni sıktığımda hiç tutmadığını farkettim. Bisikletten inip baktığımda arka sol pabuç kartuşunun düşmüş olduğunu gördüm. Pabucu sabitleyen ince teli arka tekeri kolay söküp takabilmek için sökmüştüm. Bu da bisiklet geriye doğru giderken frenleme yapıldığında pabucun yuvadan çıkmasına neden oluyordu. Bunun sonucunda da kendimi bayram günü, arka pabuçsuz bir şekilde toros dağlarına yol alırken buldum.

Geri dönüp aradım ancak bulamadım. Moral bozukluğu ile Bor’a bisikletçi aramaya gitmeye karar verdim. Henüz birkaç kilometre gitmiştim ki bu defa arka lastiğim patladı. Sol ayağım yara, bisikletin arka freni kullanılmaz halde, saçma sapan bir kavşakta patlak lastikle uğraşıyorum, hiç suyum kalmadı ve bir an önce kendime kalacak bir yer bulmalıyım… Bor’a giderken kırmızı ışıkta geçince önümde giden polis arabası durdu. Neyse ki sadece bakmakla yetindi.

Son olarak Bor’a vardığımda bisikletçiler kapalıydı. Suluklarımı doldurdum. Herşey biranda üst üste gelmişti. Oyalanmaya niyetim yoktu. Yoluma devam edip yoldan pabuç bulmaya çalışacaktım.

Bor’dan çıkışta Adana yolunu sorup emin oldum. Kemerhisar çıkışında yol ayrımı vardı.

DCIM101GOPRO

Otoyola girmemek için eski yola saptım. Eski yola döndüğüm esnada birisi seslendi arkamdan. Geri dönüp yanlarına gitti. Şarap içiyordu üç kişi. Çadır kuracak yer aradığımı söylediğimi burada kal dediler. Şarap ikram ettiler saatlerce konuştuk. Alkol kullanmasam da ısrarlarla başedemeyince üç bardak şarap içtim. Ayağa kalktığımda dengemi sağlamakta zorlanıyordum.

DCIM101GOPRO

Yaşlı olanın adı Fevzi idi. Nam-ı diğer Kör Fevzi. Fevzi Abi bir yakının bisikletçi olduğunu söyledi ve arayıp pabuç sordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde akrabası gelip bir çift pabuç taktı bisiklete. Bunu da halletmiştim. Fevzi Abi ve arkadaşları (Adem, irfan) gittiğinde ben de yatıp uyudum.

İşler sarpa sarmaya başlamış ancak sonradan tekrar yoluna girmişti. Ev rahatlığına kavuşmanın ve pabuç sorununu halletmenin rahatlığı ile güzel bir uyku çektim.

Günlük İstatistikler

TRP 44.90

TOT 10429

TRPTM 2:29:50

AVG 17.99

MAX 48.31

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 9. Bölüm (Narlıgöl – Ihlara Vadisi – Niğde)

20140728_054147

IMG_7349

Sabah kalkınca biraz yorgunluk vardı üzerimde oyalandım. Yola çıktığımda saat 7.30 du. Doğrudan Ihlara’ya sürdüm yol üzerinde bir yeraltı şehri tabelası gördüm. Tabelayı takip ettim ve bir yokuş çıkarak köye ulaştım. Yeraltı şehrine giden yolun daha da yukarı devam ettiğini gördüm. Yokuş çıkmamak için ve saat nedeniyle kapalı olabileceğini düşünerek gitmekten vazgeçtim. Güzelyurt yol ayrımında bir petrol istasyonuna girdim. Biraz dinlenip çalışanlarla sohbet ettim. İstasyonda duş imkanı vardı. Ihlara vadisini gezdikten sonra geceyi geçirmek için buraya dönmeye karar verdim. Sonra da Güzelyurt üzerinden Niğde’ye geçmeyi planlıyordum. Bu planımı Ihlara’da değiştirdim.

IMG_7379

Ihlara’ya devam ettim. Yol genel olarak düz. Bazı yerlerde hafif yokuşlar var. Ihlara’ya yaklaşırken Hasan Dağı selamlıyor yolcuları.

DCIM101GOPRO

IMG_7373

Ihlara’ya inen yolun son bölümde eğim oldukça sert. Ihlara oldukça hoş ve eski biryer. Meydanı var ve etrafı kahvehanelerle çevrili. Bir kahvehaneye girip oturdum. Burada birşeyler içtim ve tabletimi şarj ettim.

20140728_095448

Eşyalarımın bir kısmını ve bisikletimi kahvehaneye bırakıp yemek yiyecek birşeyler aramaya gittim. Açık biryer bulamadım. Yiyecek biryer aradığımı gören bir bakkal beni çağırdı. Bakkaldan ekmek ve peynir aldım. Yan taraftaki kahvehaneden çay söyledim. Sonrasında tabak ve bıcak buldum. En son da bakkaldan domates aldım. Hiç yoktan kendime sofrayı kurmuştum bile. Karnımı bir güzel doyurduktan sonra yardımcı olanlara teşekkür ederek ayrıldım.

IMG_7391

DCIM101GOPRO

IMG_7393

Ihlara vadisinin girişini ararken karşıma iki tabela çıktı. Bir tanesi Ana girişi diğeri ise bisikletimin ve eşyalarımın bulunduğu aşağıdaki kahvehanenin yakınlarındaki girişi gösteriyordu. Ana girişe giden tabelayı uzunca bir süre takip ettim. Giriş kapısını bulduğumda kapının bayram nedeniyle 13:00’te açılacağını gördüm. Oturup beklediğim sırada orada oturmakta olan bir adam başkasına “kapı kapalı, gruplar çitlerden atlayıp”geçiyor deyince aklımda ışık yandı. Grup beklemeye başladım. Ne de olsa herkes beni turist sanıyordu. Şansıma uzak doğulu bir grup geldi. Ben yine de karıştım araya ve girdim. Vadiye girince Ihlara’ya ulaşmak için doğruca güneye yöneldim. Bir tane kilise ve bir mağara haricinde patikadan sapmadım. Bir kaç yerde kısa videolsr çektim ve birkaç yerde de oturup dinlendim. Tekrar merkeze ulaşıp kahvehaneye girdim. Şarjı yarıya inmiş olan kameramın bataryasını şarja taktım.

IMG_7401

IMG_7396

IMG_7411

IMG_7420

3 gibi Ihlara’dan ayrıldım amacım önümdeki yokuşların çıkabildiğim kadarını çıkmaktı. Ihlara’nın sert yokuşunu çıktıktan sonra Ilısu yoluna saptım.

IMG_7427

IMG_7430

Buradan yokuşları çıkarak Çiftliğe ulaştım. Giderken yine yolu şaşırıp yok yere bir daire çizdim. Herkes “hello” diyordu. Cevap verdiğim küçük çocuklar ise “money, money” diyorlardı. Çiftlik ilçeymiş bilmiyordum. Hızlıca dürüm yiyerek yokuşlara devam etmeye karar verdim.

IMG_7442

IMG_7453

IMG_7460

Çok zorlanmadan geçide ulaştım. Geçit uzunca bir cadi şeklinde devam ediyordu.Karşıya ulaştığımda bu tarafa güneş ışığı düşmediğini gördüm, karanlık çökmüştü.

IMG_7471

Geçit hatırası.

DCIM101GOPRO

Geçitte köpekler önümü kesti, bir arabanın araya girmesiyle geçip gittim. Geçitte güzel yeşil bir düzlük vardı, ancak havanın soğuk olması nedeniyle inebildiğim kadar aşağı inmeye karar verdim. Karşımda Aladağları görebiliyor, birkaç zirveyi seçebiliyordum.

IMG_7482

IMG_7495

GOPR8123-1

İnişte iyice hava karardı. Kamp için uygun birkaç yer gördüm ancak ciddi soğuk vardı. Zaman kaybetmemek için kafa lambamı ve kaskımı bile takamadım. Hava karardıkça iniş daha gergin bir hal alıyordu. Arabalar farlarını yakmıştı artık. Niğde’ye 10 kilometre kala, karanlığın içinde gözüme biryer kestirdim ve hızlıca çadırımı kurup yerleştim.

Günlük İstatistikler

TRP 81.08

TOT 10384

TRPTM 5:57:26

AVG 13.60

MAX 58.76

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 8. Bölüm (Ürgüp – Yeraltı Şehirleri – Narlıgöl)

Güne başlarken; Halfeti’de yaşanan motorcu cinayeti nedeniyle bugün turumun yönünü Ihlara, Niğde, Adana olarak değiştirdim. Bunun sonucunda Kayseri’ye doğru devam eden rotamı tekrar Aksaray’a çevirdim.

IMG_7220

 

Erken saatte balonların sesine uyandım. Muhtemelen yakınlarıma iniş yapıyorlardır diyerek düşündüm. Kalkıp çadırdan dışarı baktığımda sinekliklerdeki garip farkettim. Bir sürü karınca sinekliklere doluşmuştu ve yiyorlardı. Sinekliklerde delikler vardı. Sinek kovucu spreyi sıkınca bir kısmı öldü. Bir kısmı ile de ben uğraştım. Çadıra çok zarar vermişlerdi. Sinekliği açtığımda tura çıktığım gün aldığım yeni ayakkabılarımın da karıncalar ile kaplı olduğunu gördüm. Vura vura onları da temizledim. Çadır ve ayakkabılarımdakileri temizleyince dağılmaya başladılar. Çadırın kapısını kapattım ve dışarı çıktım. Yakınlarıma inen bir balonu izledim ve fotoğrafını çektim. İnişleri kalkışları kadar sakin olmuyor. Adeta çuval gibi sürüklenerek iniyorlar.

IMG_7223

Çadırıma geri toparlanıp yola koyuldum. Kısa bir süre sonra yolda bir tabela gördüm. “Gomeda Vadisi” yazıyordu. İsim çok tanıdık geldi. Tabelayı okuyunca kendimi Karadeniz yaylarında birine adres sorarmış gibi hissettim. Evet isim çok tanıdıktı. Tabletimden araştırdım. Bölgede mübadele öncesinde Karadenizde olduğu gibi Rumlar yaşamaktaymış. Bu nedenle sanıyorum isimler arasında benzerlik kurabildim.Yani ismin Rumca olduğunu düşünüyorum. Tabiki bunlar şahsi düşüncelerimdir. Vadi uzun olduğu için girmemeye karar verdim ancak bir sonraki gelişimde gezmek istediğim yerlerin başında geliyor artık.

IMG_7232

Çok sert olmasa da uzunca süre yokuş çıktım. İlk olarak Ayvalı’ya vardım. Eski bir köydü evleri hoşuma gitti. Fotoğraf çekip devam ettim.

IMG_7236

IMG_7238

Çıkışındaki bir çeşmede mola verip gofretimi yedim. Yokuşlar artık biraz daha sertleşmişti. Sonuç olarak bir ovaya ulaştım.

DCIM101GOPRO

Çilek bahçesi vardı ancak etrafta kimseyi göremedim çilek isteyebilecek.

DCIM101GOPRO

Planım Derinkuyu yönüne gitmekti ancak tabelaya vardığımda Kaymaklı ve Derinkuyu yönlerini gösteren okların kazındığını gördüm. Yakınken Mazı’ya gidip yeraltı şehrini ve kaya mezarlarını görmek istedim. Bundan önce bir camide durup suluklarımı doldurdum.

IMG_7249

IMG_7245

Mazı meydanına vardığımda yeraltışehrinin tadilatta olduğunu gördüm. Tam köykahvesine yönelmiştim ki içeriden biri seslendi. Gittim ve açık olduğunu ve gezdirebileceğini söyledi. Şerafettin abiyle uzunca bir süre yeraltı şehrini ve mezarları gezdik. Sonrasında da köy kahvesinde çay içtik. Günlerdir duş alamamıştım ve bu konuda bana yardımcı oldu. Ayrılırken bahşiş konusunu açıncs 5 tl ile durumu kurtarabildim.

IMG_7252

IMG_7264

IMG_7277

IMG_7288

IMG_7289

IMG_7296

IMG_7302

IMG_7307

IMG_7311

IMG_7320

Sonrasında geldiğim yolun bir kısmını geri dönerek diğer yolu takip ettim ve Kaymaklı’ya ulaştım. Buradaki yeraltı şehrini Müzekartım ile ücret ödemeden gezdim. Ayırt edici bir özelliğini göremedim.

IMG_7333

IMG_7335

DCIM101GOPRO

Sonrasında tekrar bisikletime atlayıp Derinkuyu’ya gittim. Burası zaten bildiğim biryerdi. Müzekart geçerli olduğu için yeraltı şehrini tekrar gezdim. Bölgeye gidenlere tavsiyem Mazı yeraltı şehrini görmeleridir. Şuan tadilatta ancak bahşiş ödeyerek gezebiliyorsunuz. Özellikle Mazı’nın bacalarında (asansör sistemi) tırmanmadan dönmeyin derim. Bu sistemi Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirlerinde göremedim. Tadilat tamamlandığında bu bölümlerin güvenlik nedeniyle ziyarete kapatılması sürpriz olmaz.

Sabahtan beri gofret yiyerek yolculuk ettiğim için güzel bir market alışverişimi yaptım ve bir kahvehanede aldıklarımın bir kısmını yedim, tabletimi şarj ettim. Bu sırada internetten rotamı ve yolum üzerinde olan Narlıgöl’ü araştırıp kamp şansımı orada denemeye karar verdim.

20140727_152227

Hafif yokuşlar çıkarak ulaştım ve hoşuma gitti. Yol üzerinde karşı yönde çilek satıldığını gördüm. Yanlarına gidince tur hakkında konuştuk kısaca. Kasa çileğin 10 tl olduğunu öğrenince ziyan olmasın diye çeyrek kasa vermelerini rica ettim. Ücretini ise kabul etmediler. 2,5 tl için sevinilmez ancak böyle yardımsever insanlarla karşılaşınca insan ayrı bir mutlu oluyor yollarda. İçim kıpır kıpır enerji doldu ve tekrar selamlayıp yoluma devam ettim.

DCIM101GOPRO

IMG_7343

Narlıgöl yoluna kadar rota güzel ve zevkli.

IMG_7345

DCIM101GOPRO

Narlıgöl tabelasından sapınca ise kendini hissettiren bir yokuş var. Ayrıca bu yol üzerinde iki adet jeotermal otel bulunmakta. Narlıgöl krater gölüydü ve jeotermal alan. Yokuşu çıkıp gölü gördüğümde karşı kıyının kamp için uygun olduğunu gördüm. Güzel bir manzara için yarın güne yokuşla başlamayı göze aldım ve gölün karşı kıyısına doğru inen yolu takip ettim. İlk başta oldukça kalabalıktı. Mobiletleriyle gelen genç tayfa, kuş modeli ve beyaz renkli arabalarının kapılarını açıp son ses arabesk müzik dinleyen iki amca, çocuklarını göre sokmak için gelen gurbetçiler, üstünde branda gerili kamyonetleriyle günlerdir burayı mesken tuttukları belli olan aile… Bir süre ayaklarımı suya soktum, girmeye çekindim. Su bulanık görünüyordu. Bazı yerlerde suyun içinde baloncuklar yükseldiğini görebiliyordum. Göl kuytuda kaldığından kısa süre içerisinde güneş kayboldu. Ben de hemen çadırımı kurup malzemelerimi yerleştirdim, deniz şortumu giyip göle koştum.

DCIM101GOPRO

DCIM101GOPRO

20140727_191658

Gece hava çok serindi. Neredeyse tuluma girecektim. Ortamın çok ıssız olmasından dolayı ilk başta tedirginlik yaşasam da kesik kesik ancak verimli bir uyku çektim.

Kapadokya’da üç gündür kısa mesafe pedallamam nedeniyle dinlenmiş durumdaydım. Bu nedenle boş gün bırakmadan yoluma devam edebilecektim.

Günlük İstatistikler

TRP 74.35

TOT 10303

TRPTM 5:23:23

AVG 13.79

MAX 53.37

Konya – Kapadokya – Adana – Antalya Turu 7. Bölüm (Rose Valley – Paşabağı – Avanos – Ürgüp)

IMG_7088

Sabah 05.00 gibi bir köpeğin havlama sesine uyandım. Uzunca bir süre havladı. Uyku sersemliliğimi üzerimden atımca etrafta gürültü olduğunu farkettim. Sürekli çalışan bir motor sesi gibiydi. Uyukladığım bir sırada çadırın içinin aydınlandığını ve araç seslerini farkettim. Benim olduğum bölüme de iki tane balon getirmişlerdi.

IMG_7048

IMG_7050

Matımı ve kameralarımı alıp dışarı çıktım. Balonları önce vantilatör kullanarak hava ile doldurdular. Sonrasında ise içerideki havayı ısıtarak kaldırdılar ve uçtular. Alçak uçarak tam üzerimden geçen bir balon kaptanı ve yolcularla selamlaştık! Balonları bir süre izledikten sonra ben de çadırıma geçip hazırlanmaya başladım.

IMG_7055

IMG_7060

IMG_7069

IMG_7071

IMG_7081

IMG_7084

İlk olarak Çavuşin kilisesine uğradım, görünüşe göre kapalıydı.

IMG_7093

Sonrasında “Paşabağı” tabelasını görüp toprak yola saptım. Paşabağı ücretsiz gezilebilen biryer. Üzüm bağları ve peri bacaları birarada. Ücretsiz olmasından olsa gerek bölge kirli. Yerdeki çöplerin bazılarında japonca karakterler olduğunu farkettim. Yabancılar da bize uymaya başladılar galiba. Etrafta çöp kutusu, poşeti gördüğümü de hatırlamıyorum ayrıca.

IMG_7096

IMG_7104

IMG_7106

IMG_7111

IMG_7115

IMG_7118

IMG_7124

IMG_7125

IMG_7129

Ardından tekrar bisikletime atladım ve Zelve’ye gittim.

DCIM101GOPRO

Beklediğimden çok daha güzel çıktı. Üç vadiden oluşuyordu. Rotalar üzerinde bilgi veren taşlar mevcut. Yazıt gibi. Bu sayede detaylı olarak gezilebiliyor. Göreme gibi canlı freskler yoktu. Ancak benim ilgimi çeken üçüncü vadideki yerleşim yerinin 1952 ye kadar köy olarak kullanılmış olmasıydı. Görkemsiz olsa da kayalara oyulmuş bir cami de var.  Kapadokya’da yaşamın nezman başladığı net olarak bilinmiyor ancak zelve’de ne zaman son bulduğu biliniyor.

IMG_7134

IMG_7144

IMG_7150

IMG_7158

IMG_7166

IMG_7173

IMG_7169

IMG_7178

Zelve’den sonra Avanos’a gittim. Avanos’tan beklentim yoktu ancak çok beğendim. Ortasından geçen ırmağı çok güzel değerlendirmişler. burada saat 15:00’e kadar bir kahvehanede ve Mc Donalds’ta vakit geçirdim.

20140726_111822

Sonrasında ise Ürgüp’e gitmek üzere yola çıktım. Başlangıcında %10 yazan efsane, uzun bir yokuş çıktım bence %10 değildi.

DCIM101GOPRO

Sonrasında da yine aynı eğimde yokuş indim ancak iniş mükemmeldi. Çok güzel virajlar vardı ancak GoPro takılı değildi.

Ürgüp’e varınca bir süre Tourist Information aradım. Bulmakta çok zorlandım. Bulduğumda ise pek işime yarayacak bir harita elde edemedim. Merkezi turlarken adını duyduğum (Forsquare aracılığı ile) bir pastane gördüm ve durup dondurma yedim. Sonrasında günü sonlandırmak için Mustafapaşa’ya doğru pedalladım.

Hava çok kötü olduğu için kendime en az bir saat mağara türü bir kapalı alan aradım. Zor da olsa bulabildim ve içine çadırımı kurdum.

20140726_184359

(Zelve’den sonra çektiğim tüm fotoğraflar iso ayarından dolayı beyaz patlamasına kurban gitti.)

Günlük İstatistikler

TRP 39.51

TOT 10229

TRPTM 3:28:00

AVG 10.87

MAX 53.37