Yeniden Likya’da : Olympos – Çıralı – Maden Koyu – Phaselis – Çamyuva

Birinci Gün

Olympos – Çıralı – Maden Koyu – Cennet Koyu

Ankara’nın kasvetinden oldukça bunalmaya başlamışken 3 günlük bir boşluk yakaladım ve biryerlere gitmeye karar verdim, ama nereye? Havalar oldukça soğuktu. Ayrıca elimde mevcut olan kamp malzemelerim üç mevsimlikti, diğer malzemelerimi getirtmek için yeterince zamanım yoktu. Olsa da soğukta yapılan aktiviteler artık eskisi kadar çekici gelmiyordu. Ne yapsam diye düşünürken bu zamanda yapılacak en güzel şeyin Akdeniz sahillerine gitmek olduğunu düşündüm. Bunun peşinden Likya Yolunda kısa bir yürüyüş yapmaya karar vermem zor olmadı. Alternatif parkur olması nedeniyle daha önce es geçtiğim Çıralı – Maden Koyu – Tekirova – … şeklinde devam eden rotayı takip edebilirdim. İşin bir diğer güzel yanı; bu bölgeye Ankara’dan ulaşmak benim için oldukça kolay olacaktı. Tek bir otobüs ile Çıralı, Phaselis yada Olympos yol ayrımına ulaşabiliyordum. Birkaç gün kala izin ve bilet işlemlerimi tamamlamıştım.

Götüreceğim kamp malzemelerimi seçme şansım yoktu, giysileri belirlemek için hava durumunu kontrol ettim. Gündüzleri hava 10 derece üzerinde, geceleri ise 0 – 10 derece arasında dolaşıyordu. Birkaç gün önce Olympos’tan gelen biriyle konuşarak bilgi aldım ve bölgede şiddetli rüzgar olduğunu öğrendim. İşte bu benim için zorlayıcı olabilirdi ancak şansıma güzel bir havada yürüdüm. Yola çıkmadan önceki gün nöbetçiydim ve bu yüzden yolculuk günü yorgun ve uykusuzdum. Yolculukta uyuyabilmek için, nöbetten sonraki günü de dinlenmeden geçirince iyice yorgun düştüm. Bunun sonucunda sürekli üşüyor, yutkunarak boğazımı yokluyordum. Herşey uyandığımda açıklığa kavuşmuş olacaktı. Çantamı erken hazırlamayı başaramadım ve bu süreç oldukça gergin geçti. Hatta çadır poşetimin içinde olacağını düşündüğüm çadır pollerimin dolapta durduğunu son anda farkettim. Ne büyük hata olurdu ama… Bir gece kamp kuracağım için yanıma ocak almadım. Bu sayede çatal, kaşık, bardak, yakıt ve ocak taşıma derdinden kurtuldum. Son yürüyüşlerimde yanımda taşımayı unuttuğum arıtıcı haplar ise çantaya ilk yerleştirdiklerim arasındaydı.

Sırtımda oldukça hafif çantam ile Balgat’tan otogara yürürken isteksiz bir kar yağmaktaydı, buna rağmen otogara vardığımda polarımın yüzeyini kaplayan kar nedeniyle kardan adama dönmüştüm. Dikkatsizliğim sonucu Kemer’e aldığım biletimi Kumluca olarak değiştirmek için otobüs firmasının bankosuna uğradım. Bu sayede Olympos yol ayrımında inebilmem mümkün olacaktı.

Yorgun olmam nedeniyle yolculuğum çok rahat geçti. Zaman zaman uyansam da keyifli ve uyku dolu bir yolculuk yaptım. Otobüsten ineceğim vakit dahi gözlerimi açık tutmakta zorlanıyor, yol ayrımını kaçırıp gözlerimi Kumluca’da açmaktan çekiniyordum. Böyle bir durum gerçekten yıkıcı olurdu.

Yaptığım plana göre Olympos yol ayrımında otobüsten inip bir yandan otostop deneyerek yürüyerek Olympos’a devam edecek, sonrasında Çıralı sahili boyunca yürüyecektim. Ancak hava aydınlanmamıştı ve yol oldukça tenhaydı. Telefonumda haritayı incelediğimde Çıralı’nın Antalya yoluna Olympos’a göre daha yakın olduğunu; hatta Olympos’a çıralı üzerinden gidip tekrar Çıralı’ya dönmenin doğrudan Olympos’a gitmekten daha mantıklı olabileceğini düşündüm ve planımı bu şekilde güncelledim. Bu değişikliği yapmak oldukça mantıklı oldu.

batch_20161216_080836_002

Otobüsten inip kısa süre yürüdükten sonra ortalık iyice aydınlandı. Çıralı bomboştu, hiç oyalanmadan sahile ulaşıp Olympos’a yöneldim. Bu kısım esintili ve serindi. Yazın şen insanların olduğu bu sahilde sadece balık tutan bir kişi vardı o an. Olympos Antik Kenti girişinde ise kimsecikler yoktu. Gişe boştu. Daha önceki yürüyüşümde buradan geçtiğime emindim ancak ortamı neredeyse hiç görmemiş, buradan hiç geçmemiş gibi hissediyordum. Etraftaki kalıntıların hepsi bana yabancıydı. Olympos’un kuzey kısmını uzun uzun, detaylıca gezdim. Batı kısmına yönelip bir süre yürüsem de sınırlarını kestiremediğim için vazgeçip döndüm. Bir gün tekrar gelmek istersem bu konuda çok zorlanacağımı sanmıyorum açıkçası.

batch_20161216_092501

batch_20161216_095108

batch_20161216_101516

batch_20161216_102942

Ayrıca vakit ilerlemeye başlamış, önümde hiç katedilmeye başlanmamış mesafeler vardı. Sahile dönerek tekrar Çıralı’ya yöneldim. Bu defa koskoca Çıralı Sahilinde sadece balık tutan iki kişi vardı. Yazın gün batımında imrenilecek kadar güzel görünen yalnız şuan terkedilmiş restoranların önünden geçerken çok şirin bir köpeğin bana doğru koşmakta olduğunu gördüm. Biraz onunla oyalandıktan sonra market alışverişimi yapabilmek için sahilden içerilere doğru saptım. Çoğu yer kapalıydı, sadece açık birkaç market vardı. Bir markete girerek kendime domates, salam ve su aldım. Hava çok sıcak olmadığı için 1,5 litre suyun yeterli olacağını düşündüm, doğru bir karardı. Yolları sürekli karıştırarak; uzata uzata Çıralı Sahilinin en kuzeyine kadar yürüdüm. GPS yardımıyla patika girişine yönelmişken peşime bir köpek takıldı. İşte bu köpekle geceyi Cennet Koyun’nda geçirecek, Tekirova’da onu diğer sokak köpekleri kovalayana kadar beraber yürüyecektik.

batch_20161216_103531

batch_20161216_110255

batch_20161216_110431batch_20161216_110704

Çıralı’nıın bu sakin ve ıssız halini, sahilin kuzeyinde bulunan ağaçların başka gezegene aitmiş gibi duran görüntülerini çok beğendim. Yolun bundan sonraki kısmında büyük – küçük o kadar çok koydan geçtim ki ne isimlerini, ne yerlerini ne sayılarını hatırlayabilirim bunların.

batch_20161216_120916

batch_20161216_122557

batch_20161216_125522

Patikaya girdikten sonra yanılmıyorsam önce küçük, sonrasında ise büyük bir koydan geçtim. Bu büyük koyda bir çadır, salıncak, şezlong, sandalye, naylondan bir baraka ve çeşitli yerlerde mutfak – kamp malzemeleri vardı. Devam ederek kısa süre sonra Maden Koyu’na ulaştım. Sahilde balık tutan iki kişi seçilebiliyordu. Patika’nın hemen sağındaki yapıyı inceledim. Maden girişi olabilcek yeri aradım. Sahil boyunca yürüyerek kuzeye devam ettim. Kısa süre sonra karşımda, bana doğru yürümekte olan iki kişi gördüm. Yaklaştıkça ikisinin de uzun saçları ve mat bağlı sırt çantaları belirginleşmeye başladı. Çantalarını indirip kumsalda oturdular. Likya Yolunu yürüyen bir çiftti, yanlarına ulaştığımda rotayla ilgili bilgi aldım. Tiplerine bakarak kuzeyli ülkelerden geldiklerini düşündüm.

batch_20161216_131809

batch_20161216_132513

batch_20161216_134005

batch_20161216_135046

Buradan sonra, Tekirova’ya kadar toprak (genelde) ve asfalt (kısmen) yollar üzeriden yürüdüm. Koydan sonra zikzaklar çizerek yükselen yolu takip ettim. Ben yükseldikçe manzara daha da güzelleşti, ve yürüyüş daha da zevkli bir hal almaya başladı. Zaman zaman tepeleri birbirine bağlayan, geniş ve güzel görüntüler sunan sırtlardan yürüyor, eski madenden kalmış yapıların yanlarından geçiyordum ancak devasa motoru göremedim. O gün, en yüksek noktama yolun rahat olması nedeniyle oldukça rahat ve keyifli bir şekilde ulaştım. Geçit sonrasında yol alçalarak beni başka bir koya indirdi. Burada yol, koyun oldukça gerisinden dolaştığı için koyun manzarasını izleme şansım pek olmadı. Yol üzerindeki çeşmenin yanında kısa süre durup ne yapacağımı düşündüm. Kamp kurmak için henüz oldukça erkendi ancak deniz keyfi yapılabilmek için geçti ve hava serinlemeye başlamıştı. Kampımı kurup boş boş oturmaktansa, bir sonraki koya yürümeye başladım, böylece sonraki gün yürüyeceğim rotanın mesafesini de düşürebilirdim.

batch_20161216_143559

batch_20161216_144236

batch_20161216_150049

batch_20161216_161141

batch_20161216_161824

Bir sonraki koya ulaşmam zor olmadı. Başlangıçta burada kalmayı düşünüyor olsam da kısa sürede bu konuda tereddüte düştüm. Yol üzerinde iken yine sahile çok yakın değildim ve sahilin kamp için uygun olup olmadığını yukarıdan gördüğüm kadarıyla karar veremiyordum. Telefonumdan haritayı inceledim ve bunun haricinde Tekirova öncesinde son bir koy kaldığını farkettim. İyi durumdaydım, güneş oldukça alçalmış olsa da devam etmeye karar verdim. Hava kararırken o gece kamp yerim olacak olan Cennet Koyu’na ulaştım. Ortalık oldukça sakindi ve koyda benden başka birkaç kişi vardı. Denizin kenarında daha önce başkalarının kaldığı belli olan, güvenli bir çadır yeri olduğunu gördüm ve buranın zeminini biraz daha temizledikten sonra çadırımı buraya kurdum. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra oturup denize karşı yemeğimi yedim. Ankarada saat 19:00’da termometrelerin eksili değerler göstermesine alışmışken, o an denize karşı yemek yiyor olmak büyük mutluluktu. Diğer koylarda telefonum çekmiyor olsa da burası Tekirova’ya yakın olduğundan olsa gerek gayet güzel bir şekilde çekiyordu.

batch_20161216_171416

batch_20161217_083822

Hava iyice kararıp serin hava kendini iyiden hissettirmeye başlayınca toparlanıp çadırıma girdim. Defterime yürüyüş notlarımı yazmak için isteksizdim, kendimi zorlamak istemedim. Yanımdaki kitabı okuyor, bir yandan da telefonumu kurcalıyordum. Vakit ilerledikçe yağmur çiselemeye başladı, sabaha kadar kesik kesik olsa da devam etti. Çadırdayken yağmur yağmasını sevmem çünkü sabah ayazında ıslak çadır tentesine dokunma hissi hiç hoşuma gitmez ancak bu şekilde çiselemesini dinlemek çok keyifliydi. Çadır içerisindeki sıcaklık gece boyunca 10 derecenin altına düşmedi, ben de doğru malzeme seçimim sayesinde rahat bir gece geçirdim. Birkaç defa gece köpek havlamaları nedeniyle uykum bölünse de bu sıradan bir durumdu. Koyda bulunan köpekler, benim yanımda yürüyen köpekten pek hoşlanmamıştı anlaşılan. Köpek birkaç defa tenteyi tırmalasa da, çadırım geceyi hasarsız atlatabilmişti.

İkinci Gün

Cennet Koyu – Tekirova – Phaselis – Çamyuva

Erken uyansam da önceki günden, ve hatta nöbetten kalan yorgunluğum, uykusuzluğum nedeniyle tekrar uyuyakaldım. Hava yağışlı değildi ancak kapalı ve rüzgarlıydı. Hazırlanıp yola koyulduğumda saat 09:00 olmuştu. Rahat ve keyifli bir yürüyüşle bir geçide doğru yükseldim. Bu sırada etrafımda oteller görünmeye başlamıştı. Geçide ulaştığımda sol yanımda Tekirova uzanmaktaydı; medeniyet!

batch_20161217_092242

batch_20161217_092452

Alçalan yolu takip ederek asfalt yola bağlandım. Sol yönü takip ederek, otellerin yanından ve boş arsaların arasından merkeze yöneldim. Saat 10:00’du ve neredeyse heryer kapalıydı, sokaklarda in – cin top oynayan Tekirova’nın bu halini beğendiğimi söylemeden geçmeyeceğim tabiki. Kış mevsimini yaşamakta olan Şile’den bile daha ıssızdı ortam. Sahil şeridinin durumunu bilmediğim için Tekirova Sahiline hiç çıkmadım. Yiyecek almak için market aradım ancak görünürde açık yer yoktu. Ülke çapında meşhur bir marketin tabelasını takip ettim ancak o bile kapalıydı. Sonunda başka bir marketi açık buldum ve içeri girip salam, katmer, meyve suyu ve Phaselis’te yemek üzere için çiğköfte aldım. Yolun ve kuru derenin kenarında bulunan banklara oturarak geç kalmış kahvaltımı yaptım.

batch_20161217_094256

batch_20161217_095255

Phaselis’e gitmek üzere yola koyuldum ve Tekirova merkezinden beri takip ettiğim yoldan saparak bir ara yolda yürümeye başladım. Kısa sürede etraf sakin bir ilçe merkezi görünümünden, köy sokakları görünümüne; asfalt yol, toprak yola dönüverdi. Bir arkadaşımın gidip kalmam konusunda tavsiye ettiği Sundance Camping içerisinden geçerek tekrar sahile ulaştım. Önümde yine uzun ve ıssız bir plaj uzanmaktaydı. Burası kayalıklarla bölünmüş iki plaj, Phaselis’in güneyindeki sur ve kayalıklar ile çevrelenmiş bir koy. İlk kumsalın sonunda Şeytan Kayalıklarını aştıktan sonra daha sonra Phaselis’in güney limanının bulunduğunu öğrenip tekrar ziyaret edeceğim diğer büyük plaja indim. Orman içerisindeki tarihi kalıntıları farketsem de etrafında tabelalar bulunmadığı için bunların ne olduğunu anlayamadım. Bu kısımda antik kent ile ilgili yönlendirmeleri eksik buldum, ne tarafa gideceğim konusunda tereddüte düştüm. “Müzenin Kahvesi” tabelasının işaret ettiği yönü takip etmeye karar verdim, bu sayede en azından danışabilecek birileriyle karşılaşabilirdim. Gittiğim yön doğruydu ve buna gerek kalmadı.

batch_20161217_110936

batch_20161217_112404

batch_20161217_113524

Sahile ulaştığımda kendimi Roma döneminden kalma tarihi su kemerlerinin karşısında buldum. Kemerin solunda kuzey liman, sağında orta liman, arka tarafında ise ne olduklarını anlayamadığım kalıntılar vardı. Düz devam ederek karşıya; kuzey ve orta limanı birbirinden ayıran kayalık burna çıktım. Burası etraftan biraz daha yüksekçe, oldukça rüzgarlıydı. Güneye doğru yürüyerek orta limandan geçtim ve liman plajının diğer ucuna ulaştım. Bu kısımda limanın kenarındaki insan eliyle yapılmış, bir zamanlar gemilerin yanaştığını hayal edebildiğim yapıları farkedebiliyordum. Bunun hemen sağında ana cadde, diğer adıyla “liman caddesi” bulunuyordu.

batch_20161217_120644

batch_20161217_121105

batch_20161217_121148

İnsan, gemiyle gelen malları sepetlerle bellerinin hizasında yada başlarının üzerinde taşıyarak bu cadde boyunca, agoraya doğru yürüyen insanları; caddenin kenarlarında oturup gelen geçeni izleyen insanları hayal edebiliyor. Hafifçe yükselen ana cadde küçük bir geçitte genişleyerek bir meydana dönüşüyor. Tam bu noktada solda tiyatro, sağda ise agora bulunuyor. Caddenin buraya olan kısmında, kenarlarda yazıtlar mevcut. Büyük ve küçük hamam da bu cadde üzerinde. Hamamlar detaylıca incelemeye değer. Ben, önce sağımda kalan agorayı, sonra solumda kalan tiyatroyu gezdim. Bir zamanlar meydandan tiyatroya çıkan antik merdivenlerin bir kısmı hala sağlam olsa da, tiyatroya ulaşabilmek için sonradan eklenmiş olan ahşap merdivenleri kullanmak gerekiyor. Tiyatro içerisinde vakit geçirilebilecek derecede sağlam durumda. Tiyatronun en tepesine çıkıp kuzeybatı ucuna yürüdüğünüzde harika bir Phaselis ve Tahtalı manzarası izleyebilirsiniz.

batch_20161217_122141

batch_20161217_123616

batch_20161217_124426

batch_20161217_124746

Tiyatroyu iyice gezdikten sonra tekrar meydana inerek ana caddeyi güney yönüne doğru takip etmeye başladım. Yolun sağında, ağaçlar içerisinde kalmış bir agora, caddenin sonunda ise Hadrian’ın Phaselis’i ziyaretinin şerefine yapılmış “Hadrian Kapısı” kalıntıları bulunuyor. Tekrar Phaselis’e gelirken geçtiğim sahile ulaştım ve bir zamanlar güney liman bulunduğunu düşündüğüm sığ sular üzerinde kayalık çıkıntılar yardımıyla denizin ilerisine doğru yürüdüm. Bu şekilde şehir surlarını görebileceğimi ummuştum. Gördüm ancak yeterli gelmedi. Bu nedenle sahilin kenarını takip ederek doğuya doğru ilerleyen patikaya girdim. Bu patika kısa süre sonra tekrar sahile çıktı ve buradan hem sur hem koy daha iyi görülebiliyordu.

batch_20161217_125628

batch_20161217_130302

batch_20161217_130849

Etrafa bakınırken denizde yüzen birini gördüm. Hemen peşinden cesaretim yerine geldi ve ben de yüzmek istedim. Ancak sakin olan bu koyda değil, daha rüzgarlı ancak daha güzel olan orta limanda yüzmeliydim. Tekrar ana caddeye geri dönerek önce meydana, sonrasında orta limana ulaştım. Yabancı olduğu belli olan bir aile sahildeki banklarda oturmuş, yemek yiyordu. Kararımı değiştirmeden hemen üzerimdekileri çıkardım ve deniz yöneldim. Su serindi ancak insanı titretecek, nefes alışını zorlayacak seviyede değildi. Yaklaşık 10 dakika boyunca orta liman sahili boyunca bir o uca, bir bu uca yüzdüm durdum. Denizden çıkıp eşyalarıma ulaşmam ise zor oldu çünkü yürümekten kasılmış ayaklarla taşlık plajda yürümek oldukça can yakıcıydı.

Ben üstümü değiştirdikten sonra sahilde oturan ailenin içinden kalkan, daha sonra Alman olduğunu öğrendiğim, yaşlı kadın elinde bir çocukla bana doğru geldi ve deniz suyunun sıcaklığını sordu. “Soğuk ancak yüzmek için ideal” dedim. O gittikten sonra bir bankta oturup Tekirova’dan aldığım çiğköfteyi yemeye başladım. Bu defa tüm aile kalkıp yanıma geldi. Kıyafetleri ve çantalarından yürüyüş yaptıkları anlaşılıyordu. İki tanesi 50 – 70 yaşlarında bir çiftti. Adamın sırtında bebek taşımak için üretilen çantadan vardı ve bu çantanın içerisine oturtulmuş, halinden memnun küçük bir çocuk üçüncü kişiydi. Kadının soluk mavi gözlerindeki bakışlar çok güçlü ve derindi. Hayatımda ikinci defa bir insanın bakışları böylesine dikkatimi çekiyordu. Bir diğeri ise yine Likya Yolunu yürürken Alakilise yakınlarında karşılaştığım küçük yörük kızıydı. Ailedeki dördüncü kişi; otuzlu yaşlarında ve gayet dinç duran, işi bilen görünümlü, çocuğun babası olduğunu tahmin ettim kişiydi. Beşinci kişi olarak ise diğerlerinden daha kısa boylu bir kız vardı yanlarında. Yüzüne dikkatlice bakınca aşırı derecede bir arkadaşıma benzediğini farkettim. Öyle ki “Sen o musun?” dememek için kendimi zor tuttum. Ben konuşmaya başlayınca da yaşlı kadının ona dönüp “gördün mü?” dercesine kafa sallaması beni iyice afallattı. Yaşlı ve yetişkin adam önce bana rotam hakkında sorular sordular. Ardından da kendilerinin Tekirova’ya devam edeceklerini söyleyerek rota hakkında bilgi istediler. Meğer Çamyuva’dan yürüyerek yola çıkmışlar, burada mola vermişler. Bunu duyunca benim de yürüyüşümü Tekirova’da sonlandırabileceğimi farkettim. Onlara önlerinde sadece Şeytan Kayalıklarını aşmak için girecekleri zor olmayan bir patika olduğunu, bunun haricinde rotanın sahili ve araç yollarını takip ettiğini; rahat ve keyiflice yürüyebileceklerini söyledim. Bu güzel aileyle karşılıklı olarak birbirimize şans diledikten sonra vedalaştık ve yola koyuldular.

Onlardan kısa süre sonra ben de toparlanıp yola koyulmaya hazır hale geldim. Planıma göre yürüyüşümü Phaselis’te noktalayacak, buradan Antalya yoluna ulaşarak Antalya’ya gitmeye çalışacaktım. Ancak karşılaştığım bu güzel aile ve içimde yükselen mutluluk dururken, birde vakit henüz erken iken yürüyüşüme devam etmeye karar verdim. Daha önce fotoğrafını çekmediğim su kemerinin ve kuzey limanın fotoğrafını çekerek nekropole yöneldim. Sadece sahildeki yapılardan ve kaya mezarlarından ibaret olduğunu sanmıştım ancak yürüyüşümün sonraki kısımlarında da uzun süre boyunca kaya mezarları ile karşılaşmaya devam edecektim.

batch_20161217_140015

batch_20161217_140031

batch_20161217_140225

batch_20161217_140514

Kuru bir dere yatağından geçerek görkemli bir burna yaklaşmaktaydım. Kayalıkların üzerinde uzun sarı saçlarını savurarak poz veren ve onu fotoğraflayan bir kız gördüm. Halleri ve giyimleri bulundukları yer ile tezatlık oluşturuyordu. İlk başta Türk olduklarını düşünsem de konuşmalarından Rus yada Alman olabileceklerine karar verdim. Burnun biraz daha ilerisinde ise Phaselis’te de gördüğüm başka bir çift ile selamlaştık. Burundaki görüntü çok güzeldi. Musa Dağına kadar Likya Sahili manzarası, sağ yanımda Tahtalı Dağı ve heybetli zirvesi, sol yanımda ise uçsuz bucaksız Akdeniz. Manzaranın tadını çıkarabilmek için bir süre oyalandım.

batch_20161217_1422120

batch_20161217_143559

batch_20161217_143940

Beni küçük bir koya indirecek olan patikaya girip tekrar yürümeye başladım. Sahilde ateş yakılmış ocaklar bulunan bu koyda kimsecikler yok sanmıştım ancak karşı tarafa geçip yükselmeye başladıktan sonra geldiğim yöne dönüp bakınca kayalıklarda balık tutan insanları gördüm. Buradan sonra ise kısa sürede Alacasu Cennet Koyuna ulaştım.

batch_20161217_145009

batch_20161217_145257

batch_20161217_145404

batch_20161217_145901

batch_20161217_150816

Alacasu Cennet Koyu, büyük denilebilecek bir koydu ve diğerlerine göre insan sayısı daha fazlaydı. Günübirlik gelenler haricinde; karavan yada minibüs ile gelmiş, epeydir burada kaldıkları belli olan insanlar vardı. Artık rotamın sonuna iyice yaklaşmıştım. Toprak yolu takip ederek Antalya yoluna ulaştım. Likya Yolu burada Antalya yolunun karşısına geçerek Beycik’e doğru devam ediyor. Bu noktada benim Likya Yolu üzerindeki yürüyüşüm son bulmuş bulunmakta. Bundan sonraki kısımda araç yolunu takip ederek Çamyuva yönüne doğru yürüdüm.

Yürürken zaman zaman yüzümü yola dönüp otostop denesem de uzunca bir süre duran olmadı. Çamyuva’ya ulaştım ve buradaki durakta beklemeye başladım. Tam ümitlerimin tükenip otobüse yada minibüse binmeye karar verdiğim Antalya’ya giden bir kamyon durdu. Kamyona binip kapıyı çektiğimde mini tatilimin yürümekle ilgili olan kısmı son bulmuştu. Ancak Ankara’ya dönmek için henüz bir günüm daha vardı. O geceyi ve bir sonraki günü bol bol dinlenerek ve yürüyüş esnasında yazmadığım notlarımı yazarak geçirdim.

batch_20161218_103743

 

 

T H E    E N D

 

 

Rota üzerine düşüncelerim ve teknik detaylar;

Teknik açıdan oldukça kolay, manzaraları harika, planlaması basit ve yürüyüş yolunun en güzel rotalarından biri. Çıralı Sahili ile Maden Koyu arasındaki bölüm ve Phaselis  yakınındaki Şeytan Kayalarda rota standart yaya patikası şeklinde. Bunun dışında ise çoğunlukla toprak yoldan, plajlardan ve nadiren asfalt yol üzerinde ilerleniyor. Yeni başlayanlar için güzel bir deneme parkuru, tecrübeli yürüyüşçüler için ise denizin tadına varılarak keyifle vakit geçirilebilecek kolay bir rota. Her mevsim yürümeye müsait olsa da, yaza yakın bahar aylarında yada bahar ortasında yürümenin daha keyifli olacağı düşüncesindeyim. Yiyecek tedariği; Çıralı ve Tekirova’da bulunan marketlerden yapılabilir. Rota üzerindeki su kaynakları; Çıralı Sahili, Maden Koyu (burada kaynak yok) ile Tekirova arasında bulunan üç koy ve Tekirova’da bulunuyor. Kamp kurmak için tüm koylar yeterince tenha. Aynı şekilde Çıralı Sahilinin kuzey kısmının da gerekli durumlarda kamp için kullanılabileceğini düşünüyorum. Kamp malzemesi taşımayan yürüyüşçüler planlarını Çıralı’da (yada Olympos) ve Tekirova’de kalacak şekilde planlayarak rahat bir yürüyüş ile bu rotayı tamamlayabilirler.

Advertisements

Ordu Samsun İzmir Turu – 5. Gün (Selçuk, Efes, Şirince)

izmir 1

15 04 2014

Sabah 06:00’da çalan alarmların sesine uyandım. Kendime gelmem birkaç dakikamı aldı. Kalkar kalkmaz gece kurumaya bıraktığım giysilerimi hazırlamaya başladı. Giyecekler, elektronik malzemeler, şarj cihazları, kablolar derken 07:00 gibi evden ayrıldım. Önce yakınlardaki bir otele uğrayıp bir arkadaşıma Samsum’dan getirdiğim hediyeyi bıraktım. Sonrasında havaalanına geçip Maksure ile buluştum.

Çekinlerimizi yapıp kontuarı geçtik. Kalkışa yaklaşık 50 dakika vakit vardı. Bu süreyi konuşarak geçirdik. Vakit gelince fotoğraflar ve videolar çekerek uçağa geçtik. Uçuş sırasında bol bol fotoğraf ve video çektik. Uçakta ekran olmaması nedeniyle nereden geçtiğimizi anlayamadık. Birkaç tane  göl ve zirve gördük ama neresi olduğunu kestiremedik. Baya uzun bir yolculuk oldu. Maksure bir kısmında uyurken ben dergi okudum. İnişi de kalkışta olduğu gibi video kaydına aldık.

DCIM100GOPROUçakta bulunan bulunan dergiyi karıştırırken bakın kiminle karşılaştım?

DCIM100GOPROAdnan Menderes Havaalanına inice bagaj bandına gittik ve Maksure’nin çantasını bekledik. Geldikten sonra kapıda bekleyen görevliye TCDD trenin İZBAN durağından mı geçtiğini sorduk. Olumlu cevap alınca “İZBAN” tabelalarını izleyek döne dolaşa durağı bulduk. İki öğrenci bileti alarak istasyonda oturduk ve bir saat treni bekledik.

Trenden selamlar.

İzmir kart_01(2)Trende Maksureyle ayrı düştük. Trenin dolu olması nedeniyle farklı yerlere oturduk. Yolculuğu dergi okuyarak geçirdim. Selçuk garında indiğimizde acıkmıştık. Yakındaki bir pastaneye giderek poğaça aldık ve otogarın yerini sorduk. Sonrasında Selçuk sokaklarında yiyerek dolaşmaya başladık.

IMG_2538Ansızın karşımıza tepe üzerindeki kalıntılar çıktı. Tape değil tepe. St. Jean Bazilikası.

Girip gezmeye karar verdik. Girişte turnikeler vardı. Kendime öğrenci kartı çıkarttırdım. İçeriyi çok çok kabaca dolaştık ve çıktık.

IMG_2544Çıkınca bir marketten yiyecek, içecek aldık ve otogara geçtik. Efes’e giden dolmuşların yanına gidip kalkış vaktini beklemeye başladık.

DCIM100GOPROBu sırada ayakta dururken elimden tabletim düştü. Üst tarafından vurdu ve yerde sürüklendi. Bu kazadan tepesinde iki göçükle kurtuldu.

Dolmuşla Efes’in girişine geldik. Dolmuştan inerken yukarıdaki kapıdaki dolmuş olmadığını, tekrar buraya gelmemizi söylediler. Girişte fotoğraflar çekip devam ettik. İkimizin de daha önce girmediği bir yola saptık. Çok ıssız ve doğal. Patikalardaki otların yoğunluğu ve arılar nedeniyle geri döndük.

IMG_2556Güneş çok şiddetliydi gerçekten zorluyordu. Bundan sonra hızlıca amfi tiyatroyu gezdik.

IMG_2582Geri kalan kısmı hızlıca geçtik. Hızlı gezmeme rağmen yine fotoğraflar ve videolar çektim.

IMG_2587Çıkış kapısına vardığımızda bir süre ne yapacağımızı düşündük. Yürüyerek yedi
uyurlara gitmeye karar verdik. Yol tahmin ettiğimizden uzundu.

DCIM100GOPROİlk başta birkaç otostop denedik ama duran olmadı. İki yanıda yeşilliklerle yolda yürümeye devam ettik. Arasıra arayollara girdik ve ağaçlarda bulunan çağla, erik ve asmadan kopararak yedik.

DCIM100GOPROYedi uyurlara varınca hızlıca açık olan alanları gezdik ve yola devam ettik.

IMG_2601Bahçelerin arasındaki yollara girerek anayola ulaştık. Yolun karşısında kalan gölgelik yürüyüş yolunu kullanarak Selçuk’a yürüdük. Turizm noktasına uğrayarak selçuk ve izmir’e ait haritalar aldık. Turizm ofisinden sonra Şirince’ye gitmek için otostop denemeye karar verdik. Gördüğümüz bir bakkaldan dondurma aldık. Bedavası yoktu.

DCIM100GOPRODondurmalar bitince gelen birkaç arabaya otostop çektik ancak durmadılar. Zaman kaybetmemek için gelen dolmuşa bindik ve şirince’ye ulaştık.

IMG_2632Şirince turizme odaklanmış, sokakları incik boncuklarla dolu olsa da mimarisi -genel olarak- doğal kalmış bir köy. Sokaklarında dolaşırken gayet zevk aldım. Yerleşim yerlerinin bir kısmı ticarethaneye dönüşmüş durumda. Ancak merkezi kısımdan uzaklaşırsanız daha sakin ve doğal yerleri elde görebilme bulabiliyorsununz.

IMG_2614Şirince şarabına değinmeden geçmeyeyim. Normalde alkol kullanmıyorum ancak bir dükkandan verilen tadımlık şarapları denemeden geçmedim.

IMG_2653Meyveli şarapların düşük alkollü olanları gayet güzel. Meyvesuyunun içinde hafif şarap tadı varmış gibi. Alkol oranı daha fazla olan diğer şaraplarda durum farklı. Bunlarla diğer şaraplar arasındaki farkı anlayamadım. Sıcak şarap da dahil. Normalde kullanmadığımı tekrar hatırlatayım.

IMG_2649

Şirince’nin yukarılarında bir tane de Kilise mevcut.

DCIM100GOPRO

Burada güzel insanlarla sohbet etme şansımız oldu. Bazıları ise 3. 4. Kelimeden sonra işi ticarete getiren insanlar. Gezerken bir yandan da kalacak yer konusunu halletmeye çalıştık. İlk olarak şirince’de 100 tl ye kahvaltı dahil oda bulduk. Sonrasında kahvaltı hariç 80 tl ye düştü. Ve son olarak kahvaltı hariç 65 tl. Bu sırada Selçuk’ta kahvaltı dahil 60 tl ye oda bulduk. Sonrasında başka bir yerde 50 tl ye bulunca Selçuk’a dönmeye karar verdik. Bize şarap ikram eden ve konaklama konusunda yardımcı olan “Kıvırcık Şarap Evi” ne selamlar!

IMG_2655

Son dolmuş olan 21:00 dolmuşuna iki saat olması nedeniyle Nesin Matematik Köyüne gitmeye karar verdik.

IMG_2658Maksure’nin yol boyunca söylendiği toprak yolu takip ederek Köye ulaştık. Birkaç fotoğraf çekinerek geri döndük.

IMG_2663Tekrar şirince’ye vardığımızda dolmuşa değilde Selçuk yönüne doğru yürümeye başladık. Bu sırada gelen traktöre otostop çektik ve durdurduk. Traktörün römorkunda eğlenceli ve esintili bir yolculukla tekrar Selçuk’a döndük.

DCIM100GOPROOtel için küçük bir alışveriş yaptık. Otele vardığımızda bizi tanıdılar ve doğrudan odaya çıkardılar. Odaya çıkıp dinlendiğimizde Maksure yorgun olduğunı söyledi. Ben de tek başıma dolaşmaya çıktım.

IMG_2679Düz şehirlerde her zaman olduğu gibi yine yönümü bulmakta zorlandım. Sonrasında toparlayarak gezmeye başladım. Kamusal binalardan geçerek kaleye yöneldim. Kale yolunda muhtemelen kapı kapalıydı. Çünkü yol boyunca net bir geçiş göremedim ve alçalarak Selçuk’un ara sokaklarında buldum kendimi. Tekrar Atatürk Caddesine çıkarak bir kahvehanede oturup çay içtim. Kaldırımda dizili masada caddeye karşı çay içmek -hele de motosikletler varken- bana Karaman’ı anımsattı.

1010593_10202859561143411_8551308266615591122_nBundan sonra tren garı yakınındaki meydana giderek su kemerlerini, hamamı buldum.

IMG_2676Buradan Artemis tapınağına gitmek için yola çıktım ancak yolun zifiri karanlık ve aşırı ıssız olması nedeniyle geri döndüm. Başka yöne saparak İsa Bey camisine ulaştım. Mimarisi gerçekten ilgi çekici. Burada mübarek #selfie çektim.

DCIM100GOPROBuradan St. Jean bazilikasına çıkarak Atatürk caddesine indim. Ardından otele döndüm.

IMG_2683Galiba biraz soğuk kalkayım da battaniye alayım üzerime.

Ordu Samsun İzmir Turu – 3. Gün

Sabah, henüz hava aydınlanmamışken “çalan” ezan sesine uyandım. Ses benim telefonumdan geliyordu. Uyku sersemi halimle yeni yüklediğim rom un marifeti herhalde dedim. #abbv galiba alarm sesi olarak internetten yeni melodi bulmuş.

Sonrasında sesin geldiği yöne bakarak sesin benim telefonumdan değil duvarda asılı olan bir tablodan geldiğini düşündüm. Çünkü benim telefonum başka yerde şarjda idi. Sonrasında Mustafa kalkıp amcasının telefonunu kapatmaya çalışınca durumu anladım. O da telefonu susturamayınca bataryasını sökmüş.

İkinci uyanışımda bu defa gerçekten çalan telefonumun alarmını kapattım ve yattım.
Uyandığım da saat 10 civarıydı. Zengin bir kahvaltı yaptık. Mustafanın akrabalarıyla vedalaşıp evden ayrıldık.

IMG_2437Çiftlik caddesi boyunca yürüyerek Meydan Avm’ye vardık. Gördüğüm güzel AVM lerden birisi.

IMG_2441Kabaca dolaştıktan sonra sahile yöneldik. Cumhuriyet meydanında bulunam tramvay durağının yanından geçtik. Özgürlük yolunu takip ederek önce “Yabancılar Çarşısı” na sonrasında ise Tütün İskelesine vardık.

IMG_2446

IMG_2455Burada bir süre yazıları okuyup fotoğraf çektikten sonra Decathlon’a gitmek üzere yola çıktık. Yolda Sevgi Gölüne uğradık. Güzel bir yer. Burada da fotoğraf ve videolar çektik.

IMG_2467

IMG_2500Decathlon’daki alışverişi tamamlandıktan sonra, Mustafa’nın arkadaşı
Ural’la buluşup yemek yemek için Çiftlik Caddesine yürüdük.

DCIM100GOPROEt dönerini tatmak üzere Çalıkuşu’nun yolunu tuttuk.

Et döneri gerçekten güzel. Dürüm ekmeğini de hesaba katarsak Beyaz Ev’den daha güzel. Ancak burada benim için dürümün önüne geçen bazı şeyler var. İlk olarak Wireless bağlantı durumunu sorduğum görevliden “İnternet var ama şifresini vermiyoruz” cevabını aldım. Bu cevabın ardından gelen dürümlerimizin tadını çıkartmaya başlamıştık ki, gelen 25 kişilik bir grup nedeniyle başka bir görevli bizi başka masaya geçirmek istedi. Öncesinde Mustafa’nın dürümleri yemeğe başladık cevabıyla reddettik. Ardından Ural’ın grup içinden tanıdığı olması nedeniyle yemeklerimizi ve çantalarımızı başka bir masaya taşıdık.

Yemeğin ardından tatlı yemek için Ünlüoğlu Baklava’ya gittik. Burada 1 kilogram taze tulumbayı yedikten sonra tekrar Bulvar AVM’ye uğradık.Buradan kitap baktım ancak bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak Popular Science dergisi aldım. Mecidiye caddesini takip ederek Saathane meydanına ulaştık.

IMG_2512Buradan sahile dönerek tramvay durağına ulaştık. Burası opera durağı. Devasa Opera ve Bale salonunun hemen yanında bulunuyor.

IMG_2525Atakum Belediyesi durağında tramvaydan indik ve sahile yöneldik. Hava soğuk ve sahil rüzgarlıydı. Burada bulunan AVM yi gezmemeye karar vererek kafelere gitmeye karar verdik. Bu sırada gördüğümüz halk iskelesine çıktık. Kısa bir vakit harcadıktan sonra yola devam ettik ve kafelere ulaştık. Durumu anlatacak olursam ortam vasat haldeydi. Doğru dürüst yol ve kaldırım yok. Kafelere vardığımızda burada vakit geçirmek yerine gelirken görkemi ilgimizi çeken Batı Park’a gitmeye karar verdik.

IMG_2533Tramvaya dönerek baruthane istasyonuna ulaştık. Üst geçitten yolun karşısına geçince teleferik istasyonunun ışıklarını gördük. İçeriye girdiğimizde teleferiğin açık olduğunu öğrendik. Amisos tepesi için biletlerimizi aldık ve kabine oturduk. Kısa bir süre sonra yukarıya varmıştık.

DCIM100GOPROVakit kaybetmeden tümülüslere yöneldik ancak giriş kapatılmıştı. Etrafından dolaştık ama yine birşey göremedik. Bir ara bariyeri geçip girelim diye aklımızdan geçirsek de kanunen yasak olduğuna dair tabelayı görünce vazgeçtik. Mevcut yolları yürüdükten sonra dönüş için jeton aldık ve aşağıdaki istasyonlara ulaştık.

DCIM100GOPROTeleferikten inince amazon heykeline ve aslanlara yöneldik. Yaklaştıkça aslanın ağzının balkona benzediğini farkettik. Yanına vardığımızda gerçekten öyle olduğunu anladık ancak girişler yalnızca haftaiçi açık olduğundan girme şansımız olmadı. Detaylıca amazon heykelini, aslanları ve parkı ve tasvirleri inceledik.

IMG_2535Cumhuriyet meydanına gitmek için tekrar tramvaya bindik. Meydana varınca biletimi bastırmak için satış ofisine gittim. Bileti otogardan alacağımı ve servisin 11:15 te olduğunu öğrendim. Buradan çıkınca içecek almak için bir markete gittik. Bu sırada Vural’la vedalaştık ve ayrıldık. Marketten sonra ise Mustafa ile bir kafede servis saatine kadar oturduk.

Vakit gelince tekrar bilet satış ofisine gittik. Burada Mustafa ile vedalaşıp servise bindim. Sonrasında otobüs vaktine kadar otogarda bekledik. 01:00’de otobüse bindim. Bir süre yeni aldığım dergiyi ve tableti karıştırdım. Sonrasında kesik kesik uyuklamaya başladım. Saat 05:30 gibi eve doğru yürümekteydim.

Ordu Samsun İzmir Turu – 2. Gün

Sabah uyanınca kendimizi kahvaltı masasında bulduk. Kahvaltının ardındam öğlene kadar evde oturduk. Evden ayrıldıktan sonra Fidangör caddesini gezdik.

IMG_2430Sonrasında teleferiğe yöneldik. Biletlerimizi aldıktan sonra kabinimiz gelince bindik. Hava hafiften bulutlu olsa da yine de açık sayılırdı. Berrak ve açık bir Ordu manzarası izleyerek boztepeye ulaştık. Boztepe de atlama pistini ve piknik alanını gezdik ve fotoğraflar çektik.

IMG_2420
Aşağı inmeden önce korulukta eğlenceli videolar çektik. Bu videoları daha sonraki günlerde çekeceğim videolarla birleştirerek güzel şeyler ortaya çıkarabileceğimi düşünüyorum. Havanın kapatması ve yağmur ciselemesi nedeniyle biran önce aşağıya inip Samsun’a gitmeye karar verdik. İniş de çıkışta olduğu gibi eğlenceliydi. Tüm inişi video kaydına aldık.

IMG_2432
Teleferikten indiğimizde sahilin sonuna kadar yürüdük. Burada Fatsa’ya gitmekte olan bir minibüse bindik. Fatsa otogarında inince atıştırmalık yiyecek aldık ve uygun bir yer bulmak için yol boyunca yürümeye başladık. Bu sırada Mustafa’nın otostop denemesi başarılı oldu ve Samsun’a giden bir otomobil bizi aldı. Saat 3 civarında Samsum’a vardık.
İlk olarak Decathlon’u ziyaret ettik. Tabi yine baya harcadım burada, kurtulmak ne mümkün?

IMG_2507Burada birkaç saat geçirdikten sonra Piazza’da kısa bir tur attık ve Mustafa’nın ısrarla anlattığı döneri yemek için “Beyaz Ev” in yolunu tuttuk. İlk olarak 56’lar caddesinden geçtik. Buradan Çiftlik Caddesine girdiğimiz anda Beyaz Ev’e varmış bulunduk. Fiyatları uygun bir mekan ayrıca dizaynı ve hizmeti yeterli.

DCIM100GOPRO
Tabiki kendime soğansız dürüm istedim. Döner olarak et döner servis ediliyor. İçerisinde yeşillik, patates kızartması, ve sos (iskender sosuna benzettim) bulunmakta. Tadı gayet leziz. Tek sorun dürümün çok küçük olması. Bunun da üstesinden ikinci dürümü sipariş ederek gelebiliyorsunuz. Yemeğin ardındam çektiğimiz videolara, fotoğraflara baktık. Çantamı da düzenledikten sonra tekrar yola düştük.

Çiftlik caddesi üzerinde yürürken bir yandan dükkanlara bakıyorduk. Yarın için başka bir mekan kestirdik gözümüze. Yarın da orayı deneyeceğiz. Cadde boyunca yürüdük, ardından sahile yöneldik. Cumhuriyet meydanına ulaştık. Buradan devam ederek Atatürk heykeline vardık. Kısa bir video çekiminin ardından sinemaya gitmek üzere buradan ayrıldık.

IMG_2442

Sinemaya vardığımızda “Nuh” filmi için bilet aldık. Filmin başlamasına yarım saat süre vardı ancak bu süreyi dinlenerek geçirmeye karar verdik. Film bitiminin ardından tekrardan çiftlik caddesine döndük. Mustafa’nın ablasnın evine ulaştık.

Şu an ise yatağa uzanmış vaziyette bunları yazmaktayım.

 

Ordu Samsun İzmir Turu – 1. Gün

Bu tur aslında uzun zamandan beri planlanmaktaydı. Ancak oluşan karmaşa nedeniyle benim gidişim konusunda bilinmezler vardı. İzmir’e gidiş için planladığım tarih bu tura engel olmayınca tura tekrardan dahil oldum. Ancak biraz farklılıklar vardı. Öncesinde 5 kişi olarak düşünmüştük. Ömür ve Berivan’ın sınavları Pazar günü bitiyordu. Benim ise Salı sabahı Trabzon’dan kalkacak uçağa binmem gerekiyordu. Ali ise kişisel işleri nedeniyle gelemiyordu. Bu nedenle Mustafa ile erken gitmeye karar verdik. Berivan ile Ömür sonradan katılacaktı. Bu arada diğer Mustafa’nın da (g.) gelme ihtimali vardı ancak ben dönene kadar görüşemedik Samsun’da.

Mustafa sınavdan çıkınca, kulüpte buluştuk. Bir kartonun bir yüzüne Giresun, diğer yüzüne Ordu yazdık ve kulüpten ayrıldık.

C kapısında üst geçitten geçerek otostop çekmeye başladık. Bir süre sonra Beşirli’ye giden bir araca bindik. Araca binerken, hazırlamış olduğum kartonu düşürdüm.

Beşirli’de inince de kısa bir süre içinde Akçaabat’a giden bir araba durdu. Buna binerek akçaabat sahilinin biraz daha ilerisinde indik.

Bu sırada yabancı olduğu belli olan biri selam verdi ve muhabbete başladık. Johan, İsveç’li, Bulgaristan’da yaşıyor. Bulgaristan – Ukrayna – Gürcistan – Ermenistan – Gürcistan – Türkiye rotasını izleyerek Ankara’ya gidiyor. Oradan da uçakla Kıbrıs’a gidecekmiş.

İki saat boyunca otostop çektiğini ve beraber denemek istediğini söyledi. Duran araçta yer olduğu takdirde olabileceğini söyledik. Sohbet muhabbetli otostop denemelerimiz sonucunda bir TIR durdu. Araç Mersin’e gidiyordu. Şoför Nebi Abi bizi Ordu’da indirecekti. Johan’ı Çorum’a bırakabileceğini söyleyince aracılık yaparak Johan’a yardımcı olduk. Yolculuğun dili yabancıydı. Beklediğimizden daha kısa bir sürede Ordu’ya ulaştık.

DCIM100GOPROOrdu’ya varınca Johan ve Nebi abiyle vedalaşarak araçtan indik. Hava henüz karardığı için sahilde dolaşmaya karar verdik. İlk olarak Ordu Tostu ile karnımızı doyurduk. Ordu tostunu diğer tostlardan ayıran birkaç özelliği var. Bunlar, tost ekmeğinin farklı olması ve sucuğunun ezilerek tabaka halinde ekmeğin arasıra serilmesi. Sonuç olarak elinizde çıtır çıtır bir tost olmuş oluyor.

DCIM100GOPRO

Burada tostumuzu yedikten sonra sahilde yürüyüş yaptık. Kuzenim Furkan’ın çalıştığı kahveciye gitmeye karar verdik. Burada uzunca bir süre oturduk, sohbet ettik ve bu yazıyı yazdım.

İstikamet ev!