Vodafone İstanbul Maratonu 2016

Dün (sanırım yayınlanana kadar birkaç gün geçmiş olacak); toplamda dördüncü, İstanbul’da üçüncü maratonumu koştum. Epeydir buralara yazmayı unutmuşken koşu anlamında önceye göre ilerleme kaydettiğimi farkettiğim bu yarışı, henüz detaylarını unutmamışken yazmak istedim. Teknik bilgiler içeren raporlar yazma konusunda eskisi gibi istekli değilim, takip etmekte olanlar farkında. Daha çok günlük tarzına kaymaya başladı burada ve diğer ortamlarda yazdıklarım. Ama bu raporu yazmak için gereken istek şuan içimde mevcut ve ben elime geçen bu fırsatı değerlendirmek istedim.

Yarışa kayıt olmamda ilk etki daha önce olduğu gibi yine Cem’den geldi. Kendimce bir plan yapıp hazırlanmaya başladım. Bu plana göre önce haftada 3 tane 10k’yı rahat koşabilecek düzeye ulaşacak, ardından haftasonlarıma ekleyeceğim uzun koşular ile hazırlıklarımı sürdürecektim. Uzun koşularımı her hafta 5k arttırarak yarıştan 2-3 hafta önce 35k koşabilmiş olmayı planlıyordum.

Tabi durumlar planladığım gibi gitmedi. Planımı saptıran ilk olay bu planı yaptıktan hemen sonra iki haftalık izne ayrılıp bu süreyi Karia Yolunda geçirmem oldu. Ayrılana kadar elimden geldiğince mesai çıkışlarında spor salonuna giderek eliptik bisiklet ve koşu bandında çalıştım. Dışarıda koşmak kadar etkili olmasa da günden güne toparlandığımı farkedebiliyordum. Karia Yolunda, sol bacağımda başlayan enfeksiyon beni epey düşündürse de Ankara’ya döndüğümde neredeyse tamamen iyileşmiştim.

Hemen açıkhavada koşmaya başladım. Fiziksel olarak iyi dönmüş olmamın avantajı ortadaydı. Eskiye göre daha rahat ve biraz daha hızlı koşuyordum. Önceki planımı tutturmam mümkün olmadığı için kendime, yarıştan iki hafta önce 30k koşmuş olacağım yeni bir plan yaptım. Bu plan ise 25k koştuğum hafta üşütüp hastalanmam nedeniyle kesintiye uğradı. Uzun koşuda istediğim mesafeye ulaşamamış olsam da 10k antrenmanlarımı son haftaya kadar sürdürdüm. Yarıştan birkaç gün önce ise son olarak 5k koştum.

11 Kasım Cuma sabahı İstanbul’da idim. Aynı gün; yani maraton fuarının ikinci gününde fuara giderek yarış malzemelerimi aldım. Maraton bankolarında sadece birkaç kişi, 10k ve 15k bankolarında ise makul bir sıra vardı. Fuarı dolaştım ancak çok içime sinmedi nedense. Önceki yıllarda daha güzeldi bence ama eksiklik neydi derseniz bu konuda fikrim yok açıkçası. Belki standlardan verilen hediyeler, eşantiyonlar eksikti, yoktu bu sene. Yada bana vermediler.

Fuarda Ömür’le buluşup makarnamızı yedik, sohbet edip planlar yaptık, doyasıya mini golf oynadık. Tekrar turladıktan sonra ayrıldık.

Ertesi günü oldukça iyi dinlenerek geçirsem de bir kaldırımdan inerken az kalsın ayak bileğimi burkuyordum. Bunun hissi bile kötüydü. Neyseki tam olarak burkulmadan kendimi toparlayabildim. Korkmuştum, sakinleşip bu olayı aklımdam çıkarmam birkaç dakikamı aldı.

Yarış malzemelerimi uzun süre önce belirlediğim için bunları hazırlamam kolay oldu. Tek sıkıntı yaşadığım konu klasik bağcık yerine quicklace bulunan ayakkabıma yarış çipini takmaktı. Bunu evde bulunan, pişirme poşetlerinim telleri yardımıyla hallettim. Zamanla, sarsıntıdan dolayı bu tellerin açılıp çipin ben farketmeden düşme ihtimaline karşı ise çipi ince bir kurdela ile bir ucundan yine ayakkabıma bağladım. Sistem güzeldi, yarışta sorun yaşamadım.

Yarıştan önceki gece evden uzak kalmış olmamın etkisiyle yemeği fazla kaçırdım. Gece saat 23:00’te ben hala kestane ve süt mısırı yemeye çalışıyordum. Diğer yandan heycanlıydım. Bu uyumamı geciktirdi, 01:00 gibi ancak uykuya dalabildim.

#malbeyanı Ne kadar özlemişim eşyalarımı şöyle dizip, tepesinden fotoğrafını çekmeyi. Ayakkabı, çorap, tayt, içlik, bel çantası, elektrolit, jel, buff sanırım tamam. Fotoğrafta, koşarken üzerimde olacakların fazlası var, eksiği yok. Tabiki fotoğrafı çeken telefonu saymıyorum 😛 Soğuk, yorgunluk, hastalık derken büyük gün yeniden geldi çattı. Ve İstanbul Maratonu'na kaldı sana mı sana birkaç saat! Geriye sadece biraz uyku ve sabah uyanmak kaldı. Benden başka Pazar sabahının köründe kalkacak olan çılgın varsa bir zahmet beni de arasın, yoklasın 😛 #kosu #kosmak #istanbulmaratonu #istanbulmarathon #run #running #runner #marathon #marathoners #travel #traveller #travelgram #runninggear #equipment #outdoor #longdistance #42k #istanbul #happiness #mutluluk #nutrition

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

05:30’da çalan alarmın sesine uyandım. Tuhaf bir şekilde kafamda Trabzon’da bulunduğum süre fazlaca maruz kaldığım bir şarkı çalmaktaydı. Oysa bu parçayı en azından bir yıldır hiç duymamıştım, müzik zevkime hitap eden bir parça da değil. Sanırım birkaç gün önce birisiyle yaptığımız Trabzonspor konuşmasının kalıntılarındandı.

Boğazlarım geçen senenin aksine bu defa sağlamdı, hazırlanmaya başladım. İki dilim peynirli ekmek yedim ve çay içtim. Yanıma içine elektrolit tablet koyduğum yarım litre suyu ve muzu aldım; yarıştan önce yemek için. Yarış alanının Beylerbeyi girişinde ineceğimi önceki katılışımdan biliyordum ancak oraya vardığımızda başlangıç zamanına bir buçuk saat olduğu için arabada annem ve babam ile oturup zamanının geçmesini bekledim. Bu sırada köprüye çıkan ve yaya girişine açık olan yolu polisler kapatmaya başladılar. Öncesinde gelenlerin üstünü arayarak içeri alırlarken sonrasında gelenleri bekletmeye başlattılar. Ortada tuhaflık vardı çünkü bu insanlar hazırlanıp, çantalarını otobüslere teslim etmek ve hatta ısınmak için oradaydılar. Yarış vakti yaklaşmasına rağmen polis koşucuları alana sokmamakta ısrarcıydı. Saat 08:00’de ailemle vedalaşarak ben de kalabalığın arasına katıldım. Polislere eşya otobüslerinin 08:30’da kalkacağını, o zamana kadar hazırlanıp teslim etmemiz gerektiğini yineledik ama yine derdimizi anlatamadık. Aralarından birisi “iyi koşucular varmış, onlar dışında kimseyi almayın dediler, kartınız varsa gösterin alalım” dedi. Saat 08:10’da kendileriyle konuşan koşucuların da etkisiyle içeri alınmaması gereken grubun “kahramanlar koşusu” na katılacak olanlar olduğunu farkettiler. İçeri alım başlayınca ise izdiham nedeniyle birçok kişi içeri üstü ve çantaları kontrol edilmeden girmiş oldu.

unknown
Yaşasın Alpinizm!

Ben hemen çantamdan gerekli malzemeleri üzerime aldım, üzerimdeki fazlalıkları çantama doldurdum ve otobüslerin kalkmasına sadece beş dakika kala teslim edebildim. Sonrasında ise Cem ve Emre ile buluştum. Cem 42k, Emre 15k koşacaktı. Yarış başlangıcına kadar sohbet edip, dakikalar kala yerlerimize geçip başlangıcı bekledik. Start alanındaki kişi sayısı önceki iki seneye göre az geldi bana.

unknown2
Bir yıl sonra yeniden. Cem, Emre ve ben.

Start verildi ve başladık. Yine köprünün iki şeride düşürüldüğü yerde insanlar sıkıştı ve burada koşuyu bırakıp yürümek durumunda kaldık. Sonrası ise önceki yıllarda olduğu gibi. Boğaziçi Köprüsünde koşuyor olmak harika bir his, ne zaman buradan geçsem mutluluk duyarım. Köprüyü geçip yükselmeye başladık. Barbaros Bulvarında uzun bir iniş yapıp Beşiktaş’a, Dolmabahçe’de Ata’ya selam çakıp Karaköy’e ulaştık. Organizasyon sponsoru Nike, Galata Köprüsü’nü harika bir hale getirmişti, burada koşmaktan çok zevk aldım.

15025632_1241978475861968_5863001952388662252_o
Cem ile Galata Köprüsünündeyiz.
14959192_10205673714801305_557436970_o
Emre, Galata Köprüsünde. Bu defa hesaplarımız tutmadı, start sonrasında buluşamadık.

Köprüden hemen sonra 10k finişi ile sayımız biraz azaldı. Buradan Eyüp’e doğru devam ederken 15k koşucuları bizden ayrılınca katılımın az olduğu daha bariz şekilde ortaya çıktı. Tekrar birleştiğimizde ise kalabalık tekrar arttı. Burada bulunan istasyonda kalabalığın etkisiyle su kalmamıştı.

15k koşucularından tekrar ve son kez ayrılarak Kumkapı’ya yöneldik. Saatim fırtına uyarısı vermeye başlamıştı. Cem temkinli gitmek isteyip yavaşlamayı önerse de ben 6:00 pace civarı koşmak konusunda ısrarcıydım. Antrenmanlarımı bu şekilde yapmıştım ve diğer yandan Cem’i bu şekilde 25k istasyonuna taşıyabilirsem kalan kısmı yürü-koş yaparak bitirebileceğini düşünüyordum. Uzun inişi tamamlayıp Kumkapı Sahiline ulaşınca kendimize tavşan atlet olarak bir çift belirledik. Ataköy Sahilindeki dönüş noktasına kadar güçlü denilebilecek rüzgara karşı koşmamız gerekti. 20k’dan sonra Cem ile birer elektrolit sandoz kullandık. Jel ve besin alımımız, zamanlamamız ise tamamen birbirinden farklıydı. Cem, yanında sadece jel taşıyıp bunları istasyonlarda verilen meyveler ile desteklerken ben yanımda çikolata ve jel taşıyıp aynı şekilde istasyonlardan meyve alıyordum.

25k’civarında tavşan çiftimiz tempolarını iyice düşürünce Cem yorulmuş olmasına rağmen tempoyu düşürmemeye çalışarak dönüş noktasına ulaşmayı hedefledim. Yaklaşık 28k’da bulunan dönüş noktasına beraberce ulaştık. Dönüşten sonra 06:05 – 06:10 pace ile koşmaya devam ettim. Burada Cem ile aramız açılmaya başladı, saatime bakarak süreyi hesapladım ve buradan sonrasını tamamlayabileceğini düşünerek yavaşlamadan devam ettim.

Rüzgarı arkama alacak olmamın benim için avantaj olacağını düşünmüştüm ancak rüzgarın serinliğinden faydalanıyor olduğumu unutmuştum. Bu noktadan itibaren sıcaklamaya başladım. İstasyonlardan aldığım su ve süngerler ile saçlarımı ve yüzümü sık sık ıslatarak serinledim. 15k’dan itibaren taytım cildimi tahriş etmeye başlamıştım. Bu risk oluştursa da çok kötü duruma gelmeden yarışı tamamlayabilmeyi umdum. Bundan başka yapabileceğim birşey malesef yoktu.

30k istayonuna gelince masalar arasında yürüyerek jeli kullandım ve su içtim. Arkamda Cem görünmüyordu, koşarak devam ettim. Artık benim de tempom düşmüştü bu zamana kadar korumaya çalıştığım 6:00 pace değerini artık hiç koruyamayacağımı anlamıştım. Önemli değildi, bitişi görebilirdim ancak biraz gayret ile kendimce güzel bir süre de çıkarabilirdim. Bir an midem bulandı, kusacak gibi oldum. Karnımda şişkinlik vardı ama sebebini bulamadım. Çok su içmemiş olmalıydım, fazla yemek zaten yememiştim, elektrolit alımım da kendimce yeterli durumdaydı. Kısa süre sonra nemli tenimin kupkuru hale döndüğünü görünce yeterince sıvı alamadığımı anladım. Bir sonraki istasyonda bolca su içtim, peşinden başka su alıp içine elektrolit sandoz koyup kapağını kapattım ve koşumu sürdürdüm. Sürekli ileride hedef belirleyip koşmaya çalıştım. Bir ara benim dışımda herkesin yürüdüğünü hatırlıyorum.

Kumkapı Sahili’ne tekrar ulaştığımda içimde bir yarışı bitirdiğimde ortaya çıkan mutluluğun kıvılcımları çakmaya başlamıştı. Koşumu sürdürerek Çatladıkapı’ya sonra da hiç fena görünmeyen Sarayburnu Fenerine ulaştım. Son istasyonda son kez jel kullanıp su içtim, saçlarımı ve yüzümü ıslattım, devam ettim. Yol hafif yükselerek sola saptı ve Gülhane Parkına yöneldi. Burada Özcan’ı gördüm, tanıdık yüz görmek o an çok güzel geldi. Peşinden yaya girişine kapatılmış parka girdim.

Sağımdan esen rüzgar ile Gülhane Parkı bir hayal, bir film sahnesi, bir roman sayfası gibi güzeldi, bu güzelliği anlatamayacağım… Ben dümdüz koşarken, yapraklar esen rüzgarla birlikte bana dik olarak kayıp gidiyorlardı. Sonbaharın ıssızlığını ve doğanın ölümünü hissedebiliyordum. Keşke tam o noktada çekilmiş bir fotoğrafım olabilseydi. Oldu.

15153026_10209844396759936_1627183345_o
Gülhane Parkı.

 

15129921_10205673543317018_226221510_n
Cem, Gülhane Parkında.

 

15146849_10205673542877007_536494314_o
Gülhane Parkı çıkışı, Sultanahmet Meydanına çıkan yokuşun başlangıcı.

 

Park çıkışında bir fotoğrafçıya poz vererek devam ettim. Bitiş için tempomu biraz daha arttırarak sabitledim. Park çıkışında, Sultanahmet yokuşunda inanılmaz bir destek vardı. İnsan gerçekten anlatılması imkansız bir güç hissediyor böyle desteği görünce. Desteği görünce; ayaklarım yere daha sağlam basar, yükselmemesi için sürekli dikkatlice dinlediğim nabzım duyulmaz, kaskatı kesilmiş kaslarım yeniden yaylanmaya başlar oldu. Evet, güçlü hissediyordum. Öyle olduğumu da insanların bakışlarından çok net anlıyordum. Yokuş bitip karşımda düzlüğü görünce herşey bitmişti artık. İnsanlara elimi uzatıp mutluluğumu paylaşarak bitiş kapısına devam ettim. Ansızın solumda Emre’yi gördüm, bu defa video çekmiyordu, selam verip geçtim. Mutluluktan kolumdaki saatimi durdurmak son anda aklıma geldi. Ortam çok sakindi. Alanda bulunan birinden bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğrafımı çekmesini istedim. Bitirir bitirmez, madalyamı, poşetimi bile almadan…

15037332_10209811868546751_5350069033010258878_n

Sonrasında poşeti aldım. Madalyalar bu sene poşet içerisinde değil, elden dağıtılıyordu. Finish tagı etrafında Cem’i beklemeye karar verdim ancak rahatsız edici ağrılar hissediyorum. Bir kenara çöküp beklemeyi düşündüm ancak çömeldiğimde de ağrılar aynı şekilde devam ediyordu. Bu şekilde, esneme hareketlerini yapmaktan kaçamayacağımı anladım.

Cem 40k’da olduğunu belirten bir mesaj yollamıştı. Ben de ona yarışı bitirdiğinde beni bulabilmesi için esneme hareketleri yapacağım yeri söyledim. Ben hareketlerimi tamamladığımda Cem’de yarışını tamamlamıştı.

unknown7
Cem ile final pozu.

Hızlı bir sohbet ve tebrik faslından sonra eşya teslim noktasına gidip çantalarımızı teslim aldık ve Emre ile buluştuk.

unknown3
Bu sene madalyalarımızla mutluyuz 🙂

Peşinden Emre’nin evine geçtik. O gece uçak ile İstanbul’dan ayrıldık. Ertesi sabah yorgun ve uykumu alamamış şekilde uyanacak olmama rağmen gitmem gereken bir mesai beni bekliyordu.

Olsun! Ne de olsa ağrılar diner, acılar geçer, yaralar kapanır, yorgunluk dinlendikçe kaybolur ancak bu yarışın anısı ömürlüktür.

unknown4
Cem ile havaalanında kaybettiğimiz 5000 kaloriyi telafi etme derdindeyiz.
unknown5
The End.
Advertisements

Runatolia 2016

image

Bundan yaklaşık on yirmibeş gün önce Runatolia 2016’da 3. Maratonumu ve 10. yarışımı koştum. Ciddi anlamda tamamlamakta zorlandığım bir koşu oldu. Bunun tabiki açık nedenleri vardı.

Koşmadan geçirmek zorunda bir aylık sürecin sonunda İstanbul’a dönerken aklıma yarış takvimlerini kontrol etmek gelmişti. Yarışlara bakarken bir hafta sonra Runatolia’nın olduğunu gördüm. Kayıtlar henüz kapanmamıştı. O ana kadar bu yarışa katılmayı hiç düşünmemiştim. Peki 15 günlük iznime bir maraton ekleme fikri nasıl olurdu? Harika olurdu ancak ben otuz gündür hiç koşmamıştım. Yarı maraton koşmak için uzak şehirlere gitme fikri benim aklıma bir türlü yatmıyordu. Bu nedenle gidersem deneyeceğim mesafe maraton olmalıydı. Uygun fiyata uçak bileti ve pansiyon olduğunu görünce de bu etkinliğe katılmaya karar verdim.

Gidiş için Gazipaşa Havalimanına bilet aldım. Şehir merkezinden de uygun fiyata bir pansiyona rezervasyon yaptırdım.

Kendimi zorlamadan, iki antrenmanla kendimi denemeye karar verdim. Bunun için bir 10k, iki gün sonrada 20k koştum. Bu koşulardan sonra umduğumdan iyi hissediyordum. Bu bana Runatolia için umut verdi.

Bu arada yarışın resmi süresinin 5 saat olduğunu gördüm. Geçen seneki sonuçları incelerken yaklaşık 5 saat 30 dakika içerisinde bitirenlerin tasnife alındığını farkettim. Bu İstanbul Maratonuna göre daha sıkışık bir süre anlamına geliyordu. Yarış sürelerimi önemsemesem de, son bölümü kaldırımdan koşmak zorunda kalmak, toplanmaya başlanmış bir bitiş çizgisiyle karşılaşmak, yarış bittiğinde hatıra olarak bir ömür saklanacak madalyayı bile alamamak gibi durumlar saatlerce koşulan bir yarıştan son çok üzücü diye düşünüyorum. Önceki raporlarımı okuyanlar, bu tür durumlardan geçmişte de bahsettiğimi hatırlayacaktır.

Yarıştan bir gün Antalya’ya gitmek için 05:30 uçağına bindim. Bu yüzden saat 03:00’te uyanmam gerekti. Her zaman olduğu gibi yine uyku eksikliği ile koşacağım bir mesafe olacaktı. Gazipaşa’ya hava şartları nedeniyle tahmin edilenden 30 dakika geç inebildik. Bir an için Antalya Havaalanına ineceğimizi düşünsem de böyle birşey olmadı. Gazipaşa yağmurluydu. Antalya yoluna kadar yürüdüm. Otogara gitmek yada otobüslere binmek yerine şansım öncelikle otostoptan yana kullanmaya karar verdim.

Yoldan geçen ilk araba durup beni aldı ve istikamet Antalya! Öğlene doğru Antalya’ya ulaştım ve doğruca maraton fuarının yapıldığı TerraCity’ye geçtim. Fuar en üst kattaydı. 10k ve yarımaraton masalarında uzun kuyruklar olsa da maraton bölümü bomboştu. Hiç beklemeden numaramı aldım.

image

Daha sonra çip, çanta ve t-shirt için uzun bir sıraya girdim ancak çok beklemem gerekmedi. Standart bir ipli çanta ve çok çok kötü bir t-shirt verildi. Böyle bir t-shirt ü giyen birinin koşucu olduğunu yada Runatolia’da koştuğunu anlamak çok güç. Şahsen benim yarış t-shirtlerinden beklediğim ilk özelliklerden birisi bu.

image

İşlemlerimi tamamladıktan sonra mağazaları turladım, yarış için yiyecekler aldım. Maksure ile buluşup makarna partisine katıldık. O gün etrafta tanıdık birilerini göremedim. Parti sonrası falezlere gidip dolaştık. Dinlenmem gerekse de o an yürümek hoşuma gitti ve buna karşı koymadım. Uzunca bir yürüyüşten sonra saatin ilerlemesiyle pansiyona geçip eşyalarımı bırakmak istedim. İyiki de gitmişiz çünkü rezervasyonda sorun çıktı. Neyse ki bunu makul bir şekilde çözebildik. Hatta bu sayede klimalı bir odaya geçtim, iyi ki geçmişim; geceleri çok soğuk oluyordu.

image

Eşyaları pansiyona bıraktıktan sonra tekrar yürüyüşe çıktık. Çok geç vakte kalmadan Maksure’den ayrılıp tekrar pansiyona döndüm. Giysilerimi, yiyeceklerimi hazırlayıp yattım. Kaldığım yer start alanına 2-3 km mesafedeydi. Verimsiz bir uykudan sonra sabah erkenden yola düştüm. Yolda yiyecek hiçbirşey bulamadım. Start alanına vardığımda yarışa bir saat vardı. Bir simitçiden simit alıp karnımı doyurdum, su içmeye başladım. Bu esnada daha sonra farkedeceğim bir hata yaptım. İçtiğim suya çok fazla elektrolit koymuştum.

image

Yarış başlangıcı 15 dakika ertelendi. Start alanına girip Aybastı Ultra balonu ve Dart Vader maskesiyle koşacak olan Özcan’ı buldum. Burada yine bir hata yaptım ve 10k koşucuları arasında kaldığımı farkedemedim. Açıkçası böyle bir başlangıç olacağına dair ne bir bilgi, ne bir uyarı duydum. Start verildikten kısa bir süre sonra kalabalığın ilerlemediğini farkettim. O anda maraton ve yarı maraton çıkışının 10k dan önce verildiğini farkettim. Bundan haberim yoktu. Önümdekilerden yer vermelerini isteyerek zar zor ön sıraya ulaşıp koşmaya başladım. Ben önümdeki kalabalığı farkedince çıkış yapamayacağımı düşünmüştüm ama ilginç bir şekilde insanlar yol açtı ve kalabalığı geçip koşmaya başlayabildim. Ben başladığımda önümde kimse kalmamıştı bile. Kaleiçi yakınlarına kadar Özcan ile beraber koştuk. Sonrasında yavaşlayarak kendi tempoma döndüm. Yavaş yavaş birilerini yakalamaya başlamıştım ancak hala ortalık çok sakindi. Hadrian Kapısı yakınlarında Caribou Coffee frozen ikram ediyordu. Ummadık anda gelen bu frozen bana çok keyif verdi.

Işıklar yakınlarında 5k dönüş noktası vardı ve ortam burada biraz daha sakinleşti. Güzel manzaralar eşliğinde Falezlere, peşinden Düden Şelalesine ilerledik. Şelaleye yaklaşırken 21.1k koşucularından da ayrıldım vr yapayalnız kaldım. Önümde kimse yoktu, arkamda ise bir kişiyi görebiliyordum. Şelaleden sonra sert bir iniş ile plaja indik. Lara plajına bağlanan yola dönüp doğuya doğru koşmaya devam ettik.

Bu kısımda mide kaynaklı bir sorun yaşadığımı farkettim. Karnım dolu hissediyordum ancak halsizleşmeye başlamıştım. Daha fazla yiyecek yada içecek almakta zorlanıyordum. 21.1k dönüşüne yaklaşırken zorlanmaya başladım. Dönüş sonrası yürümeye başlayıp kendimi su içmeye zorladım. Koşumun bundan sonraki kısımlarında kendimi pek toparlayamadım. 20 – 25k arasında kollarımın kuru ve soluk göründüğünü farkettim. Bu aşırı su kaybına işaretti. İlk istasyondan yeterince su alarak devam ettim. Kısa süre içinde cildim tekrar nemli haline döndü. Sonrasında yeniden dehidrasyon sorunu yaşamaya başladım.

Gelirken indiğim sert çıkışı yürüyerek çıktım. Burası düz rotada gerçekten zorlayıcı bir noktaydı. Daha fazla koşamayacağımı anlasam da kendimi sürekli koşmaya zorladım. Artık ciddi ciddi koşuyu tamamlayamacağımı düşünmeye başlamıştım. Koşsam bile mesafe geçmek bilmiyordu, tempon hep düşüktü. O sıralarda bu yarışı bitirebilecek kadar motivasyona sahip olmadığımı farkettim. Kısa süre sonra kramplar yoklamaya başladı. Kullandığım elektrolitler de fayda etmedi. Ben günlerdir hep burada koşmayı hayal etmiştim, bitirmeyi ise hiç düşünmemiştim. 25 – 35. kilometreler arasının nasıl geçtiğimi hala anlayabilmiş değilim. Bu aralık sürekli bırakmayı düşündüğüm ancak bunu nasıl yapacağıma karar veremediğim bir yerdi. Bir Amerikalı, bir Türk ike beraber koştuk bu kısmı. Bir süre arkamızdan ambulans ve polis arabasının takip ettiğini hatırlıyorum, sonrasında kaldırımdan koşmamızı söylemişlerdi.

35. kilometre yakınlarına gelirken saatime baktım ve yarışı beş buçuk saat civarında tamamlayabileceğimi farkettim. Elbette böyle bir planım yoktu ancak koşmayı zar zor sürdürürken geç de olsa bitirebiliyor olmak güç verdi. Tasnife girmek önemli değildi ama bunca cabadan sonra en azından madalyamı almak benim için yeterliydi. Ve bu o an için güzel bir motivasyon kaynağı idi.

Konyaaltı Caddesine yaklaşırken yeniden trafiğe kapalı yollardan koşmaya başladık. Buradan sonra sürekli koşarak yürüme hakkımı bitiş çizgisinden sonraya saklamaya karar verdim. Sona kalan koşuculardan olsam da hiç su sorunu yaşamadım. Hatta 40k civarındaki istasyondan Powerade verdiler. Yollar hala kapalıydı ve devam ederek karşımda bitişi gördüm. Yaklaştığımda soldaki reklam panoları sökülmüştü, biraz daha yaklaştığımda ise halının söküldüğünü farkettim, saatime baktığımda sürenin beş buçuk saate ulaştığını gördüm. Son olarak üst geçit merdivenlerinden bana seslenen Maksure’yi de gördüm.

Artık bitmişti, halınım sökülmüş olması, ortada görevli olmaması, madalya olmamasına üzülecek halde değildim, herşeye rağmen buraya gelebildiğim için mutluydum. Cam Piramite yönelirken yol kenarındaki bir vatandaş bir görevliyi işaret edip “git, ondan madalyanı al” dedi. Cebinden madalya askısı sarkan görevliyi farkedince gidip madalyayı istedim. Ve evet, ödülüm artık ellerimdeydi. Madalyamı alınca kafamdaki tüm olumsuz sorular yok oldu. Buradan hatırasız ayrılmak istemezdim.

image

Kısa bir muhabbetin ardından biraz esnemeye karar verdim. Ancak 25. kilometreden sonra bir an olsun peşimi bırakmayan kramplar yeniden yokladı. Bu yüzden esneyemedim. Bu birkaç gün kas ağrılarıyla dolaşmama neden oldu.

Yarış sonrası Maksure ile çok güzel bir yerde, güzel bir yemek yedik. Sanırım bunu haketmiştim. Yemekten sonra beni pansiyona yakın bir yerde bıraktığında kartımı yemek yediğimiz restorantta unuttuğumu farkettim. Oraya gidip kartı alıp gelmek düşüncesi bile ağır geliyordu ancak yapacak birşey yoktu. Çok ağrılı ve üşümeli oldu.

O gece düşündüğümün aksine çok rahat bir uyku uyudum. Sabah erken uyanıp kahvaltı keyfi bile yaptım. Tabiki ağrılarımdan dolayı gün içinde eğilip doğrulurken, merdiven inip çıkarken oldukça zorlandım ancak bu bana acıdan çok mutluluk veriyordu.O günü de gezerek, güzel manzaralar izleyerek geçirdik.

Antalya en sevdiğim şehirlerden biri. En güzel maceralarım genelde burada son buldu. Bisikletle yada yürüyerek Antalya’ya gelmek elbette güzeldi ancak içerisinden de koşarak geçniş olmak için benim için Antalya’yı daha bir anlamlı hale getirdi.

O akşam yine Antalya’ya doyamadan oradan ayrıldım. Cüzdanımda hala tek kullanımlık bir Antalya Kart saklıyorum. İçinde Antalya olan başka bir macerada kullanmak için 🙂

Artılar

– Madalya Tasarımı

– İçecek, yiyecek, sünger masaları gayet iyi konumlandırılmıştı ve yeterliydi.

– Rota üzerindeki tuvaletler yeterli ve kullanışlıydı.

– Etkinlik alanı çok güzeldi. Tam bir şenlik havası vardı.

– Yol kenarına yerleştirilen tabelalar çok güzeldi. Özellikle başka şehirlere olan mesafeleri gösteren tabela 😀

Eksiler

– Başlangıç çok karmaşıktı. İstanbul Maratonunda olduğu gibi farklı kapılardan çıkış olmalı yada kategoriler aynı anda çizgiye alınmamalıydı.

– Başlangıç süresi ertendi.

– T-Shirt çok kötü.

– Yarış süresi makul şekilde uzun, esnek tutulmalı. Olsun bitsin mantığıyla yaklaşılmamalı. İnsanları spora teşvik etmek istiyorsak kuralları biraz esnetmenin kimseye zararı olmaz diye düşünüyorum.

– Koşu sonrası çantamı bulmakta çok zorlandım. Bıraktığım yerde yoktu. Sahnenin kenarında, hardcase üzerinde birkaç çanta gördüm. Numaralarına bir baktım ki biri benim çantaymış!

– Rota üzerinde koşan koşucu olduğu sürece bitiş çizgisinde görevli bulunmalı.

– Fuar alanı çok sıkışıktı.

Vodafone İstanbul Maratonu 2015

Bir hafta önce ikinci maratonumu koştum. İlk maratonumu da tam bir sene önce yine aynı organizasyona katılarak koşmuştum. Peşinden iki ultra maratona katılmış olsam da bu yarış benim için çok da kolay geçti diyemem. Çünkü ultra maratonlara hazırlanırken uzun koşulara fazlasıyla odaklandım ancak hızımı çok düşürdüm. Hızlanamadığım sürece, süre sorunu yaşayabileceğimi biliyordum. Bu yüzden yarıştan önceki son antrenmanlarımda biraz tempolu koşmaya çalıştım.

Yarıştan birkaç ay önce Cem, kayıt yaptırdığını ve uçak biletini aldığını söyledi. Ben Kapadokya Ultra’dan çok hırpalanmış şekilde çıkacağımı düşündüğüm için kayıt yaptırmaya yanaşmadım. Sonrasında Cem, beraber koşarız diye beni de kayıt ettirdi. Kapadokya Ultra‘yı tamamlayamasam da yarışı gayet dinç ve sağlam bir şekilde noktaladım. Uzun bir toparlanma sürecine ihtiyaç duymadım. İki yarış arasında zaman kısıtlı olduğundan koşabildiğim kadar 21.1k koşmaya çalıştım. Antrenmanlar sırasında hızım hala düşük olsa da yarışı bitirebileceğimi düşünüyordum. Tek sorun son 10 günlük dönemde antrenman yapamamış olmamdı. Son antrenmanım olarak yapacağım hızlı bir kısa mesafe koşusunun yarış esnasında bana faydası olacağına emindim ancak yapamadım. Bunun nedeni ben Trabzon’da iken yağışlı olan havalardı. Koşu malzemelerim yanımda olsa da böyle havalarda koşmayı sevmediğimden koşmadım.

Yarıştan hemen önceki gün İstanbul’a geldim. Otobüsle gelmek zorunda kaldığımdan çok yorulmuştum. İstanbul’a varır varmaz fuara geçtim. Fuarın durumu için “ideal” diyebilirim. Hiçbir konuda aksaklık görmedim, yardım istediğimde yardım alabildim, aradığım standları ve malzemeleri zorlanmadan bulabildim. Boğazım ağrıyordu ancak ben bunun uykusuzluktan kaynaklandığını düşündüm. Oysa öyle değildi. Sabah uyandığımda boğazlarım gayet şişmişti.

Taksim’e otobüsle gitmeyi planlamıştım. Ancak Barbaros Bulvarında yol kesik olduğundan ne yapacağımı bilmez şekilde ortada kaldım. Zaten yabancı olduğum yerler. Yarışa katılamayacağımı düşünmeye başladım çünkü hiçbirşey yapamıyordum. Otobüsten inen birkaç koşucu gördüm. Peşlerine takılmaktan başka çarem yoktu. Koşucuları alana taşıyan otobüslerin de buradan geçeceğini söylediler ve beklemeye başladık. Ne gelen var, ne giden. Bulvardan aşağı yürümeye karar verdik ve içi koşucularla dolu, bekleyen otobüslerle karşılaştık. Buna çok sevindim çünkü ümidimi tamamen kaybetmiştim.

Otobüslere bindik ve bir süre sonra yarış alanına hareket ettik. Alana ulaştığımızda şoför bizi indirmedi ve ısrarla halk koşusunun başlangıç noktasına ilerledi. Ne yaptıysak olmadı. Halk koşusu başlangıç noktası olan Altunizade Köprüsünde indik ve Boğaziçi Köprüsüne doğru yürüdük. Tuvaletler oldukça boldu, sıra beklemeden kullanabildim.

Start alanına ulaştığımda çanta teslimi için pek vakit kalmamıştı. Cem’i aradığımda tuvalet sırasında olduğunu söyledi. Uygun bir yer bulup hazırlanmaya başladım. Giysilerimi giyip yanımda taşıyacağım malzeme ve yiyeceklerimi üzerime aldım. Son bir kontrol yaptıktan sonra eşya otobüsümü buldum ve çantamı verip kurtuldum. Kısa süre sonra Cem, Cihat, Emre ve Sercan ile buluştuk. Cihat’ın yanında vazelin vardı. İlk defa kullandım. Cidden işe yarıyor, bundan sonraki yarışlarda kullanmaya devam edeceğim.

Sohbet muhabbet derken yarış başladı. Barbaros Bulvarına girene kadar hep beraber koştuk.

12208654_10203670763488774_6323795834636165005_n
En önde Emre, arkasında Ben ve Cihad, geride Cem. Fotoğraf: Emre Coşkun

Yokuş aşağı giderken Cihat ve Emre hızlandı. Ben temkinli koşumu sürdürmeye karar verdim. Sercan’ı kaybettim, önümde mi arkamda mı bilemiyordum. Cem ise gayet rahat bir şekilde benimle koşmaya devam ediyordu.

Galata köprüsüne kadar rota gayet güzel. Birkaç bando vardı yolda. İnşaattan duyduğum hilti gürültüsü bile motivasyon veriyordu insana. Tabi yol kenarında durup boş boş bakan dayıları ve insanları İstanbul Maratonunun maskotları saymak gerekiyor.

Galata’nın ardından 10k Finish’ine geldik. Buranın yakınlarında bir istasyonda muz olmasını bekliyordum ancak yoktu. Eyüp’e kadar koşup tekrar geri döndük. Rota aslında buralarda sıkmaya başlıyor ancak Cem’le koşuyor olmak psikolojik olarak çok rahatlık sağlıyordu. Rahat bir şekilde Saraçhane yol ayrımına geldik ve 15k rotasından ayrılmış olduk. Rahat bir tempoyla uzun sayılabilecek olan yokuşu aşıp Yenikapı’ya doğru inişe başladık. Burada bir değişiklik vardı. Sahil yoluna ulaşmadan sağa sapıp metro – marmaray istasyonunun etrafını dolandık ve sonrasında sahil yoluna ulaştık.

Screenshot_2015-11-23-12-13-05-horz
Sırasıyla 2015 ve 2014 rotaları.

Bu uzuuun (Yenikapı – Bakırköy – Yenikapı – Gülhane Parkı)  kısım İstanbul Maratonunun bence en sıkıcı kısmı. Organizasyon son derece keyifsiz bir yolda koşucuları dolandırarak yarışın büyük kısmını buraya yedirmiş. 20k sonrasında Cem hafif hafif zorlanmaya başladı. İlk defa bu mesafelere ulaşmıştı ve açıkçası benim düşündüğümden fazla bile gelmişti. Bir süre sonra tempolarımız farklılaşmaya başladı. Saatime baktım ve yavaşlamamam gerektiğine karar verdim. Böylece Cem ile ayrılmış olduk. Galiba şimdiye kadar koştuğum en zevkli 20k lardan birisi bu oldu.

Tek koşmaya başlayınca başka bir sorun daha farkettim. Muz yoktu. Yeterince jel taşıyordum ancak doğal birşeyler yemek istiyordum. Yarışın bu kısmını muz yiyerek koşmaya odaklanmıştım. Bu esnada karşı yönden gelenlere bakarak Cihad’ı kaçırmamaya çalışıyordum. Destek verici birkaç çift kelime duymayı kim istemez? Biraz karşıya, biraz önüme bakarak giderken karşıdan gelmesini beklediğim Cihad’ı önümde gördüm. Yanına ulaştığımda durumunu sordum. Krampları olduğunu söyledim. Jel yada başka bir yiyeceğimi paylaşabileceğimi söyledim ancak gerek olmadığını söyledi. Yanımızda elektrolit yoktu. Yarıştan önceki gün arayıp, bulamamıştık. Cihad ile selamlaşıp ayrıldık.

Zihnimde muzlar dönüyorken 27,5k istasyonuna geldim. Masada mavi bir leğen var ama şişe yok! Koşa koşa istasyona yaklaşırken bir leğene bakıyorum, bir masaya bakıyorum, sonra kafamı kaldırıp ilerideki masaya bakıyorum, ortalıkta şişe yok! Su yok! Zaten güneş tepemde, dehidrasyon dalga dalga geliyor ama su yok! Görevliye sordum, bitti abi dedi. Sünger aldım ve durmadan devam ettim. Ama aklım suda. O şekilde koşmam mümkün değildi. Bırakmak istemiyordum. Diğer yandan 27,5k’da su bitmişse diğer istasyonlarda da aynı durumla karşılaşabileceğimi düşündüm. Çözüm bulmam gerekiyordu. Yapabileceğim tekşey benden önce geçenlerin yarısını içip attığı suları alıp içmekti. Evet ancak bu şekilde olacaktı. Yere bakarak koşmaya devam ettim. Gözüme kapağı kapalı olan yarısı boş bir şişeyi kestirdim. İçtim, kesmedi. Bir şişe daha aldım yerden aynı şekilde.

Kısa süre sonra dönüş noktasına ulaştım ve tarihi yarımadaya doğru koşmaya başladım. Döndükten sonra biraz koştum ve karşıdam gelen Cihad’la karşılaştım yeniden. Selamlaştık. 30k istasyonuna yaklaşırken istasyonda su olduğunu görüp rahatladım ancak masada başka şeyler de vardı. Jel! Muz ararken kaliteli karbonhidrat jel buldum. Hemen bir şişe su içip ikinciyi aldım ve jelimi yiyerek diğer suyu da içtim.

Sonraki istasyonlarda su vardı. Aradığım muza 35k istasyonunda ulaştım. Bu istasyona kadar zaman açısından bir türlü rahatlığa ulaşamamıştım. Ancak bu noktaya gelince saatime baktım ve kalan mesafeyi yürüyerek de tamamlayabileceğimi anladım. Tabiki bu hesabı yapmaktaki amacım kalan kısmı yürümek değil. Aksilik yaşasam bile yürüyerek bitirebileceğimi düşünüp kendimi mental olarak rahatlatmaktı. Bir tür akıl oyunu yani.

Mesafe azaldıkça koşma isteğim ve enerjim artmaya başladı. Çatladıkapı’da 39k tabelasını kucaklamış, götüren bir görevli gördüm. Henüz zaman varken neyin acelesiydi bu? 40k’da selfie çekinmeyi düşünmüştüm ama istasyonu geçtikten sonra farkedebildim. Sonrasında yarış boyunca hayalini kurduğum Gülhane Parkına ulaştım. Geçen sene koşucular hariç girişlere kapatılmıştı ancak bu defa oldukça kalabalıktı. Koşmak zordu. Bazen insanlara slalom yaparak gidiyordum, bazen de birbirini fotoğraflayan insanların arasına dalıyordum.

Gülhane çıkışından sonra Finish’e kadar olan kısım adeta yarışın ödülü. Etrafı insanlarla dolu, bariyerlerle çevrilmiş bir yolda koşarak Sultanahmet Meydanına ulaşıyorsunuz. Parkur boyunca en çok destek verilen yer de burası. İnsan gerçekten “iyiki koşuyorum” diyor. Bitiş için tempomu arttırırıp yokuşu çıkarak bitiş düzlüğüne ulaştığımda önce bana seslenen Sercan ile karşılaştım. Sonrasında Emre ve Cem. Benim videomu çekiyorlardı… Emre’nin uzattığı bayrağı farkedemedim.

Bugün ikinci maratonumu koştum (caps'li :P). Sabah 5'te uyandım ve kalktığımda boğazım şişmişti. Durakta otobüs beklerken kucağıma çıkan kedi elimi ısırıp terledikçe oldukça kötü sızlayan minik yaralara neden oldu. Peşinden bindiğim otobüsten trafiğe kapatılan yollar nedeniyle bilmediğim bir yerde inmek zorunda kaldım. Şans eseri bekletilen maraton otobüslerini buldum ve bu sayede start alanına gittim ama ne gidiş. Şoför tüm ricalarımıza rağmen bizi ısrarla halk koşusunun yapılacağı yere bıraktı. Buradan 1,5k yürüyerek alanımıza döndük. 27,5k istasyonunda su kalmamıştı. Devam edebilmek için benden önce koşanların yarısını içip attığı şişelerde kalan suları içtim. Aynı şekilde muz da kalmamış. Geçen sene nasıl muz yemekten bıktıysam bu sene de jel yemekten bıktım. Sanırım ben hiç rahat rahat bir koşuya giremeceğim. Daima birşeyler aksıyor 🙂 Tüm bunlara rağmen güzel anılarla koşumu tamamladım. Tanıdığım insanlarla koşmak hep istediğim ancak yapamadığım bir hayalimdi. Start alanında Cem (@cmssmn), Cihat, Sercan ve Emre (@byhemsirem) ile olmak hatta yarışın yarısını Cem ile koşmak çok güzeldi. Cem, tekniğin iyi ama geliştirmen gerek 😛 Ekip olarak da güzel iş çıkardık. Ve sabahın beşinde kalkıp bana hazırlayan Özgür'ü (@ozguratolye) unutmamak lazım. Bunu da sapasağlam tamamlayabildim. Yarış bittiğinde hala gidebilecek durumdaydım. Bu tabiki ultra antrenmanlarımın ve yarışlarımın sonucu. Diğer yandan ise eskiye göre daha yavaşım. Ancak hala yeterince, yarışı tamamlayabilecek kadar hızlıyım 🙂 Detaylı raporumu ilham gelince yazacağım ancak bu yarışı kısaca bu şekilde özet geçmek istedim. Ve son olarak, bildiğiniz gibi bu benim ilk yardım severlik koşum. Etkili olabilmesi için bağışlarınıza ihtiyacım var. Belki bana en çok yardımcı olabilecek kişi sizsiniz. Belki de nasıl olayım ben diye geçiştirmek aklınızdan geçiyor ancak bir kutu kola yada dürüm parası ile dahi insanların hayatına dokunabilmeniz mümkün. Bu da olmadıysa, kampanyamın çevrenizdeki yardımsever insanlara ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Miktar önemli değil diyerek şuraya davet ediyorum; http://ipk.adimadim.org/kampanya/CC7468 Sorularınız için bana yazın 🙂

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Kısa bir süre sonra ikinci maratonum artık bitmişti. Çizgiyi geçtiğimde gayet dinçtim. Bir koşucuyla karşılıklı olarak fotoğraflarımızı çektik. Gönüllülerle de çekindik ama çektikleri fotoğrafı ne kadar arasam da bulamadım.

Finisher poşetimi alıp yan taraftaki çimenlik alana geçtim. Biraz esneme hareketleri yapınca kasılan kaslarım rahatladı. Alandan ayrılıp Cem ve Emre ile buluştum. Biraz oturarak biraz gelen koşucuları destekleyerek vakit geçirdik.

Kulandığım Malzemeler

Üst: Kalenji Kiprun Fit İçlik+ New Balance T-shirt (Adım Adım)

Alt: Kalenji Kanergy Tayt + Kalenji Ekiden Şort

Ayakkabı: Asics Gel Noosa Tri 10

Çorap: Kalenji Run Intensive

Jelleri taşımak için : Kalenji Bel Çantası

Telefon için: Kalenji telefon kol bandı

Eksiler:

1. Yolların kapatılacağı belliydi ancak toplu taşıma aracıyla toplanma noktasına ulaşamama ihtimalini düşünmemiştim. Bu ciddi bir sorun oldu. Bu durum en azından araç sürücülerine bildirilip alternatif yollara yönlendirme yapılabilirdi. Yada toplu taşıma araçlarının yarış saatine kadar trafiğe kapatılan yolları kullanabilmesi sağlanabilirdi.

2. Organizasyonda görevli olanlar en azından kendi konularına hakim olmalılar. Şoför defalarca uyarmamıza rağmen bizi alanımızdan 1-2 km uzak noktaya indirdi. İstasyonlarda sigara içen görevliler vardı. Yarışı bırakmak isteyenlerden ısrarla göğüs numaraları istenmiş. Göğüs numarası alındığında toplu taşıma araçlarından ücretsiz olarak yararlanamıyorsunuz. Daha kötüsü; çantanızı yarış sonunda geri alabilmek için göğüs numaranızı göstermeniz gerekiyor.

3. Masalarda su kalmaması. Bu durum yavaş koşucuları zor durumda bıraktı. Nasıl derece için yarışa giren insanlar varsa, güle eğlene koşarak güzel bir yarış tecrübesi elde etmek isteyen insanlar da var. İstasyonlarda biten muzlar da aynı şekilde.

4. Halk yürüyüşü ve Maraton koşucularının numarası aynı renk ile basılınca yürüyüşçüler maraton koşucularının arasına girip yarışa beraber başladılar. Yarışın hemen başında yürümeye başlayan insanlar sıkışıklığa neden oldu. Hatta sözlü sataşmalar yaşandı.

5. Özellikle Yenikapı – Bakırköy arasında yola giren bisikletçiler rahatsız ediciydi. Burada küçük çocuklardan yada ekmek almaktan gelen İsmail Dayı’dan bahsetmiyorum. Gayet donanımlı bir şekilde bisiklet antrenmanına, sürüşüne çıkmış bisikletçilerde gördüm bu davranışları. Koşanlara makas atan mı dersin, sıyırıp geçen mi dersin, iki koşucu yada bariyer ile koşucu arasına zorla burnunu soka soka geçen mi dersin her türlüsü vardı. Madem yol araç trafiğine kapalı ve bisiklet motorsuz bir taşıt ise, organizasyonun görevlendirdiği sağlık görevlileri haricindeki bisikletliler ceza uygulanarak alandan çıkartılmalıydı.

6. Gülhane parkına resmi süre içerisinde insanlar alındı.

7. Poşet içerisinde dağıtılan madalya.

Artılar:

Ülkemizde yapılan birkaç maratondan biri olması dışında yazabileceğim pozitif bir yön bulamadım. 30k’da verilen jeli olumlu bir gelişme olarak düşünüyorum.

İlk defa maraton koşacak olanlara not:

Bu sene organizasyon oldukça kötüydü. Bundan en çok etkilenen kitle yavaş koşanlar oldu. Bu grupta yer alan koşucular genel olarak resmi süre içerisinde eğlenerek koşanlardan ve uzun mesafeyi yeni yeni deneyenlerden oluşuyor.

Şahsen ben, ilk maratonumda susuz kalmak, yiyecek kalmamış istasyonlarla karşılaşmak, apar topar kapatılmakta olan istasyonlardan geçmek, yarışın bitmesine bir saatten fazla süre varken kucakta taşınmaya başlayan mesafe tabelalarını görmek, yaya trafiğine açılmış kalabalık bir yerde koşmaya çabalamak istemezdim.

Koşacak olanların böyle olumsuzluklar yaşandığını bilmesinin iyi olacağını düşünüyorum. Şahsen bu seneki tecrübemden sonra tavsiye isteyenleri bu yarış yerine Runatolia’ya yada vizesiz ülkelerde yapılan maratonlara yönlendirmeyi düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla güzel bir iş çıkarmaktan ziyade “şu maratonu halledelim de gidelim” düşüncesinde bir organizasyon gözlemledim bu sene.

Bana dair;

Yarıştan hemen önce yaşadığım şanssızlık ve olumsuzluklara rağmen istediğim gibi bir sonuç ortaya çıkarabildim. Biraz daha hızlı olabilseydim psikolojik olarak daha rahat olabilirdim ancak şiş boğazıma rağmen yarış boyunca gidişatı elimde tutabilmek bu yarıştaki en büyük mutluluk kaynağım oldu. Nasıl bir ortamda koşacağımı geçen seneden az çok tahmin edebiliyordum. Cem, Cihat, Sercan ve Emre. Benim için bu etkinliğin en güzel kısmı arkadaşlarımla olmaktı. Onlar olmasaydı eminim ki bu yarış daha sıkıcı geçecekti benim için. Umarım başka yarışlarda da beraberce koşabiliriz.

IMG_20151115_150617
Soldan sağa; Ben, Emre, Cem, Cihad, Sercan.

Son olarak; organizasyona emek veren, katkı sağlayan, koşan, yarış öncesinde ve sonrasında iyi dileklerde bulunan herkese teşekkürler.

The North Face Cappadocia Ultra Trail

Özet (80 < Oğuzhan < 110)

Yaklaşık bir hafta önce Cappadocia Ultra Trail’e katıldım. Sonuç olarak tamamlayamadım. Öyleyse bu neyin yazısı? Ne anlatacağım? “110 kilometre” yi nasıl koşamadığımı ve “80 kilometre” yi nasıl koştuğumu anlatacağım.

Neden Cappadocia Ultra Trail?

Henüz yeni doğmuş bir organizasyon. İlk defa geçen sene yapılmasına rağmen yanına The North Face’i alarak gayet iyi işler başardı ve ses getirdi. İlk başta benim ilgimi çeken yarışın yapıldığı konumdu. Kapadokya’da koşuyor olmak, eşsiz bir duygudur. The North Face organizasyonun isim sponsorluğunu aldıktan sonra ister istemez aklımda Ultra-Trail du Mont-Blanc, Ultra-Trail Mt. Fuji çağrışımlar oluşmaya başladı. TNF sponsorluğunda bu yarışlarda nasıl sonuçlar çıktığını koşucular gayet iyi bilirler.

Neden 110k?

Yarışmaya katılmaya karar verdikten sonra sıra geldi parkur seçimine. Elimde ne var, baktım. Tecrübeli bir koşucu değilim.

Nike Run Istanbul 7k
New Balance Büyükada 11k
Geyik Koşuları 28k
İstanbul Maratonu 42.2k
İstanbul Yarı Maratonu 21.1k
Kaçkar Ultra Trail 45k

30k’yı direk olarak listeden eledim. Hızlı gitmek ve derece yapmak gibi bir derdim hiç yoktu. Eğlenerek uzun koşabileceğim bir parkur arıyordum. Kaçkar Ultra’da ki durumumu düşündüm. 45k ardından gayet iyi durumdaydım ve 60k koşabileceğimi biliyordum. Eğer ki listede 60’da uzun 80k gibi bir seçenek olsaydı, çok büyük ihtimal bunu seçerdim. Ancak olmadığı için 110k’da yarışmaya karar verdim. Gidebileceğim kadar gidip,  gerektiğinde yarıştan çekilebilecek psikolojiye sahip olduğumu düşünüyordum. İşler yolunda gitmezse, kendimi hırpalamadan yarışı noktalayacaktım.

Hazırlık

Programlı koşmayı sevmiyorum. Hava çok soğuksa yada sıcaksa, yağmurluysa çıkıp koşmak bana göre değil. Büyük anormallikler beni koşmaktan soğutuyor. Kayıttan sonra 20k’lık koşular yapmaya başladım. Güzel de gidiyordum ancak asfaltta yaptığım bir 30k+ denemesi sonrasında dizlerimde ciddi bir ağrı başladı. Her koşudan sonra günlerce sürüyordu ve koşu başlangıçlarında ısınana kadar beni zorluyordu. Bu şekilde başıma iş açacağımı düşünmeye başlamıştım. Kapadokya’da koşamama ihtimalim ürkütücüydü.

Diz ağrılarım nedeniyle koşularımı çok azaltmışken nasıl olduğunu anlamadım ancak yaz bitti ve havalar aniden soğudu. Günlerce hava kapalı ve yağışlıydı. Bu tür havalarda tereddütsüz olarak koşmayı bırakıyorum. O zaman da öyle yaptım ve birkaç hafta koşmadım. Güzel havalar geri döndüğünde yarışa artık çok az süre kalmıştı. Uzun bir deneme yapmak istedim ancak yüksek nabız ve halsizlik nedeniyle 10k’da bırakmak zorunda kaldım. Moralimi bozmadım ve iki gün sonra 40k koştum. Koşu sonrası gayet iyi durumdaydım. Dizlerimdeki ağrıdan eser yoktu. Son derece antrenmansızdım ancak sağlam bir vücuda sahiptim. Bence bu, ilk ihtimalden daha güzel.

Yarışa Doğru

Yarıştan önceki hafta da çeşitli talihsizlikler yaşadım ve almam gereken bazı malzemeleri geç almak zorunda kaldım. Öyle ki, bazı giysileri deneyemedim bile. Ve son olarak da üç gün kala uyku düzenim bozuldu.

Merhaba Kapadokya

23 Ekim, öğlen saatlerinde Nevşehir Havaalanındaydım. Organizasyonun aracıyla havaalanından Ürgüp’te bulunan fuar alanına gittim. Kayıt merkezi ortada yoktu. Sora sora buldum ve kayıt işlemlerime başladım.

IMG_20151023_145041.resized

Gayet sistematik çalışıyorlardı. İlk masada doldurmanız için bir form veriliyor, ikinci masada malzeme kontrolü yapılıyor ve belge imzalanıyor, üçüncü masada ise belge geri alınıp yarış kiti teslim ediliyordu. Malzeme kontrolü öncesi yedek pil getirmediğimi farkettim ve gidip aldım. Kontrol esnasında, yarışta bardak olarak meyse suyu kutusu kullanıp kullanamayacağını sordum ve “bardak gibi herhangi birşey” kullanabileceğimi öğrendim.

PANO_20151023_170140.resized

Tekrar fuar alanına gidip standları gezdim. Bu arada henüz gözüme çadır kurabilecek biryer kestirememiştim. Daha kötüsü hava soğuk ve kapalıydı. Bookings uygulaması ile “Dede Hostel” ı buldum. 30 küsür tl gecelik ücreti vardı. Gidip konuştum ve ücreti biraz daha düşürerek o gece ve yarıştan sonraki gece kalmak üzere anlaştım. Tavsiye edermiyim? Eğer ucuza kalmak istiyorsanız olabilir. Ancak temizlik ve konfor olarak beklentiyi düşük tutmanız gerekir. Ayrıca ısıtma sistemi de “battaniye verelim abi?” şeklinde çalışıyor.

Odaya yerleştikten daha doğrusu eşyalarımı yığdıktan sonra tekrar dışarı çıkıp eksikleri tamamladım. Ayrıca Ekmek, zeytin ezmesi, domates, salam alarak yarısını sabah kahvaltısında yemeyi, kalanı da ekmek arası yaparak drop bag’e bırakmaya karar verdim. Eksikleri tamamladıktan sonra ilk olarak Teknik Toplantıya katıldım, sonrasında organizasyonun yemeğine katılmak üzere fuarın biraz yukarısındaki yere geldim.

IMG_20151023_194400.resized

Sanırım üç farklı sıra oluşturulmuştu. Bu şekilde oluşacak kalabalık hafifletilmişti. Sohbet, muhabbet, yemek fişi kontrolü derken sıra zaten hızlıca geliyordu. Hava esintili olduğundan hızlıca yemeğimi yedim. Alanın yanındaki mağaralara çıkarak birkaç fotoğraf çektim ve otelime döndüm.

IMG_20151023_194025.resized

Son günlerde uyku sorunu yaşadığım için otel çalışanlarından beni saat 6’da uyandırmalarını istedim. Aynı şekilde annem ve babama da beni uyandırmalarını söyledim, üstüne de alarmı kurdum. Fazlaca temkinli biliyorum ama iki gün önce alarm sesine uyanamayıp öğlene kadar uyumuş, bir gün önce de gün doğmadan uyanıp, havaalanına gelmek zorunda kalmıştım. Hazırlıklarımı tamamlayıp erken yatsam da uyumam kolay olmadı. Sabaha karşı 2-3 gibi geç kalmış hissiyle uyandım. Sonrasında uyumam mümkün olmadı. Böylesine uzun bir yarışa eksik uykuyla girmek hiç iyi değildi. Uyuyamasam da en azından dinlenmiş olayım diye alarm çalana kadar yataktan çıkmadım.

Yarış Günü

Alarmla beraber hızlıca yataktan çıkıp hazırlandım ve karnımı doyurdum. Son derece dinç ve canlıydım. Tüm eşyalarımı büyük sırt çantama doldurdum ve üzerine numaramı yapıştırdım. Bu devasa çantam benim drop-bag’imdi. Bir kahve makinası bulup kahve aldım. İyice kendime getirdi beni.

İsmim onaylanarak yarış alanına girdiğimde artık herşey geride kalmıştı. Eksiklerim ve fazladan aldıklarımla artık yarışa hazırdım. Yüzlerce koşucu içerisinde olmak güzeldi ancak tepemdeki hava beni ürkütüyordu. Yarış başlangıcıyla beraber öğlene kadar yağmur görünüyordu.

Yarış Başlıyor

Zaman hızlıca akıp geçti ve koşu başladı. Kısa sürede şehirden ayrıldık ve dalgalanan toprak araç yolunda ilerlemeye başladık. Bir vadiye girdiğimizde yağmur çiselemeye başlamıştı. Yağış artar mı durur mu derken sırıl sıklam oldum bile. Üstüne yağış iyice arttı ve yağmurluğumu giymeye karar verdim. Yarışın başında en nefret ettiğim şeylerden biri başıma geldi ve tamamen ıslandım.

Ancak dahası vardı. İbrahimpaşa’ya yağmur altında ulaştım. Kola içip, hızlıca birşeyler atıştırdım ve istasyondan ayrıldım. Yine hafif hafif dalgalanan bir toprak yolu takip ederek Ürgüp – Nevşehir yoluna ulaştım. Yolu geçtiğimde Zemi Vadisi girişindeydim. Asıl sürprizle burada karşılaştım.

Yağışın etkisiyle patika çok kaygan hale gelmişti. Koşulamaz demiyorum ancak ben böyle bir zeminde koşabilecek kadar rahat değilim. Özellikle sert iniş ve çıkışlar zaman kaybettiyor, kaydığımda ise bacak kaslarımı fazlasıyla esnetiyorlardı. Gergin geçen bu etap sonrasında Göremeye ulaşıp görevlinin işaretiyle Güvercinlik Vadisine yöneldim. Bu etap toprak bir yolda ilerleyip Uçhisar Kalesinin yamacına keskin bir çıkışla tamamlanıyor. Buradaki kontrol noktası bir mağaranın içinde kurulmuştu ve içerisi oldukça serindi. Burada da hızlıca beslendim ve istasyondan ayrıldım. Saatime baktığımda istasyon kapanış zamanına bir saat olduğunu gördüm. Artık yağmur dinmişti, giysilermin ısınması için bir süre ceketle koştuktan sonra ceketi çıkarak çantama bağladım.

Uçhisar – Göreme etabı sert bir inişle başlayıp, patikalar ile devam ediyordu. Göreme istasyonuna ulaştığımda İstasyonun çok kalabalık olduğunu gördüm. Çok ilginç bir durumda. Bunca insan neden oyalanmış diye düşündüm. Bir süre akıl yürüttükten sonra kadın nüfusunun yoğunluğu, sonra da malzeme olarak daha donanımsız olduklarını farkettim. Göğüs numaralarına bakmak en son aklıma gelen şeydi. Meğer 30k koşucularıymış 🙂 Burada saatimi kontrol ettiğimde istasyon kapanışına 30 dakika kalmıştı.

İstasyon sonrasında önce Göreme Açıkhava müzesine, sonrasında asfalt yolu geçip Akdağ eteklerine yöneldik. Yolu geçtikten sonra Kılıçlar Vadisine girdik ve patika yeniden sertleşti. Açıkçası kemdimi “127 Saat” filminin başrol oyuncusu gibi hissettim. Son derece dar vadiden geçiyorduk. Birkaç yerde merdiven indik. Basamaklar çamura bulandığı için dikkatli olmak gerekiyordu.

Sunset Point yakımlarında 30k koşucularıyla rotalarımız ayrıldı ve Çavuşin’e yöneldik. Akdağ yamaçlarını takip ederek Çavuşin’e ulaştım. Artık süre sorunu yaşamaya başladığım barizdi. İstasyonun kapanışına 15 dakika kalmıştı. Burada çorba olduğunu görünce içmek istedim ancak birkaç küçük yudumdan sonrasını içemedim. Çok zaman kaybettiriyordu. Sert çıkış öncesi batonlarımı elime aldım ve istasyondan ayrıldım.

İstediğim süreyi elde edemediğim için 60k’da bırakmayı ciddi olarak düşünmeye başlamıştım. Zor bir ikinci etap beni bekliyordu ve onca mesafeyi dakika dakika hesap yaparak koşmak istemezdim.

Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor

Batonlarımın kilitlerini açıp çektim ancak ancak ikisi de açılmadı. Daha önce hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Zorladım ancak bu defa birinin kilit mekanizması yerinden çıktı. Çok büyük hata yaptığımı anladım. Batonları kontrol etmemiştim ve bırakma şansım da yoktu artık…

Akdağ’a çıkış çok zorlamasa da tempolu gitmemi engelliyordu. Tepeye ulaştığımda önümde uzun bir düzlük vardı. Koşmak istedim. Birkaç dakika koştum da. Ancak ne önümde yürüyene yetişebilmiştim, ne de arkamdan gelenden uzaklaşabilmiştim. Verimli koşamadığımı anladım. Bundan sonrasında kısa kısa hızlı koşular yaptım. Saatime bakınca zaman açısından sorunum olduğunu farkettim. Tekrar koşmaya başladım. İstasyonu aşağıda gördüm ve beş dakika kala yetiştim.

Hızlı bir beslenme sonrasında Ürgüp’e yöneldim. Burada bir 60k koşucusuyla beraber gittik. Sanırın dizinde sorun vardı. Bir süre sonra ısınmak için hızlandım. Üç Güzellere kadar toprak yolu takip ettim. Burada çok sert bir inişle patikaya bağlandık. Havanın iyice kararmaya başlamasıyla işaretler zor seçilir oldu ve kafa lambamı çıkardım. Gerimde kalan 60k koşucusu kendini toparlamış, bitiş için koşmaya başlamıştı, yanımdan süzülüp gitti. Ürgüp’ü karşıda görüyordum ancak etrafında dolaşıp yaklaşamamak psikolojik olarak zorlayıcı oluyordu. Sonunda anayola ulaştım ve polisin trafiğe kapatmış olmasının rahatlığıyla karşıya geçtim. İşaretleri takip ederek etkinlik alanına yöneldim. Finish yakınlarında beraber koştuğum 60k koşucusunu yakaladım. Başarılar dileyip 110k ayrımına saptım. Eminim çok güzel duygular içerisindeydi o an.

Son ana kadar yarışı 60k’da bırakmak düşüncesi içerisindeydim. Kendimi buna hazırlamakla meşguldum. Ancak yol ayrımından sonra içimde ışık belirmeye başladı.

Yeni bir başlangıç

60k kontrol noktasına girdiğimde Yonca ve Seyran Abi çıkmak için son hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Onları görünce kendime geldim. Görevliden çantamı istemek yerine çantamın yanına gidip açtım, ve eşyalarımı çıkardım. Zaman kaybetmemek için fazla değişiklik yapmayacaktım. Kısa olan patika çoraplarımı çıkarıp yerine uzun çoraplarımı giydim. Giyerken zorladım ve yırtıldı ancak neresinin yırtıldığını anlayamadım bile. Üzerimdeki uzun kollu t-shirt ü de uzun kollu bir içlikle değiştirdim. Taytımı değiştirmedim ancak rüzgara maruz kalma ihtimalime karşı yanıma sentetik bir koşu şortu aldım. Son olarak drop-bag’de duran iki jelimi de yanıma aldım. Sabah hazırladığım ekmek arası domates, zeytin, salamı alsam mı almasam mı diye düşünürken kaybettim. Yarıştan sonra da hiç görmedim nerede olduğunu.

Evet artık hazırdım. İki kola içtim, içerken de masada ne var ne yok atıştırdım. İlginç ama buraya bırakmaya gelmiştim ancak sonradan içim enerji dolmuştu. Biraz çikolata, biraz mandalina, ooo kek de varmış derken bir baktım; Çiğköfte! Görevliye dönüp “buradan ne istersem elime alıp gidebiliriyim?” dedim. “Abi canın ne isterse al git, istediğin kadar.” Birkez daha dönüp baktım. Birkaç tane dürüm, birkaç tane de kutuda çiğköfte vardı. Tam almaya yeltenecekken vazgeçtim. Sindirim sistemimi zorlamak mantıksızdı. Ancak kendime söz verdim. “Yarın sana istediğin kadar çiğköfte!”

Elime bir kutu kola alıp istasyondan ayrıldım. Ancak rota belirsizdi. Organizasyon arabasına 110k rotasını sordum, “hepsi buradan gidiyor, bilmiyorum ki işaretleri vardır” cevabını aldım. Devam ettim ancak 60k rotasında olduğumu biliyordum ve biryerden sapmam gerekiyordu. Yolda gördüğüm birine benden önce geçen oldu mu diye sordum. Evet cevabını alınca rahatladım. Bir süre sonra görevliye denk geldim. Gösterdiği yönden ilerledim. Önüme bir yol ayrımı çıktı. İşaret sol tarafı gösteriyordu ve ileride iki kişi oradan gidiyordu. Tam o yöne gidecekken bir apartmandan iki çocuk seslenip o yöne gitmememi söylediler. İşaretin çevrildiğinden bahsediyorlardı. Öndekilere seslendim. Açıkçası çocuklara inanmakta tereddüt ettim ancak peşlerinden anneleri balkona çıktı ve aynı şekilde işaretin değiştirildiğini ve sağdan gitmemi söyledi.

Yeniden Ürgüp’ten uzaklaşmaya başladım. Önce hafif eğimle yükselmeye başladım. Ardından eğim arttı. Kafamı fenerin aydınlattığı alandan kaldırıp biraz yukarı doğru bakınca karşımdaki koca tepede koşucuların ışıklarını gördüm. Düşündüğümden sert bir tırmanış vardı. Yol bitince arkamdan adının Muharrem olduğunu öğreneceğim bir arkadaş bana yetişti. Bir süre konuştuktan sonra beni geçti. Benim kısa bir mola vermem gerekiyordu. Hızlıca işimi halledip zirveye yöneldim. Kapadokya önüme yayılmıştı adeta. Zirvede yediğim rüzgar beni yeniden kendime getirdi. Ardından inişe başladım. Eğim bana göre sert olduğundan koşamıyordum. İnişin hemen ardından bir dere yatağına bağlanıp sert bir tırmanışla sırt hattına ulaştım.

Burada Yonca, Muharrem ve Seyran Abi ile karşılaştım. Bir sonraki istasyona kadar beraber gittik. Saatler süren yalnızlığın üzerine beraber yürümek güzel geldi. Saat ilerliyor olsa da hava hala güzeldi. İçlik ve taytla devam ediyordum. Zaman zaman toprak yollardan, zaman zaman off-road araziden devam ediyorduk. İstasyondan önceki son tırmanış kısmında enerji elde edemediğimi farkettim. Oysa ki tatlı, tuzlu elektrolitleri almaya devam ediyordum. Toparlayamadığım bu bölümde gruptan geri kaldım. Zor da olsa sert bir tırmanışı daha bitirdim. Platoya ulaştığımda yürü – koş yaparak devam ettim ancak hem zaman olarak  hem de güç konusunda zayıf düştüğümü anlamıştım. Bu halsizlik, bitkinlik gibi birşey değildi. Vücudum karşı koyuyor gibiydi daha çok.

DNF (Did Not Finish)

İstasyon’a ulaştığımda cut-off’a takıldığımdan şüphem yoktu. Muharrem gitmiş, Yonca ve Seyran Abi çıkmak üzerelerdi. Görevli “bugün organizasyon iyi gününde beklemeden çıkarsanız devam edebilirsiniz” dedi. Yeniden suluklarımı doldurdum, karnımı doyurdum ve hazır hale geldim. Bu sırada arkamdan iki kişi yetişti. Birisi yarışı bıraktığını söyledi, diğeri ise devam etti. Bir süre sonra ben de çıktım. Yükselti grafiğinde görmezden gelebileceğim iki adet sert iniş çıkış yaptım. Yorucuydu. Yol sonun sert bir şekilde alçalmaya başladı. Ben de bunu fırsata çevirmek için koşmaya başladım. Aşağılarda iki ışık gördüm. Yaklaştıkça Yonca ve Seyran Abi olduklarını anladım. Yanlarına varınca yürümeye başladım. Yürüyünce sol ayağımda bir tuhaflık farkettim. Topuğum ağrıyordu. Devam etmemi engelleyecek kadar değildi ancak beni tedirgin edecek kadar ağrı vardı.

Bu sefer gerçekten DNF

Seyran Abi’nin de bacağında sorun olduğunu gördüm. Devam edemeyeceğini araç çağıracağını söyledi. Kısaca düşündükten sonra yarışı burada noktalamamın mantıklı olduğuna karar verdim. Sürekli cut-off hesabı yaparak koşmak psikolojik olarak insanı geriyor. Eğer 5 kilometre sonraki istasyon Karlık’a ulaşabilsem bile bir sonraki etapta benzer durumları yaşayacağımı biliyordum. Ayrıca gücümü toparlayabilsem de Karlık’a ulaşsam da sol topuğumdaki ağrı sürekli kafamı kurcalayacaktı. Ciddi bir sakatlıkla yarışı tamamlamak da bana birşey kazandıramazdı.

Böylece orada yarışı noktaladım. Evet 110 kilometreyi belki koşamamıştım ancak 80 kilometreyi koşmuştum. Geçerim dediğim 60 kilometreyi kendimi toparlayıp geçebilmiştim. Ve bu mesafeyi koşamamış olmak nasıl koşabileceğimi öğretti bana. Elimden geleni yaptım. Şimdiye kadar en çok kazanım elde ettiğim yarış bu oldu. Benim için burada kazandığım tecrübeler bir finisher yeleğinden yada madalyadan çok daha değerli.

Yeniden Ürgüp

Organizasyonun aracıyla Ürgüp’e döndük. Sıcak yemek vardı. Karnımı doyurdum. Pek farketmesem de sol ayağım aksakmış. Yanıma gelip “ne yaptın?, nasıl oldu?” Diye soran insanlara “80k’da bıraktım” diyordum. Ancak ayağımın durumunu sorduklarını sonradan anladım 🙂

Yorgun gece

Vakit sanırım 02:00 civarıydı. Sırtımda çantam, ne yapacağımı düşünüyordum. Dinlenme çadırına baktım ancak yer yoktu içeride. Bunun üzerine organizasyona dinlenme çadırının yanına kendi çadırımı kurmak istediğimi söyledim. Zaten başka da yapacak birşeyim yoktu. O yorgunluk ve uykusuzlukla tek yapabildiğim olduğum yerde boş boş bakınmaktı.

Çadırı bir şekilde kurdum. Hatta eğilip doğrulmak bacaklarımı esnettiğinden iyi geldi. Bir büyük soru daha vardı. Tahriş olmuş boğazımla şişme matı şişirmek! Sağlıklı halimele 20 – 25 dolu dolu nefes üflemem gerekiyor ki şişsin. Bu gerçekten zor oldu. Yan taraftaki havuzun kenarına oturup soluklanarak ancak şişirebildim 🙂 Kendi çadırımda olmamın rahatlığıyla üstümü değiştirip tulumuma girdim. Henüz yeni tulum astarı almıştım, iyiki de almışım, yoksa tulum rezil olmuştu. Telefonu açtım ancak uyanık kalmam çok zordu. İster oturayım, ister uzanayım, birkaç saniye içinde uyuklamaya başlıyordum. Güzelce astara ve tuluma girdim rahat bir şekilde uzandım. Yastığımı rahat edebileceğim şekilde ayarladım. Gözlerimi kapattığım an uyuyacağımı biliyordum. İyice üşütmeyi istemezdim.

Yarışın Ardından

Sabah ilginç bir şekilde 6-7 gibi uyandım. Hafif ağrılarım olsa da dinçtim. Hiç üşütme belirtisi yoktu. Ayaklarım kötü sayılabilecek durumdaydı ancak bu tür yaralanmaları defalarca yaşadığım için verdikleri acıyı görmezden gelebiliyordum. Saat 10:00’da çocuk koşusu olduğunu biliyordum. Belki peşlerine takılan olur diye temiz çoraplarımı ve yedek koşu ayakkabılarımı giydim. Düşündüğümden çok daha iyi durumdaydım, buna şaşırdım. Çadırımı toplayıp çocuk koşusun beklemeye başladım. Bu sırada yanıma gelip yarışı soranlar oldu. Sosyal medyadan ve yarışlardan tanıdığım tecrübeli insanlardı. Destek oldular ve tavsiyelerde bulundular, sağolsunlar.

Çocuklarla beraber koşan göremeyince ben de araya kaynayamadım 🙂 Ödül törenini izledikten sonra dinlenmek için otelime gittim. Ayaklarımdaki su toplayan yerleri patlattım. Buz gibi odamda sıcacık bir duş aldım. Kısa bir süre oturup dinlendikten sonra dolaşmak için dışarı çıktım. Ürgüp sokaklarını turladım, çekirdek alıp temenni tepesinde çitledim ve fotoğraflar çektim. 60k’dan sonra çıktığımız tepeleri ve sırtları izledim. Eğer dün gece o sırtlara bakan birileri olmuşsa, güzel manzaralarla karşılaşmıştır diye düşündüm. Son olarak söz verdiğim gibi, kendime çiğköfte ısmarladım 🙂

PANO_20151025_135342.resized

Kapadokya’da küçük adımlar

Ertesi gün için planım hike yapmaktı. Kızılçukur vadisine yürüdüm. Yürürken yolda işaretlemeler gördüm. Tam olarak benim takip ettiğim rota işaretliydi. Ve bu rotayı biz koşmamıştık. Sonrasında bunun 30k rotası olduğunu anladım. Tersten takip ediyor olsam da işaretleme gerçekten güzel yapılmıştı. Güzel ve sakin bir kamp yeri buldum. Gece çok soğuk olsa da sabah etrafımda uçuşan balonları izlemek güzeldi. O gün yine yürüyerek otele döndüm.

Gezdim, dinlendim. Ertesi gün ise organizasyonun servisiyle İstanbul’a gelecek olan uçağıma gidip bu güzel diyarlara veda ettim.

Eksikler;

1. Yarışı 60k’da bırakan 110k koşucularında finisher poları gördüm. Eğer böyle bir olanak varsa bu tüm sporculara eşit olarak sunulmalı.

2. Akdağ’dan sonraki işaretler reflektörlü olmalı. Yavaş gelen sporcular bu etapta karanlığa kalıyorlar ve karanlıkta kırmızı beyaz şeritleri kafa lambasıyla ayırt etmek oldukça zor.

3. Yazının içerisinde yönü değiştirilen işaretten bahsettim. İşaretler ya yönü değiştirilemeyecek kadar sağlam olmalı, ya kolay ulaşılamayacak yerde olmalı, yada işaretin zarar görmesi ihtimaline karşı -aynı yerde- alternatif işaretlemeler yapılmış olmalı.

4. Koşucular yedikleri jellerin, elektrolitlerin çöplerini yere atmamalı.

Artılar;

1. Etkinliğin Ürgüp’e yayılmış olması çok güzel. Kayıt alanı, fuar, start – finish, yemek alanı derken yoğunluk şehir içinde eriyor. Herşey tek bir noktada olmadığından karmaşa olmuyor.

2. Kalabalığa rağmen program gayet iyi, aksamadan işledi.

3. İşaretlemeler -bence- oldukça güzeldi.

4. Web sitesi çok verimli. E-mail iletişimi etkin ve hızlı. (yarış sonrası cevap alamadığım mail hariç). Organizasyon komitesine sosyal medya aracılığı ile ulaşabilmek güzeldi.

5. Havaalanı transferleri çok iyi düşünülmüş ve son derece faydalı oldu. Hiç aksama olduğunu görmedim.

6. Kontrol noktalarında çeşitlilik güzeldi.

SON SÖZ

Bu kadar güzel bir etkinliği bize kazandıran Argeus’a, Girgin Kardeşlere, Sponsorlara, yağmur çamur rüzgar dinlemeden koşuculara yardım eden gönüllülere, etkinliğin olmazsa olmazı koşuculara, koşucuları motive eden destekçilere ve isimlerini görevlerini bilmediğimiz ancak bu etkinliğe katkısı olmuş herkese teşekkürler, sevgiler ve tebrikler.

Kaçkar Ultra Trail

27 Haziran 2015 tarihinde ilk ultra maratonumu koştum.Düşündüğümden çok daha kolay oldu. Henüz koşmazken dahi UTMB videolarını izler, böyle bi yarışın Kaçkarlarda ne kadar güzel olabileceğini düşünürdüm. Tabi o zamanlar bu mesafeler gözümde çok büyürdü. Insanların arabayla gitmeye üşeneceği mesafeleri koşarak katedebilmek. Düşüncesi bile yorucu… O zamanlar dağcılık kulübü antrenmanlarında koşuyordum sadece. Cumartesi ve Pazar günleri, en fazla 10’ar kilometre.

Geçen sene, Trabzon’dan İstanbul’a dönünce ilk maratonumu koşmaya karar verdim. Sonuç olarak koşabildim. Çizgiyi verilen süre içerisinde geçtikten sonra artık yeni bir hedefim vardı; ultra maraton koşmak.

Ancak mevcut ultralar benim için çok masraflı olacaktı. Yüksek ücretlerinin yanında istenilen detaylı sağlık raporları, eksik malzemeler, yol masrafları pahalıya patlıyordu. Yine de yavaş yavaş ne tür malzemeler kullanmak istediğime karar verdim ve uygun fiyatta yakaladığım malzemeleri edindim.

Bir gün Facebook’ta dolanırken yeni bir ultra maratonun ismini gördüm; Kaçkar Ultra Maratonu. Trabzon’da okumuş ve defalarca Kaçkarlarda bulunmuş olduğumdan bildiğim bölgeydi. Konaklama ve ulaşım açısından bir sürü imkanım vardı. Sağlık raporu istenmemesi benim için önemli bir şarttı çünkü sağlık sigortam yok. Rapor benim için ekstra masraf demek. Malzeme eksiğim varken rapora para vermek aklıma yatmıyor.

Trabzon’daki arkadaşlarımla iletişime geçtim. Birkaç kişi yarışa katılacağını söylese de vazgeçeceklerini düşündüğümden planlarımı tek koşacağımı düşünerek yaptım. Ancak yarış öncesi ve sonrası yalnız kalmamak için çevremdekileri Kaçkarlara kamp yapmaya davet ettim.

Yarışa haftalar kala İstanbul’dan bunaldım ve çantamı alıp tek başıma en uzun mesafeli yürüyüşüme çıktım; Likya Yolu. Yürüyüşü tamamladığımda geriye ağrıyan dizlerim ve hazırlanmak için çok az zamanım kalmıştı. İstanbul’da sadece birkez 15k koşabildim. Koşu sonrası ağrıyan dizlerim beni korkuttu. Antrenman yerine dinlenmenin daha iyi olacağını düşündüm. Son koşumu Trabzon’a gelince Cem ile KTÜ kampüsünde yaptım. Yarışta taşıyacağımdan biraz daha ağır bir çanta ile 10k koştum ve küçük ve sert bir yokuşta kendimi denedim. İlginç şekilde herşey yolundaydı. Dizlerimde de hiç ağrı yoktu.

Yine yarış öncesi öğrencilik ortamından kaynaklanan sorunlar yaşadım. Son günlerdeki karbonhidrat yüklemesini yapamadım. Daha kötüsü berbat bir uyku düzeni ile yarış gününe girdim. Özetleyecek olursam; yeterince antrenman yapamamış, uyumamış, yememiş bir koşucuydum.

Yarıştan birkaç gün önce Kaçkarlara gelip aklimatizasyon amaçlı kamp yapmayı planlamıştım. Bu düşüncemi irdeleyince araç kullanmadan yükseklerde yapacağım bir kampın dönüşte ağır çanta ile dizlerimi zorlanacağına karar verdim. Bu durumla daha önceleri defalarca karşılaşmıştım. Vazgeçtim.

Koşudan bir gün önce Ayder’e otostop ile gittik. Düşündüğümden kolay oldu. Dört araçla Ayder’e ulaşmıştık. Son arabada da iki ultracıya denk gelmiştik. Otele yarış kitimi almak için girdiğimde tanıdık simalarla karşılaştım. Yanımda 1lt su kabı olmadığı için numaram verilmedi. Ben de gidip bakkaldan iki tane pet şişe aldım geldim.

O gün çadırda kalmayı planlıyordum ancak bir evde kaldım. Uykusuzdum ve yine geç uyudum.  Akşamdan çantamı hazırlayıp yattım.  Yarış atmosferine kaptırıp hızlı gitmemi engellemek için batonlarımla koşmaya karar verdim. Sabah uyandığımda karnımda şiddetli bir ağrı vardı. Bu durum yarışta da sorun yaratacaktı.

Alacakaranlıkta araçlara binip Elevit yolunu tuttuk. Araca binene kadar iki farklı yerde batonlarımı unuttum. Neyse ki hatırlayıp geri döndüm ve aldım. Sarsıntılı bir yolculuk ile Elevit’e ulaştık. Sabah yaşadığım hengameden dolayı kahvaltı da yapamamıştım. Herşey üst üste gelmişti. Çay ile beraber yanımda getirdiğim tuzlu fıstığın birazını yedim. Bir koşucu elinde fazla izotonik içecek olduğunu söyledi. Kalan içeceğini ben aldım ve suluklarımdaki suyu izotonik ile değiştirdim.

Yarış planımı gözden geçirdim. Trovit yakınlarına kadar yürü, son kısımda eğim düzelince koş. Dereyi geçince yeniden yürümeye başla. Geçidin tepesine kadar asla koşma. Kendini zorlamadan Palovit’e ulaş. Buradan Amlakit’e yol kolay. Orada Cem beni bekler. Sonrasında patikaya kadar bozuk yolu takip et. Patikayı yürü, aman kayma. Sonra Hazindak’ın yanındaki mükemmel kamp alanıyla karşılacaksın. Burada yorulmuş olursun ama koşmayı dene. Pokut’tan sonra uzuuuun iniş başlayınca yarışı tamamlayıp tamamlamayacağın belli olacak. Dikkatlice in ve bitir.

Yarış başlarken ben hâlâ Cem’in verdiği Garmin 405’i başlatmaya çalışıyordum. Son olarak ekrana normal saat ekranı geldi (yarış zamanı değil). Buna da şükür deyip kurcalamayı bıraktım. Start ile birlikte hızlı tempoda yürümeye başladım. İlk başta çise ve sis vardı.

İşler düşündüğüm gibi gitti. Trovit’teki istasyona  bir saatte ulaştım. Dereyi geçtiğimde halsizlik geldi ve hemen Snickers açıp bir ısırık aldım. Yanımda yalnızca iki jel vardı. Bir kendi jelim QNT, diğeri Cem’in verdiği Multicarbo jel. Bunları olabildiğince sonraya bırakmak istedim.

Geçidin tepesine ulaştığımda istasyonda kola ve su olduğunu gördüm. İstasyondaki görevliden sonraki istasyona dair bilgi istedim ve hiç durmadan devam ettim.

11667505_10206152320260331_2504909700171900732_n

Palovit’e koşarak indim. Her zaman olduğu gibi inişte birçok kişiye yakalandım. Amlakit yakınlarında şiddetli karın ağrısı geri döndü. İlk başta Amlakit’e ulaşabileceğimi düşünüyordum ancak kısa sürede bunun gerçekçi bir ihtimal olmadığını anladım. Uygun bir yerde durdum. Birçok kişinin geçisini gördüm. Tempolu yürüyerek ve istasyon atlayarak kazandığım zaman ve sıralama buhar olup uçmuştu.

Tekrar koşmaya başladığımda çok rahattım. Kısa sürede Amlakit’e ulaştım. Burada Cem ve Yağmur vardı. Cut off zamanını sordum. Dört saat vaktim olduğunu duyunca sevindim. Neredeyse dürüm döner siparişi bile verebilirdim. Çorbanın mercimek çorbası olduğunu öğrenince içtim ve suluklarımı da doldurup güzel bir zamanlamayla istasyondan ayrıldım.

Önümdeki etap yıllar önce harap haldeydi. Ancak bu defa düzeltilmiş ve trafiğe açık bir yol. Patikaya kadar güzel bir tempoyla gittim. O zaman güzel gibiydi ancak ancak patikaya girince hızlı geldiğimi farkettim. Patika’da yorulduğumu anladım. Yürümek durumu kurtarmadı. Birkaç saniyelik mini mini molalar vermem gerekti.

Hazindak’ta istasyon olduğunu düşünüyordum ancak bakınmama rağmen göremedim. Bir sokakta küçük bir çocuk yolu gösterdi, devam ettim ancak yayla çıkışında önüme bir patika, bir de stabilize yol çıktı. İşaret yoktu. Birkaç saniye düşündükten sonra ayakizi aramaya başladım. Stabilize yoldaki izleri görünce yoldan devam etmeye karar verdim. Koşmamı engelleyecek kadar yorulmuş olmasam da zamanlamanın verdiği rehavetle çoğu kez koşuyu kesip yürümeye başladım.

Maçkun’un sert inişi ve çıkışı bitmek bilmedi. Pokut’a yaklaşırken yağış yeniden başladı ve üşümeye başladım. Ellerim hissizleşmeye başladı. Eldivenlerimi giymeyi düşündüm ancak batonları tuttuğumdan dolayı ıslanmaları kaçınılmazdı. Pokut’ta bulunan kontrol noktasına girdim. Burada saatime baktım ve yarışı rahat bitireceğimi anladım. Ancak ortada bir sorun vardı; ıslaktım ve üşüyordum. İçliğimi giymek için ceketimin fermuarını açtım. Göğüs numaramı görünce geri kapattım. Dört çengelli iğneyi yeniden söküp takmakla uğraşmak istemiyordum. Kurupasta ve kola yedikten sonra istasyondan ayrıldım.

Uzuuun inişe yürüyerek girmiş olsam da yanımdan öbek öbek koşarak geçen grupları görünce koşmaya karar verdim. Yetişip bir kısmını yakaladım ve arkamda güzel de bir mesafe bıraktım. Herşey yolunda giderken 1000 metre civrında şiddetli karın ağrım merhaba dedi. Yine durmak zorunda kaldım ancak bu defa arkadan yetişen olmadı.

Derenin sesini duydukça bitişe yaklaştığımı anladım. Zaman zaman beni soluk borumdan yakalayan o duygusallık yine geldi ancak nefessiz kaldığım için yarıştan başka şeyler düşünerek dikkatimi dağıttım. İniş biraz daha sertleşti ve sonunda beton yola bağlandı. Batonlarımın perlonlarını çıkardım ve bitiş için tempomu arttırdım. Çinçiva kahvesini geçince finish düzlüğünü gördüm. Rahat bir şekilde bitirdim ve mdalyamı aldım. İlk 100 içerisinde olduğumu biliyordum ancak termos veren olmadı!

11539740_10206154375671715_7869641318060611459_n

Bitirdiğimde düşündüğümden çok daha iyi durumdaydım. Bu rotayı birkez daba yapabilirdim.

Dereye girenleri görünce ben de gidip temizlenmeye niyetlendim. Üstümü değiştirip temiz giysilerimi giydim. Ayaklarımı dereye sokup çamurları temizledikten sonra Cem ve Yağmur geldi. Bir süre etrafta dolaşıp fotoğraf çekindikten sonra minibüse binip otele döndük.

Akşam yemeğin ardından hoş bir ödül töreni izledik. Törenden sonra duş alıp uyudum. Ertesi gün Avusor yolcusuydum.

Sabah kahvaltının ardından tanıdıklarımızla vedalaşıp ayrıldık.

ARTILAR

Kaçkarlarda yapılmış bir ultra maraton ne kadar kötü olabilir ki?Türkiye’de en çok ultra koşmak istediğim mekandı ve ilk ultra maratonumu burada koşmuş oldum.

Madalya ve t-shirt çok güzel.

Organizasyon genel olarak başarılıydı. Ben otelde kalmasam da yemekler sayesinde birçok defa diğer koşucularla biraraya gelebildim.

EKSİKLER

Koşu boyunca ilk yüzde kalmaya çalıştım çünkü toplantıda suluk verileceği söylenmişti ancak verilmedi. Arkamdan gelenlere verildiğini gördüm. Maksat suluk alıp almamak değil ancak güzel bir motivasyon kaynağının ucunun boşa çıkması üzücü. Bir de benim için yarış t-shirtleri ve sponsor hediyeleri madalyalar kadar değerli. Benim için en büyük eksik bu.

Katılım koşulları belirlenirken iyi düşünülmeli. Yarışa birkaç gün kala sağlık raporu istemek beni zor durumda bırakabilirdi. Sağlık sigortam yok ve bana mail geldiğinde ikametgahım olmayan biryerdeydim. Rapor götürmemek niyetindeyim ancak yoluma çıkan bir sağlık ocağında aile hekiminde rica ettim, yardımcı oldu.

Hazindak istasyonu kurulmadı, istasyon ekibi arabadan yolda gördükleri kişilere su dağıtmaya çalışıyorlardı. Kendimi buradaki istasyondan destek alacak şekilde hazırlamış olsam sorun yaşamam kaçınılmaz olurdu.

Organizasyona dair bazı bilgiler açık değildi. Verilen yemek tüm organizasyon içinmiydi yoksa otelde kalanlar için otel tarafından mı veriliyordu ilk başta anlayamadım. Hatta otelde kalanlar için olduğunu düşünüp ilk başta katılmadım. Yarış sonrası Şenyuva’da yemek verildi mi verilmedi mi hiç anlayamadım.

Drop-bag imi almaya gittiğimde başında bekleyen görevli yoktu. Çantamı alıp gittim.

Mesafeler hatalıydı. Rotayı bildiğimden dolayı aylar önceden kendim hesapladım ve yanlış olduklarını gördüm. Bilgilendirme toplantısından sadece Tirovit’in yanlış olduğu söylendi ve düzeltildi. Bu durum istasyon görevlilerini de zorda bıraktı. Amlakitteki görevliler 22k da, gps saat taşıyan koşucular 17k da diretiyordu 🙂

İstasyonlarda çeşitlilik yoktu. En azından bir masanın dolu dolu olmasını beklerdim. Mesela Geyik Koşuları 28k parkurundanki beslenme noktası gibi.

Bir hafta sonra ben hala Kaçkarladaydım ve Hazindak – Amlakit arasındaki patikayı yürüdüm. Yere ve ağaçlara konulan çaykur işaretlemeleri kaldırılmamıştı.

Gönüllüler için;

Dört arkadaşım gönüllü olarak görev aldı. Ancak görev almaları için sanırım 4 kere organizatörler ile irtibata geçtik ve hiç birinde kesin cevap alamadık. Son olarak arkadaşlarım Trabzon’dan otele gelip gönüllüye ihtiyaç olup olmadığını sordular ve görev aldılar. Dördününde aktif olarak görev aldığını düşünürsek ihtiyaç olmasına rağmen gönüllü olmak isteyen insanların yanıtsız bırakılmasını anlayamadım. Hiçbir istasyonda boşta gönüllü görmedim.

SONUÇ

Bu güne kadar katıldığım en güzel, en zevkli koşuydu. Hala da yeniden katılmayı en çok istediğim organizasyon. Organizatörlerin büyük çabaları ve Kaçkarların güzelliği aksiliklerin önüne geçti. Şahsen ben böylesine güzel bir ultranın ilk katılımcılarından olduğum için çok mutluyum.

Gönüllü olan arkadaşlarım arasında koşanları görüp koşmaya niyetlenenler var. Bu da işin başka bir güzel tarafı 🙂

Bu güzel organizasyonda emeği geçen Alper, Cumhur, Serkan ve adını bilmediğim tüm fedakarlara, tüm gönüllülere teşekkürler.

Yine not: Suluk olaydı iyiydi 😛

NE KULLANDIM?

Baton: Ferrino Mustang
Çanta: Lowe Alpine Lightflite 14
T-shirt: Sportive
Tayt: Kalenji Kanergy
Çorap: Kalenji Kapteren Trail
Ayakkabı: New Balance Leadville 1210
Ceket: Uppa Sahand

Vodafone İstanbul Maratonu 2014 – Benim Hikayem

İstanbul Maratonuna katılma kararım aylar öncesine dayanmaktaydı. Konya – Kapadokya – Adana – Antalya turumu bitirip İstanbul’a döndüğümde düzenli koşmaya başlamış, İstanbul Maratonunu araştırmış ve Maraton kategorisinde online kayıt yaptırmıştım. Dağcılık ve bisikletçilik ile ilgilendiğim için mesafe beni korkutmuyordu. Zorlansam da tamamlayabilirdim. Bu durumda önemli olan süre sınırıydı. Antrenmanlarım sırasında birçok defa “keşke yarımaraton mesafesi olsaydı” dedim. Tek amacım 5 saat 30 dakika içinde bitiş çizgisine ulaşmak olacaktı.

İlk birkaç koşum bilinçsizce yapılmış koşulardı. 5-7 kilometrelik ilk koşularımın ardından sürelerimi, antrenman notlarımı tutmaya ve telefonumda herhangi bir gps tracking programı kullanmaya karar verdim. O zamana kadar hoşuma giden ayakkabılarımın benim için yanlış seçim olduğunu farkettim. İlk 15 kilometre denememde kardeşimin ayağına büyük gelen ayakkabısını kullandım. Koşmak için benim ayakkabımdan daha iyiydi ancak benim ayağıma küçük geldi. 15 kilometreyi tamamladım ancak ayağıma çok kötü vurmuştu. Ayaklarımın özellikle topuk kısımları kanlı bir şekilde su topladı, duşa girdiğimde ayağımdan kan sızdığını gördüm. Bu hatamdan dolayı iki hafta koşamadım. Acı bir şekilde yeni ayakkabı almam gerektiğini anladım. Araştırmalarım sonucunda Asics Gel Kayano 20 almaya karar verdim ve bir siteden indirimli olarak almayı başardım. Ayakkabılar elime ulaştğında evde giyip deneyebilecek durumda bile değildim. Koşamadığım bu süre boyunca internetten sürekli motivasyon amaçlı videolar izledim, yazılar okudum. Bunların inanılmaz faydası oldu. Koşamadım ancak mini stepper ile evde çalıştım. Yaralarım düzelmeye başladığında Nike Run İstanbul 7k yarışının olduğunu gördüm. Gidip kayıt yaptırdım. İlk yarışımdı ve koşu atmosferini çok sevdim. 7 kilometreyi 40:09 ile tamamladım.

Antrenmanlara başladığım ilk zamanlar çok yıpranıyordum. 5 kilometre bile ortalama tempomda koşsam ertesi gün koşamayacak kadar halsiz, isteksiz duruma geliyordum. Bunun nedeni vücudumun sürekli koşuya alışkın olmaması + dağcılık, bisiklette kullandığım beslenme ve sıvı almı şeklinin koşuda yetersiz hatta hatalı olmasıydı. Böylesine zorlanırken interval çalışması yapmayı hiç düşünmedim. Zaman ilerledikçe yol koşularında 6 dk/km ortalama yakalamaya başladığımı gördüm ve bu süre benim için çok güzeldi.

Tabiki takip etmek istediğim bir program vardı ancak üst üste koşamadığım için ben sadece programdaki uzun mesafelere odaklandım.

capture-20140904-232926

Vakit geçtikçe daha uzun mesafeler koşmaya başladım ve boş gün vermeden  koşabilecek seviyeye ulaştım. İlk defa 21.1 kilometre ve 25 kilometre mesafelerine ulaştım. İlk 30k denemem 28. kilometrede başarısızlıkla sonuçlandı. 5 gün sonra yaptığım ikinci denememde ise 20. kilometreye kadar gidebildim. Bu moralimi çok bozdu, 20. kilometreden sonra işler sarpa sarıyor, ben hala keşke yarımaraton mesafesi olsaydı diye söyleniyordum. Buna rağmen bırakmadım ve Geyik Koşusuna 28k kategorisine kayıt yaptırdım. Yarıştan önceki son antrenmanlarımda üç gün üst üste inişli çıkışlı 15 kilometrelik bir rotayı koştum.

Patikada hiç koşmamıştım ve patika koşusu ayakkabım yoktu. Ben de trekking – yaklaşım ayakkabımla koştum. Parkuru 3:40:38 ile tamamladım. Bu benim için çok umut vericiydi. Rotanın zorluğuna, sayılara ve yarış sonrasındaki durumuma baktığımda maratonu tamamlayabileceğime olan inancım arttı. Beni mutlu eden diğer bir olay ise yaş kategorisinde üçüncülük madalyası almam oldu. 4 kişinin katıldığı kategorimde son kilometreye kadar dördüncü olarak gelip, son bir kilometrede üçüncülüğü almışım 🙂 Yarış esnasında yeni almış olduğum nabız bilgisayarımı (HRM) denedim ve bundan sonraki antrenmanlarımda sürekli kullandım.

Geyik koşusunda moral bulmamla birlikte yarıştan üç gün sonra üç kez üst üste yarımaraton mesafesi koştum. İstediğim motivasyon seviyesine ulaşmıştım.  New Balance tarafından düzenlenen Büyükada koşusuna katıldım ve 11.2 kilometreyi 1:08:15 ile tamamladım. Yokuşlar beklediğimden daha zorlu olsa da hedefim olan 6 dk/km değerine yakındım.

#NBBüyükada #nbbuyukada #newbalancetr

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Artık yarış için gerisayım başlamıştı ve ben iki başarısız denememle sonuçlanan uzun mesafemi koşmak istiyordum. Yarıştan 12 gün önce bu defa 35 kilometre için yoldaydım. Bu defa bırakmadım ve 35 kilometreyi gözlerim dolu dolu tamamladım. 4 saat 10 dakikada sürmüştü. Bu, son 7 kilometreyi koşmak için elimde 1 saat 20 dakikalık bir sürem olduğu anlamına geliyordu. Artık tamamlayabileceğimden şüphem yoktu. Bundan sonraki günlerde sırasıyla 15 – 6 ve 5 kilometre koştum.

IMG_0084.resized

Maraton fuarına açılış gününde, açılış saatinde gittim. Yarış kitimden çıkan Tupperware su matarasına çok sevindim. Yarış t-shirt ü Adidas’ın üretimiydi ve beğendim. Fuarda birkaç kişiyle selamlaştık. Tanıyıp tanımadıklarını anlayamadım ama hoşuma gitti. Yarış standlarını gezip katalog topladım. Giyim bölümünde ise güzel malzemeler pahalı, ucuz malzemeler ise çok kalitesizdi. Gezintinin ardından ikram alanından muzumu ve meyve suyumu alıp fuardan ayrıldım.

Yarış kitimi aldıktan sonra fuardan ayrıldım yarış için yeni giysi almaya gittim. Koşarken jellerimi telefon taşımak için üretilmiş bel çantamda taşımaya karar vermiştim ancak kapasitesi çok yetersizdi. Bu yüzden bu çantaya takılabilen bir cep aldım. Aksi durumda evdeki cemaat tipi küçük çantalardan birini kullanmam gerekecekti. Artık sorunsuz bir şekilde yarışa hazırdım. Yarıştan önceki gece uyumakta zorlansam da sabah oldukça dinç uyandım.

Photo 16.11.2014 07 47 05.resized

Yarışa 1,5 – 2 saat varken alana ulaştım. Vaktimi gezinerek, izotonik alarak ve muz-kuruyemiş yiyerek geçirdim. Kapalı ve hafif rüzgarlı bir hava vardı. Vestiyer otobüsleri geldiğinde üşümemek için çantamı teslim etmedim. Son yarım saat kaldığında ise çantamdan seçtiğim yiyecekleri, bel çantamı, telefonumu, kulaklığımı alıp çantamı teslim etmeye gittim. Teslim sırasında büyük karmaşa vardı. Neyse ki otobüsümü bulup teslim edebildim. Hafif tempoyla birkaç dakika koşup biraz ısındım ve start çizgisinde kalabalığa karıştım. Beklediğim gibi siyasi konuşmalar olmadı ancak koşu bir anda tabanca atışıyla başladı. Başlangıçta şuan hatırlayamadığım beni rahatsız eden birşey oldu bu yüzden kulaklıklarımı taktım. Daha önce katıldığım yarışların hiçbirinde müzik dinleme ihtiyacı duymamıştım.

Yarışın başlamasıyla üzerinde fazlalık giysisi olanlar giysilerini yol kenarlarına attı. Dağcılık kulübünde yıllarca hayalini kurduğumuz teknik ceketleri yol kenarına atılmış halde gördüm 🙂 Köprü girişinde bir şeridin kapatılması nedeniyle sıkışıklık oldu ve yürüyerek ilerleyecek kadar yavaşladık. Koşuya odaklandığım için etrafın tadını pek çıkaramadım. Köprüyü geçtikten sonra bağlantı yolu ile Barbaros Bulvarına ulaştık. Koşanlara ellerini uzatan küçük turistleri hiç unutmayacağım. Koşu parkurunun çoğunda boş boş bakan pek çok insan ve destek veren çok az insan vardı. “Bitişte çikolata varmış”, “anne terliğinden kaçar gibi koş” yazılı tabelalarını gördüğümü hatırlıyorum. Kısa bir süre sonra Atatürk’ün bakışların eşliğinde Dolmabahçe Sarayının yanından geçiyorduk. Karaköyü geçtiğimi hayal meyal hatırlıyorum. O da yol kenarında destek veren bando sayesinde.

1511775_10152827889834906_7897929687086976185_n.resized

Galata köprüsünde de insanlar yol kenarına gelmiş koşuculara bakıyorlar (bkz: kazı yapan kepçeyi izleyen meraklı dayılar) , çocuklar ellerini uzatıyordu. Destek verenlerin neredeyse tamamı yabancılardı. Galata köprüsünü geçtikten kısa süre sonra 10k finishinin yanından geçtik ve Eyüp’e devam ettik. Karşı yönde engelli bir arkadaşımızı iterek koşan bal arısı kostümlü Yonca Tokbaş’ı ve Adım Adım koşucularını gördüm, çok güzellerdi. Burada da tempomu koruyabildim ancak çok sıkılmaya başlamıştım. Bilmediğim biryerdi ve ilgimi çeken birşey yoktu, bitmek bilmedi. Eyüp’ten döndükten sonra Unkapanı’da 15k parkurundan ayrılıp Yenikapı’ya yöneldik.

1002695_747947085279809_6289455033571448685_n.resized

Yarımaraton mesafesine kadar beklentimden daha iyi gittim. Hatta aklımda “acaba 4 saat civarı tamamlayabilirmiyim?” sorusu belirdi. 20. kilometre sonrasında olacakları tahmin edebildiğim için bu düşünceyi aklımdan sildim. Tam olarak beklediğim oldu. 20. kilometreyi geçtikten hemen sonra çok net bir düşüş yaşadım. Ben 21 ve 22 kilometre tabelalarını geçerken yolun diğer tarafında 37 ve 36 kilometre tabelalarını görüyordum. Yani o noktaya gelmek için önümde 16 kilometre vardı. Düşünmesi bile zorlayıcı geliyordu.

Kendimce yarışı etaplara bölmüştüm. Bu yarış içerisinde 20, 15, 5 ve 2.2 kilometre olmak üzere 4 yarış koştuğumu düşünüyordum. 20 çok güzel geçmişti. 15’i ise direnerek götürmeye çalıştım, son bölümde belim çok ağrıdığı için durup esneme hareketi yaptım. “Buralara daha önce hiç gelmemiştim. Hmm şurası Kazlıçeşme, burası TV stüdyosu. Şuradaki surlar ne güzelmiş. Karşıdan elitler geliyor, İtalyanların formaları ne güzelmiş!” derken mesafeler geçmeye başladı.

Koşu süresince ciddi su ve yiyecek sorunu yaşamadım. Yiyecek olsa bile bana kalmayacağını hesaplayarak jellerimi seçmiştim ancak sadece istasyonlarda bulunan elma ve muzlarla bile koşu tamamlanabilirdi. Guarana ve sodyum alabilmek için kendi jellerimden iki tanesini kullandım sadece. Su süngerlerinden de her seferinde faydalandım.

35. kilometreden sonra artık karanlık bir bölgedeydim ve farklı sorunlarla karşılaşabileceğimi biliyordum. Bir süre sonra sol topuğumdaki ağrıyı farkettim. Koşmama engel değildi bu nedenle devam ettim. Ağrı devam edince korktum ve bir süre yürümeye karar verdim. Saatime baktım, süre açısından sorunum yoktu. 40 kilometreye kadar kısa yürüme aralıklarıyla ve ağrıyan belimi esneterek koştum. Zihnimin bir köşesinde “Maraton koşuyorsun, ne olmasını bekliyordun? Devam et!” cümlesini tutuyordum ancak bunu hiç söylememe gerek kalmadı kendime. 40’a yaklaşırken yaşamakta olduğum -hafif- psikolojik eşiği aştım ve rahat bir şekilde koşmaya başladım. Ağrılarım da kaybolmuştu. 40. kilometreye ulaştığımda artık yarış gözümde bitmişti. “Gerekirse bir bacağımı elime alır, yine giderim” dediğim yerdeydim. Gülhane Parkı’nın nemli zemininde çınarlar arasında koştum. Acaba onlar da beni hatırlayacaklar mı?

1461849_747850145289503_1826310246239808373_n.resized

Parkın diğer kapısına ulaştığımda müthiş bir destekle karşılaştım. Bağıranlar, alkışlayanlar, elini uzatan insanlar… Ve bu destek bitişe kadar gidiyordu. Yokuşu aşıp dikilitaşların olduğu meydana ulaştığımda karşımda bitiş kapısını gördüm. Konfetiler patlamıştı ve yerler rengarenkti. Aylar süren ilk maraton yolculuğum bitiyordu. Destek nedeniyle çok motiveydim bu nedenle duygusuz bir bitiş oldu. Dönüp geldiğim yola baktım. Artık geride kalmıştı, buradan sonrası yeni bir başlangıçtı.

Elime bir poşet tutuşturdular. Herkesin şikayetçi olmasına rağmen yine madalyayı poşetin içine atmışlar. Barbaros Bulvarındaki tabelada yazdığı gibi poşette gerçekten çikolata vardı. Hem de antep fıstıklı.

Photo 16.11.2014 13 55 52.resized

Boş bir alan bulup esneme hareketleri yaptım, sonrasında kapalı bir alan bularak çantamdan çıkan suyu içtim. Otobüsten eşyalarımı alıp kuru giysilerimi giydim. Oturup izotonik içeceğimi içtim. Kısa sürede büyük ölçüde toparlandım. Madalyamı boynuma asıp yeni gelen koşuculara destek verdim. 5 saat 30 dakikanın hemen ardından bariyerlerin kaldırılması ve koşucuların insanların içinden koşmak zorunda kalması içimi burktu.

Artık yeni bir amacım var. Ultramaraton koşmak istiyorum.

Screenshot from 2014-12-01 18:00:27

Ben hazırlık sürecimde birçok yazı okudum, video izledim ve hedefime ulaştım. Umarım bu yazı da birilerinin harekete geçmesine ve hedefe ulaşmasına katkı sağlar.

NOT: Bu yazıda kullanılan imzalı üç fotoğraf ÇAFDER’in Facebook sayfasından alınmıştır. Güzel fotoğrafları ve emekleri için teşekkür ediyorum.

 

New Balance Büyükada Koşusu – 2 Kasım 2014

İstanbul Maratonuna hazırlık sürecimde katıldığım koşulardan birisi de New Balance tarafından düzenlenen Büyükada yarışı oldu. Koşunun yapılacağı yer olan Büyükada’ya ulaşım beni zorlayacağı için katılıp katılmamak konusunda epey kararsız kaldım. Ek olarak olay sadece yarış gününden ibaret değildi, yarıştan önce İstanbul’a gidip kitimi almam gerekecekti. Bu da benim için fazladan masraf yapmak ve vakit kaybı demekti.

Yarışmaya ait web sitesinde il ve mağazalar listesinin yayınlanmış, listede bulunmayan illerdeki katılımcılara yarış kitinin kargo ile gönderileceği belirtilmişti. Ben de siteye mesaj atarak yarış kitimi kargoyla göndermelerini istedim. Aldığım cevap olumlu oldu. Bunun üzerine tereddütüm ortadan kalktı ve kaydımı yaptım.

Yarıştan birkaç gün önce kargo elime ulaştı. Paketten t-shirt, göğüs numarası, çip, broşür ve çanta çıktı.

Yarış günü saat 05:00’te uyandım ve hazırlanıp evden ayrıldık. Kadıköy’e ulaştığımda henüz çok erkendi. Bir kafeye gidip kahvaltı yaptım. Vapur saati gelince de iskeleye gidip vapuru bekledim. Bekleme salonu birbirini tanıyan sporcularla doluydu. İlk başta hoşum gitsede vapurda bezdim. Vapura binince bir koşucu grubunun arasında kaldım. Gürültü konuşmalardan kafam şişince çareyi müzik dinlemekte buldum.

Büyükada’ya yaklaştığımızda sahilde bulunan etkinlik alanını gördüm. Alanda sponsorlar için, koşucular için hazırlanmış minderli çadırlar, vestiyerler, soyunma çadırları, dj çadırı, wc ler vardı. Benim dikkatimi çeken koşucu çadırları ve vestiyerler oldu. Vestiyer çadırının uzun ve büyük olması Run İstanbul’da yaşanan karmaşayı hatırlattı bana. Vestiyer çadırı büyük ve detaylı olsa da yarış başlangıcında ve sonrasında aksaklıklar yaşandı yine. Yağış olmaması durumu kurtardı.

Photo 2.11.2014 09 11 41

Yarış saati yaklaşırken ben alanı gezdim. Zaman daraldığında ise çantamı teslim edip ısınmaya karar verdim ancak vestiyerin önünde kuyruk oluşmuştu bile. Çantamı verdiğimde ise dakikalar vardı. Gitmeden önce WC’lere uğrayayım dedim ancak orada da kuyruk olduğunu görünce kalabalığı takip ederek start noktasına gittim. Etkinlik alanı ile start noktası arasında epey mesafe var. Adaya pek aşina olmasam da kalabalığı takip ederek buldum. Burada da birkaç WC olduğu görünce birinde sıraya girip işimi halledebildim. Kalabalığın arasına tam girmiştim ki yarış başladı. Ben de saatimi ve Runkeeper’ı çalıştırıp startı geçtim.

Başlangıçta dar sokaklar ve yokuş nedeniyle ciddi bir sıkışıklık vardı. Buralarda kaldırımdan giderek biraz olsun rahat gitmeye çalıştım. İlerledikçe kalabalık yayıldı ve koşu rahat bir moda girdi. Hızlı başlamıştım ancak saatim nabzımı çok çok yüksek gösteriyordu. Düz de gitsem, yokuş da çıksam, insem de sürekli %90 üzerindeydim. Sensörün karıştığını düşünüp önemsememeye karar verdim.

Rotada yokuş olduğunu biliyordum ancak düşündüğümden fazla zorlandım. Antrenmanlarım içine yokuş katıyorum ancak bu yokuşlar daha sert, uzun geldi bana.

Adada koştuğunu bilmek insana iyi hissetiriyor. Sol taraf daima tepelik, sağ taraf ise sürekli deniz. Bu şekilde bütün adayı dolaşarak başladığımız noktaya ulaştık. Son bölümde biraz daha hızlandım ve dinç bir finish yaptım. Ayrıca bitişe yaklaşırken yerde yatan birini ve etrafında toplanan insanları gördüm. Orada ne olduğunu bilmiyorum, öğrenemedim. Umarım ciddi bir sorun yaşamamıştır.

Kendimce 6 dk/km lik bir tempo tutturduğumu  düşünüyordum ancak yokuşlar nedeniyle biraz daha yavaş bir tempo beni şaşırtmazdı. Telefonumdaki uygulamaya göre 11.67k’yı 1:13:59 sürede tamamlamıştım.

Photo 19.11.2014 15 12 54

Açıklanan sonuçlara göre ise mesafe 11.2k, sürelerim ise

5k 00:31:41,

10k 01:02:00,

11.2k 01:08:15 şeklinde.

Photo 2.11.2014 11 39 46

Bitirdiğimde madalyamı verdiler ve devam ettim. Su, simit, elma ikramı vardı tabiki boş geçmedim. Geldiğim yolu yürüyerek etkinlik alanına döndüm. GNC çikolatalı süt ikram ediyordu. Vestiyerin önünde uzunca bir sıra vardı ancak çantamı sorunsuz bir şekilde teslim aldım.  Ödül töreninin ardından güzel bir gün geçirmiş olarak vapura bindim ve döndüm.

Etkinlik sırasında yapılan yarışma ile bir kişiye hediye çeki verilecekti, bundan hiç bahsetmeden etkinliği bitirdiler. Daha sonra Facebook sayfasından başka bir etkinlik başlatıldığını gördüm. Ve etkinlik için ben de bir kolaj hazırlayıp gönderdim.

Photo 2.11.2014 08 55 46

Genel olarak memnun kaldığım bir organizasyon oldu. Performansım koşacağım ilk maraton için umut vericiydi. Daha önce yürüyerek, pedallayarak gezdiğim adayı koşmak benim için güzel bir anı oldu. Koşmak için güzel bir mekan. Vestiyerler konusuna özen gösterilmişti ancak burada bulanan görevli sayısı azdı. Çok uzun süre çantalara ulaşmak için sıra beklendi.

Ahırların yakınında yol üzerinde yatan bir at gördüm, muhtemelen hasta yada yaşlı olduğu için ölüme terk edilmişti. Adalarda fayton kaynaklı sorunlar bilinen bir durum. Elimden birşey gelmedi.

Etkinlik alanında düzenlenen yarışma yalan oldu. Koşudan önce ve sonra yapılan yarışmalar ise verilen tarihten birkaç gün gecikmeyle açıklandı. Ben de bu yarışmalardan birinden ödül kazandım ve iletişim bilgilerimi verdim. 12 gün geçmesine rağmen benimle iletişim kurulmadı ve ödül gönderilmedi.

Bu da böyle bir anımdır.