Yeniden Likya’da : Olympos – Çıralı – Maden Koyu – Phaselis – Çamyuva

Birinci Gün

Olympos – Çıralı – Maden Koyu – Cennet Koyu

Ankara’nın kasvetinden oldukça bunalmaya başlamışken 3 günlük bir boşluk yakaladım ve biryerlere gitmeye karar verdim, ama nereye? Havalar oldukça soğuktu. Ayrıca elimde mevcut olan kamp malzemelerim üç mevsimlikti, diğer malzemelerimi getirtmek için yeterince zamanım yoktu. Olsa da soğukta yapılan aktiviteler artık eskisi kadar çekici gelmiyordu. Ne yapsam diye düşünürken bu zamanda yapılacak en güzel şeyin Akdeniz sahillerine gitmek olduğunu düşündüm. Bunun peşinden Likya Yolunda kısa bir yürüyüş yapmaya karar vermem zor olmadı. Alternatif parkur olması nedeniyle daha önce es geçtiğim Çıralı – Maden Koyu – Tekirova – … şeklinde devam eden rotayı takip edebilirdim. İşin bir diğer güzel yanı; bu bölgeye Ankara’dan ulaşmak benim için oldukça kolay olacaktı. Tek bir otobüs ile Çıralı, Phaselis yada Olympos yol ayrımına ulaşabiliyordum. Birkaç gün kala izin ve bilet işlemlerimi tamamlamıştım.

Götüreceğim kamp malzemelerimi seçme şansım yoktu, giysileri belirlemek için hava durumunu kontrol ettim. Gündüzleri hava 10 derece üzerinde, geceleri ise 0 – 10 derece arasında dolaşıyordu. Birkaç gün önce Olympos’tan gelen biriyle konuşarak bilgi aldım ve bölgede şiddetli rüzgar olduğunu öğrendim. İşte bu benim için zorlayıcı olabilirdi ancak şansıma güzel bir havada yürüdüm. Yola çıkmadan önceki gün nöbetçiydim ve bu yüzden yolculuk günü yorgun ve uykusuzdum. Yolculukta uyuyabilmek için, nöbetten sonraki günü de dinlenmeden geçirince iyice yorgun düştüm. Bunun sonucunda sürekli üşüyor, yutkunarak boğazımı yokluyordum. Herşey uyandığımda açıklığa kavuşmuş olacaktı. Çantamı erken hazırlamayı başaramadım ve bu süreç oldukça gergin geçti. Hatta çadır poşetimin içinde olacağını düşündüğüm çadır pollerimin dolapta durduğunu son anda farkettim. Ne büyük hata olurdu ama… Bir gece kamp kuracağım için yanıma ocak almadım. Bu sayede çatal, kaşık, bardak, yakıt ve ocak taşıma derdinden kurtuldum. Son yürüyüşlerimde yanımda taşımayı unuttuğum arıtıcı haplar ise çantaya ilk yerleştirdiklerim arasındaydı.

Sırtımda oldukça hafif çantam ile Balgat’tan otogara yürürken isteksiz bir kar yağmaktaydı, buna rağmen otogara vardığımda polarımın yüzeyini kaplayan kar nedeniyle kardan adama dönmüştüm. Dikkatsizliğim sonucu Kemer’e aldığım biletimi Kumluca olarak değiştirmek için otobüs firmasının bankosuna uğradım. Bu sayede Olympos yol ayrımında inebilmem mümkün olacaktı.

Yorgun olmam nedeniyle yolculuğum çok rahat geçti. Zaman zaman uyansam da keyifli ve uyku dolu bir yolculuk yaptım. Otobüsten ineceğim vakit dahi gözlerimi açık tutmakta zorlanıyor, yol ayrımını kaçırıp gözlerimi Kumluca’da açmaktan çekiniyordum. Böyle bir durum gerçekten yıkıcı olurdu.

Yaptığım plana göre Olympos yol ayrımında otobüsten inip bir yandan otostop deneyerek yürüyerek Olympos’a devam edecek, sonrasında Çıralı sahili boyunca yürüyecektim. Ancak hava aydınlanmamıştı ve yol oldukça tenhaydı. Telefonumda haritayı incelediğimde Çıralı’nın Antalya yoluna Olympos’a göre daha yakın olduğunu; hatta Olympos’a çıralı üzerinden gidip tekrar Çıralı’ya dönmenin doğrudan Olympos’a gitmekten daha mantıklı olabileceğini düşündüm ve planımı bu şekilde güncelledim. Bu değişikliği yapmak oldukça mantıklı oldu.

batch_20161216_080836_002

Otobüsten inip kısa süre yürüdükten sonra ortalık iyice aydınlandı. Çıralı bomboştu, hiç oyalanmadan sahile ulaşıp Olympos’a yöneldim. Bu kısım esintili ve serindi. Yazın şen insanların olduğu bu sahilde sadece balık tutan bir kişi vardı o an. Olympos Antik Kenti girişinde ise kimsecikler yoktu. Gişe boştu. Daha önceki yürüyüşümde buradan geçtiğime emindim ancak ortamı neredeyse hiç görmemiş, buradan hiç geçmemiş gibi hissediyordum. Etraftaki kalıntıların hepsi bana yabancıydı. Olympos’un kuzey kısmını uzun uzun, detaylıca gezdim. Batı kısmına yönelip bir süre yürüsem de sınırlarını kestiremediğim için vazgeçip döndüm. Bir gün tekrar gelmek istersem bu konuda çok zorlanacağımı sanmıyorum açıkçası.

batch_20161216_092501

batch_20161216_095108

batch_20161216_101516

batch_20161216_102942

Ayrıca vakit ilerlemeye başlamış, önümde hiç katedilmeye başlanmamış mesafeler vardı. Sahile dönerek tekrar Çıralı’ya yöneldim. Bu defa koskoca Çıralı Sahilinde sadece balık tutan iki kişi vardı. Yazın gün batımında imrenilecek kadar güzel görünen yalnız şuan terkedilmiş restoranların önünden geçerken çok şirin bir köpeğin bana doğru koşmakta olduğunu gördüm. Biraz onunla oyalandıktan sonra market alışverişimi yapabilmek için sahilden içerilere doğru saptım. Çoğu yer kapalıydı, sadece açık birkaç market vardı. Bir markete girerek kendime domates, salam ve su aldım. Hava çok sıcak olmadığı için 1,5 litre suyun yeterli olacağını düşündüm, doğru bir karardı. Yolları sürekli karıştırarak; uzata uzata Çıralı Sahilinin en kuzeyine kadar yürüdüm. GPS yardımıyla patika girişine yönelmişken peşime bir köpek takıldı. İşte bu köpekle geceyi Cennet Koyun’nda geçirecek, Tekirova’da onu diğer sokak köpekleri kovalayana kadar beraber yürüyecektik.

batch_20161216_103531

batch_20161216_110255

batch_20161216_110431batch_20161216_110704

Çıralı’nıın bu sakin ve ıssız halini, sahilin kuzeyinde bulunan ağaçların başka gezegene aitmiş gibi duran görüntülerini çok beğendim. Yolun bundan sonraki kısmında büyük – küçük o kadar çok koydan geçtim ki ne isimlerini, ne yerlerini ne sayılarını hatırlayabilirim bunların.

batch_20161216_120916

batch_20161216_122557

batch_20161216_125522

Patikaya girdikten sonra yanılmıyorsam önce küçük, sonrasında ise büyük bir koydan geçtim. Bu büyük koyda bir çadır, salıncak, şezlong, sandalye, naylondan bir baraka ve çeşitli yerlerde mutfak – kamp malzemeleri vardı. Devam ederek kısa süre sonra Maden Koyu’na ulaştım. Sahilde balık tutan iki kişi seçilebiliyordu. Patika’nın hemen sağındaki yapıyı inceledim. Maden girişi olabilcek yeri aradım. Sahil boyunca yürüyerek kuzeye devam ettim. Kısa süre sonra karşımda, bana doğru yürümekte olan iki kişi gördüm. Yaklaştıkça ikisinin de uzun saçları ve mat bağlı sırt çantaları belirginleşmeye başladı. Çantalarını indirip kumsalda oturdular. Likya Yolunu yürüyen bir çiftti, yanlarına ulaştığımda rotayla ilgili bilgi aldım. Tiplerine bakarak kuzeyli ülkelerden geldiklerini düşündüm.

batch_20161216_131809

batch_20161216_132513

batch_20161216_134005

batch_20161216_135046

Buradan sonra, Tekirova’ya kadar toprak (genelde) ve asfalt (kısmen) yollar üzeriden yürüdüm. Koydan sonra zikzaklar çizerek yükselen yolu takip ettim. Ben yükseldikçe manzara daha da güzelleşti, ve yürüyüş daha da zevkli bir hal almaya başladı. Zaman zaman tepeleri birbirine bağlayan, geniş ve güzel görüntüler sunan sırtlardan yürüyor, eski madenden kalmış yapıların yanlarından geçiyordum ancak devasa motoru göremedim. O gün, en yüksek noktama yolun rahat olması nedeniyle oldukça rahat ve keyifli bir şekilde ulaştım. Geçit sonrasında yol alçalarak beni başka bir koya indirdi. Burada yol, koyun oldukça gerisinden dolaştığı için koyun manzarasını izleme şansım pek olmadı. Yol üzerindeki çeşmenin yanında kısa süre durup ne yapacağımı düşündüm. Kamp kurmak için henüz oldukça erkendi ancak deniz keyfi yapılabilmek için geçti ve hava serinlemeye başlamıştı. Kampımı kurup boş boş oturmaktansa, bir sonraki koya yürümeye başladım, böylece sonraki gün yürüyeceğim rotanın mesafesini de düşürebilirdim.

batch_20161216_143559

batch_20161216_144236

batch_20161216_150049

batch_20161216_161141

batch_20161216_161824

Bir sonraki koya ulaşmam zor olmadı. Başlangıçta burada kalmayı düşünüyor olsam da kısa sürede bu konuda tereddüte düştüm. Yol üzerinde iken yine sahile çok yakın değildim ve sahilin kamp için uygun olup olmadığını yukarıdan gördüğüm kadarıyla karar veremiyordum. Telefonumdan haritayı inceledim ve bunun haricinde Tekirova öncesinde son bir koy kaldığını farkettim. İyi durumdaydım, güneş oldukça alçalmış olsa da devam etmeye karar verdim. Hava kararırken o gece kamp yerim olacak olan Cennet Koyu’na ulaştım. Ortalık oldukça sakindi ve koyda benden başka birkaç kişi vardı. Denizin kenarında daha önce başkalarının kaldığı belli olan, güvenli bir çadır yeri olduğunu gördüm ve buranın zeminini biraz daha temizledikten sonra çadırımı buraya kurdum. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra oturup denize karşı yemeğimi yedim. Ankarada saat 19:00’da termometrelerin eksili değerler göstermesine alışmışken, o an denize karşı yemek yiyor olmak büyük mutluluktu. Diğer koylarda telefonum çekmiyor olsa da burası Tekirova’ya yakın olduğundan olsa gerek gayet güzel bir şekilde çekiyordu.

batch_20161216_171416

batch_20161217_083822

Hava iyice kararıp serin hava kendini iyiden hissettirmeye başlayınca toparlanıp çadırıma girdim. Defterime yürüyüş notlarımı yazmak için isteksizdim, kendimi zorlamak istemedim. Yanımdaki kitabı okuyor, bir yandan da telefonumu kurcalıyordum. Vakit ilerledikçe yağmur çiselemeye başladı, sabaha kadar kesik kesik olsa da devam etti. Çadırdayken yağmur yağmasını sevmem çünkü sabah ayazında ıslak çadır tentesine dokunma hissi hiç hoşuma gitmez ancak bu şekilde çiselemesini dinlemek çok keyifliydi. Çadır içerisindeki sıcaklık gece boyunca 10 derecenin altına düşmedi, ben de doğru malzeme seçimim sayesinde rahat bir gece geçirdim. Birkaç defa gece köpek havlamaları nedeniyle uykum bölünse de bu sıradan bir durumdu. Koyda bulunan köpekler, benim yanımda yürüyen köpekten pek hoşlanmamıştı anlaşılan. Köpek birkaç defa tenteyi tırmalasa da, çadırım geceyi hasarsız atlatabilmişti.

İkinci Gün

Cennet Koyu – Tekirova – Phaselis – Çamyuva

Erken uyansam da önceki günden, ve hatta nöbetten kalan yorgunluğum, uykusuzluğum nedeniyle tekrar uyuyakaldım. Hava yağışlı değildi ancak kapalı ve rüzgarlıydı. Hazırlanıp yola koyulduğumda saat 09:00 olmuştu. Rahat ve keyifli bir yürüyüşle bir geçide doğru yükseldim. Bu sırada etrafımda oteller görünmeye başlamıştı. Geçide ulaştığımda sol yanımda Tekirova uzanmaktaydı; medeniyet!

batch_20161217_092242

batch_20161217_092452

Alçalan yolu takip ederek asfalt yola bağlandım. Sol yönü takip ederek, otellerin yanından ve boş arsaların arasından merkeze yöneldim. Saat 10:00’du ve neredeyse heryer kapalıydı, sokaklarda in – cin top oynayan Tekirova’nın bu halini beğendiğimi söylemeden geçmeyeceğim tabiki. Kış mevsimini yaşamakta olan Şile’den bile daha ıssızdı ortam. Sahil şeridinin durumunu bilmediğim için Tekirova Sahiline hiç çıkmadım. Yiyecek almak için market aradım ancak görünürde açık yer yoktu. Ülke çapında meşhur bir marketin tabelasını takip ettim ancak o bile kapalıydı. Sonunda başka bir marketi açık buldum ve içeri girip salam, katmer, meyve suyu ve Phaselis’te yemek üzere için çiğköfte aldım. Yolun ve kuru derenin kenarında bulunan banklara oturarak geç kalmış kahvaltımı yaptım.

batch_20161217_094256

batch_20161217_095255

Phaselis’e gitmek üzere yola koyuldum ve Tekirova merkezinden beri takip ettiğim yoldan saparak bir ara yolda yürümeye başladım. Kısa sürede etraf sakin bir ilçe merkezi görünümünden, köy sokakları görünümüne; asfalt yol, toprak yola dönüverdi. Bir arkadaşımın gidip kalmam konusunda tavsiye ettiği Sundance Camping içerisinden geçerek tekrar sahile ulaştım. Önümde yine uzun ve ıssız bir plaj uzanmaktaydı. Burası kayalıklarla bölünmüş iki plaj, Phaselis’in güneyindeki sur ve kayalıklar ile çevrelenmiş bir koy. İlk kumsalın sonunda Şeytan Kayalıklarını aştıktan sonra daha sonra Phaselis’in güney limanının bulunduğunu öğrenip tekrar ziyaret edeceğim diğer büyük plaja indim. Orman içerisindeki tarihi kalıntıları farketsem de etrafında tabelalar bulunmadığı için bunların ne olduğunu anlayamadım. Bu kısımda antik kent ile ilgili yönlendirmeleri eksik buldum, ne tarafa gideceğim konusunda tereddüte düştüm. “Müzenin Kahvesi” tabelasının işaret ettiği yönü takip etmeye karar verdim, bu sayede en azından danışabilecek birileriyle karşılaşabilirdim. Gittiğim yön doğruydu ve buna gerek kalmadı.

batch_20161217_110936

batch_20161217_112404

batch_20161217_113524

Sahile ulaştığımda kendimi Roma döneminden kalma tarihi su kemerlerinin karşısında buldum. Kemerin solunda kuzey liman, sağında orta liman, arka tarafında ise ne olduklarını anlayamadığım kalıntılar vardı. Düz devam ederek karşıya; kuzey ve orta limanı birbirinden ayıran kayalık burna çıktım. Burası etraftan biraz daha yüksekçe, oldukça rüzgarlıydı. Güneye doğru yürüyerek orta limandan geçtim ve liman plajının diğer ucuna ulaştım. Bu kısımda limanın kenarındaki insan eliyle yapılmış, bir zamanlar gemilerin yanaştığını hayal edebildiğim yapıları farkedebiliyordum. Bunun hemen sağında ana cadde, diğer adıyla “liman caddesi” bulunuyordu.

batch_20161217_120644

batch_20161217_121105

batch_20161217_121148

İnsan, gemiyle gelen malları sepetlerle bellerinin hizasında yada başlarının üzerinde taşıyarak bu cadde boyunca, agoraya doğru yürüyen insanları; caddenin kenarlarında oturup gelen geçeni izleyen insanları hayal edebiliyor. Hafifçe yükselen ana cadde küçük bir geçitte genişleyerek bir meydana dönüşüyor. Tam bu noktada solda tiyatro, sağda ise agora bulunuyor. Caddenin buraya olan kısmında, kenarlarda yazıtlar mevcut. Büyük ve küçük hamam da bu cadde üzerinde. Hamamlar detaylıca incelemeye değer. Ben, önce sağımda kalan agorayı, sonra solumda kalan tiyatroyu gezdim. Bir zamanlar meydandan tiyatroya çıkan antik merdivenlerin bir kısmı hala sağlam olsa da, tiyatroya ulaşabilmek için sonradan eklenmiş olan ahşap merdivenleri kullanmak gerekiyor. Tiyatro içerisinde vakit geçirilebilecek derecede sağlam durumda. Tiyatronun en tepesine çıkıp kuzeybatı ucuna yürüdüğünüzde harika bir Phaselis ve Tahtalı manzarası izleyebilirsiniz.

batch_20161217_122141

batch_20161217_123616

batch_20161217_124426

batch_20161217_124746

Tiyatroyu iyice gezdikten sonra tekrar meydana inerek ana caddeyi güney yönüne doğru takip etmeye başladım. Yolun sağında, ağaçlar içerisinde kalmış bir agora, caddenin sonunda ise Hadrian’ın Phaselis’i ziyaretinin şerefine yapılmış “Hadrian Kapısı” kalıntıları bulunuyor. Tekrar Phaselis’e gelirken geçtiğim sahile ulaştım ve bir zamanlar güney liman bulunduğunu düşündüğüm sığ sular üzerinde kayalık çıkıntılar yardımıyla denizin ilerisine doğru yürüdüm. Bu şekilde şehir surlarını görebileceğimi ummuştum. Gördüm ancak yeterli gelmedi. Bu nedenle sahilin kenarını takip ederek doğuya doğru ilerleyen patikaya girdim. Bu patika kısa süre sonra tekrar sahile çıktı ve buradan hem sur hem koy daha iyi görülebiliyordu.

batch_20161217_125628

batch_20161217_130302

batch_20161217_130849

Etrafa bakınırken denizde yüzen birini gördüm. Hemen peşinden cesaretim yerine geldi ve ben de yüzmek istedim. Ancak sakin olan bu koyda değil, daha rüzgarlı ancak daha güzel olan orta limanda yüzmeliydim. Tekrar ana caddeye geri dönerek önce meydana, sonrasında orta limana ulaştım. Yabancı olduğu belli olan bir aile sahildeki banklarda oturmuş, yemek yiyordu. Kararımı değiştirmeden hemen üzerimdekileri çıkardım ve deniz yöneldim. Su serindi ancak insanı titretecek, nefes alışını zorlayacak seviyede değildi. Yaklaşık 10 dakika boyunca orta liman sahili boyunca bir o uca, bir bu uca yüzdüm durdum. Denizden çıkıp eşyalarıma ulaşmam ise zor oldu çünkü yürümekten kasılmış ayaklarla taşlık plajda yürümek oldukça can yakıcıydı.

Ben üstümü değiştirdikten sonra sahilde oturan ailenin içinden kalkan, daha sonra Alman olduğunu öğrendiğim, yaşlı kadın elinde bir çocukla bana doğru geldi ve deniz suyunun sıcaklığını sordu. “Soğuk ancak yüzmek için ideal” dedim. O gittikten sonra bir bankta oturup Tekirova’dan aldığım çiğköfteyi yemeye başladım. Bu defa tüm aile kalkıp yanıma geldi. Kıyafetleri ve çantalarından yürüyüş yaptıkları anlaşılıyordu. İki tanesi 50 – 70 yaşlarında bir çiftti. Adamın sırtında bebek taşımak için üretilen çantadan vardı ve bu çantanın içerisine oturtulmuş, halinden memnun küçük bir çocuk üçüncü kişiydi. Kadının soluk mavi gözlerindeki bakışlar çok güçlü ve derindi. Hayatımda ikinci defa bir insanın bakışları böylesine dikkatimi çekiyordu. Bir diğeri ise yine Likya Yolunu yürürken Alakilise yakınlarında karşılaştığım küçük yörük kızıydı. Ailedeki dördüncü kişi; otuzlu yaşlarında ve gayet dinç duran, işi bilen görünümlü, çocuğun babası olduğunu tahmin ettim kişiydi. Beşinci kişi olarak ise diğerlerinden daha kısa boylu bir kız vardı yanlarında. Yüzüne dikkatlice bakınca aşırı derecede bir arkadaşıma benzediğini farkettim. Öyle ki “Sen o musun?” dememek için kendimi zor tuttum. Ben konuşmaya başlayınca da yaşlı kadının ona dönüp “gördün mü?” dercesine kafa sallaması beni iyice afallattı. Yaşlı ve yetişkin adam önce bana rotam hakkında sorular sordular. Ardından da kendilerinin Tekirova’ya devam edeceklerini söyleyerek rota hakkında bilgi istediler. Meğer Çamyuva’dan yürüyerek yola çıkmışlar, burada mola vermişler. Bunu duyunca benim de yürüyüşümü Tekirova’da sonlandırabileceğimi farkettim. Onlara önlerinde sadece Şeytan Kayalıklarını aşmak için girecekleri zor olmayan bir patika olduğunu, bunun haricinde rotanın sahili ve araç yollarını takip ettiğini; rahat ve keyiflice yürüyebileceklerini söyledim. Bu güzel aileyle karşılıklı olarak birbirimize şans diledikten sonra vedalaştık ve yola koyuldular.

Onlardan kısa süre sonra ben de toparlanıp yola koyulmaya hazır hale geldim. Planıma göre yürüyüşümü Phaselis’te noktalayacak, buradan Antalya yoluna ulaşarak Antalya’ya gitmeye çalışacaktım. Ancak karşılaştığım bu güzel aile ve içimde yükselen mutluluk dururken, birde vakit henüz erken iken yürüyüşüme devam etmeye karar verdim. Daha önce fotoğrafını çekmediğim su kemerinin ve kuzey limanın fotoğrafını çekerek nekropole yöneldim. Sadece sahildeki yapılardan ve kaya mezarlarından ibaret olduğunu sanmıştım ancak yürüyüşümün sonraki kısımlarında da uzun süre boyunca kaya mezarları ile karşılaşmaya devam edecektim.

batch_20161217_140015

batch_20161217_140031

batch_20161217_140225

batch_20161217_140514

Kuru bir dere yatağından geçerek görkemli bir burna yaklaşmaktaydım. Kayalıkların üzerinde uzun sarı saçlarını savurarak poz veren ve onu fotoğraflayan bir kız gördüm. Halleri ve giyimleri bulundukları yer ile tezatlık oluşturuyordu. İlk başta Türk olduklarını düşünsem de konuşmalarından Rus yada Alman olabileceklerine karar verdim. Burnun biraz daha ilerisinde ise Phaselis’te de gördüğüm başka bir çift ile selamlaştık. Burundaki görüntü çok güzeldi. Musa Dağına kadar Likya Sahili manzarası, sağ yanımda Tahtalı Dağı ve heybetli zirvesi, sol yanımda ise uçsuz bucaksız Akdeniz. Manzaranın tadını çıkarabilmek için bir süre oyalandım.

batch_20161217_1422120

batch_20161217_143559

batch_20161217_143940

Beni küçük bir koya indirecek olan patikaya girip tekrar yürümeye başladım. Sahilde ateş yakılmış ocaklar bulunan bu koyda kimsecikler yok sanmıştım ancak karşı tarafa geçip yükselmeye başladıktan sonra geldiğim yöne dönüp bakınca kayalıklarda balık tutan insanları gördüm. Buradan sonra ise kısa sürede Alacasu Cennet Koyuna ulaştım.

batch_20161217_145009

batch_20161217_145257

batch_20161217_145404

batch_20161217_145901

batch_20161217_150816

Alacasu Cennet Koyu, büyük denilebilecek bir koydu ve diğerlerine göre insan sayısı daha fazlaydı. Günübirlik gelenler haricinde; karavan yada minibüs ile gelmiş, epeydir burada kaldıkları belli olan insanlar vardı. Artık rotamın sonuna iyice yaklaşmıştım. Toprak yolu takip ederek Antalya yoluna ulaştım. Likya Yolu burada Antalya yolunun karşısına geçerek Beycik’e doğru devam ediyor. Bu noktada benim Likya Yolu üzerindeki yürüyüşüm son bulmuş bulunmakta. Bundan sonraki kısımda araç yolunu takip ederek Çamyuva yönüne doğru yürüdüm.

Yürürken zaman zaman yüzümü yola dönüp otostop denesem de uzunca bir süre duran olmadı. Çamyuva’ya ulaştım ve buradaki durakta beklemeye başladım. Tam ümitlerimin tükenip otobüse yada minibüse binmeye karar verdiğim Antalya’ya giden bir kamyon durdu. Kamyona binip kapıyı çektiğimde mini tatilimin yürümekle ilgili olan kısmı son bulmuştu. Ancak Ankara’ya dönmek için henüz bir günüm daha vardı. O geceyi ve bir sonraki günü bol bol dinlenerek ve yürüyüş esnasında yazmadığım notlarımı yazarak geçirdim.

batch_20161218_103743

 

 

T H E    E N D

 

 

Rota üzerine düşüncelerim ve teknik detaylar;

Teknik açıdan oldukça kolay, manzaraları harika, planlaması basit ve yürüyüş yolunun en güzel rotalarından biri. Çıralı Sahili ile Maden Koyu arasındaki bölüm ve Phaselis  yakınındaki Şeytan Kayalarda rota standart yaya patikası şeklinde. Bunun dışında ise çoğunlukla toprak yoldan, plajlardan ve nadiren asfalt yol üzerinde ilerleniyor. Yeni başlayanlar için güzel bir deneme parkuru, tecrübeli yürüyüşçüler için ise denizin tadına varılarak keyifle vakit geçirilebilecek kolay bir rota. Her mevsim yürümeye müsait olsa da, yaza yakın bahar aylarında yada bahar ortasında yürümenin daha keyifli olacağı düşüncesindeyim. Yiyecek tedariği; Çıralı ve Tekirova’da bulunan marketlerden yapılabilir. Rota üzerindeki su kaynakları; Çıralı Sahili, Maden Koyu (burada kaynak yok) ile Tekirova arasında bulunan üç koy ve Tekirova’da bulunuyor. Kamp kurmak için tüm koylar yeterince tenha. Aynı şekilde Çıralı Sahilinin kuzey kısmının da gerekli durumlarda kamp için kullanılabileceğini düşünüyorum. Kamp malzemesi taşımayan yürüyüşçüler planlarını Çıralı’da (yada Olympos) ve Tekirova’de kalacak şekilde planlayarak rahat bir yürüyüş ile bu rotayı tamamlayabilirler.

Frig Yolu – 2. Bölüm (Yazılıkaya – Yenice Çiftliği)

O gün ki planım Çukurca Köyü’ne ulaşmaktı. Bunun nedeni ise Demirli Frig Evinde gördüğüm haritada Çukurca’da da Frig Evi görünmesiydi. Asfalt yoldan yürüyerek Çukurca’ya yöneldim. Bu rota tamamen asfalt yolu takip etmekteydi. Sıkıcı olsa da rahat ve hızlı yürüyor olmamın motivasyonuyla devam ettim. Çukurca Köyü’ne yaklaşık 2 kilometre kala yolun solunda Areyastis Anıtı’nı işaret eden tabelaya rastladım. Asfalt yoldan ayrılıp anıtın yanına çıktım ve fotoğrafladım. Burada bir gürüldeme duydum ancak ne olduğunu anlayamadım.
batch_20160602_162305
Areyastis Anıtı.

Asfalt yola geri döndüğümde az önce duyduğum gürüldemenin tepemi kaplayan kapkara bulutlardan kaynaklandığını farkettim. Çok korkutu görünüyorlardı, yağmurdan kaçışım yok gibiydi. Hızlıca Çukurca Köyü’ne doğru yürümeye başladım. Hafiften yağmur çiselemeye başlayınca ben daha da hızlanmaya başladım. Yolum az olduğu için pançomu çantamdan alıp giymekle zaman kaybetmek istemiyordum. Çiseleyen yağmurla birlikte Çukurca Köyü’ne ulaştım ve yolda gördüğüm ilk insana muhtarın evini sordum. Bulmam zor olmadı. Muhtar evinin yanında inşaat işiyle uğraşıyordu. Frig Evini sorduğumda otel var dedi, oteli sormadığımı söyledim. İleride çadır var orada kalınıyor dedi ve ben söylediği yöne gittim.

Çimenlik, etrafı duvarla çevrili bir alan içerisinde muhtarın bahsettiği kıl çadır vardı. Zemini açık, çimenlikti ve içerisinde masa ve sandalyeler vardı. Kendi çadırımda kalmak o kıl çadırda kalmaktan çok daha mantıklı olurdu bence. Kıl çadırın yanında büyük bir çardak, kahvehane, ekmek pişirme fırını ve tuvalet vardı. Kahvehanenin üzerindeki Frig Evi tabelası dikkatimi çekti. Camdan baktığımda da içerisinin kahvehane olduğunu gördüm, konaklanacak biryer değildi. Yine de muhtar gelince şansımı denemeye karar verdim. Çantamı bir bankın üzerine bırakıp bir süre dinlendim. Gün batımına epey zamanım vardı. Yeterince dinlenince üstümü değiştirdim ve giysilerimi yıkayıp bahçeye astım. Bahçeye sürekli gelip gidenler oluyordu ve onlarla sohbet ederken benim de canım sıkılmıyordu. Birisi evine çay içmeye davet edince hiç düşünmeden gittim. Çok güzel geldi. Kahvehaneye geri döndüğümde köy ahalisi kahvehanenin önüne toparlanmaya başlamıştı. Muhtarı yakalayınca bu gece kahvehaneyi bana bırakmasını söyledim, kabul etti. Kahvehaneyi açtıktan sonra da elinde koca bir tepsi yemek getirdi. Köye gelen başka bir misafir ile bir güzel yedik. Hayatımda yediğim en güzel yoğurdu o sofrada yemiş olabilirim. Gecenin sürprizi kahvehane de yapılacak olan toplantıydı. Yabancı biri olarak köy toplantısında bulunmaktan çok keyif aldım. Bir film sahnesinin içindeymiş gibi hissediyordum.

Gece yarısına doğru kalabalık muhtarın da yönlendirmesiyle beraber kalktı. Masaları kenara çekip karşılıklı iki sediri birleştirerek korunaklı bir yatak oluşturduk. Sedirlerin üstü kilim kaplı olduğundan matımı çıkarmaya gerek duymadım. Ara sıra sert zeminde uyumak hoşuma gidiyor. Elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra uyku tulumumu sedirin üzerine açtım, kılıfına ise giysilerimi doldurarak yastık yaptım. Işıkları söndürerek keyifli bir uykuya daldım.

7. Gün

Sedir koltuklar üzerinde çok verimli ve keyifli bir uyku çekerek sabah erkenden uyandım. İlk iş olarak dün akşam kuruması için yıkayıp bahçeye serdiğim giysilerimi topladım. Sonrasında hızlıca çantamı hazırladım, kahvehaneyi eski haline getirdim ve yola koyuldum. Peşime yine bir köpek takıldı. Toprak bir araç yolunu takip ederek Gerdekkaya’ya ulaştım, ziyaret ettim.

batch_20160603_081521
Gerdekkaya Anıtı.
Sonrasında toprak patika yolu takip ederek yürüyüşüme devam ettim. Yükselerek ilerleyen yolu takip ederek bir geçide ulaştıktan sonra Asar Vadi’ye doğru alçalmaya başladım. İnişe başlamadan hemen önce kısa bir mola verip telefonumu kurcalayarak dinlendim, Frig Yolu’nda internet bağlantısı her zaman mümkün olmuyor. Asar Vadi’ye doğru alçaldıkça yükselirken kaybolan yeşil birki örtüsü geri geldi. Karşımda sürülerini otlatan bir çoban gördüm. Ben onu gördüğüm anda onun da köpekleri, beni ve yanımdaki köpeği görüp havlamaya başladı. Çoban bana “gelme!” diye bağırdı ancak bu çözüm değildi, geri dönecek değildim. Solumdaki yamaca doğru yükselerek ilerlesem de çobanın iki köpeği üstüme gelmeye başladı. Bu sırada üçüncü köpeği tasmasından tutarak zaptettiğini gördüm. İki köpek bize yaklaşınca batonlarımla daha fazla yaklaşmalarını engelledim. Benim yanımdaki köpeği kıstırsalar da yanlarından kaçmayı başardı. Sonrasında ben aralarına girip yola devam ettim. Bu defa onlar da peşime takıldılar, çobanın yanına dönmeleri için çok uğraştım ama nafile. Sonrasında kendi kendilerine peşimi bıraktılar. Devam ederek Sorkunlu Yaylası’na ulaştım.
batch_20160603_093956
Sorkunlu Yaylası.
Buradaki terkedilmiş evler benim için çok ilgi çekiciydi, bir tanesine girip gezdim.
batch_20160603_094241
Kısa bir yürüyüş sonrasında vadiden çıkarak açıklık bir alana ulaştım. Sola doğru yönelerek Kümbet Köyü’nden önce aşacağım geçide doğru yükselmeye başladım. Geçidi oluşturan kayalardan sağdakinin üzerinde anlık olarak bir insan silüeti gördüm. Orası Kırkmerdiven olmalıydı. Kısa süre içinde gördüğüm kişinin de iki gün önce karşılaştığım Doğukan olabileceğini farkettim.
batch_20160603_102900
Sert bir yükselişle geçide ulaştığımda etrafa göz attım ancak Kırkmerdiven’i işaret eden alternatif rota işaretini göremedim. Hemen aşağı doğru yürüyüp rotaya devam etmeye yeltensem de kendime “buraya bir daha gelebilecekmisin?” diyerek işareti aramaya başladım. Bulmam çok zor olmadı ve yerleşimin tepesine çıktım.
batch_20160603_112500
Evet, tahminim doğruymuş, Doğukan oradaydı. Burada oturup dinlendim ve manzaranın tadını çıkardım. Demirli Kalesi’nde bulunan sarnıca çok benzeyen sarnıcı, biçimli olarak kesilmiş kayaları inceledim.
batch_20160603_112532
Kırkmerdiven ve Kümbet Vadisi.
Doğukan’la yürüdüğümüz etaplara ait tecrübelerimizi ve anılarımızı paylaşarak geçide indik. Burada vedalaşarak ayrıldık ve yollarımıza devam ettik.
Tarlalara doğru sert bir şekilde alçalan toprak yol daha sonra düz bir şekilde ilerleyerek Kümbet Köyü’ne giriyordu. Köye girdikten kısa süre sonra bir köşedeki gölgeye sinmiş saldırgan bir köpek yanımdaki köpeği farkedince hemen peşine takıldı, geldiğim yöne koşarak gittiler. Bir daha o köpeği görmedim. Yolum üzerindeki bakkal kapalıydı. Öyle olunca yoldaki birine açılacağı zamanı sordum ve başka bir bakkal daha olduğunu öğrendim. Diğer bakkala gitmeden önce köyün tepesindeki Himmet Baba Türbesi’ni ve Kral Solon’un Mezarını ziyaret ettim.
batch_20160603_121417
batch_20160603_121214
Kral Solon’un Mezarı.
batch_20160603_121453
Himmet Baba Türbesi üzerinde figürler.
Devam ederek diğer bakkala ulaştım. İçeri girmeden önüne çantamı bıraktım ve oturup soluklanmaya, insanlarla sohbet etmeye başladım. Bir süre sonra bakkalın sahibi Musa’da geldi. Pide dağıtmakta olan biri de bana bir pide verdi. Çantamda duran peynir ve zeytin ezmesi ile taze pideyi bir güzel yedim. Peşinden Musa’nın ikramları başladı. Kahveler ve kıstırma.
batch_20160603_143412
Kıstırma.
Uzunca bir süre bakkalda durup Musa ile sohbet ettim, bölgeyle ilgili bilgi aldım. Vakit ilerleyince önümdeki birkaç gün bakkal görmeyeceğimi düşünerek iyi bir alışveriş yaptım ancak akşam farkedeceğim üzere domates ve salatalıklarımı köy çeşmesinin üzerinde unutacaktım. Rehber kitapta ve köyde yaşayan insalara göre Kümbet Köyü’nde bir köy odası mevcut. Ben kalmak için sormadım ancak kalmak isteyenlere oda yok, oda kalmaya müsait değil gibi cevaplar verildiğini duydum. Asfalt yolu takip ederek Eskişehir – Afyonkarahisar yoluna ulaştım. Karşıya geçerek toprak araç yoluna girdim ve ormanın içine yöneldim. Bir süre toprak yolu takip ettikten sonra yeniden bir asfalt yola ulaştım. Kısa bir yürüyüş sonrasında sağ tarafımda Büyükyayla Göleti’ni görünce, gölete yönelerek rotayı kıyıdan takip etmeye başladım.
batch_20160603_171128
Büyükyayla Göleti.
Burada piknikçiler tarafından söndürülmeden bırakılmış bir ateşi kısıtlı olan suyumu kullanarak söndürdüm; yolum üzerinde olan çeşmede su akmadığını bilerek. Çeşmeye ulaştığımda, Doğukan’ın dediği gibi kesik olduğunu gördüm. Kümbet Köyü’nde konuştuğum insanlar Büyükyayla Köyü’nde köy odası olduğunu söylemişleri. Bu yüzden çeşmenin olduğu yerde rotadan ayrılarak Büyükyayla Köyü’ne yöneldim. Yol üzerinde akan bir çeşme olduğunu gördüm.
batch_20160603_171454

Büyükyayla Köyü’ne yaklaşırken rastladığım bir çobana köy odası olup olmadığını sordum ve “var, kime sorsan gösterir” cevabını aldım. Köyün hemen girişinde rastladığım iki çocuğa ise muhtarın evini sordum ve işaret ettikleri eve gittim. Muhtar evin balkonunda oturuyordu. Selam verdim, boş boş baktı. Köy odasında kalmak istediğimi söyledim, “kalacak yer yok” dedi. Böylesine soğuk ve olumsuz bir cevap alınca birşey demeden geri dönüp köyden ayrıldım.

Yolda gördüğüm suyu akan çeşmeye gittim. Su içip, şişelerimi doldurduktan sonra sol tarafta kalan geniş ağaçlardan oluşan bölgeye gidip uygun bir çadır yeri aramaya başladım. Yeri tespit etmem kolay olmadı çünkü oldukça sert bir rüzgar esiyordu. Yönü ve zemini müsait olan biryer bulunca çadırımı buraya kurdum ve yerleştim. Kısa bir dinlenme faslının ardından birşeyler yemek için çantama uzanmıştım ki içerisinde domates ve salatalıkların olmadığını farkettim. En güvendiğim yiyeceklerim yanımda değildi. Bakkal Musa’nın verdiği harika tahinli ekmeği su ile beraber güzelce yedim.

batch_20160603_184308
Musa’ya domates ve salatalığı unuttuğumu, kendisine almasını söylemiştim. Mesajımı görünce alıp bana getirmiş ancak çadırımı bulamadığı için bana verememiş. Ben ise o gece telefonumu şarj edemeyeceğim için, uçak modunda bulunduruyordum. Bu yüzden de bana ulaşma şansı olmamış. Musa’nın mesajını ancak sabah görebildim.
O gece tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim.

8. Gün

batch_20160604_070624
Büyükyayla Köyü ve Büyükyayla Göleti arasındaki kamp alanım.

Tahinli ekmeğin etkisiyle olsa gerek harika bir uyku çektim. Çise nedeniyle çadırın dışı, terleme nedeniyle çadırın içi ıslanmıştı. Toparlanarak gölün yanındaki çeşmeye doğru yürümeye başladım ve toprak bir araç yoluna girdim.

batch_20160604_081529
Büyükyayla Göleti.

Uzunca bir süre orman içerisinde yükselerek ilerleyen bu yolu takip ederek Güllüören Yaylası’na ulaştım. Yaylanın içine girmeden yanından geçerek rotaya devam ettim ve Güllüören Roma Nekropolü’ne ulaştım. Buradaki kaya mezarlarını incelemek için yeterince vakit ayırdım ve fotoğraflarını çektim.

batch_20160604_090258
Güllüören Roma Nekropolü.
batch_20160604_090626
Güllüören Roma Nekropolü.

Ormanda ağaç işleriyle uğraşan bir ailenin yanından geçtikten sonra sert bir inişle Asmainler Saklı Vadi’ye indim. Bir oturakta oturup soluklandım ve birşeyler yedim.

batch_20160604_113641

Etrafımda görebildiğim tek su kaynağı etrafı tellerle çevrilmiş olan su pompasıydı. Yukarıda muhtemelen orman işçilerine ait olan çadırlar vardı, orada su olabilceğini düşündüm ancak elimdeki suyun yeterli olacağını düşünerek oraya gitmekten vazgeçtim. Molanın ardından vadi içersinde dere yatağını takip eden toprak yol üzerinden aşağı yöne doğru yürümeye başladım. Daralan vadi içerisinde ilerleyince sol yanımdaki görkemli kaya kütlesi dikkatimi çekti. Derenin kuru olmasından dolayı ortam çok ıssız ve boş görünüyordu.

batch_20160604_114531
Asmainler Saklı Vadi.

Vadi gittikçe genişlerken, ben arasıra geriye dönüp Tabancakaya’yı görmeye çalışıyordum, hiç göremedim.

batch_20160604_115857

Vadi açıklık bir alana ulaştığında sol tarafa sapıp başka bir vadinin içine girdim. Bu vadi de kuru bir dere yatağını takip ederek yükseliyordu. Yol, beni Salihler Köyü yakınlarındaki mesire alanına çıkardı. Burada çeşme ve tuvalet bulunsa da Salihler Köyü’nde konaklamak istiyordum. Mesire alanını geçip Kırka yoluna ulaşınca köy muhtarına telefon ettim ancak ulaşamadım. Salihler Köyü’ne doğru yola koyuldum, asfalt yolu takip ederek kolayca ulaştım. Köye vardığımda muhtarın evini sorabilecek pek insan göremedim etrafta.

batch_20160604_201414
Salihler Köyü.

Uzun bir bekleyiş sonucunda karşılaştığım kişiler evi kabaca tarif edince bulmakta zorlandım. Neyse ki arama çabalarım sonuç verdi ve muhtarla tanıştık.Aklımda hala bir önceki gün Büyükyayla Köyü’nde karşılaştığım boş bakışlar vardı. Ancak öyle olmadı. Salihler Köyü muhtarı gayet güleryüzlü, hoşsohbet ve yardımsever biriydi. Beni konaklamam için köylerinde bulunan Cem Evi’ne yerleştirdi. Hayatımda hiç Cem Evi görmemişken, içerisinde konaklayabilecek olmam harika bir durumdu. Muhtar ricam üzerine bana Cem Evi’ni gezdirdi ve merak ettiğim soruları içtenlikle yanıtladı. Sonrasında akşam görüşmek üzere vedalaştık. İyi ki buraya gelmişim çünkü ansızın şiddetli bir yağmur bastırdı. Sıcak suyla güzel bir duş alıp rahatlığa kavuşunca sıra muhtarın getirdiği kahvaltılıkları yemeye gelmişti. Mutfakta kendime çay demleyip uzun süredir uzak kaldığım türden uzun uzun bir kahvaltı yaptım.

Vakit ilerleyince muhtar geldi ve kahvehaneye gitmek üzere beraberce yola koyulduk. Köyden birkaç kişinin de katılımıyla bana ufak bir gezinti yaptırıp köylerini anlattılar. Sonrasında kahvehaneye giderek sohbetimize orada devam ettik. Bardaklar masaya gelip giderken konu konuyu açtı ve çay içer gelirim dediğim kahvehanede uzunca bir süre geçirdim.

batch_20160604_201443_005

batch_20160604_215517_014

batch_20160604_215604

Vaktin ilerlemesiyle beraber kahvehanedekilerle vedalaştık ve muhtarla yürüyerek döndük. Cem Evi girişine kadar eşlik etti. İçeri girer girmez elektronik cihazlarımı şarja taktıktan sonra kendime güzel bir yer yatağı hazırladım.

batch_20160604_222220
Bu minderler yatak oldu 🙂

Bu arada söylemeliyim ki Salihler Köyü’nde de telefon çekmiyor. Hiç yabancılık çekmeden, rahat bir gece geçirdim. Salihler Köyü, burada ikamet insanlarıyla birlikte aklıma kalan nadir köylerden biri oldu.

9. Gün

Çadır kurmaya gerek kalmadan geçirdiğim huzurlu gecenin ardından sabah mutlu ve dinç bir şekilde uyandım. Tam  hazırlanıp çıkıyordum ki kapıda elinde kahvaltı tepsisiyle muhtarı gördüm. Kahvaltı yaparken oturup sohbet ettik. Cem Evi’nin önünde, muhtar bana yolu tarif edip uğurladı. Rota üzerinde Salihler Köyü’ne karşıdan bir bakış attıktan sonra uzaklara doğru yol almaya başladım.
batch_20160605_074252
Salihler Köyü.
Toprak araç yolundan giden rota bir süre sonra yerini belirsiz yollara ve belime kadar uzanan ekin tarlalarına bıraktı. Sabah çisesinde ıslanmış, uzun ekinler arasında yürümeye çalışmak hiç hoşuma gitmedi can sıkıcı bir durumdu ama yapacak birşey yoktu, rotayı takip ettim. Bacaklarıma değen otlar anormal şekilde bacaklarımı kaşındırıyordu, daha önce cildimin böylesine tepki verdiğini, kabardığını görmemiştim.
Bir tepeye ulaştıktan sonra İkizoluk Köyü’nün bulunduğu vadiye doğru alçalmaya başladım. Tabiki o kısımda da yine yön karmaşası yaşadım.
batch_20160605_091432
İkizoluk Köyü.
Rota İkizoluk Köyü’ne girmeden, vadi tabanını takip eden toprak bir yoldan ilerliyor.
batch_20160605_100411
Bu toprak yola girdikten sonra bir çobanla karşılaştım ve oturup bir süre sohbet ettik, yiyeceklerimizi ortaya koyup karınlarımınız doyurduk. Bana yolda acıkınca yemem için tok tuttuğunu söylediği ve ismine “mayasız” dediği ekmeğinden verdi. Ben de ona bisküvi, hurma ikram ettim.
Toprak yolu takip ederek vadi boyunca ilerledim. Sert bir iniş ile yürümekte olduğum vadinin Zahran Vadisi ile kesiştiği “Muhasebe Deresi” mevkisine ulaştım. İleride hayvanlarını otlatan bir çoban beni görünce, toprak yoldan ayrılıp Zahran Vadisi’ne sapacağım köprüye doğru geldi. Sohbet ederken ben rahatlatıcı birşeyler söylemesini arzulayarak konuyu Zahran Vadisi’ne getirdim. Aldığım cevap beni daha düşündürdü; “Abi çok pis, çok kötü valla.”. Kitapta ve yola çıkmadan önce okuduğum raporlarda bu etabın yabaniliğinden dolayı zorlayıcı olduğundan bahsediliyordu.
Aldığım bu cevap beni hayal kırıklığına uğratsa da o etabı da geçip gidecektim tabiki; önümde sadece birkaç günlük bir rota kalmıştı artık. Toprak araç yolundan ayrılarak Zahran Vadisi’ne saptım ve değirmen yıkıntılarının yanından geçerek ilerledim.
batch_20160605_102106
Vadi ve patikalar yavaş yavaş daralmaya, çalılık ve dikenliklerle kapanmaya başladı. Bir süre sonra işler iyice karıştı. Patikalar dikenler ve çalılarla doluydu. Bazen hiç geçilmeyecekmiş gibi görünen yerlerden geçiyordum.
batch_20160605_103920
Zahran Vadisi.
Zorlu ve acılı oluyordu. Rahatça yürünecek bir etap olmadığını açıkça söyleyebilirim. Vadiyi çevreleyen kaya duvarında bulunan mağaraya giden bir merdiven kalıntısı gördüm; alt kısmı kopmuş, üst kısmı öylece duruyordu.
batch_20160605_105438
Zahran Vadisi.
Zaman zaman dere geçişi yapıyordum. Bunu geçişleri fazlaca tekrarlayacağımı bildiğim için botlarımı çıkarmadan geçişleri hızlıca tamamlıyordum. Su geçiren botlarım bu rotada benim için avantaj yaratıyordu çünkü içeri dolan suyu hızlıca tahliye edebiliyorlardı.
batch_20160605_112045
Zahran Vadisi.
Önceleri patikaların dikenlik ve çalılıklar arasında geçmesinden şikayetçiydim ancak iş daha kötü bir hale geldi; çalılık ve dikenlikler arasında patikayı farkedebilmek çok zor oluyordu. Sürekli rotayı kaçırıyor ve arıyordum. Bunu yaparken birçok defa çalılar ve dikenler arasında sıkıştığım oluyordu. Bu durumda zar zor geldiğim yolu geri dönüp, alternatif bir yön belirlemeye çalışıyordum. Bitki örtüsünün yoğunluğu ve vadinin darlığı ise rotanın GPS ile takip edilmesini zorlaştırıyordu. Bir şekilde uygun geçişler yaparak dereyi takip etmeye çalışıyordum. Dere Mahallesi yakınlarına kadar bu durum sürdü. Mahalle öncesi birkaç eski değirmen yıkıntısı görünce yol keyifle yürünebilecek, basit bir hale geldi.
batch_20160605_114917
Dere mahallesine ulaştığımda kısa bir mola verdim. Kimseler yoktu, ortalık çok sakindi.
batch_20160605_115826
Dere Mahallesi.
batch_20160605_120145(0)
Dere Mahallesi.
Dere Mahallesi’nden hemen sonraki köprünün yanında bulunan ağaçların gölgesinde mola verip uzandım. Bu molada; dere geçişinde ıslanan botlarımı havalandırdım, ayağıma temiz ve kuru çoraplarımı giydim, ayağımdan çıkardığım çoraplarımı derede yıkadıktan sonra kuruması için önce ağaca, yürümeye başlayınca da çantamın kenarına astım. Karşılaşmayı umduğum geyiklerle malesef karşılaşamadım. Rota Dere Mahallesi’nden sonra gayet rahat bir hal aldı. Zaman zaman tereddüt yaşasam da üstesinden gelmem çok zor olmadı. Yine, birkaç defa dere geçişi yaptım. Sürekli dere yatağından ilerledim. Ayrıca Zahran Vadisi’nin Dere Mahallesi’nden sonraki bu kısmında kamp olanağı önceki etaba göre çok daha iyi.
batch_20160605_131335
Zahran Vadisi.
Vakit ilerledikçe bende yorgunluk belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Böyle bir anda, bir çeşmeden su içerken kitabımı çamurun içerisine düşürünce bir anlık sinirlerim bozuldu. Kitabı yerden aldığım gibi çeşmeden akan suya soktum ve bir güzel yıkadım. Neyse ki hala sağlam 😀 Dere yatağını takip ederek önce Hallıören Mevkisi’ne sonrasında da Sandıközü Köyü’ne ulaştım.
batch_20160605_133027
Hallıören.
batch_20160605_134802
Zahran Vadisi.

batch_20160605_141859

batch_20160605_143006
Sandıközü Köyü yakınlarında bir değirmen kalıntısı.
batch_20160605_143412
Sandıközü Köyü girişi.
Bugün ki planım haritada Frig Evi, rehber kitapta ise güzel bir köy odası bulunduğundan bahsedilen Lütfiye Köyü’ne ulaşmaktı. Sandıközü Köyü’nde yol kenarında  bulunan çeşmenin karşısına oturup dinlendim, ayağımdaki çoraplarımı yıkayıp çantama astım ve çantamda asılı olan çoraplarımı geri giydim. Üç kilometrelik asfalt yolu kolayca katederek Lütfiye köyüne ulaştım.
batch_20160605_151549
batch_20160605_153640
Lütfiye Köyü yakınları.
Köy girişinde bir çay daveti üzerine bir av rehberinin evine uğradım. Oturmuş sohbet ederken misafiri gelince ayrılarak köye girdim ve doğruca muhtarın evine girdim. Kapısını çaldığım evin kapısı değil, yukarıdan bir penceresi aradı. Yine boş bakışları görünce burada kalamayacağımı düşündüm. Muhtara Frig Evinde yada köy odasında kalmak istediğimi söyledim. “Köy odasına bugün imam gelecek” dedi. Sonrasında içeri girip çocuğuna seslendi. Kısa bir süre sonra sokakta bir çocuk belirdi ve beni köy odasına götürdü. Lüftiye Köyü’nün köy odası da diğer köy odalarına göre modernize edilmiş şekildeydi. Kahvehane olarak kullanıldığını düşündüğüm masa, sandalye ve televizyondan oluşan büyük bir odası, mutfağı, arızalı bir su ısıtıcısı olan banyosu ve iki çift ranzadan oluşan yatak odası benim için faylasıyla yeterli bir ortamdı. Vakit ilerleyip soğuk çökmeden önce duşumu aldım, kirli giyislerimi yıkayıp dışarı astım. Akşam muhtar köye Ramazan Ayı için gelen genç imama ve bana yemek göndermiş. Bu güzel yemekler sayesinde karnımızı güzelce doyurduk. Güneş batıp vakit ilerleyince içerisi çok soğudu ve biz de sobayı yakarak ısındık. Bir süre televizyondan ben yoldayken neler olup bittiğini takip etsem de erkenden uykum gelince kendimi yumuşak ve rahat yatağa bıraktım.

10. Gün

Sabah erkenden, oyalanmadan yatağımdan çıktım ve hızlıca hazırlandım. Köyün çıkışında gördüğüm bir köpeği severek peşime taktıktan kısa bir süre sonra bir kavşak noktasına ulaştım.
batch_20160606_073936
Lütfiye Köyü.
Burada sağ taraftaki vadiye girerek yükselerek devam eden yolu takip etmeye başladım. Vadi içinde hafif eğimde devam eden yol bir süre sonra biraz daha dikleşerek bir sırta ulaştı. Sırtın hemen diğer tarafındaki küçük vadi tabanını takip ederek devam ettim. Rotanın düzleştiği bir noktada solumda kalan dereyi karşıya geçerek kısa ve dik yolu çıktıktan sonra Yumaklı Köyü’ne ulaştım.
batch_20160606_085805
Yumaklı Köyü.
batch_20160606_090337
Bir süre oyalanıp köyü seyrettikten sonra bitmek bilmeyen birkaç kilometrelik stabilize yolu takip ederek önce Değirmendere Mevkisi’ne, hemen sonrasında da sağa sapıp stabilize yoldan ayrılarak Asmainler Vadisi’ne girdim. Stabilize yolun ardından Asmainler Vadisi’nin doğal patikalarında yürümekten mutluluk duydum.
batch_20160606_095442
Asmainler Vadisi.
Bir süre yürüdükten sonra vadi önce genişledi, sonrasında dere yatağı büyük kayalara dolmuş sarp bir vadiye döndü. Bu büyük kayaların üzerinden derenin karşısına geçmeye çalışmak zevkliydi.
batch_20160606_113317
Asmainler Vadisi.
Güzel görünen kaya oluşumlarımı izleyerek bir su setini geçtikten sonra toprak yola ulaştım. Bu toprak yol beni İnli’ye giden asfalta çıkardı.
batch_20160606_114304
İnli’de bulunan Frig Evinde kalmayı planladığım için bugünün rotasını kısa seçmiştim ve bunun sonucunda öğle saatlerinde İnli’ye ulaştım. Muhtarlık binasına gittim, binada kimse yoktu. Yolda gördüğüm birine muhtarı sordum ancak ot biçmeye gittiğini, ne zaman döneceğini bilmediğini söyledi.
batch_20160606_115616
İnli Köyü.
Ben kahvehanenin önünde oturmuş, ne yapacağımı düşünürken birinin söylemesiyle biraz ileride traktörle uğraşan kişinin muhtar olduğunu öğrendim. Frig Evinde kalmak istediğimi söyleyince tereddüt etmeden yardımcı oldu. Meğer köy meydanında bulunan, yenilenmiş iki katlı görkemli ev Frig Evi imiş.
batch_20160606_122933
İnli Köyü Frig Evi.
Muhtar evde ilk kalan kişinin ben olduğumu söyledi. Ev daha önce kullanılmamış olsa da örümcek ağları dışımda gayet kullanılabilir durumdaydı. Ocağı yakmakta soru yaşasak da muhtar ile onun da sorununu çözdük. Banyodaki termosifon zaten çalışmaktaydı. Ben eşyalarımı eve bıraktıktan sonra köyün üzerinde bulunan nekropolü ve kiliseyi ziyaret ettim.
batch_20160606_171202
İnli Köyü’nde bir kilise.
Uzunca bir süre oturup çevreye hakim manzaranın tadını çıkardım ve telefonumdan internete girdim, çünkü köyün içinde şebeke çekmiyordu.
batch_20160606_161102
İnli Köyü.
Akşama doğru köylülerle beraber Frig Evinin önünde oturup köye gelecek olan bakkalı bekledim. Bakkale gelince büyük bir kutu hurma aldım. Peşinden muhtar elinde bir tepsiyle eve çıkageldi. Çay demlemek için demlik istedim, onu da çözdü sağolsun. Üstüne de sobayı yakabilmem için odun kırıp kapıma bıraktı. Daha ne olsun?
Sobayı bir güzel yaktıktan sonra gidip duş aldım ve gelip sıcacık odamda oturdum. Güzel bir çay hazırlayıp gürül gürül yanan sobanın üzerinde demlenmeye bıraktım. Muhtarın getirdiği kahvaltılıklara kendi yiyeceklerimi de ekleyip güzel bir ziyafet çektim.
batch_20160606_204925
Akşam üşüyünce üst kattaki yatak odalarına gitmek yerine battaniyeleri alıp sobanın yanında yatmayı düşünmüştüm ancak güzel kahvaltı ve sıcak odada yeterince keyif yapmanın neticesinde yukarı çıkıp rahat yatakta yatmaya karar verdim.
batch_20160606_185844
Frig Yolu’nda umulmadık harika bir gün daha!

11. Gün

Üşüyeceğimi umduğum odada, hiç üşümemiş ve gayet dinç bir şekilde uyandım. Yatağımı topladıktan sonra eşyalarımı alıp aşağı indim. Alt odaki eşyalarımı da çantama yerleştirdikten sonra yola koyulmaya hazırdım.
batch_20160607_072734
İnli Köyü’nden Sökmen Köyü’ne giden asfalt yol üzerinde yürümeye başladım. Bir süre sonra sol tarafımdaki sırta doğru yükselen traktör yoluna girdim. Antik yol izlerinin bulunduğu kayalık bir yeri geçtikten sonra yamacı dik keserek yürüyüşüme devam ettim.
batch_20160607_074152
batch_20160607_074322
İnli Köyü.
Bir süre tarlalarla kaplı bir düzlükten yürüdükten sonra tekrardan bir yamaca doğru yükseldim. İlginç yapılı bir kaya oluşumunu geçtikten sonra solumda kalan sırtın diğer tarafına geçerek sert bir inişle aşağıda kalan araç yoluna ulaştım.
batch_20160607_084441
Bu yolu takip ederek, önceleri var olan kolonu şimdilerde koparılmış olan bir mağarayı ziyaret ettim.
batch_20160607_085845
Sökmen Köyü mezarlığına ulaştım. Mezarlığın karşısında, kilise olabileceğini düşündüğüm bir oyma mağarayı gezmek istedim ancak basamaklar aşınmış olduğundan düşebileceğimi düşündüm ve ziyaret etmekten vazgeçtim.
batch_20160607_090358
Burada nedense rotanın nereden geçtiğine bakmak yerine köye giden asfalt yolu takip ettim. Saatime bakıp rotayı kontrol ettiğimde rotanın sapmış olduğunu gördüm.
batch_20160607_091317
Sağımda kalan tepelik alana doğruca devam edersem rotayı tekrar yakalabileceğimi düşündüm, bu yüzden geriye dönüp vakit ve enerji kaybetmek istemedim. Düşündüğüm gibi oldu ve çok zorlanmadan kaçırdığım rotayı tekrar yakaladım.
batch_20160607_091439
Sökmen Köyü.
Bir süre seyrek ağaçlıklı bir bölgeden yürüdükten sonra hafif eğimli, genişçe bir vadiden aşağı doğru yürüdüm. Vadinin sonuna doğru karşımda Doğuluşah Göleti’ni gördüm.
batch_20160607_092017
Doğuluşah Göleti.
Göle bakarken en çok dikkatimi çeken şey göldeki devasa kuşlardı. Burası göçmen kuşların bir durak noktasıymış.
batch_20160607_092701
Doğuluşah Göleti.
batch_20160607_093603
Doğuluşah Göleti.
Göletin sağından devam ederek göletin bendine, sonrasında da asfalt yola ulaşarak Doğuluşah Köyü’ne devam ettim.
batch_20160607_094357
Doğuluşah Köyü.
Köy içinde rastladığım biriyle sohbet ettim. Bakkalın kapalı olduğunu, “ikindi vakti” ne anca açılacağını, ancak istersem de bakkalın evine gidip açtırabileceğimi söyledi. Burada sohbet ederken benim aklımda önümde çatallaşan rotadaydı. Doğrudan Fındık Köyü’ne yada İncik Köyü üzerinden Fındık Köyü’ne gidebilirdim. Akşam ulaşmayı planladığım Sabuncupınar’a her iki şekilde de ulaşabileceğimi düşündüğüm için ben uzun olan rotayı takip etmeye; İncik Köyü üzerinden yürümeye karar verdim.
Genellikle toprak araç yollarını, zaman zaman antik yollardan geçen patikaları takip ederek yürüyüşümü sürdürdüm.
batch_20160607_104854
Buradaki GPS kayıtları bazı yerlerde sorunlu (olduğu yerde daireler çizecek şekilde) olmasına rağmen ben çok zorlanmadan, planladığımdan daha hızlı bir şekilde İncik Köyü’ne ulaştım.
batch_20160607_111557
İncik Köyü.
Yön karmaşı yaşadığım zaman sürekli yakınımda bulunan toprak araç yoluna geçip oradan yürüdüm. Köy, derenin diğer tarafında konumlanmıştı, vaktim kısıtlı olduğundan köye girmedim. Bir ağacın gölgesinde bulunan çocuk parkının kaydırağına oturup yemeğimi yedim.
Fındık Köyü’ne giden asfalt yoldan yürüyerek ilerideki çeşmeden su alıp aynı yönde yürümeye devam ettim. Bir süre sonra saatime bakınca rotada çok saptığımı farkettim. Geri dönüp, yol ayrımına kadar yürümeye başladam da mesafenin düşündüğümden fazla olduğunu anlamam zor olmadı. Bu yüzden rotanın asfalt yoldan ayrıldığı yere dönmek yerime dimdik yanımdaki yamaca yükselerek ileride rotayı yakalamayı düşündüm. Dik yükselmek yorucu olsa da bunu yapabildim. Yamacı aştıktan sonra asfalt yola çıktım ve bir süre buradan yürüdüm. Açıklık bir alanda sağ tarafımdaki kaya oluşumları dikkatimi çekti. Bu yüzden yoldan sapıp paralelinden yürümeye başladım.
batch_20160607_122001
Sonradan farkettim ki rota zaten buradan ilerliyormuş. Hafif aşağı doğru eğimli, keyifli ve manzaralı rotayı izleyerel devam ettim. Zaman zaman kuru bir derenin yanındaki dar patikadan, zaman zaman da geniş bir açıklığın ortasında akan cılız dere yatağını takip ettim.
batch_20160607_124314
Belli belirsiz, geniş bir sırtı aşarak Fındık Vadisi’nin ucundan geçtim.
batch_20160607_124734
Güzel görünümlü ve özellikle biçimlendirildiğini düşündüğüm kaya yapılarının yanından geçerken karşımda Fındık Köyü’nü gördüm.
batch_20160607_124838
batch_20160607_125250
Çok görkemli bulduğum, antik yol izleriyle biçimlenmiş bir geçitten geçerek dere yatağına indim.
batch_20160607_125912
Fındık Köyü.
 Köye girdikten sonra sola yönelerek Fındık Kalesi’ne doğru yükselen küçük vadiyi takip etmeye başladım. Geçide ulaştığımda kale hemen solumda kalmaktaydı. Buraya kadar gelmişken ziyaret etmeden gitmek olmazdı. Kolay bir çıkış ile kaleye ulaştım. Kayalık boyunca yürüyerel insan elinin müdahale ettiği belli olan yapıları inceledim. Bir tepeceğin üzerindeki düzlükte kurulmuş olan bu kalr düşündüğümden daha genişti.
batch_20160607_130525
Fındık Köyü ve Fındık Vadisi.
Tam bir daire sonrasında başladığım yere döndüm ve tekrar rotaya girdim. Kısa bir iniş sonrası tekrar yükseldim ve karşımda Sabuncupınar Beldesi’ni gördüm.  Karşımda görünce kısa süre sonra oraya ulaşacağımı düşündüm ancak rota köyün etrafında çeyrek bir yay çizdikten sonra içine girmeden devam ettiği için düşündüğümden çok daha uzum sürdü. Bu durum da psikolojik olarak beni yordu. Rota genellikle orman içerisinden yürüdükten sonra bir tren yolunu geçtikten sonra Sabuncupınar asfaltına çıktığında Frig Evine göre çok ters biryerde kalmıştım.
batch_20160607_135154
Yinede rahat bir gece geçirebilme ümidiyle yorgum bedenimi yürümeye zorladım.
Bir bakkalın, boşaltılmış bir karakol binasının yanından geçtikten sonra tren istasyonunun karşısında bulunan Frig Evine ulaştım. Burası diğer Frig Evleri gibi köy odası şeklinde değil, özel işletme şeklindeydi. İşletme sahibinim dediğine göre burası yapıldıktan sonra İl Özel İdaresi tarafından kiralanmış.
batch_20160607_193256(0)
Sabuncupınar Frig Evi.
Büyük kapıyı çaldığımda açan kimse olmadı. Binanın bahçesinin önünde duran bir arabaya muhtarı sorduğumda ise kendisinin muhtar olduğunu söyledi. Özel işletme olduğunu ilk ondan öğrendim. Kapıyı açıp içeri girdik. İçerisi gerçekten güzeldi ancak bana söylediği yemek dahil fiyatı yüksek buldum. Gecelik kalmak için bir ücret söyledim, işletmeciyle başka odaya gidip telefonda konuştuktan sonra bana cevap vermeden “tamam, hallederiz” moduna girince belirsizlikten rahatsız oldum. Üstüne birde “zaten dışarıda yağmur yağıyor” diye ekleyince ben de istediği parayı vermek yerime köyün etrafındaki çimenlik alanlarda çadırda kalmamım benim için hiç sorun olmayacağını söyledim. İşletmeci gelene kadar oturup dinlendim, televizyon izledim. Muhtarın birkaç kişi kalıyor dediği otelde in cin top oynuyordu. Daha sonra geç saatlere kadar gürültü yapacak olan, depodaki sıcak suyu da duş alarak bitirdiklerini düşündüğüm doğulu işçiler geldi otele. Vakit ilerleyince bakkala gidip yiyecek birşeyler almak istedim. Dışarıda yağmur atıştırıyordu.
Bakkala gidince bomboş raflarla karşılaştım. Ekmek bile yoktu. Kola ve bisküvi alıp geri döndüm. Otele döndükten kısa süre sonra işletme sahibi geldi. Kendisiyle kısa ancak gayet güzel bir sohbet ettik. Bölgeden ve gelenlerden konuştuk. Ücret konusu da muhtarla görüşmemizin aksine hiç sorun olmadı.
batch_20160607_185440
Bakkalda birşey bulamadığımı duyunca da bana kahvaltı tabağı hazırlayacağını söyledi ve dolu dolu bir kahvaltı tabağı getirdi. Televizyonun karşısındaki yer sofrasındaki bu tabaktakileri ve bakkaldan aldığım kola eşliğinde güzelce yedim, üstüne de keyif yapıp uzunca bir süre yerimden kalkmadım.
batch_20160607_194103
Vakit iyice ilerleyince duş alıp yatma vaktimin geldiğine karar verdim. Odama yerleşip temiz giysilerim alıp duşa girdim ancak ortada bir sorum vardı; su bir türlü ısınmıyordu. Uzumca süre bekleyip ısınmadığına emin olunca buz gibi suyla hızlıca soğuk bir duş aldım, vakit kaybetmeden güzelce kurulandım, hemen geniş yatağımdaki yorganın altına saklandım.
Belirsizlikle başlayam akşam, rahat ve geniş bir yatakta son bulduğu için çok mutluydum.

12. Gün

batch_20160608_065038
Odamın manzarası; Sabuncupınar Tren İstasyonu.
Sabah yine kapalı bir havaya uyandım. Bugün, bu yoldaki son günümdü. Şahsen ben, öğle saatleri civarında Yenice Çiftliği’ne ulaşacağımı düşünüyordum. Sabuncıpınar çıkışındaki çiftlikte büyük bir köpek uzun uzun havladı. Sonrasında yaklaşarak sakinleştirdim ve sevdim. Peşinden yavruları geldi. Onlarla da biraz oynadıkta sonra tekrar yola koyulduğumda farkettim ki yavrular peşimi bırakmıyor. Çiftlikten uzaklaştıkça da durum yine değişmedi. Çiftlik tepenin arkasında kalmış olmasına rağmen annelerinin havlama sesleri kesilmiyordu. Neyse ki zemini çok bozuk, yakın zamanda sürülmüş bir tarlayı geçerken yavrular geride kaldı ve tarlayı geçtikten sonra da artık beni takip etmediklerini görerek rahatladım.
batch_20160608_075554
Küçük tepecikler üzerinde dalgalanarak ilerleyen rotayı takip ettim. Sonrasında da bir geçit aşarak Seydiköy’e ulaştım.
batch_20160608_075851
batch_20160608_080007
batch_20160608_083330
 Köyün hemen girişinde hayvanlarını otlatan karı-koca çoban çifte rastladım. Yolun son kilometelerini yürüyor olmamın mutluluğunu onlarla dampaylaştım. Yenice Çiftliği’ne erken varmak için kahvaltı yapmadan çıktığımı söylediğimde beni evlerine götürüp kahvalt ikram etmek istediler ancak yürümem gerektiğini söyleyip, vakit kaybetmek istemediğimi ekledim.
batch_20160608_083915
İlk başta gördüğüm birkaç ev köyün biraz dışında kalan küçük bir yerleşimmiş. Toprak yolu takip ederek çok kısa minik bir geçit geçtikten sonra Seydiköy’ü tam olarak görebildim. Gayet büyük bir köydü.
batch_20160608_084720
Seydiköy.
Yolum üzerinde bir bakkala rastladım ancak kapalıydı. Bir bakkalın kapalı olmasından daha kötü olan şey, camdan içerideki Cino’ları görmekti. Çocukluğumun çikolatasına bu kadar yaklaşmışken, aramızda sadece bir pencere kalmışken, yine ulaşamadan devam etmek durumumda kaldım…
batch_20160608_084938
Köyün içinden geçen yolu takip ederek yükselmeye başladım. Bir süre sonra köyün yukarı çıkışında bulunan toprak yol üzerindeki çeşmeye ulaştım ve çantamı kenara bırakıp bir süre dinlenmeye karar verdim. Bol su içmeli ve hızlıca atıştırmalı molanın ardından köyün üzerindeki platoya doğru yükselen toprak yolu takip etmeye devam ettim. Yukarıdaki su deposuna ulaştığımda hemen yakınında hayvanlarını otlatan bir çoban gördüm. Islık çalarak köpeklerine sahip çıkması için haber verdim. Kısa bir süre sohbet ettik.
batch_20160608_091547
Plato üzerinde bir süre yürüdükten sonra önce sağ tarafımda Porsuk Baraj Gölü’nü biraz daha ilerleyince Kütahya – Eskişehir yolunu gördüm.
batch_20160608_092414
Yenice Çiftliği’ne açılan Zambaklık Vadisi’ne doğru alçalırken zaman zaman rotayı kaybetmeye başlamıştım. Özellikle bir defasından rotaya tekrar girebilmek için oldukça zorlandım; çok sık bir bitki örtüsünden geçmek ve oldukça yüksek eğimli toprak zeminde yükselmem gerekmişti. Rotadan yavaş yavaş sıkılmaya başlamışken Zambaklık Vadisi’nin girişindeki açıklık alana ve içersinde mağaraları bulunduran köyün hemen yakınındaki kaya oluşumuna ulaştım.
batch_20160608_101038
batch_20160608_101450
batch_20160608_101454
batch_20160608_101552
Sonrasında tekrardan çalılıklar dar bir patikaya girerek Yenice Çiftliği’ne ulaştım.
batch_20160608_103931
Kütahya – Eskişehir yoluna ulaşmama kısa bir mesafe kalmıştı. Yola ulaştığımda bir araca binip Kütahya’ya gitmem gerektiğinden köyün camisine girerek üzerimdeki giysileri ve ayakkabılarımı değiştirip terli ve kirli giysilerimden kurtuldum. Çeşmeden de bolca su içtim. Porsuk Çayı’nı takip ederek Frig Yolu tabelasına ulaştım.
batch_20160608_104150
batch_20160608_104428
Yürüdüğüm rotada gördüğüm son işaret.
Burada Frig Yolu üzerindeki son fotoğrafımı da çekindikten sonra yola çıkıp karşıya, Kütahya yönünde otostop çektim. Belki şansım yaver gider, Antalya’ya doğru giden bir araca denk gelirim diyordum ancak olmadı. Kısa bir süre sonra Kütahya’ya gitmekte olan bir araç durup beni aldı. Kütahya’nın hemen girişindeki otogarda inip doğruca bilet satış ofislerine yöneldim. Saat 11:00 civarıyıdı, düşündüğümden erken gelmiştim. Isparta’ya giden otobüsleri sordum ve saat 12:00’de bir otobüs olduğunu öğrendim. İşin bir diğer güzel yanı, en ön sırada tek kişilik yer vardı. Hemen biletimi alıp dinlenmeye ve otobüs saatimi beklemeye başladım. Keyifli ve dinlendirici bir yolculuk ile Isparta Otobüs Terminali’ne ulaştım. Oradan da başka bir otobüs ile Eğirdir’e geçtim.
Artık bir rota geride kalmış, yeni bir rota başlamak üzereydi…
batch_20160608_105022

Frig Yolu – 1. Bölüm (Seydiler – Yazılıkaya)

1. Gün

20160528_071425
Seydiler Köyü manzaralı kamp yerim.
Sabah yola çıkarken yanımda ekmek yoktu. Köyün girişindeki çeşmede, dün yemek yaptığım kamp setimi yıkadım. Bu sırada yolda otobüs bekleyen bir teyzeyle sohbet ettim. Frig Yolu tabelasına ulaşabilmem için bir süre Ankara – Afyon yolundan yürümem gerekiyor. Otobüs bekleyen teyze, ilerideki benzinlikte ekmek bulabileceğimi söyleyince, tekrar yola koyuldum. Benzinlikte ekmek yoktu ancak orayı çalıştıran kişi beni kahvaltıya davet edince geri çevirmedim. Tost makinasında ısıtılmış sıcak köy ekmeleri, tereyağı, zeytin, peynir ve çay ile harika bir kahvaltı yaptık. Teşekkür edip yola devam ettim. Frig Yolu tabelası, araç yolunun biraz gerisinde kalmış. Yanına gidip fotoğraf çekindim.
20160528_094730
Keyifli ve kolay bir yoldan Karakaya Köyü’ne doğru ilerlemeye başladım. Tarlaların arasından giden toprak bir araç yoluydu.
20160528_095604
Rota üzerinde karşılaştığım ilk işaret.
 Kısa süre sonra küçük bir vadiden geçerek köye ulaştım.
20160528_102052
Karakaya Köyü
Devam ederek yükselmeye başladım. Köyün üzerindeki gölet hoşuma gitti. Hemen arkasında peri bacasına benzer bir yapı vardı ve suda güzel bir yansıma oluşuyordu.
20160528_103213
Karakaya Göleti
Burada kısa bir nola verdikten sonra devam ederek bir geçide doğru devam ettim. Yamaçta yükseldikçe arkada kalan manzara güzelleşti.
20160528_105255
Geçide doğru yükselirken, Gölet ve Seydiler Beldesi manzarası.
Bir süre sonra karşıda geçidi gördüm.
20160528_110116
Geçidi aşarak bir sonraki yerleşim olan Kavruklar Mahallesine doğru ilerlemeye başladım. Buraya inmeden yakınındaki yamaçtan devam ettim.
20160528_113117
Kavruklar Mahallesi.
Kavruklar Mahallesi’ni atladıktan sonra Keserler Mahallesi’ne yaklaşırken kulağıma yüksek sesle bağıran insanların sesi geldi. Köyde iki aile kavga ediyor, sesleri etraftaki tepelerden yankılanıyordu. Burada bir süre dinlenmek istesem de ortam buna uygun değildi.
20160528_121300
Keserler Mahallesi.
Bir süre araç yolunu takip ettikten sonra sağa doğru bir patikaya girerek rotadan ayrıldım. Aşağı doğru ilerliyordum ve yol keyifliydi. Etrafı çimenlik ancak ıslak olan bir yalakta yine kısa bir mola verdim. Kısa süre sonra vadi tabanına ulaşarak karşı yamaca tırmanmaya başladım.
20160528_124537
Vadi tabanından Ağın Dağı’na doğru ilerlerken.
Bu rota Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi’ne kadar yükselerek devam edecekti. İlk başta sert ve dar olan patika vadinin genişlemesiyle birlikte yerini çimenlik ve geniş vadiye bıraktı.
PANO_20160528_130914
Bu kısımlarda karşılaştığım ağıllardan bana doğru hareketlenen köpek gördüğümde ıslık çalıyor, çobanları uyararak köpeklerine sahip çıkmalarını bekliyordum. Ağın Dağı’nın hemen altındaki ağılda iki genç çoban ile karşılaştım. Burada da köpek vardı ancak köpekleri farkedince içinde yürümekte olduğum sürünün içerisinden çıkıp, sürünün etrafından dolaşarak yoluma devam ettim.
20160528_142305
Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi.
Bu bölgedeki köpekler oldukça heybetli ve sinirliler. Boyunlarındaki dikenli tasmalarla da daha korkunç görünüyorlar. Genelde korkutmak için yaklaşıyorlar, üzerime atlayan yada çok yakınıma yaklaşan bir köpek olmadı. Tabiki ben üzerime gelen bir köpek görünce, batonlarımı bileğimden çıkartıp, sivri uçlarını köpeklere doğrultarak kendimi korumaya alıyordum.

20160528_142913

Buradaki iki çobanla bir süre konuştum. Hayvanlardan, tepede gürültüsü kesilmeksizin çalışmakta olan maden ocağından, bu sene havaların bir türlü ısınmadığından ve otların uzamayışından, çevredeki köylerden, köy odalarından,…

20160528_144315
Kaya Yerleşkesine çıkmamayı düşünmüştüm ancak yola koyulunca ani bir kararla bu kadar yaklaşmışken görmeden geçmenin hata olacağına karar verdim. Kaya mağaralarına, çobanlar hayvan kapatmışlar, bu yüzden içleri kötü durumda. Oyma kilise pis de olsa hala ilgi çekici durumdaydı. Gördüğüm en heybetli kaya kiliseleri arasında diyebilirim.
20160528_143920
Ağın Dağı Kaya Yerleşkesi’nde bulunan bir oyma kilise.
Kaya yerleşkesinden sonra aşağıdan geçen yolu, yukarısından yürüyerek takip etmeye başladım. Bir süre sonra rota sağa saparak,  eğimli, zemini kaygan bir patikaya girdi. Yanlamasına eğimli bir patikadan yürünen bu kısım, Frig Yolu’nda tedirgin olduğum ilk yerdi. Hemen ilerideki yalakta durup ocağımı çıkardım, yemek yaptım ve yedim. Yalak yada su kaynağı gördüğüm yerlerde kamp setimi yıkama şansım olduğu için, eğer açsam, sıcak yemek hazırlamayı tercih ediyorum.
20160528_153332
Yemeğimi yedikten sonra tekrar yola koyuldum. Hayvanların otladığı iki düzlükte geçerek tekrar yükselmeye başladım.
20160528_155357
Ulaştığım geçitte, muhtemelen eski bir binaya ait duvar kalıntıları vardı. Frig Yolu’ndaki en sert rüzgarla da burada karşılaştım. Alçalarak bir çiftlik evine ulaştım. Rotayı kaybettim. Tam karşımda uyumakta olan köpeği uyandırmadan rotayı bulmaya çalışmak oldukça tedirgin ediciydi.
20160528_164212
Tekrar yola koyularak önce Ormaş Harman Yeri’ne, sonrasında ise Ornaş Kaya Yerleşkesi’ne ulaştım. Kaya yapısı Kapadokya’ya oldukça benziyordu. Mağaraların içerisine girmesem de kaya yapılarını rota üzerinden fotoğrafladım.
20160528_174115
Ornaş Kaya Yerleşkesi.
20160528_174013
Ornaş Kaya Yerleşkesi.
Birkaç yerde kaygan zeminden temkinli olarak geçerek birkaç evden oluşan Duraklar Mahallesi’ne ulaştım.
20160528_180716
Duraklar Mahallesi.
Kısa bir süre soluklanıp birşeyler atıştırdıktan sonra araç yoluna girerek tekrar yürümeye başladım. Bu yol Alanyurt Beldesi’ne kadar gidiyordu. Bunun rahatlığı ile tempolu yürümeye başlayınca patika ayrımını kaçırmışım.
20160528_183949
Sol tarafındaki ormana dalarak saatimin yardımıyla bir zamanlar araç yolu olduğu belli olan patikaya ulaştım ve Alanyurt Beldesi’ne kadar bu patikaya takip ettim. Beldeye ulaşınca yolda gördüğüm insalara muhtarı nerede bulacağımı sordum ve bana gösterdikleri yöne doğru gidip, köy meydanındaki bir kahvehaneye ulaştım. Burada oturanlara köy odası olup olmadığını sorduğumda olduğunu ve beni götürebileceklerini söylediler. Kahvehane sahibi üşümemem için beni içeri alıp çay ikram ettim. Bir süre sonra dışarıda oturanlardan birisi içeri gelip beni köy odasına götüreceğini söyledi. Meğer burada ailelere ait, daha doğrusu ailelerin ayakta tuttuğu köy odaları varmış. Odaya girdiğimde içeride soba yanıyordu ve televizyon açıktı. Beni getiren kişinin babası da içeride oturuyordu. Bir süre beraberce oturup sohbet ettikten sonra dinlenmem için beni yalnız bıraktılar. Yemek istemediğimi, yeterince yiyeceğim olduğunu, bakkaldan ekmek alıp çantamdaki yiyeceklerden yiyeceğimi söyledim. Odada dinlenirken kapı çaldı kapıda elinde tepsi ile beni buraya getiren kişiyi kapıda gördüm. Bakkalda ekmek olmadığını öğrenince bana köy ekmeği ısıtmışlar; tereyağı, peynir, domates, salatalık ile beraber getirmişlerdi. Ben de bir güzel çay demledim ve mutlu mesut taze ve doğal yiyecekleri yedim. Yanan sobaya güvenerek terli giysilerini de yıkadım ve kuruması için sobanın yanına yerleştirdiği sandalyelerin üzerine yerleştirdim.
PANO_20160528_203904
Alanyurt Beldesi’nde bir köy odası.

2. Gün

Sabah uyandığımda yıkadıktan sonra kuruması için sobanın yanındaki sandalyelere astığım giysilerimin kurumadığını gördüm. Bu yüzden sobayı yakarak içeriyi biraz ısıttım. Giysiler kuruyunca yola çıkmaya hazırdım.
batch_20160529_084834
Alanyurt’ta eski cami ve sağ bitişiğinde, kaldığım köy odası.
Bakkala uğrayıp beni köy odalarında misafir eden aileye teşekkürlerimi iletmelerini rica ettim. Rotam buradan sonraki yerleşim olan Selimiye Mahallesi’ne kadar asfalt araç yolunu takip ediyordu. Aklımdaki düşünce gelen araca otostop çekip asfalt etabı geçmek şeklindeydi ancak uzunca bir süre araç geçişi olmayınca yolu araç kullanmadan yürüyüşümü sürdürmeye karar verdim.
batch_20160529_090015
Selimiye Mahallesi’ne ulaşınca toprak yola girerek devam ettim.
batch_20160529_094233
Selimiye Mahallesi.
batch_20160529_095010
Antik yol izleri.
Antik yol izlerinden geçerek İbrahim İnleri’ne ulaştım. Burada çantamı çıkartarak vakit geçirdim ve dinlendim. Buradaki kaya kilisesi oldukça tahrip edilmiş durumdaydı. Yine de içerisinde çok az da olsa görülebilecek detaylar mevcuttu.
batch_20160529_100341
batch_20160529_100452
Buradan sonra çok hafif bir eğimli dere yatağına indim ve kurumak üzere olan dere yatağını geçerek sağa doğru dereyi takip etmeye başladım. Sol tarafındaki yamaçta kalan sürüyü görmüş, köpeklerin peşime takılmaması için çok yaklaşmamıştım ancak köpekler yinede beni görünce üzerime geldiler. Çoban seslenerek köpekleri sakinleştirdi. Sonrasında bana doğru geldiğini görünce ben de sürüye doğru devam ettim. Sürüden bana yeni doğmuş, yerinden bile kalkmamış olan bir kuzuyu gösterdi. Kuzuyu alıp eve götürmeleri için çocuklarını çağırmış, sürüyle beraber onları bekliyormuş meğer. Yeni doğmuş kuzuyu fotoğrafladıktan sonra ben yoluma devam ettim.
batch_20160529_102224
Bazen açık, bazen belirsiz tarla yollarından, bazen de yürümesi zor olan sürülmüş tarlalardan geçerek Eski Eymir Köyü’nün alt kısmına geldim.
batch_20160529_113813
batch_20160529_120229
batch_20160529_123121
Herhangi bir ihtiyacım olmadığı için köye girmeme gerek yoktu. Tabelanın bulunduğu yerde oturup dinlendim.
Toprak yolda yürüyerek rotaya devam ettim. Bir süre sonra asfalt yolun yanında, tarlaların arasında yürümeye başladım. Bir noktada asfalt yola ulaşıp karşıya geçtim ve Dere Mahallesi yönüne giden asfalt yoku takip etmeye başladım. Dere Mahallesi yakınlarında asfaltın kenarından yürürken aşağı taraftaki çeşmenin yanında iki yürüyüşü gördüm. El sallayıp devam ettim ancak bana bakmaya devam ediyorlardı. Sonrasında bana bir işaretle yakınlarında işaret bulunduğunu ifade ettiler. Öyle olunca yoldan ayrılıp yönümü onlara doğru çevirdim.
Alman bir çifti. Yaklaşık 20 gündür yoldayız, çadır yerine tarp taşıyoruz, mağaralarda kalıyoruz dediler. Yemek yemek için yer tavsiyesi istedim. Fazla ileri gitmememi,  hemen ileride dere kenarında güzel yerler olduğunu söylediler. Dediklerini dinledim ve küçük manzarası benim hoşuma giden bir yerde oturup yemeğimi yedim.
batch_20160529_144938
Dere hattını takip ederek Ayazini Göleti’ne ulaştım.
batch_20160529_151055
Ayazini Göleti.
Göletin sol yamacında ilerledim. Ben bu kısmı tedirgin edici buldum çünkü eğim yüksekti, patika dardı, bazı kısımlarda ise bozulmalar nedeniyle yürümek kolay değil. Bu kısımlarda sabırlı ve temkinli olarak devam ettim.
batch_20160529_152126
Zaman zaman alçak ağaç dallarının altından geçmek için eğilip doğrulmam gerekti. Bu kısmın bittiğine sevindim. Gölet bendine kadar devam ettim.
batch_20160529_154612
Rota, bendi geçtikten sonra sağa dönerek tekrar dere seviyesine iniyor, karşıya geçtikten sonra sert bir tırmanışa görkemli bir geçide ulaşıyor.
batch_20160529_154803
batch_20160529_160201
Tepede güzel bir manzara izledikten sonra geceyi geçirmeyi planladığım Ayazini Beldesi’ne doğru alçalıyordu.
batch_20160529_162400
Yükseklerden Ayazini manzarası.
Antik yoldaki tekerlek izlerini takip ederek beldeye girdim.
batch_20160529_165015
batch_20160529_165215
Doğrudan köy meydanındaki bakkala ilerledim. Bakkala ulaştığımda köy odası sordum. Hemen yakındaki caminin karşısında oda olduğunu söylediler.  Vakit kaybetmeden giderek çantamı odaya bıraktım. İçeride soba ve lavabo vardı. Kısa bir temizlik ve giysi yıkama faslında sonra peri bacalarını görmek üzere geldiğim yöne doğru geri döndüm.
batch_20160529_165911
Peri bacalarıyla dolu bir vadinin üzerinde, bir ağacın altına uzanıp sessizliğin tadını çıkardım. Anormal biçimde belim ağrıyordu. Gün batımı yaklaşırken tekrar köy odasına döndüm. Odaya gelen bir amcayla sohbet ettik. Köyde düğün olduğunu, odanın kendi ailesine ait olduğunu, hiçbir konuda çekinmememi söyledi ve bana etliekmek getirtti. Hava kararınca, sobayı yakmakla uğraşmak yerine, üzerime dolaptan bir yorgan alıp uyudum.
batch_PANO_20160529_201403
Ayazini Beldesi’nde kaldığım köy odası.
Düğünde çalınacak tuhaf müziklerden rahatsız olabileceğimi düşünmüştüm lakin öyle olmadı. Düğün erken bitti ve güzel bir uyku çektim.

3. Gün

batch_20160530_082609
Köy odasında kalıyor olmamın avantajıyla sabah hızlıca toplandım.  Beldenin çıkışına doğru giderken mavi önlüklerini giymiş öğrenciler de okullarına gidiyorlardı. Beni yabancı sandıkları için kendi aralarında konuşup kıkırdaşsalar da hoşuma giden muhabbetleri bozulmasın diye durumu çaktırmadım.
batch_20160530_083302
Dün, köyün diğer tarafını görmüştüm ancak şuan yürümekte olduğum çıkışta da oldukça fazla sayıda kaya yapısı vardı. Bunların bir kısmı köyün mezarlığına çevreliyor,  bir kısmı ise vadi boyunca uzanıyordu. 
batch_20160530_083647
Tabiki buraları uzun uzun gezme fırsatım olmadı. Birkaç tane görkemli olanına girip yoluma devam ettim.
batch_PANO_20160530_084405
Kimi mağaralar kırılarak tahrip edilmiş, kimilerinin ise içerilerine sprey boya ile yazı yazılmıştı.
batch_20160530_083909
Tahrip edilmiş bir duvar kabartması.
batch_20160530_084221
batch_20160530_085324
batch_20160530_091443
batch_PANO_20160530_091750
Bir süre asfalt yoldan yürüdükten sonra ayrılarak toprak bir yola girdim. Rengarenk çiçeklerle dolu tarlaların arasından geçen bu yol oldukça rahat ve keyifliydi.
batch_20160530_101324
Herşey yolunda giderken bir tarlanın kenarından yürümeye başladım. Bir yanım haşhaş çiçekleri, diğer yanım ise bir dere ve ağaçlar ile çevriliydi.
batch_20160530_094411
Bir süre sonra bitkilerin sıklığı nedeniyle yürümekte zorlanmaya başladım. Rotayı sağlıklı bir şekilde takip edemiyordum. İleride yola bağlanacağımı farkedince rotadan ayrılıp yola doğru yöneldim. Pek keyifli olmayan kısa bir yürüyüşle yola asfalt yola ulaştım. Bu yol, Eskişehir – Afyonkarahisar yoluydu.
Asfalt yolu geçince antik yol izlerinin yoğun olduğu bir düzlükte yürümeye başladım. Küçük bir köprüden geçerken ağaç gölgesini farkettim ve burada kısa bir mola verdim. Buradan sonra rota yaya patikası üzerinden ilerlemeye başladım. Artık yavaş yavaş Köhnüş Vadisi’ne yaklaşmaktaydım. Az akmakta olan bir dere yatağını takip ettim. Kitapta bahsedilen sunağı göremedim.
batch_20160530_110632
Patikayı çevreleyen uzun otlar zaman zaman yürüyüşü zorlaştırıyor, keyifsiz hale getiriyordu. Çevresinde temiz su olsa kamp için oldukça güzel bir yer olabilecek çok geniş bir düzlüğe ulaştıktan sonra sağa yöneldim ve güzel biçimli büyük kaya bloklarının yanından yürümeye başladım.
batch_20160530_111849
Sonrasında tekrar sağa yönelerek Köhnüş Vadisi’ni aşağıya doğru takip etmeye başladım. Burası eskiden oldukça derin bir vadi iken günümüzde toprakla dolmuş durumda. Görülebilen kaya kütleleri yaklaşık 3-4 metre boyunda. Maltaş Anıtı’da bunlardan birisi. Sadece tepesi görülebilmekte. Kitapta bahsedilen bir kamp alanını çeşmesinden, etrafında bulunan ağaçlardan tanıdım ancak burada bulunan su artık akmamaktaydı. Sebebi muhtemelen geldiğim yönde yapılmış olan kazı çalışmasıydı. Bu çalışma antik yolu da tahrip etmişti. Suyumu burada ikmal yapacak şekilde kullandığım için biraz endişelendim. Çeşme akmıyor olsa da çantamı indirip gölgede dinlendim ve birşeyler atıştırdım. Yolum üzerindeki Maltaş Anıtı’nı ziyaret ettikten sonra “Friglerin en büyük nekropolü” olan bu vadiyi pek birşey görmediğimi düşünerek geride bıraktım.
batch_20160530_120924
Maltaş Anıtı.
Asfalt yola ulaşınca sağ tarafı takip ederek görkemli Yılantaş ve Aslantaş Anıtları’nı ziyaret ettim.
batch_20160530_124728
Yılantaş Anıtı.
batch_20160530_124204
Aslantaş Anıtı.
Sonrasında yolun yarım bir yay çizdiği, Köhnüş Vadisinin çıkışındaki yeşil çayırda bulunan çeşmeye yöneldim. Burada sürüsüyle bir çoban vardı. Islık çalarak kendimi gösterdim. Çoban köpeklerine karşı alınabilecek en iyi önlemlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çoban ile güzel bir çeşme başı sohbeti yaptık. Doya doya su içtim ve şişelerimi doldurdum. Çoban ısrarla asfalt yolu takip etmemi, hatta yoldan bir araba durdurmayı teklif etse de ısrarla rotayı olduğu gibi takip etmek istediğimi söyledim. Yeterince dinlendikten sonra tekrar yola koyuldum. Kısa bir süre sonra asfalt yoldan ayrılarak ağaçların arasından geçen bir toprak yolu takip ederek tekrar Demirli Köyü yoluna ulaştım. Yolu karşıya geçerek devam ettim ve “Sulu Manastır” olarak tabir edilen bölgeye ulaştım. Burası oldukça geniş ve çimenlik düzlüğüyle, su kaynaklarıyla, düzlüğün ortasındaki heybetli ağacıyla ve hemen yakındaki yamacın kaya kütlesine oyulmuş bir mağarası ile çok hoşuma giden bir kamp yeriydi.
batch_20160530_140451
Sulu Manastır.
Ancak ben Demirli Köyü’nde bulunan Frig Evine ulaşmayı planladığım için devam etmem gerekiyordu. Yine de orada vakit geçirmeden edemedim. Büyük ağacın hemen dibine oturup ocağımı yaktım ve kendime makarna pişirdim. Ne de olsa hemen yanımda su kaynağı vardı. Karnımı doyurduktan sonra buraya gelirken önünden geçtiğim ancak birkaç metre yukarıda olduğu için yanına çıkmaya üşendiğim kaya mağarasını ziyaret ettikten sonra Demirli Köyü’ne yöneldim.
batch_20160530_152417
Oldukça kolay bir geçidi aştıktan sonra antik yolları takip ederek Demirli Köyüne ulaştım. Frig Evi köyün hemen girişindeydi. Eve doğru ilerlerken evinden çıkan birine rastladım ve muhtarı sordum. Sağolsun muhtarı arayıp köye misafir geldiğini söyledi. Kısa bir bekleyişten sonra muhtar geldi ancak Frig Evinin anahtarı eşinde kaldığı için içeriye giremedik! Yan tarafta hem muhtarlık hem köy odası olarak kullanılan odaya girdik ve ben biraz burada dinlendim. Muhtar ve yanımızdaki diğer kişilerle beraber anahtarı olmayan kapıyı açma çalışmalarımız da sonuçsuz kalınca anahtarı beklemekten başka çaremiz kalmadığını anladık. Ben köy odasında bacaklarımı uzatıp dinlenirken muhtarın oğlu anahtar ile çıkageldi. Sonunda Frig Evine girebildik.
Muhtar, köyündeki bu eve oldukça güzel bakmış, cennete düşmüş gibi hissettim desem yalan olmaz. Duşumu alıp, giysilerimi değiştirip, dinlenmeyi planlıyor olsam da muhtarın oğlunun teklifiyle Demirli Kalesi’ni ziyaret etmeye karar verdim.
batch_20160530_175450
Demirli Kalesi.
Köyden çıktıktan sonra belirgin antik yol izlerini takip ederek önce oyma bir mağaraya, peşinden de Demirli Kalesi’ne ulaştık.
batch_20160530_185139
Demirli Köyü yakınlarında bir kaya mezarı.
Buradaki bir çobanla sohbet ettik. Muhtarın oğlu kalenin tepesine tırmansa da o anki yorgunlukla benim gözüm yukarı çıkmayı yemedi.
batch_20160530_181907
Bunun yerine aşağıdan kaleyi gezip, harika görünen sarnıcı inceledim ve çobanın askerlik anılarını dinledim.
batch_20160530_175719
Su sarnıcı.
Güneş alçalmaya başlarken kalenin karşısındaki nekropolü ziyaret ettikten sonra antik yolu takip ederek köye döndük. Doğrudan eve giderek duşumu aldım. Bir yürüyüşçü için ne büyük nimet ama?
Bir gün öncesinde GoPro’mu farketmeden çekim modunda bırakmıştım ve bu nedenle hafızası fotoğraflarla dolmuştu. Binlerce fotoğrafı da bilgisayara takmadan seçerek silme şansım olmadığından kamera kullanılmaz hale gelmişti. Şans bu ki muhtarın oğlu eve eski bilgisayarını da bırakmış. Bu sayede hafıza kartımda bulunan fotoğrafları temizleyip kameramı tekrar kullanılabilir hale getirdim.
Telefonumu kurcalarken kapıda muhtarın oğlu elinde bir tepsi ile belirdi. Başıma gelebilecek son güzel şey de geldi ve güzel bir yemek yiyerek karnımı doyurdum. Muhtarın çok güzel baktığı ve sahip çıktığı bu evde harika bir uyku çektim. Gördüğüm en güzel, en bakımlı Frig Evi burasıydı.
Frig Evlerinden bahsetmek gerekirse;
Sağlanan ödenek ile bazı köylerdeki köy odaları modern hale getirilip turizme katkı sağlanması amaçlanmış. Bir köy odasında genel olarak Minderler, sedir koltuk, soba, elektrik, lavabo, yer sofrası, içerisinde yorgan ve yastıkların olduğu bir dolap gibi temel ihtiyaçlar bulunuyor. Frig Evlerinde ise bunlara ek olarak mutfak, ocak, buz dolabı, makyaj masası ve sandalyesi , sıcak suyu olan bir duş, ranzalar ve yatakları, çarşaflar, yastıklar, battaniyeler gibi bir yürüyüşçü için lüks sayılabilecek eşyalar bulunuyor.

4. Gün

Gece deliksiz ve çok konforlu bir uyku çektim. Sabah uyandığımda gayet dinlenmiştim ancak yumuşacık yorganın altından çıkmak oldukça zor oldu. Kahvaltımı yolda yapmayı planladığım için eşyalarımı toplayarak yola koyuldum.

batch_20160531_072136
Demirli Köyü Frig Evi.

Muhtarla anlaşmamıza göre anahtarı evin penceresinin önüne bırakacaktım. Evin yanına ulaştığımda pencerenin benim boyumdan çok daha yüksek olduğunu farkettim. Ne yapacağımı düşünürken evin içerisinde muhtarın eşini görünce seslendim. Beni farkedince katmer pişirdiğini söyleyip bahçeye davet etti. Muhtar da bahçedeydi. Oturup harika bir kahvaltı yaptım. Bir katmeri de gazete kağıdına sarıp acıktığımda yemek için çantama koydum. Yardımları için teşekkür ettikten sonra bir önceki gün yürüdüğüm yolda Demirli Kalesi’ne doğru yürümeye başladım. Kaleyi geçtikten sonra sol tarafa yönelerek su kaynağı bulunan güzel bir çayıra ulaştıktan sonra geniş vadinin tabanına doğru yürümeye devam ettim. Çeşme yakınındaki çimenlik alan oldukça batak olduğundan dolayı etrafından yay çizerek geçtim.

 

batch_20160531_090405(0)

Dereyi geçtikten sonra toprak araç yolunu takip etmeye başladım. Bu yolun sonunda bir gölete ulaşacağım o an aklımdan çıkmıştı. Ansızın kendimi güzel bir göletin setinde  bulunca çok sevindim.

batch_20160531_091506
Bayramaliler Göleti.

Göletin sağ tarafından devam ederek Akdere Vadisi’ne girdim. Vadide cılız da olsa akmakta olan bir dere ve yalak bulunmaktaydı. Bu vadiyi yürümekten keyif aldım. Hatta gölgelik bir yerde oturup bir süre vakit geçirdim.

batch_20160531_094656
Akdere Vadisi.

Su kaynağından şişelerimi doldurduktan sonra dereyi karşıya geçeceğim yere kadar devam ettim. Su, derenin kenarını oyduğu için kısa bir süre karşıya geçecek uygun bir yer aradım. Gözüme kestirdiğim bir yerden dereye inip karşıdaki patikaya girdim. İnsana kalbi olduğunu hissettirecek kadar sert bir çıkış sonrasında tepenin sırtına, ardından Basamaktaşı’na ulaştım. Bu kısım rehber kitapta ve denk geldiğim diğer raporlarda özel olarak vurgulandığı için içimde bir tedirginlik vardı ancak beklediğim gibi sert biryer çıkmadı. Tecrübesiz yürüyüşçülerin dahi ellerinden destek alarak kolayca geçebilecekleri, eğlenceli bir etap olduğunu düşünüyorum.

batch_20160531_101651
Basamaktaşı.
batch_20160531_101935
Basamaktaşı.

Basamaktaşı sonrasında patikayı takip ederek anayola ulaştım ve sola yönelerek kavşak noktasında bulunan çeşmeye kadar yürüdüm. Buradaki çeşmeden sularımı doldurduktan sonra gölgelik biryerde karnımı doyurup dinlendim. Hayvanlarını otlatan bir çobana Burmeç Anıtı’nın nerede olduğunu sordum, bilmediğini söyledi. Aslında kitapta tarif ediliyordu ancak defineciler tarafından tahrip edildiğinden dolayı görünce tanıyabileceğimden emin değildim. Devam ederek 2 metreden daha derin bir antik yolun içinden geçtim.

batch_20160531_104049(0)
Görkemli bir Frig Yolu.

Kısa bir süre sonra Burmeç Anıtı ile karşılaştım. Açıkçası ben pek görülmeye değer bulmadım. Kolay bir yürüyüşle Samanini Vadisi’ne girdim. Vadi tabanından geçen yola doğru ilerlerken yol kenarında, sürüyü koruyan üç tane devasa köpek gördüm. Etraflarından dolaşmaya çalışsam da beni farkettiler ve üzerim koşmaya başladılar. Batonlarımla ancak durdurabildim. Sürüyü görünce çoban aramıştım ancak görememiştim. Meğer, alçak ağaçların arasında gölgelik yerde duruyormuş. Seslenmesiyle beraber köpekler yanımdan ayrıldı. Yolu aşağıya doğru çeşmeye kadar takip ettim. Çeşmeden sonra patikayı takip etmeye başlayarak karşıdaki peri bacalarına yöneldim. Antik yol izi bulunan güzel bir geçit ile gittikçe güzelleşen bir vadiye girdim.

batch_20160531_120220

Uzun bir süre boyunca peribacaları ve ilginç kaya oluşumları arasında yürüdüm. Bu etap, Frig Yolu’nun en beğendiğim etaplarından biriydi.

batch_20160531_120956

batch_20160531_123117
Ben isimlerini dört güzeller koydum. Kapadokya’nın Üç Güzeller’inden daha da güzeller.

batch_20160531_123722

batch_20160531_123748
Bunun adına da “Koca Köpekkaya” dedim.

Görsel olarak harika olan bu etabın sonunda bir düzlüğe yükselerek ıssız ve kurak rotayı takip ederek bir vadinin içerisine girdim. Sıcaktan iyice bunalınca bir gölgede sabah gazeteye sarıp çantama koyduğum katmeri çıkartıp yedim.

batch_20160531_132812

İleride bulunan Büyük Kapıkaya Anıtı’nı ve hemen karşısındaki sunağı inceledim.

batch_20160531_135035
Büyük Kapıkaya Anıtı.

Tanecikli kumdan oluşan, yürümesi zor bir toprak yoldan devam ederek yürüyüşümü sürdürürken yeni bir vadiye girdim. Bu vadinin aşağısında Aslankaya Anıtı vardı. Anıta ulaştığımda çantamı çıkardım ve detaylıca inceledim, fotoğraflar çektim.

batch_20160531_143941
Aslankaya Anıtı.

Rota burada ikiye ayrılıyordu. Birisi doğrudan Urumkuş Yaylası’na giderken diğer Döğer üzerinden gidiyordu. Ben Sarıcaova Köyü’ndeki Frig Evinde kalmayı planladığım için kestirme olanını seçtim. Düz devam ederek Memeç Kayalıkları’na ulaştım.

batch_20160531_151111
Memeç Kayalıkları.

Fazla zamanım bulunmadığı için detaylıca gezmedim. Kaya kütlesinin önünde, yeraltına doğru oyulmuş olan mağara dikkatimi çektiği için gidip inceledikten sonra Emre Göleti’ne yöneldim. Göletin solundan geçerek vadi tabanından yukarıya doğru ilerlemeye devam ettim.

batch_20160531_152714
Emre Göleti.

Göletten önce kurak olan ortam yukarılara doğru güzelleşiyordu. Rota üzerinde gördüğüm genç bir çobana ileride saldırgan köpek olup olmadığını sordum. “Var abi, kaparlar valla.” cevabını almak tedirgin edici oldu. Bu yüzden olabildiğince sessiz giderek toprak yola ulaştım. Urumkuş Yaylası’na kadar toprak yolu takip ettim. Urumkuş Yaylası derme çatma barakalardan oluşmuş ıssız bir yerleşimdi.

batch_20160531_162525
Urumkuş Yaylası.

Ortalıkta kimseyi göremeyince oyalanmadan devam ettim. Sıkıcı bir toprak yolu takip ederek uzunca bir iniş sonrası yanında ağaç olan bir çeşmeye ulaştım. Burada oturup kısa bir süre dinlendim. Sonrasında rotayı tamamlamak üzere tekrardan yola koyuldum. Sol yanımda orman, önümde uzunca bir yol, sağımda uçsuz bucaksız görünen tarlaların olduğu görüntü oldukça hoşuma gitti.

batch_20160531_172749

Yolu takip ederek köye ulaştım. Köyün girişinde muhtarı arayıp köyde konaklamak istediğimi söylediğimde köy odası olmadığını söyledi. Frig Evinde kalmak istediğimi söyleyince tuvaletin kullanılmadığını ve sıcak suyun çalışmadığını söyledi. Yatacak bir yatağın yeterli olacağını söylerek kalmak istediğimi tekrar edince anahtarı getireceğini söyledi.

batch_20160531_190433
Sarıcaova Köyü Frig Evi.

Sarıcaova Köyü’ndeki Frig Evi eski bir okuldan çevrilmiş. Oldukça bakımsızdı. Termosifon çalışmıyor, klozetin dibi kırık olduğu için kullanılamıyor, tüp ve ocak açılmamış bile. Ben yemeğimi kendi ocağımda yaptım.

batch_20160531_205812

Hala çantalarında duran battaniyelerden çıkarıp yatmak istediğim yatağı hazırladım. Buz gibi suyla duş aldım, titreyerek duştan çıktım. Tüm olumsuzluklara rağmen güzel ve temiz bir uyku çekebildim.

5. Gün

Gece uyumadan önce çok üşümüştüm. Sabah hasta olarak uyanacağımı düşünmüş, endişelenmiştim. Neyse ki sabah gayet sağlam şekilde yatağımdan kalktım. Ortalığı ve çantamı toparladım. Gecikmeden yola koyuldum.

batch_20160601_081136

Köyün hemen çıkışında sürüsünü otlatan bir çobana rastladım. Hayvanlarının yanında kaval çalıyordu. “Kaval çalan çoban.”. Evet, bu hafızamda canlanıyordu ama hiç görmemiştim. Kavalın ince sesi, sabahın yumuşak ışıklarında parıldayan taze havasında çok güzel yankılanıyordu. Sarıcaova Göleti’ne kadar bir toprak yolu takip ederek ilerledim ve gölün soluna doğru yükseldim.

batch_20160601_083523
Sarıcaova Göleti.

Sol tarafa doğru yönelerek gölden ayrıldım. Çeşmesi olan bir piknik alanına ulaştım. Burası kamp yapmak için gayet uygun bir alandı. Bir toprak yolu takip ederek bir sırta ulaştım. Sonrasında ise bir vadiye doğru alçaldım. Bu kısmı ben çok sıkıcı buldum. Yükselen güneş ve ormanın ıssız ve kuru görüntüsü bana Likya’nın kurak rotalarını anımsattı. Rota alçaldıkça cılız bir dere yürüyüşüme eşlik etmeye başladı. Kağnı Konağı Mevkisi’ndeki yıkıntının ilerisinde sürüsünü otlatan bir çobana rastladım. Islık çalarak geldiğimi haber ettim.

batch_20160601_111047

Oturup bisküvi atıştırmaya başlayınca yanıma geldi. İzmir’den emekli olup köyüne dönmüş. Gökbahçe köyünde gençlerin bekar kaldığından yakındı. Köye kızlar gelmiyormuş, o yüzden. Hayvanlardan, tarımdan, köy ortamından uzunca bir süre konuştuk. Sonrasında rota için tavsiye alıp yola koyuldum.

 

batch_20160601_111339

Dere geçisi sonrasında bir toprak yola ulaşıp, dere kenarından vadi boyunca ilerleyen yolu takip etmeye başladım. Bahşeyiş Anıtı’na geldiğimde yoldan anıtı izleyip fotoğrafını çektim.

batch_20160601_120455
Bahşeyiş Anıtı.

Gökbahçe Köyü girişinde yolun solunda kalan çeşmede uzun saçlı birini gördüm. Köy yerinde uzun saçlı insan görmüş olmamın şaşkınlığıyla daha dikkatli bakınca bir de çantası olduğunu farkettim. Yanına gittim ve Doğukan’la tanıştım. Frig Yolu’nu daire çizerek yürüyordu. Çukurca’dan başlamış ve rotasını tekrardan Çukurca’da bitirecekti. Karşılıklı olarak geldiğimiz yöne dair tavsiyelerimizi paylaştık. Güneşin altında başlayan sohbeti gölgelik yere taşıyarak bir süre oturduk. Güzel bir sohbetin ardından günler sonra tekrar karşılaşmak üzere vedalaşıp ayrıldık.

Gökbahçe Köyü’nün beni ilgilendiren kısmı köyde bir bakkal bulunmasıydı. Aslında burada bir kahvehane de bulunması gerekiyordu ancak gündüzleri kapalıymış. Bunu bilmiyordum ve ben rotamı öğlen vaktimi kahvehanede geçirecek şekilde planlamıştım. Bu durum rota üzerindeki tüm kahvehaneler için geçerli. Bundan sonrası için rotamı planlarken kahvehaneleri görmezden gelmeye başladım. Bakkalın önünde uzun bir süre dinlendim, karnımı doyurdum, elektronik cihazlarımı şarj ettim. Bakkala gelen insanlardan tartıştığı komşusunu vuran komiser, define avı maceraları, askerlik anıları gibi ilginç hikayeler dinledim.

batch_20160601_133906
Gökbahçe Köyü.

Yeterince dinlendikten sonra tekrar yola koyuldum, köy çıkışında sevdiğim köpek peşimi bir türlü bırakmadı. Afyonkarahisar – Eskişehir yoluna ulaşarak doğrudan karşıya geçtim. Bir traktör yolunu takip ederek eski bir kulübeye ulaştım. Terkedilmiş yapılara çok meraklı olduğum için, içini ve etrafını gezdim. Dışarıda koca bir yılana rastladım. Beni görünce kulübenin duvarındaki bir çatlaktan içeri doğru süzüldü. Buradan sonra yükselerek bir sırta ulaştım. Telefonun gayet güzel çektiği bu yerde oturup biraz da internette dolaştım.

batch_20160601_155155

Yürüyüşe devam ederek Oynaş’a açılan vadiyi takip etmeye başladım. Zorluk seviyesi düşük ancak gölgelik orman içerisinde devam eden bu rotada yürümek hoşuma gitti. Bir toprak yola girerek Oynaş Köyü’ne doğru yöneldim. Gökbahçe Köyü’nden beri peşimden gelen köpek nedeniyle etraftaki köpekler daha fazla üstüme gelmeye başlasa da savuşturabildim. Doğukan’ın tavsiyesi ettiği yere, ormanın yanındaki mezarlığın yakınına kamp kurdum. Mezarlıktaki çeşme sayesinde su sorunu yaşamayacaktım. Çadırımı kurduktan sonra temiz giysilerimi ve temizlik malzemelerimi alıp köy camisinin tuvaletine gittim. Burada bir güzel temizlenip giysilerimi yıkadıktan sonra tekrar çadırıma döndüm. Giysilerimi hemen yanına çadır kurduğum ağaca astım. Ormanda piknik yapan bir aile mangalda pişirdikleri tavuklarından ikram etti. Etlerini ben, kemiklerini ise Gökbahçe Köyü’nden beri beni takip eden dört ayaklı dost yedi. Güneş iyice alçalıp battıktan, yerini karanlığa bıraktığından sonra çadırıma girip uyudum.

6. Gün

Sabah oyalanmadan toparlanarak yola koyuldum. Kısa bir süre asfalt yolu takip ettikten sonra sol tarafa yönelerek ayrıldım. Bazen toprak araç yollarından, bazen yaya patikalarından yürüyerek rotaya devam ettim. Terkedilmiş bir çiftlikten geçip yükselen yolu takip ettim.

batch_20160602_084905

Bu patika beni içine mağara oyulmuş görkemli bir kaya kütlesinin hemen yanına çıkardı.

batch_20160602_091737

Sert bir çıkış ile bir tepenin üzerine doğru yöneldim. Zirvesine yakın bir yerde sağa yönelerek Gökçegüney’e doğru alçalmaya başladım.

batch_20160602_094049

Bu köyde bulunan çeşmede oturup kahvaltımı yaptım ve su içtim.

batch_20160602_094522
Gökçegüney Köyü.

Gökçegüney’de verdiğim hızlı bir molanın ardından Rota-1’in sonu olacak olan Yazılıkaya’ya yöneldim. İlk başta toprak araç yolunu takip eden rota beni bir süre sonra tarlaların içerisine soktu. Uzun otların arasında yürümeye çalışmak pek keyifli olmasa da karşımda duran geçidi hedefleyerek yürümeye devam ettim.

Geçidin diğer tarafında Yazılıkaya Köyü bulunmaktaydı. Toprak yoldan devam ederek önce asfalt yola, sonrasında Yazılıkaya’ya ulaştım.

batch_20160602_103952
Yazılıkaya Köyü.

batch_20160602_104624

Oyalanmadan Yazılıkaya Köy Konağının bulunduğu Midas Antik Kenti girişine yöneldim. Girişte gölgelik bir piknik masasında oturup öğle sıcağının geçmesini bekledim ve birşeyler atıştırdım. Yazılıkaya Köyü’nü daha büyük, imkanları daha geniş olan bir yer olarak hayal etmiştim ancak öyle değildi. Bir zamanlar Friglerin en önemli yerlerinden biri olan bu köy, sahip olduğu potansiyele, çektiği ziyaretçi miktarına, popülaritesine göre çok ıssız kalmış.

Gölgelik masamda yeterince vakit geçirip iyice dinlendikten sonra çantamı ve batonlarımı oturduğum yerde bırak Midas Antik Kenti’ni gezmek üzere yola koyuldum. İlk olarak Yazılıkaya Anıtı’nı ve hemen yanında bulunan Kırkgöz Kale’yi gezdim. Sonrasında yürüyüş rotasını takip ederek sarnıcı, Bitmemiş Anıt’ı, restore edilmiş mezar odasını, kentin tepesinde bulunan sunağı, tören yolunu, ve ismini şuan hatırlayamadığım başka bir anıtı gezdim.

batch_20160602_133130
Bitmemiş Anıt.

batch_20160602_134326

batch_20160602_135436

batch_20160602_140118
Sunak.
batch_20160602_150818
Tören Yolu’nda bir kabartma figür.
batch_20160602_152032
Yazılıkaya.
batch_20160602_152551
Kırkgöz Kale.

Antik kentin tepesindeki sunakta oldukça uzun bir süre oyalandım. Çünkü saatimde hala Rota-1’in GPS verileri kayıtlıydı. İyi bir internet bağlantısı yakalayıp Rota-2’nin verilerini saatime aktarabilmem çok zor oldu ama oldu. Aşağıya dönüp çantamı aldığımda, Yazılıkaya’ya veda etmeden önce yakında bulunan, orijinali düşünülerek yapılmış bir Frig Evini ziyaret ettim.

batch_20160602_155145
Alternatif rota işareti.
batch_20160602_155248
Orijinali dikkate alınarak yapılmış bir Frig Evi.

 

Yazılıkaya – Yenice Çiftliği rotasını okumak için tıklayın!

St. Paul Trail (Eğirdir – Perge Antik Kenti)

Başlangıç

20160608_174916

Bu yürüyüş rotası uzunca bir süredir aklımdaydı. Ancak henüz sırası gelmediği için pek araştırmamıştım. Bu nedenle rotaya oldukça yabancıydım. Frig Yolunu yürümeden önce Rota-3’ü hakkında aklımda şüpheler oluşmaya başlayınca ufak ufak St. Paul Yolunu araştırmaya başlamıştım. Frig Yolunun ikinci yarısını yürürken, artık bu yolun üçüncü rotasını yürümeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden İstanbul’daki kardeşimle konuşarak benim için rehber kitabı sipariş etmesini istemiştim. Zamanlamamı kestiremediğim için kitabın İstanbul’a gitmesi mantıklı olacaktı. Bana kitap ulaşamasa bile, kardeşimin sayfaların fotoğraflarını göndermesi yeterli olacaktı. GPS verisi olarak ise daha önce yürüyen bir çiftin sayfasından aldığım GPS verisini kullandım. Bu veri kitapta anlatılan rotayı birebir takip etmiyor, zaman zaman alternatifler kullanıyor ve kayıt sıklığı düşük olduğu için keskin detaylarda rotanın sağlıklı olarak takip edilmesine olanak sağlamıyordu. Yolu birebir yürümek gibi bir isteğim olmadığı için bu veriyi kullanmaya karar verdim. Zaten pek alternatifim yoktu. Ek olarak Orux Maps uygulamasını ve bu uygulama için indirdiğim topoğrafik Türkiye haritasını kullandım. Zaman zaman farklılıklar gösterse de yürüyüş rotası harita üzerinde işaretliydi. Kitabın İstanbul’a ulaşması bir haftaya yakın sürdü, hatta ben yola kitaptaki bilgilerden mahrum çıkacağımı düşünmeye başlamıştım.

Kitap, benim Isparta’ya vardığım gün kardeşime ulaştığında kardeşimin kitabı bana yollama şansı kalmamıştı. Önceden planladığımız gibi fotoğraflarını çekip bana yolladı. Ben de telefonumdan bu fotoğraflara bakarak, ihtiyaç duyduğum bilgileri edindim.

Frig Yolu’nun hedeflediğim kısmını tamamlar tamamlamaz rotanın sonu olan Yenice Çiftliğinden otostop ile Kütahya Terminaline geçtim. 12:00 otobüsüne bilet aldım. Keyifli bir yolculuk ile Ispartaya ulaşınca aynı firmanın servisiyle Köy Terminaline gitmek üzere yola koyuldum.  Eğirdir otobüsünü yolda yakaladık ve böylece köy terminaline gitmeme gerek kalmadı. Yolda, Eğirdir yakınlarında otobüsün arka teker çiftlerinden biri patladı. Yavaş giderek Eğirdir’e ulaştık. Eğirdir’in yamaçlarına kurulduğu Sivri Dağ çok heybetli görünüyordu. Vakit kaybetmeden eksiklerimi tamamladım ancak havanın fırtınalı olmasından dolayı olsa gerek üzerimde bir üşengeçlik vardı.

20160608_175644

Hem ilerleyen vakit, hem sert rüzgarlı hava, hem de ileride kamp için uygun bir alan bulup bulamayacağım konusundaki kararsızlığım nedeniyle pansiyonları araştırarak uygun birini ayarladım. Pansiyon ararken girdiğim bir hostel da yola dair güzel bilgiler edindim. Burada rotanın İngilizce rehber kitabı vardı. Bunun içinden işime yarayabilecek kısımları not ettim. Rotanın düşündüğümden daha zor olduğunu anladım. Bu da beni endişelendirdi.

20160608_193811

Geceyi geçirdiğim oda, bugüne kadar kaldığım en güzel odalardan biriydi. Kesik kesik olsa da verimli bir uyku çektim.

20160608_201043

20160608_195629

1. Gün

20160609_075107

Araç yolunu takip ederek Eğirdir’den yükselmeye başladım. Ben yokuş yukarı ilerledikçe arkamda Eğirdir Gölü manzarası genişliyor, Eğirdir ise git gide küçülüyordu.

20160609_090756

Maden ocaklarından geçerken  rotayı karıştırıp fazlaca yükselmişim. Durumu farkedip alçalarak yeniden rotaya girdim. Maden ocaklarının yaptığı tahribatı rota boyunca görmek mümkün.

20160609_095108

Yol çok keyifliydi.  Harika platolardan geçerek ilerledim. Takip etmekte olduğum rotanın, kitapta yazılanın aksine, Davraz’a uğramadığını farketim. Buna rağmen yürümekte olduğum rota işaretliydi, yani alternatif bir rotadaydım.

20160609_104541

20160609_105722

20160609_122723

20160609_105502

Kasnak ormanındaki rota değişikliği nedeniyle rotayı yeniden kaçırdım. Tekrar yakalamam epey zor oldu, çok yoruldum. İlerlemeye çalıştığım zeminde toprak ve taşlar stabil değildi. Çarşakta yürümek tedirgin ediciydi.

20160609_135225
Kasnak Meşesi Ormanı.

Kasnak ormanının tepesine varıp, araç yoluna ulaşınca yolu takip ederek Yukarı Gökdere’nin yukarısında bulunan çayırlık alana ulaştım.

20160609_152619
Yukarı Gökdere Köyüne yaklaşırken. İleride Kovada Gölü.

Bu alanda kamp yapmayı planlamıştım ancak buradaki köylüler Yukarı Gökdere Köyüne inersem daha rahat edeceğimi söylediler. Orada bir süre dinlendikten sonra Yukarı Gökdere Köyüne devam ettim.

20160609_163550
Yukarı Gökdere Köyü ve hemen üzerinde bulunan gölet.

Bir bakkalın önünde oturup telefonumu ve saatimi şarj ettim, ayrılırken, çadır kurduğumda yemek üzere bir kavun aldım. Köyün çıkışındaki mezarlığın, musalla taşının yanına çadırımı kurdum. Yolun hemen karşısında çeşme, onun arkasında da baz istasyonları vardı.

Su konusunda temkinli davranıp yanıma 3 litre su almıştım ancak rota üzerinde yeterince su kaynağı vardı. Bundan sonraki günlerde yürüyüş esnasında yanımda daha az su taşıdım. Ancak güneş alçalmaya başladığında, eğer bilmediğim ıssız bir yerde kamp yapmayı planlıyorsam, yanımdaki şişeleri tamamen doldurup gece için yeterince suyum olmasına özen gösteriyordum.

2. Gün

Keyifsiz bir geceydi. Yanımdaki tarlaya gece -muhtemelen hayvaları uzak tutsun diye- teyp koymuşlar. Sabaha kadar sureler okundu; arapça, farsça ve ruşça şarkılar çaldı; konuşmalar yapıldı. En son hatırladığım “Macarena” çalıyordu.

20160610_071839

Sabah, çadırın dışına çise yağmış, iç taraftan da terleme yapınca çadır sırılsıklam olmuştu. Sabah ayazında ıslak çadır toplamak zorunda kalmak hep sinirimi bozmuştur. Eşyalarımı toplayıp yola çıktım. Elimdeki kavun çöplerini atacak çöp bulamayınca birkaç kilometre taşımam gerekti. Önce Serpilköy’e ulaştım. Buradan sonra doğruca tepeye doğru tırmanmaya başladım.

20160610_074409
Serpilköy’den yükselirken geride bırakmakta olduğum vadi manzarası.

Patika, başlangıçta çalılık olsa da sonradan yerini belirgin bir hatta bıraktı. Patikanın bazı kısımları oldukça geniş ve iyi korunmuştu.

20160610_083542

Tepeye yaklaşırken zikzak çizen patikadan ayrılıp dik olarak yükselince rotayı kaçırsam da kısa bir arayıştan sonra patikaya tekrar girebildim. Uzun bir plato geçişi sonrası sonrasında rotayı yeniden kaybettim. Sanırım birde yanlış geçitten başka bir vadiye ulaştım ve rotadan iyice uzaklaştım. Rotaya tekrar girmeye çalışırken epey zaman kaybettim ve sarp yerlerden geçmek durumunda kaldım. Daha temkinli gitmem gerektiğini anlamış oldum.

20160610_115227

Devam ederek önce Asker Çeşmesine, peşinden tepemdeki son derece rahatsız edici güneş eşliğinde çok dik bir orman yolu çıkışını takip eden iniş ile birlikte Sipahiler Köyüne ulaştım.

20160610_122638
Asker Çeşmesi.

Rota Sipahiler Köyünün kenarından, köye girmeden devam ediyordu. Bakkala uğramak için ben rotadan ayrıldım. Burada birşeyler atıştırıp elektronik cihazlarımı şarj ettim. Eğirdir’deki konuşmadan ve kitabın sayfalarından edindiğim bilgilere göre rotanın bundan sonraki kısmı zor olmalıydı, kendimi buna hazırladım. Bakkal’dan ayrıldıktan sonra, rotadan çıktığım yere gelip yürüyüşe devam ettim.

20160610_131211
Sipahiler Köyü.

İlk başta rahat, keyifli ve manzaralı bir yoldan yürüyerek asfalt bir yola bağlanıp vadi tabanındaki dereye ulaştım. Yürümekte olduğum yoldan bir köprü geçişinin ardından ayrılıp, dere yatağına indiğimde artık bir kanyonunda içerisinde yürümekteydim. Oldukça tedirgin edici ve korkutucu geçişeler vardı. Düşündüğümden daha sert bir etaptı. Tek olmam işi daha da zorlaştırıyordu. Bazı kısımlarda sırtımdaki çantanın ağırlığından dolayı olması gerekenden fazla zorlandım.

20160610_165829

Yoruldukça susamaya başladım ancak kamp yeri aramakta olduğum için elimdeki suları kullanmak istemiyordum. Yinede bir süre sonra içmem gerekti. En kötü senaryo deredeki suyu kaynatıp içmekti, dere yatağında kaldığım sürece yavaş da olsa içilebilir su elde edebilirdim. 1,5lt suyum çok kısa zamanda tükendi. Su damlayan mağaramsı bir yerde şişeyi doldurmayı denedim ancak seyrek düşen damlalarla şişenin kolayca dolmayacağını anlamam çok sürmedi. Çiseleyen yağmurla birlikte rota daha da zor bir hale geldi. Oldukça dik iniş yaptığım bir kaya etabında yosunların arasında oldukça iyi kamufle olmuş bir kırkayak yavrusu görünce tedirginliğim iyice arttı. Artık dokunduğum yerleri daha iyi seçmeye çalışıyordum. Kamp yerlerinden geçsem de atıştırmakta olan yağmur nedeniyle kanyonun içerisinde kalmayı riskli bulduğumdan yorgun olsam da yürüyüşümü sürdürdüm.

20160610_173301

Nihayet, benim için kanyonun sonu olan traktör yoluna ulaştım. Burada vadi genişliyor, suyun debisi düşüyordu. Derenin hemen yukarısında çiçekler arasında bir çadır yeri buldum. Yeterince düzdü. Islak çadırımı kuruması için hazılıca kurduktan sonra yanıma ocağımı, su şişelerimi, temiz çadır giysilerimi, alarak nehre döndüm. Ocakta dereden alınmış su kaynarken, bende kendimi derenin serin sularına bıraktım. Arada terli giysilerimi de bir güzel yıkadım. Bu zor etabın ardından ortamın keyfini çıkarmak çok güzeldi.

20160610_202002

Ocakta yavaş kaynayan su ile susuzluğumu gideremeyeceğimi anladım. Bu yüzden su kaynatmayı bırakıp nehrin debisi yüksek bir yerinden şişelerimi doldurdum. Suyun tadı güzeldi, doya doya içtim. Şişelerimi tekrar doldurduktan sonra çadırıma gittim. Gece çadırı ne olduğunu anlayamadığım bir hayvan ziyaret etti, hala anlayabilmiş değilim. Sürekli bir hırlama ve kesik kesik koklama sesi vardı. Gece uykum sık sık bölündü. Sabah 06:10’da uyandığımda hala uykum vardı.

3. Gün

Sabah uyandığımda hala uykum vardı. Ansızın tekrar uykuya daldığımı farkedince uyuyakalmamak için çareyi tulumumdan çıkmakta buldum. Tam olarak hazırlanmam 07:30’u buldu. Dereyi karşıya geçip yola koyuldum. Kısa süre sonra harika bir kamp alanı ile karşılaştım. Bir ağacın altından su çıkmaktaydı ve ortam çadır kurmak için gayet uygundu.

20160611_072031
Dere Yatağının biraz yukarısında kalan bir su kaynağı. Kamp için oldukça ideal.

Kısa bir süre sonra yine işaret göremez oldum. Uzun otların bulunduğu bir düzlükte işaret ararken sabah çisesinden dolayı ayaklarım sırılsıklam oldu. Zor da olsa işareti bulup yeniden rotaya girdim. Bir süre sonra patika kavşak noktasına ulaştım. Geldiğim yön doğruydu ve beni eski bir at arabası yoluna çıkarıyordu. Karşımda devam eden bir patika, solumda X işareti vardı. X işareti olan yöne gitmeyeceğimi biliyordum. Yukarı devam eden yola baktım, işaret yoktu. Sağa doğru devam eden eski yolda da aynı şekilde işaret bulamadım. Sabah sabah karşılaştığım bu belirsizlik canımı sıktı.

20160611_080444
Asfalt yol üzerinde bir su kaynağı.

Duyduğum araç seslerinden yukarımda bir yol olduğunu anladım. Telefonumda kayıtlı olan haritaya baktığımda ise takip etmem gereken rotanın ileride bu yola birleşeceği görünüyordu. Daha fazla işaret aramak yerine bir sonraki yol ayrımına kadar asfalt yoldan yürümeye karar verdim. Dimdik yukarı çıkıp asfalt yola ulaştım ve sağa dönerek yolu takip ettim. Bu şekilde Adada’ya giden patikanın asfalt yoldan karşıya geçtiği noktaya kadar yürüdüm, sonrasında yine patikaya girdim, tabiki yine kayboldum.

20160611_081610

Durumu toparlayarak bir şekilde Adada’ya ulaştım.

20160611_085308

Antik kentte gezinirken arkamdan birinin yaklaştığını sezdim. Antik kentin bekçisiymiş. Antik yapılar ve bu kent hakkındaki sorularıma yanıt buldum.

20160611_090011

Çay demlemeyi teklif etti ancak vakit erken olduğu için yola devam etmek istiyordum. Bekçi kulübesinin yanında dinlenip su içtim, sohbet ettik.

20160611_093030

İkram ettiği su ile şişelerimi doldurdum, yol tarifi alarak yola devam ettim. Rota üzerinde çok güzel, geniş bir taş yoldan geçtim. Bazı kısımları güzel korunmuştu.

20160611_095531
Taş yol.

Asfalt yola yaklaşırken, saatimdeki rotanın tepelik bir yeri gösterdiğini farkettim. Telefonumdaki harita ise asfalt yoldan devam ediyordu. Açıkçası canım dağ bayırla uğraşmak, rotayı bulmakla cebelleşmek yerine mesafe katetmek; biryerlerde oturup dinlenmek istiyordu. Yinede işaretleri takip etmeyi ve beni götürecekleri rotayı takip etmeye karar verdim. İçimden geçen oldu ve işaretler beni asfalta çıkardı. Asfalt yolda, dut yiyerek renklendirmeye çalıştığım sıkıcı bir yürüyüş ile, yıpratıcı olsa da Sütçüler’e ulaştım.

20160611_120041

Birkaç saat bir kahvehanede oturdum. Bu sırada iyice dinlendim, yemeğimi yedim, çay içtim ve elektronik cihazlarımı şarj ettim. Fazlalık olan malzemelerimi eve yollamak istemiştim ancak iki kere yokladığım PTT Şubesi kapalıydı. Sonuç olarak fazlalık eşyalarımdan kurtulamadan yola çıkmak için hazırlanmaya başladım. Ben hazırlanırken dışarıda yağmur yağmaya başlayınca kahvehanede oturup yağmurun dinmesini bekledim, dinince vakit kaybetmeden yola koyuldum. Köyün çıkışında bir kanalizasyon şebekesinin akarından geçtim, çok kötüydü. Zaman zaman patikayı bulmakta zorlandım. Dere yatağı ve yan kısımlarının tahrip edilmiş olması işaretlerin bulunmasını da zorlaştırmıştı. Birkaç defa dereyi geçmek durumunda kaldım. Pis ve tahrip olmuş dere yatağından geçmeye çalışmak keyifli değildi. Patikalar yağmur nedeniyle çok kötü bir hale gelmişti, dik çıkışlarda çamur nedeniyle hareket etmek güçleşiyordu. Hal böyle olunca Yazılı Kanyon’a o gün girmemeye karar verdim, ertesi güne bırakacaktım.

20160611_150305
Sütçüler’den Yazılı Kanyon’a doğru bir bakış.

Çürük Köyünün karşısındaki bir çeşmenin başında oyalandım. Giysilerimi yıkadım, yemek pişirdim, kamp setimi yıkadım. Buraya inerken geçtiğim bir düzlüğün kamp için uygun olduğunu düşünerek tekrar oraya dönmeye karar verdim. Çürük Köyünün karşısına kampımı kurdum. Çadır sabah yağmış olan çise nedeniyle hala sırılsıklamdı. Hatta içinde biriken suyu çadırı ters çevirerek dışarı döktüm. Sonraki gün yürüyeceğim rota için oldukça endişeliydim. Kitapta okuduklarım beni korkutuyor, daha önce geçtiğim dere yatağı gibi bir rotadan geçme ihtimali beni düşündürüyordu. O gün kendimi zor bir rotaya hazırladım.

20160611_191826
Telefonla görüşebilmek için çıktığım bir tepeden kamp alanım.

4. Gün

Sabah 06:00 gibi uyandım. Biraz daha uyumayı denesem de olmadı. Aklım kanyondaydı. Çadır her zamanki gibi sırıl sıklam olmuştu. Saat 7 olmadan hazırlıklarımı tamamladım. Yola çıktıktan kısa bir süre sonra işaretleri kaybetim, rotaya tekrar girmem zor olmadı. Köyün girişinde yine işaretleri kaybettim. Bu defa yolu bulmakta zorlandım.

20160612_064941

Rota bahçenin içerisinden geçiyormuş gibi görünüyordu. Bahçeye girsem de devamı gelmedi, bahçeden çıkıp köyün içine ulaşamayınca köyün etrafından dönmeye karar vererek geri döndüm. Yorucu, vakit kaybettirici ve sinir bozucu bir girişimdi ancak başka çözüm bulamamıştım. Toprak bir araç yolunu takip ederek kanyona yaklaşmaya başladım. Yol bitiminde yine işaret sorunu yaşadım çünkü işaretler iki farklı yönü gösteriyordu. Dijital haritamda gösterilen yolu seçip o tarafa devam ettim.

20160612_082600
Kanyonun sırtına doğru yükselirken.

Pek yakında içine gireceğim kanyonun sırtına tırmanan patika sert ve kayalık görünüyordu. Kafamı kurcalayan iniş öncesinde sert bir çıkış vardı. Batonlarımı çıkardım ve çantama sabitledim. Sırta ulaştığımda oldukça güzel bir manzara karşıladı beni.

20160612_085030
Kanyon sırtından manzara.

Bir an önce Çandır’a ulaşmak istediğimden çok oyalanmadan devam ettim. Teknik kısımlar beklediğim kadar zor değildi; aksine eğlenceliydi. Bu etabı şahsen çok eğlenceli buldum.

20160612_091416
İnişte karşılaştığım bir bolt. Yanlış hatırlamıyorsam burada dört adet bolt saydım. Bu boltlara bir zincir yerleştirmek kullanışlı olabilir.

Daha önce geçtiğim dere yatağı etabı çok daha zordu. Gerginliğim yerini sevince bıraktı. Kayalık kısım iki vadiyi birbirine bağlayan bir sırtta tamamen son buldu.

20160612_094934

Bundan sonrası aşağıya kadar çam ağaçları arasında devam eden, temiz zeminli bir etaptı.

20160612_090444
Karacaören Baraj Gölü – I ve Çandır.

Kolay olacağını düşünmüştüm ancak yüksek eğim ve hızlı hareket edildiğinde kayan zeminde ilerlemek dizlerim için yorucu, benim için sıkıcı oldu. Vadi tabanındaki yola ulaşınca rahatladım.

20160612_102615

20160612_104037
Yazılı Kanyon.

Dere sürekli sağımda kalacak şekilde yürümeye devam ettim.

20160612_103944
Kanyona adını veren yazıtlardan birisi. Şöyle yazmakta; “Hayırlı Uğurlu olsun” Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu bilerek: Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir. Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur. Ve kararında içtenlikliyse hür kişi, yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi. Ve bununla yücelir kişi hatalarla değil. Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tad almaz o; Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran. Zeus’tur herkese ata olan ve de tek kök insanoğluna. Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden güzelliğini. Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda. Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle de olsa. Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır. Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama, yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire şayandı ruhu. Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu. Keşke şimdi de (bu mümkün olsa). Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan. Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya geldi.

Alabalık çiftliğinin olduğu yerde dereyi karşıya geçip etrafa bakındım ve tekrar yürüdüğüm rotaya geri döndüm.

20160612_104804

Keşke gelmeseymişim çünkü yürüdüğüm yol keyifsizdi. Alabalık çiftliğinin hemen yanında şelaleden akan sulardan oluşturulmuş güzel bir havuz vardı. O an yüzen kimse olmadığı için girmeye çekindim ancak daha sonra girmediğime pişman oldum. Hatta geri dönmeyi düşündüm. Kimbilir belki bir daha hiç göremem orayı.

20160612_104659

Çok keyifsiz bir yolu takip ederek Çandır’a ulaştım. Ramazan Ayı nedeniyle  kahvehaneler kapalıydı. Bir kahvehanenin dışarıda olan masalarından birine oturdum. Yandan, bakkaldan birşeyler alıp yedim. Domates, salatalık satılmıyordu. Saatim ilk defa fırtına uyarısı verdi. Bir süre sonra gerçekten de rüzgar çıktı ancak çok şiddetli değildi. Rüzgar çıkınca çadırımı çıkarıp rüzgarda savurarak kuruttum. Dinlenmiş olmanın mutluluğu ile yola koyuldum. Bir zamanlar çok güzel olduğuna emin olduğum bir vadiye girdim. Bir zamanlar diyorum çünkü şuan heryerde maden ocakları var.

20160612_154403

Adeta dağları yıkıyorlardı. Zirvelerde çalışan kepçeler gördüm. Yol üzerinde bolca su kaynağı vardı. Mermer ocaklarının yanlarından geçerken yuvarlanmakta olan taşlardan korkmamak mümkün değil.

20160612_170405

İlk başta hafif yorucu olan eğim sonradan azaldı ve Zeytin Mahallesine ulaştım.

20160612_172719
Zeytin Mahallesine doğru.

Burada kamp kurmak için uygun yerler ve su kaynakları vardı ancak telefonum çekmiyordu. Sabahtan beri durumumla ilgili kimseye haber vermediğimden dolayı telefon çeken biryere ulaşmak istiyordum ancak telefonum bir türlü çekmedi.

20160612_174400(0)

Yolda mermer ocaklarına karşı tepkili bir çobanla karşılaştım. Buraların eski halini hatırladıkça nasıl tepkili olmasın insan? Birkaç dakika sohbetin ardından kamp yeri tavsiyesi alarak ayrıldım. Söylediğine göre yolumun üzerinde, su kaynağı olan bir kamp yeri olmalıydı. İlk başta araç yolunu takip ediyor olsam da daha sonra işaretleri takip etmeye başladım.

20160612_183411(0)
Geçide doğru.

Kısa sürede kayboldum. İşaretleme takip edilecek kadar iyi değildi. Ormanın sık olması da rotanın takibini oldukça zorlaştırıyordu. Zar zor araç yoluna tekrar ulaşsam da karar değiştirip başka yerde tekrar patikaya girdim. Rotayı yine zar zor takip ederek etrafı çitlerle çevrili bir alana geldim. Girip girmeyeceğim konusu yine muallaktı çünkü ortada belirgin patika yada işaretleme yoktu. Gün batımı yaklaştığı için daha fazla oyalanacak vaktim olmadığını düşündüm ve merdivenden geçerek çiti aştım.

20160612_192646

İçeride bir süre yürüyünce silik işaretleri ve çadır için uygun olabilecek yerleri keşfetmeye başladım. Biraz daha devam edince ise yalağı gördüm. Tek sorun telefonumun hala çekmiyor oluşuydu. Çantamı bırakarak biraz daha yükseklere çıktım ancak yine çare olmadı. Artık yapabileceğim birşey kalmamıştı. Çadırımın iç tentesini kurduktan sonra çantamı alıp yalağın yanına gittim.

20160612_193524

Ocağıma kaynaması için su koyup ortalıkta kimseler olmadığından emin olduktan sonra günün son ışıklarında, yalaktan şişelerime doldurduğum suyla bir güzel duş aldım. Giysilerimi de yıkadım. Etrafı çevrilmiş alanda sadece koyunlar ve iki inek vardı. Çadırımın dış tentesini kurmadığım için çantamı dışarıya bıraktım. Giysilerimi de kayaların üzerine serdim. Güzel ve oldukça sakin bir gece geçirdim.

5. Gün

20160613_063951
Sabah 6 gibi uyandım. Canım tulumdan dışarı çıkmak istemiyordu. Uzunca bir süre keyif yaptım, yerimden kalkamadım. Güzel haber; sabah çise yağmamıştı. Ayrıca çadırın dış tentesini kullanmadığım için terlemeden dolayı da ıslaklık oluşmamıştı. Hazırlanıp yola koyulmam 07:30’u buldu. Tabiki yine işaret sorunu yaşadım.

20160613_080821

Geçide ulaşana kadar en az iki tane ,suyu bulunan kamp alanında geçtim. Kamp kurmak için gerçekten güzel ve ideal yerlerdi. Geçide yaklaşırken bir araç yoluna bağlanıp bu yolu takip etmeye başladım.

20160613_082214
Geçitten, geldiğim yöne doğru bir bakış.

20160613_082941

Haskızılören’e kadar bu araç yolunu takip ederek gittim.

20160613_092024

20160613_093032

20160613_095043

20160613_102057

20160613_111715
Etraftaki maden ocaklarından sadece biri.

Haskızılören yakınlarında yolun zikzak yaptığı kısımlarda işaretli patikaların kestirme yaparak dik olarak aşağıya indiğini gördüm. Ancak bu patikaların eğimi benim dizlerimi zorladığı için işaretli patikalar yerine araç yolunu takip ederek Haskızılören’e ulaştım ancak burada bakkal olmadığı için oyalanmadan yola devam ettim.

20160613_113452
Haskızılören Köyüne yaklaşırken.
20160613_113829
Haskızılören Köyü.

Bu arada Haskızılören Köyünün girişinde çok tatlı bir teyzeyle sohbet ettim. Köyde bakkal olmadığını ondan öğrendim. En sıkıcı zamanlarda dahi gülümseyen bir yüzle yada ihtiyacınız olup olmadığını soran bir insanla karşılaşmak insanın keyfini yerine getirmeye yetiyor.

Köyden çıkarken yine rotayı kaçırdım. Tekrar girmeyi denerken ise çok yoruldum. Epey tırmanmam gerekti. Eski bir patikayı takip ederek birkaç evden oluşan bir yere ulaştım ve rotaya devam ettim. “Birkaç ev” olarak bahsettiğim yer aslında bakkalına uğramayı düşündüğüm Pınargözü Köyü imiş.

20160613_124538
Pınargözü Köyü.

Ben köyü farkedemediğim için burada bulunan bakkalı da kaçırmış oldum. Yürümekte olduğum vadiden sağa doğru yükselerek başka bir vadiye açılan bir geçide doğru yükselirken de rotayı kaçırdım. Tabiki yine oldukça zorlu oldu. Geçide ulaşıp, geçtikten sonra bir evin yanında yön karmaşası yaşadım.

20160613_135723

Etrafı çevrili bir alan ve bir ev vardı. Ben ne taraftan geçeceğime karar veremedim. Gideceğim yönü seçip devam ettiğimde ise iyi bir seçim olmadığını anladım. Altı dikenlik olan küçük bir kayalıktan inmeye çalışırken evden birisi bana seslendi. Eve davet ettiler. Bu ev Mustafa ve Fatma Yeşil çiftinin eviydi. Çay, lokum ve bisküvi ikram ettiler.

20160613_160330

Sohbet esnasında Pınargözü Köyünü kaçırdığım ortaya çıkınca Fatma Abla hemen bana yolluk hazırlamaya başladı, poşete yufka ve peynir koyduğunu söyledi.

Evin tepesindeki solar panel dikkatimi çekmişti. Kendileri için gerekli olan tüm enerjiyi güneşten depolayabiliyorlarmış. Hatta o panelden üretilen elektrik ile ben de telefon ve saatimi şarj ettim. Yaz – kış orada kaldıklarını söylediler. Hayvanları da vardı.

20160613_161116
Yeşil Ailesi.

Yavru bir keçi, evin kapısı kaçıldığında hemen eve daldı ve etrafta gezinmeye başladı, fırsatı bulunca keçiye yaklaşıp sevdim biraz. İlk defa kendini sevdiren bir keçi görüyordum. Keyiflice vakit geçirdiğim bu iki güzel insandan da tabiki ayrılmam gerekiyordu, yol tarifi alarak tekrar yola koyuldum.

20160613_161457

Rota yine sorunluydu. İşaretleri bulmakta zorlandım ve dikenlerle, çalılarla bolca cebelleştim. Zaman zaman çok keyifsiz ve çaresiz durumda hissettim. Bir yerden sonra ortamın yabaniliğinden dolayı rotayı takip edemez oldum ve “herhangi bir şekilde” aşağıdan geçen bir yola ulaşmaya karar verdim. Zor da olsa aşağıdan geçen yola ulaştım ve takip etmeye başladım. Yolda beni görüp duran bir araçla sohbet ettim. Kısa süre sonra yan yola saparak takip etmekte olduğum rotadan ayrıldım. Devam ederek terkedilmiş, yanında ahır olan bir eve ulaştım. Burada dut ağacı vardı ve boş geçmek olmazdı. Kamp kurulabilir mi diye düşündüm ancak su kaynağı olmadığı için bu düşüncemden vazgeçtim. Tekrar yürümeye başladığımda yine rotayı kaybettim. Güneşin alçalmakta olması nedeniyle hızlı hareket etmeye çalışıyordum ve bu durum beni hataya zorluyordu.

20160613_192010

Sonunda belirgin ve keyifli bir patikada rotayı yakaladım. Patikayı takip etmek kolaydı. Patikanın toprak araç yolu ile birleştiği yerde biriyle karşılaştım. Çadır kurmak için yer tavsiyesi istediğimde beni Kozan Köyüne davet etti. Aracında sorun yaşadığını, halledip yola koyulacağını söyledi. Yola devam ederek Belen Mahallesine ulaştım. Burada gördüğüm yaşlı bir amcayla sohbet etmeye başladım. Bu esnada az önce karşılaştığım, beni köye davet eden kişi aracıyla geldi. Meğer konuşmakta olduğum kişi babasıymış. Konya plakalı araba dikkatimi çekti. Arabaya binmem için ısrarcı olsalar da hiç araç kullanmadığımı, bu şekilde tamamlamak istediğimi söyledim. Kozan Köyündeki camide buluşmak üzere sözleştik ve ayrıldık. Güzel evlerin olduğu bu küçük mahalleden devam ederek rahat bir şekilde Kozan Köyüne ulaştım. Girişte beni turist sana iki kadınla ayaküstü sohbet ettim. Alabalık çiftliği işlettiklerini söyleyip davet ettiler, gitmek istesem de tekrar denk gelemediğimiz için gidemedim. Caminin yanında yolda görüştüğüm baba oğulla tekrar buluştum. Meğer oğul, caminin imamıymış. Mustafa İmam ve babası Mehmet Bey beni caminin misafirhanesinde konuk etti.

20160613_200825

Topladıkları gelirler ile cami lojmanının üzerine kat çıkarak bir misafirhane yaptırmışlar. Yerleri halı kaplı genişçe bir oda, mutfak, duş ve tuvalet kısmından oluşuyor. Bir yürüyüşçü için en can alıcı noktası ise; sıcak su mevcut. Hiç hesapta yokken böyle bir ortamda kendimi bulmam beni çok mutlu etti. Verdikleri leğen ve deterjan ile de bir güzel giysilerimi yıkadım. Akşam Mustafa İmam elinde bir tepsi ile çıkıp gelince bir güzel karnımı da doyurmuş oldum. O gece, St. Paul’de çadır kurmadan geçirdiğim ilk ve son gecem oldu.

6. Gün

20160614_064548
Henüz tamamlanmış olan cami misafirhanesi.

Artık yolun sonunu görebildiğim için sabah kalkmakta hiç acele etmedim. Şansıma hava çok kötü görünüyordu. Dün akşam tüm giysilerimi yıkayıp balkona asmıştım ancak havanın kapalı olması nedeniyle hala ıslaklardı. Bir yandan onların kurumalarını bekliyordum. Boş boş durmaktan canım sıkılınca tekrar yola koyulmaya karar verdim. Herşeyimi hazırladıktan sonra, balkona havalansın diye bıraktığım botlarımı alıp, evin kapısının önüne koymuştum ki yağmur yağmaya başladı. Yağmuru görünce gitmekten vazgeçtim. İçeriye geçmiştim ki Mustafa İmam geldi. Israr etmeme rağmen bana kahvaltı hazırlayacağını söylerek aşağıya, evine indi. Sayesinde Ramazan günü harika bir kahvaltı yaptım. Yağmurun dinmesiyle ben yola koyulmak için hareketlenince, “sana yolu göstereyim” diyerek benimle birlikte geldi. Köyden çıkıp asfalta, oradan da patika girişine gelmiştik ki yeniden yağmur yağmaya başladı. Oradaki terkedilmiş bir eve sığınarak yağmurun dinmesini bekledik.

20160614_094811

Yağmurun hafiflemesiyle patikaya girip yürümeye başladık. ilk başlarda patika çok yabani, sıkıydı. Çalılıklar yolu fazlaca kapatmıştı ve bu nedenle geçişler oldukça zorlayıcı bir hale geliyordu. Vücudumda fazlaca çizikler oluştu, kuruması için çantamın yanına astığım t-shirt çalılar ve dikenler nedeniyle yırtılarak giyilemeyecek hale geldi, çöpe gitti. Pednelissos Antik Kentini Mustafa İmam ile beraber gezdik.

20160614_100140(0)

20160614_100816

20160614_102910

20160614_103405

Toprak bir araç yolunu takip ederek bir yol ayrımına geldik. Saatimdeki rotaya göre sola sapmam gerekiyordu. Mustafa İmam ise kendisiyle beraber sağdan giden yolu takip ederek yine Kozan Köyü üzerinden geçerek yola devam edebileceğimi, birçok kişinin bu şekilde yürüdüğünü söyledi. Sonrasında Mustafa İmam’ın deyimiyle “organik olsun” diyerek sola doğru devam etmeye karar verdim. Bu nedenle Mutafa İmam ile vedalaşarak ayrıldık. Sonraki kısım şelalelere kadar oldukça keyifliydi.

20160614_114828(0)

Şelalelere yaklaşırken oldukça sık bir ortamda açılmış güzel ve temiz patikalardan, ağaç tünellerinden geçmeye başladım. İlk önce Kral Havuzuna, sonrasında belirgin patikayı takip ederek bir şelaleye ulaştım.

20160614_114730
Kral Havuzu.

Çok güzel ve doğal görünüyordu ancak su çok soğuktu. ilk denemede giremesem de, ikinci denemede suya girdim ve yüzdüm. Ben bu şelaleyi Uçansu – 1 sanmıştım ancak öyle değilmiş.

PANO_20160614_131247
Uçansu – 2 Şelalesi.

Bu şelaleye gelen patika oldukça belirgindi ancak patika burada bitiyor, devam etmiyordu. Bu yüzden geri dönüp gözden kaçırdığım yol ayrımını; Uçansu-1’e doğru devam eden patikayı aradım. Telefonumdaki dijital haritada gösterilen rota, girişinde (X) işareti olan bir yönü gösteriyordu. Alternatifim olmadığı için bu yola sapıp devam ettim. Bir süre sonra patikanın oldukça iyi durumda olduğunu gördüm, peşinden de işaretlenmiş olduğunu gördüm. Zaten buraya sapmasam geldiğim yöne, Kozan Köyüne doğru gidiyor olacaktım. Genel olarak rahat ve takibi kolay olan bu patika beni sert bir inişle Uçansu-1 şelalesine indirdi. Buradaki işletme terkedilmiş durumdaydı. Çardakta oturup yemeğimi yedim. Yağmur yağmaya başlasa da aldırış etmeden şalaleye girip yüzdüm.

PANO_20160614_144916
Uçansu – I Şelalesi.

Buradan sonra uzun ve sıkıcı bir orman yolundan yürüyerek rotaya devam ettim. Zaman zaman dereyi geçmem gerekiyordu, ayakkabılarımı çok ıslatmadan bunu başarabildim. Akçapınar Köyünün yanında geçerek düzlük tarlaların arasından geçen yolları takip etmeye başladım.

20160614_170037

Arasıra küçük mahallelerden geçiyor, selamsız ve boş boş bakan insanlarla karşılaşıyordum. Şahsen ben bu tür durumlarla karşılaştıkça kendimi o bölgedeki insanlardan soyutluyorum ve muhatap olmamaya çalışıyorum.

20160614_184013
Regülatör

Yol üzerinde maceralı birde geçiş vardı; Regülatör. Akıntının biraz daha aşağısında yapılan köprü günümüzde kullanılabilir bir alternatif olsa da ben regülatör hattından geçmek istedim. Bunun için merdivenlerden regülatör hattına indim. Botlarımı çıkarıp boynuma astım. Önlem olarak çığ parkuru geçişlerindeki gibi çantamın klipslerini açarak kolayca çıkarılabilir hale getirdim ve batonlarımın perlonlarını bileğimden çıkardım. Su düşündüğümden soğuktu ve geçişim düşündüğümden uzun sürdü, ayaklarıma yürüyüş esnasında ağrı girdi. Bazı kısımlar ise oldukça kaygandı, bu zaman zaman tedirginlik veriyordu. Kaydığım zamanlarda kendimi batonlarımla dengeledim ve olabildiğince yavaş ve temkinli gitmeye çalışarak sorunsuz bir şekilde karşıya ulaştıktan sonra merdiveni tırmanarak geçişimi tamamladım.

20160614_184546
Regülatör geçişinden hemen sonraki palmiyeli yol.

Dijital haritamda, ormanla kaplı bir geçidi gözüme kestirdim. Yolum üzerindeki bir mezarlıktan kampta kullanacağım sularımı doldurdum. Güneş iyice alçalmışken kamp yapmayı planladığım yere ulaştım. Kamp için gayet uygun bir konumdu.

20160614_171710
Uzun bir aradan sonra alçak irtifalar.

Telefon çeken bir yere hemen çadırımı tek tente olarak kurdum. Telefon çeken yer seçerken yola yakın bir yer seçmiştim. Bu nedenle biraz tedirgin oldum. Ancak bu tedirginliği bir kenara bırakacak olursak yarın için yaklaşık 20 kilometrelik, kolay bir yolum kalmıştı.

7. Gün

Gece tedirgin bir uyku uyumamın neticesi sabah erkenden uyandım. Uyumaya çalışsam da, oyalansam da bi süre sonra çadırda canım sıkıldı ve hazırlanıp yola koyuldum. Rotanın bundan sonraki kısmı sıkıcıydı. Sürekli asfaltta yürüyor olmam nedeniyle sol ayağımda su kabarcığı oluşmuş, bir yerde oturup onunla ilgilenmem gerekti.

20160615_081309(0)
Kurşunlu Şelalesine yaklaşırken.

Hızla yol katediyor olsam da yol üzerinde ilgi çekici birşey olmamasından dolayı canım çok sıkıldı. Kurşunlu Şelalesinin önünde oturup dinlendim. Daha önce gezdiğim için içeri girmek istemedim. Yol üzerindeki bakkallardan bazen dondurma alıyordum, sıcakta güzel geliyordu. Güneş tam tepemdeyken 12:00 gibi Perge Antik Kentine ulaştım. Aksu’ya kadar devam edeceğimi sanırken rotanın burada bittiğini sonradan farkettim. Daha önce gezmiş olsam da Perge’yi yeniden görmek istedim. Bir Müzekart çıkarttırıp içeri girdim.

20160615_124147

20160615_122952

20160615_134639

20160615_135347

Aşırı sıcaktı. Şişelerim boş kadığı için içeride çok susadım ama çeşme yoktu. Perge görülmeye değer, hala görkemli bir şehir. Sokaklarında gezerken insan eskiden kalabalık olan, ortasında su akan caddeleri, etrafından insanların toplandığı tezgahları, çeşmeleri hayal edebiliyor.

20160615_132528

20160615_130457

20160615_130605

Müze bahçesinde dut ağaçlarını farkettim ve tadını çıkardım. Son olarak eski stadyumu ziyaret ettim ve final fotoğrafımı çekindim.

20160615_141657
Perge Stadyumu

Perge’den sonra yürüyerek Aksu’ya devam ettim. Antalya’ya giden bir belediye otobüsüne binip rezervasyon yaptırdığım pansiyona vardım. O gün çakımı kaybettim.

20160616_180346
Yürüyüşümü tamamlamamın ertesi gününde, rotanın mimarı Kate ile.

Likya Yolu Malzeme Seçimi

NOT: Bu yazıda anlatılanlar kişisel düşüncelerimdir. Durumlara ve kişilere göre değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır. Tavsiye olarak kabul edilip yönlendirici olması amacıyla yazılmıştır.

Bu yolu yürümeye niyetlenmiş kişilerin elinde az çok malzeme birikmiştir zaten. Bu yolu yürümek için oturup sıfırdan alıncak malzemelere listesi yapmaya hiç gerek yok. Ben dağcılık ve bisiklet ile ilgileniyor olduğumdan zaten yürümeye yetecek kadar malzemem vardı. Sadece bir tanesini rotanın özelliklerine göre değiştirdim. Bu kamp setimdi. Ayrıca batonum yoktu ve kendime bir baton aldım. Tabi bununla beraber iş bitmedi. Olan malzemeler arasında seçim yapmak yine oldukça zor bir durum. Uzun bir yol olduğu için ağırlığı 100 gramın üzerinde olan herşey için defalarca düşündüm ve bu şekilde bazı malzemelerin çok gerekli olmadığına karar verdim. Mesela performansı çok düşük olan solar paneli ve içine temizlik malzemelerimi koyduğum washbag i bıraktım.

Minimalist değilim, herşeyin bir alternatifi olacak şekilde planımı yaptım ve yürüyüşüm esnasında bunun faydasını gördüm.

Normal bir yürüyüşçü Likya Yolunu 10-15 kg lık bir çanta ile rahatça tamamlayabilir. Benim çantam da herşey dahil bu ağırlıklar arasında gidip geldi. Eğer yapmak istediğiniz ultralight backpacking ise ağırlığı su, yemek dahil 7-8 kg hatta daha aşağısına düşürebilirsiniz. Tabiki bu ağırlık kamp yaparak yürüyecek kişiler için. Amaç pansiyonları kullanarak yürümekse ağırlığı daha da düşürmek mümkün. 7kg ile yürüyen insanlar da gördüm, 25kg ile yürüyenler de.

Ne götürmeliyim sorusuna en rahat cevabı yine kendiniz verebilirsiniz. Herhangi bir sebepten dolayı şüphe duyduğunuz malzeme için “buna 7 gün, 20 gün, 1 ay katlanabilirmiyim” diye kendinize sorun.

Örneğin; Gittiğiniz üç günlük kampta 2 gece çadırda sıkış tıkış yatmışsanız o çadır sizin için küçüktür. Yeni aldığınız sırt çantasının dikişleri birkaç haftasonu yürüyüşünden sonra atmışsa çantanın kalitesi hakkında şüphe duyun. Kamp yaparken sabah uyandığınızda omzunuz, beliniz ağrıyorsa sünger matınızı şişme bir matla değiştirmeniz faydalı olabilir. Kısa bir yürüyüşte giydiğiniz şort sizi çok terlettiyse, rahatsız ettiyse belki şort yerine tayt kullanmayı düşünebilirsiniz. Kısa ceket üstünüzü korurken belden aşağınız sırıl sıklam olduysa ve bu size saçma geliyorsa ceket yerine panço sizin için daha mantıklı bir tercih olabilir.

Uzun uzun düşünülmesine rağmen yine de sorunlar yaşanabilir. Bunun üstesinden de alternatifler kullanarak gelebiliriz. Basit bir düşünce ile yürüyüş için bir ayakkabı, kamp alanında giymek için ise bir terlik taşımak yeterlidir. Ancak yürürken benim botumun tabanı koptu. Yanıma terlik yerine amfibi ayakkabı aldığım için onları kullanarak yeni ayakkabıya ulaşana kadar, günlerce yürüyüşüme devam ettim. Terlik taşıyor olsam en yakın köye gidip, merkezi bir yere gitmek araç tutmam gerekecekti. Buna harcayacağım para benim yürüyüşümün sonu olabilirdi. İlk günlerde GPS saatim bozuldu. Böyle bir duruma karşı telefonuma gerekli haritaları ve programları yüklemiştim. Bunların sayesinde GPS desteğini kaybetmeden devam edebildim. Çakmağım paslandığında ilk yardım kitimin içerisinde yedek kibrit taşıdığımın farkındaydım. Zehirli böcekler girmesin diye yamaladığım çadırın yamalarından biri açıldığında taşıdığım küçük dikiş seti ve duct tape ile deliği kapatabileceğimi biliyordum. Bunun gibi birçok olay başımda geçti.

Aşağıda benim yürüyüşte kullandığım malzemelerin listesi var. Seçimi diğerlerine göre daha önemli olan malzemeleri de başlıklar halinde açıkladım. Yazıyı okuduktan sonra hala aklında sorusu olan varsa benimle çekinmeden iletişime geçebilir.

11169763_10205627854469014_7667528017538917883_o

Çadır (Karrimor Elite Ridge)

Tercih edilen çadır su geçirmez ve olabildiğince hafif olmalı. Mümkünse 2,5kg altında. Çadırların çoğu polleri sayesinde ayakta durabilirken bazılarını ise kurabilmek için öncelikle yere sabitlemek gerekmektedir. Yere sabitlenerek kurulan bu çadırlar hafif olsalar da sert zeminlerdir kullanımı zordur. Kullanılacak malzemenin yürüyüş öncesinde iyice incelenip pratiğinin yapılması önemlidir.

Benim çadırıma başka kamplarda iki defa karıncalar saldırdı ve sinekliğini yiyerek büyük boşluklar açtılar. Bu boşluklar Likya Yolunda bulunan akreplerin, kırkayaklarım, yılanların girebileceği büyük boşluklardı. Bu yüzden yola çıkmadan önce çadırımı onardım. İç tente de en küçük bir boşluk dahi bırakmadım.

Çadır boyutu seçiminde kişi sayısı kadar, taşınan malzemelerin nerede tutulacağı önemlidir. İki kişilik bir çadır genel olarak iki matın yan yana sığabileceği genişliktedir. Eğer çadırda bagaj (iç ve dış tente arasında kalan büyük boşluk) yoksa hacimli eşyalarınızı çadırın dışına bırakmanız gerekir. Bu güvenli bir durum değildir. Eşyalarınız ıslanabilir, çalınabilir, içinde yemek varsa hayvanları kendine çekebilir, terli ayakkabınızın çekici kokusunu duyan bir köpek ayakkabınızı alıp gidebilir.

Çadırlarda çeşit çok fazladır. Yürüyüş batonuyla kurulan polsüz çadırların ağırlığı 400 grama kadar düşerken ülkemizde bu tip çadırlara ulaşım zordur. Yere sabitlenerek kurulan tünel çadırlar hafif, ancak yandan gelen rüzgara dayanıksız ve kurulumu zordur. Dom çadırlar ağırlık, fiyat, yaşam alanı, dayanıklılık olarak optimum performansı gösterirler. Yarı jeodezik çadırlar çok dayanıklı, biraz alçak, üçüncü pol nedeniyle biraz da ağırdır. Jeodezikler ise çok çok dayanıklı, içi geniş ancak pollerin çok olması nedeniyle oldukça ağırdır.

Likya Yolu için tavsiye edebileceğim tipler; dom, yarı jeodezik, tünel. Bunların dışında yurt dışından alabilme şansınız varsa batonla kurulabilen çadırları incelemenizi tavsiye ederim.

Çanta (Timberline Condor 65)

Eğer bütçeniz düşükse kalitesiz çantalar yerine sağlam markaların ucuz modelleri tercih edilebilir. Quechua, Timberline ve Karrimor’un uygun fiyatlı sağlam çantaları mevcut. “Almışken iyisini alayım” diyenler Lowe Alpine, The North Face, Marmot, Mountain Hardware gibi markaların çantalarına göz atabilirler.

İlk defa çanta alacak birinin alacağı çanta 60-70 litre olmalıdır. Bu boyuttaki bir çantanın içine malzemelerinizin tümünü sığdırabilirsiniz. Gereksiz eşya taşımıyorsanız çadırı, tulumu ve matınızı (küçük hacimli şişme mat ise) çantanın içerisinde rahatlıkla taşıyabilirsiniz.

Issız bir yerde çanta sorunu yaşamak zor bir durumdur. Bu yüzden kendini kanıtlamış bir çanta tercih edilmelidir. Çanta yağmurluğu yanınızda olmalı. Eğer baton kullanacaksanız teknik kısımlarda çantaya sabitlemek için gerekli bölümler çantada mevcut olmalıdır.

Kemer üzerindeki cepler benim için olmazsa olmaz. Çok kaliteli çantaların bile bazılarılarında hiç göz yok, bazılarında ise sadece bir tarafında var. Benim çantamın sağ ve solunda 2 cırt cırtlı, 1 fermuarlı olmak üzere üç göz var. Cüzdanımı, telefonumu, çakımı, haritamı, küçük atıştırmalıklarımı bu gözlerde taşıyorum ve küçük işler için durup çantamı çıkartmama gerek kalmıyor. Ayrıca çantaların bel kemerine takmak için küçük cepler satılmakta. Ekstra alan yaratmak için güzel bir tercih.

Ocak ve Kamp Seti (Mini Trangia)

Likya Yolunu yürürken ocak ve Kamp Seti olmazsa olmaz değildir. Üç seçenek var;

İlk seçenek; Ne ocak ne kamp seti taşımayın. Kabaca 2-3 günde bir markete ulaşacaksınız. Meyve, sebze, ekmek, zeytin ezmesi, sürülebilir çikolata, helva gibi yiyecekler tüketebilirsiniz. Bu seçeneği daha çok ultralight yürüyüşçüler tercih eder.

İkinci seçenek; yanınıza yalnızca bir tencere ve yemeklik malzeme alın. Ateş yakarak yemeğinizi hazırlayın ve pişirin. Ocağınız olmadığından yakıt bulma ve taşıma gibi bir derdiniz yok. Ancak her zaman ateş yakmak mümkün olmayabilir. Özellikle yağmurlu havalarda, yerleşim içinden geçen rotalarda ve plaj gibi yerlerde.

Üçüncü seçenek; Ocak ve kamp seti taşıyın. Eğer ateşten de faydalanmayı düşünüyorsanız ocakla entregreli sistemler yerine ocağın ve kamp setinin ayrı olduğu sistemleri tercih edin. Ben yakıt olarak kolonya kullanmayı planladığımdan alkollü bir ocak tercih ettim. Benim için doğru bir tercih oldu. Alkol ocağında kullanılabilecek yakıt bulmak benzin yada kartuş bulmaktan daha kolay. Ayrıca alkollü ocağın bozulup sizi yarıyolda bırakma ihtimali neredeyse yok.

Mat (Karrimor Z Mat)

Sünger matlar en kullanışlı mat çeşididir. İstediğiniz yerde kullanmanız mümkün. Zarar görmesi oldukça zordur. Dezavantajı ise hacmi ve konforsuz oluşudur. Ben matımı uzun süredir kullanıyordum ancak Likya Yolu yürüyüşüm esnasında mat iyice inceldi ve soğuk yerlerde yalıtımının yeterli olmadığını farkettim. Ayrıca çantamın dışında takılı olduğundan dar ve çalılık yerlerde sorun yarattı. Çalılardan dolayı küçük kopmalar ve deformasyonlar oldu. Ancak hala kullanılabilecek seviyede.

Yol öncesinde şişme mata karşı önyargım vardı. Tecrübeli yürüyüşçülerin, kampçıların şişme mat kullandığını gördüm, konuşup bilgi aldım. Çadıra verebileceği parayla şişme mat + tarp alıp kullanan gördüm. Likya Yolunu tamamladıktan sonra aldığım ilk malzeme şişme mat oldu. Kaçkarlarda test ettim ve memnun kaldım.

Eğer mata ayıracak bütçeniz varsa şişme mat iyi bir tercihtir. Ancak şişme yataklardan ve ağır, hacimli şişme matlardan uzak durun. İçerisinde yalıtım malzemesi olmayan şişme matlar (deniz yatağına benzeyenler, kendiliğinden şişmeyenler) hafif ve küçük hacimlidir. Rahatlıkla çantanızın içerisinde taşıyabilirsiniz. Bunun yanında sünger matları gönül rahatlığıyla istediğiniz yerde kullanabilirsiniz. Acemiler ve geleneksel kampçılar için biçilmiş kaftandır. Eğer şişme mat taşıyacak olursanız yanınızda onarım kiti bulundurmalısınız aksi halde yalıtımsız bir yüzeyde yatmak durumunda kalabilirsiniz.

Tulum (Sıradan, ucuz, yazlık, mumya tulum)

Temsili

Ben ev malzemeleri satan bir mağazadan aldığım ucuz bir tulumu kullandım. Yazın 2000 metreye kadar bu tulumu denemiştim. Ağırlığı 1 kilogram. Bu yüzden yürüyüşe bu tulumumu götürdüm. Sadece Tahtalı Dağında üşüdüm. Tulumunuz kötü de olsa büzgüleri olan mumya tipi bir model bulmaya çalışın. Bahar aylarında yürüyecekseniz üç mevsimlik güvenilir bir tulum tercih edin.

Ayakkabı (La Sportiva Tiber Anfibio GTX, Keen Koven Low LP ,Teva Churnium)

La Sportiva Tiber Anfibio GTX trekking botu ve Teva Churnium ile yürüyüşe başladım. Botumun zarar görmesi ihtimaline karşı yanıma terlik yerine amfibi ayakkabı almıştım. Aklımdan geçen başıma geldi ve botumu tabanı koptu. Yol üzerinde yürüyüş ayakkabısı bulamayınca günlerce amfibi ayakkabımla yürüdüm. Demre’den Antalya’ya gidip ayakkabı alıp geri döndüm. Yolun kalan kısmına Keen Koven Low LP ile devam ettim.

Eğer param yetseydi su geçirmez membranı olmayan; su geçiren bir ayakkabı almak isterdim ancak bunu almaya mecbur kaldım. Su geçirmez ayakkabıların büyük dezavantajları;

1. Sıcak iklimlerde havasızlıktan dolayı sorunlar yaşayabilirsiniz.
2. Dışarıdan su geçirmeyen ayakkabı, içeriye giren suyu da dışarı atamaz. Eğer bir şekilde ayağınıza su girmişse artık ayağınızın tahriş olma riskiyle karşı karşıyasınız demektir.

Baton (Ferrino Mustang)

Ferrino, ismini antipatik bulduğumdan dolayı sevmediğim bir markaydı. Batonunu tercih etmemin sebebi kilit mekanizmasının çevirerek sıkıştırmalı değil de mandallı olması, buna rağmen fiyatının uygun olmasıydı. Batonun en ince kısmı diğer batonlara göre daha ince olduğundam almakta tereddüt ettim.

Likya Yolundan sonra Kaçkar Ultra’da ve Kaçkarlarda yaptığım yürüyüşte kullandım. Gayet memnunum.

GPS (Garmin Forerunner 305)

Koşu saatimi kullanmayı planladım ancak ilk günlerde ıslanarak bozuldu. Alternatifim tabiki vardı; Orux Maps.

İşaretleri sürekli takip edebilmek zor. Kitap ve Harita ile yön bulmak uğraştırıcı ve oyalayıcı. Bunların yerine yürürken tereddüt ettiğim zaman telefonumu çıkarıp bu uygulama ile konumumu bakıyor, “Rota üzerindemiyim? Ne kadar kaldı? Kaç metredeyim? Nerede yol ayrımı var?” Gibi sorularıma kolayca cevap bulabiliyordum.

Ek olarak olası bir arama kurtarmada koordinatlarımı tespit edip konumumu dilediğim telefon numarısıyla yada sosyal medya hesaplarımda paylaşabilecek küçük bir program kullandım.

PowerBank (Philips 7800mah)

Telefon taşıyorsanız, hele bir de onu GPS için kullanıyorsanız taşınabilir güç kaynağı şart. Herhangi bir şekilde telefonunuzun şarjı biterse taşımanızın anlamsızdır. Elektriğe ulaşmak her zaman kolay olmuyor.

Kullanılacak cihaz önceden test edilmeli. Benim kullandığım PowerBank 7800mah olsa da, 1900mah bataryalı telefonumu iki kere tam, bir kere yarım dolduruyor. Yani iki defa telefonumu şarj etmişsem sadece yarım bataryalık şarjım olduğunu bilerek hareket ediyorum.

Kamera (GoPro Hero 2)

Normalde gezilerimde sürekli DSLR kameramı taşırım. Ancak bu tip kamera Likya Yolu için oldukça ağır. USB yerine kendi şarj cihazı var, onu da taşımam gerekiyor. Eğer şarjı bitecek olursa gereksiz yere ağırlık taşıyor olacağım. Ayrıca olası darbelerde hassas olan bu kamerayı korumak zor. Bu nedenlerle DSLR’ımı zor da olsa götürmemeye karar verdim.

Çekimleri GoPro ve Samsung Galaxy S4 Mini ile yaptım. GoPro’yu batonuma sabitledim. Bu sayede hem kullanmak için durup çantamdan çıkartmam gerekmedi, hem de batonumu selfie çubuğu gibi kullanabildim.

Telefon (Samsung Galaxy S4 Mini)

Kendinize güveniniz tamsa taşımayabilirsiniz. Telefon yerine e-kitap okuyucu tercih edebilirsiniz. Böylelikle kitap taşımanıza da gerek kalmaz. Evet, şarjı da uzun gidiyor. Tavsiyem en azından, acil durumlar için, arama özelliği olan bir telefon taşıyın. Likya Yolunda ıssız yerler fazlasıyla mevcut.

Ben akıllı telefon taşıdım. Akıllı telefon ile şebekeye ihtiyaç duymadan harita ve konumunuza bakabilir, önceden hazırladığınız notlara erişebilirsiniz. Ayrıca ilk yardım, doğada hayatta kalma gibi uygulamalar indirerek olası durumlarda faydalanmak için kaynak oluşturabilirsiniz.

İlkyardım Malzemeleri, İlaçlar

Bu kısım çok kişiseldir. Kullanmakta olduğunuz ilaçları ve yürüyüşün ortaya çıkaracağı sorunların üstesinden gelmenizi sağlayacak tibbi malzemeyi sağlamanız gerekir. Dikkat edilmesi gereken, daha önce yapmadığınız şeyi orada denememenizdir; farklı ilaçları aynı anda almak gibi. Bilinmeyen bir etki karşısında sizin bir sağlık kuruluşuna ulaşmanız yada size yardım ulaşması zor olacaktır.

Küçükken arıya karşı alerjim vardı ancak son birkaç kere arı soktuğunda sorun yaşamadım. Yinede önlem olarak  yanımda Avil ve Dekort taşıdım. Öğlen yemek hazırlamak için girdiğim bir pansiyonun bahçesinde çıplak ayak çimlerde gezerken arı da gelip ayağımdan soktu. İğneyi vurmak yerine durumumu gözlemledim. Alerji belirtisi olmadı.

Yürüyüşe başlamadan bazı olasılıkları göze almak gerekir. Uzun süre yürümekten dolayı ayakların su toplaması, sırt çantasının ve giysilerin vücudun bazı bölümlerini aşındırması gibi. Bunlar normaldir ve disiplinli bir şekilde yürümek istiyorsanız gün sonunda sorunlarınızla ilgilenip ertesi güne hazır hale gelebilirsiniz.

Su şişesi, Matara, Su Filtresi, Arıtıcı Tablet.

Ben su şişesi olarak 3 tane 1,5 litrelik pet şişe taşıdım. İki tanesini sürekli dolduruyordum. Eğer susuz bir kamp planlıyorsam son su kaynağında tüm şişelerimi doldurup 4,5 litre su ile yürümeye başlıyordum.

Dayanıklı su torbaları, büyük hacimli suluklar, hortumlu çanta suluklarını tercih edebilirsiniz. Benim gibi 1,5 litrelik pet şişeler ile de yola çıkabilirsiniz. Bu yolu tercih ederseniz birkaç günde bir şişeleri çatlağa, yırtığa karşı kontrol etmekte fayda var.

Bir kamp alanında sarnıç kullanmam gerekti. O sırasıda orada bulunan iki çift daha vardı. Kovayı sarnıça atıp su çektik ancak suyun içinde binlerce kırmızı kurtçuk vardı. Tek olsaydım o suyu süzüp, kaynatırdım ancak diğer yürütüşçülerde su filtresi vardı. Suyu arıttık ve birde içine arıtıcı sıvı damlattık. O suyla gayet güzel yemek yaptık ve kahve içtik. Sorun olmadı.

İlerleyen günlerde tanıştığım İspanyol çift ise arıtıcı hap verdi. Artık onları yanımda taşıyorum. 1 litrelik suya 1 hap atıyorum ve 1 saat bekliyorum; temiz su.

Doğada gördüğünüz bir suyun akıyor olması içilebilir olduğu anlamıma gelmez. Daha yukarılarda, sizin göremediğiniz bir yerde bir hayvan ölmüş olabilir yada kirletilmiş olabilir. Bu nedenle o suyu içmek sizi hasta edebilir. Aynı şekilde içindeki kurbağa larvalarını farketmeden içtiğiniz su nedeniyle ameliyat olmak zorunda bile kalabilirsiniz. Bu yüzden temizliğinden tereddüt ettiğiniz yerlerde artıcı hap, üşenmezseniz filtre kullanmak mantıklı bir harekettir.

Giysiler

Giysileri çadır içinde ve dışında giyileceklerim olmak üzere ikiye ayırıyorum. Çadır giysilerim pamuklu, yürüyüş giysilerim ise sentetik. Sentetik giysiler ter tutmadığı için aktif zamanlarda kullanışlıdır. Pamuklu giysiler ise terlemediğiniz sürece çok rahattır. Bu nedenle aktif olmadığım zamanlarda pamuklu tercih ediyorum.

Yürüyüşte bir koşu şortu, iki tayt ve iki t-shirt kullandım. Bunları tercih etmemin nedeni iç çamaşırı gerektirmeden rahatça kullanılabilmeleri, iyi solumaları ve hızlı kurumaları. Kampımı kurduktan sonra yıkadığım giysiler sabah uyandığımda kurumuş oluyordu.

Çadır içinde kullanmak için ise bir pamuklu şort, bir pamuklu t-shirt taşıdım. Bunlar yıkandığında hızlı kuruyan giysiler değildi. Bu nedenle gündüzleri yürürken çantamın üzerine asıp kurumalarını sağlıyordum. Çadır hayatı günlük yaşama benzediğinden hoşunuza gidecek  her türlü giysi kullanabilirsiniz.

Çoraplarım da benzer şekilde iki adet çadır için pamuklu ve çok kısa, iki adet yürüyüş için sentetik ve orta uzunlukta olmak üzere dört taneydi.

Yağmurlu havalarda teknik ceket kullandım. Teknik ceketin iyi soluyabilmesi sayesinde yağmur çok şiddetli değilse yürüyüşe devam edebiliyordum. Teknik ceket yerine yağmurluk yada panço tercih edilebilir. Ancak bunların soluma kapasitesinin olmadığını yada oldukça düşük olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yüksek efor sarfediyorken sizi yağmurdan korusa da ancak kendi terinizi uzaklaştıramadığınız için giysileriniz yine ıslanır. Panço tüm vücudunuzu hatta çantanızı yağmurdan korur. Bir diğer avantajı da geniş kumaşı nedeniyle barınak yapmak için kullanışlıdır.

Sizi rahat ettiren herhangi bir şapkayı yanınıza alın. Sentetik şapkalar hem hafiftir hem hızlı kurur.

Serin gecelerde giymek için yada çeşitli sebeplerle çadır kuramayıp sabahlamanız gereken durumlarda kullanmak için yalıtım sağlayacak bir giysi taşımak gerekir. Örnek olarak polar, elyaf, kaztüyü ceket ve yelekler. Benim polar ceketlerim ve ince bir kaztüyü ceketim vardı. En hafifi kaztüyü ceket olduğundan onu yanıma aldım. Bölge gündüzleri sıcak olsa da geceleri serin olabiliyor. Bu yüzden akşam saatlerine üzerinize alabileceğiniz yada tulumda üşürseniz giyebileceğiniz bu tür bir giysi taşımak faydalıdır.

 

 

Kaçkarlarda Beş Gün

Kaçkar Ultra Trail sonrasında Kaçkarlarda kalıp birkaç günlük yürüyüş yapma planım bu yarışa kayıt olduğum zamanlara dayanıyordu. Ancak rotayı tam olarak belirleyememiştim.

Bilen bilir, Kuzey Kaçkarlar derin vadilerden oluşurlar. Vadiler Ayder ve Galler Düzünden sonra bir elin parmakları gibi beş devasa vadiye ayrılırlar. Bunlar sırasıyla Kaçkar, Avusor, Palakçur, Çaymakçur ve Kavrun vadileridir. Diğer tarafta ise Çamlıhemşin’den gidilebilen Palovit, Çat ve diğer vadiler bulunur. Bu vadiler çok güzel olsalar da günlerce aynı vadi içinde olmak bir süre sonra sıkıcı hale gelmekte. Bu nedenle kendime bu vadileri dik kesecek bir rota planladım.

Rotam son olarak Ayder, Avusor, Palakçur, Çaymakçur, Göller (Kavrun), Kavrun, Samistal, Hazindak, Amlakit, tekrar Hazindak, Pokut, Sal, Çinçiva ve Çamlıhemşin halini aldı.

Yarış sonrası arkadaşlarım ile Avusor’a gittik. Birkaç kilometre yürüdükten sonra bir kamyonete otostop çektik. Kamyonetin tepesindeki yolculuk o an bana ultra koşmaktan zor geldi. Her zaman olduğu gibi, doğrudan Simge Pansiyon’a gidip Reşit Abi ve ailenin kalanını ziyaret ettik.

DCIM100GOPRO
Avusor Simge Pansiyon’dan ayrılmadan önce. Yolunuz Avusor’a düşer ise pansiyonu işleten Kesici Ailesi ile tanışmadan ayrılmayın.

Günümüz dinlenerek geçti. Hava kötüydü. Kondisyon olarak iyi hissetsem de eklemlerim hassastı ve biraz zorlasam ağrı yapıyorlardı. Yarın biraz daha iyi olurum deyip çok umursamadım. Özellikle uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra tekrar hareket etmek acı verici oluyordu.

Ertesi gün uyandığımda iyi hissediyordum ancak biraz dolaşıp, oturup kalktıkça pek iyi durumda olmadığımı anladım. Yürüyüşe başlamak yada Trabzon’a dönmek konusunda son derece kararsız kaldım. Defalarca fikir değiştirdikten sonra yürümeye karar verdim. Böyle bir şansı bir daha yakalamam kolay olmayabilirdi. Reşit Abi’den rota tarifi aldım, dediklerini dijital haritam ile karşılaştırıp gideceğim yönü harita üzerinden de belirledim.

O sırada Cem, Yağmur, Hasan ve Maksure göle gitmek için hazırlanıyorlardı. Kesici ailesi ile vedalaşıp pansiyon defterine birşeyler yazdım. Eşyalarımı toplayıp çantamı yüklendim ve Cem’lerin peşine takıldım. Kısa bir süre sonra yollarımız ayrıldı. Sis nedeniyle telefonumdaki uygulamaya bakarak yönümü buldum ve ilerledim. Çok güzel manzaralar eşliğinde yürüdüğümden geçide ulaşmam zor olmadı.

DCIM100GOPRO
Avusor – Palakçur geçidinin hemen aşağısı kamp için gayet uygun.
k
Sırt çizgisi dışında bu kısımda hiç kar yoktu.

Geçide ulaştığımda hava açıktı. Bir yanda Altıparmak’ı diğer yanda Kemerli’yi görebiliyordum.

Altıparmaklardan başlayarak bir panorama yapmak istedim ancak ben Kemerli’ye dönene kadar aşağıdan bir bulut kümesi yükselip manzarayı kapattı bile.

20150629_124319
Fotoğrafın sağ tarafında Kemerli vardı. Ancak ben o kısmı fotoğraflayana kadar bulutlar kapatmıştı bile.

 

Fotoğraf çekemeyeceğimi anlayınca Reşit Abinin tarif ettiği, “geçitten sonra sola kıvrılan patika” yı takip ettim.

20150629_130007
Geçidin Palakçur tarafında “bulut denizi”.

Patika bitince iniş sorunlu bir hal aldı. Ne haritamda işaretli bir patika, ne de rotaya ait bir GPS verisi yoktu elimde. Takip edebileceğim bir patika da yoktu ortada. Harita yardımıyla Palakçur Yaylası’nın tepesine inen bir sırt hattına geldim ve dik olarak inmeye başladım. İniş oldukça sorunlu oldu. Zaman zaman orman gülleri arasında yürürken ansızın orman gülleri önümü kesiyor, bazen de patikayı kapatmış olan orman güllerinin yaş ve odunsu gövdelerine basarak devam etmek gerekiyordu. Bir şekilde inerek dere yatağına ulaştım. Doğru yolda olduğumu düşünürken rota bir anda iyice dere yatağına girdi ve kayaya döndü. Bu yüzden yolumu değiştirerek kurumuş bir dere yatağına girdim. Birkaç kez düştüm, sürüklendim ancak elimdeki en iyi alternatifin bu olduğunu biliyordum.

Palakçur Yaylası’nda sisten dolayı hiçbirşey göremedim. Sarp yamaçların arasına saklanmış bir yaylaydı.

20150629_140543
Palakçur Yaylası’nda ilk ev.

Galler Düzüne doğru devam ettim. Stabilize yolda sıkıcı bir yürüyüşün ardından Çaymakçur yol ayrımına ulaştım.

20150629_144259
Palakçur’dan Galler’e doğru inerken manzara böyle.

Yolun solundaki bir düzlükte mola verip birşeyler atıştırdım. Hemen yanımda arı sandıkları olsa da burası kamp için uygun bir yerdi. Ancak vakit erken olduğu için devam ettim. Zaman zaman telefonumdan konumuma bakarak rotamı kontrol ediyordum. Yukarı Çaymakçur’da kamp atabileceğime karar verdim. Aşağı Çaymakçur’un güzel ve ıssız evlerinin yanından geçip Yukarı Çaymakçur’a ulaştığımda gördüğüm manzara hayalimdekiyle hiç örtüşmüyordu.

20150629_154651
Aşağı Çaymakçur
20150629_162927
Yukarı Çaymakçur öncesi bir dere geçişi. Suyun hızı yüksek olduğundan ve bot giymediğimden ayakkabılarımı çıkartıp geçmek zorunda kaldım.
20150629_165329
Yukarı Çaymakçur’un yeşillikleri arasında kalmış bir ev temeli. Belki birkaç yıl sonra burada beton bir ev göreceğiz.

Ben Kavrun gibi, alpin çayırlar arasında bir yayla hayal etmiştim ancak ortalık yüksek boylu bitkiler ve engebeli arazi ile kaplıydı. Kamp yeri soracak kimseye rastlamadım. Mecburen araç yolundan patikaya girdim ve devam ettim. Vakit itibariyle kamp atmam gerekiyordu ancak düzlük yoktu. Tempomu biraz daha arttırıp ilk göle ulaştım. Sis nedeniyle az olan görüş mesafesinde ideal bir kamp alanı bulamadım.

20150629_185220
Sis nedeniyle gözükmese de, Karadeniz Gölü.

GPS’ten baktığımda kalan vakitte kamp için uygun olduğuna emin olduğum diğer göllere ulaşabileceğimi anladım ve devam ettim. Gün batımına 30 dakika kala çıkmam gereken son bölüm karşımdaydı ve aşmam gereken geçiti görebiliyordum.

Ancak bir sorun vardı; patikaya girebilmek için öncelikle önümdeki kar kulvarını aşmam gerekiyordu. Karı yokladım, hiç sağlam değildi, paletli patonumla dahi biraz bastırınca çöküyordu. Kar çizgisi boyumca ilerleyip güvenli bir geçiş bölgesi aradım ama nafile. İnmem gereken çanağın tüm yüzeyi dairesel şekilde kar tabakasıyla çevrelenmişti. Geçmemin olanaksız olduğuna karar verdim. Bu yüzden hava kararmadan önceki 30 dakikada geceyi geçirebileceğim bir yer bulup yerleşmem gerekiyordu artık. Her yanım çarşak…

Lost in #mountains. Kaçkarlardaki yürüyüşümün ilk gününde bulduğum küçük bir düzlükte kamp yapmak zorunda kalmıştım. Aslında tam karşıda görünen geçide ulaşmam gerekiyordu. Fotoğrafta görünmese de çadırın arkasında bulunan çanak boydan boya kar ile çevriliydi. Gün batımı yaklaşırken buraya ulaştığımda kar kulvarını geçip karşıdaki geçide ulaşmaya çalıştım ancak ne yaptıysam olmadı. Yapabileceğim tek şey geceyi geçirebilecek bir düzlük bulmaktı. Ben çadırı kurduktan sonra çok şiddetli rüzgar çıktı ve sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kalkar kalkmaz çanağım etrafını dolaştım ve karların olmadığı ince bir patika bulup rotaya tekrar girebildim. #camping #tent #letscamp #kaçkarlar #kaçkardağları #kackarmountains #pass #moumtainrange #outdoor #naturelovers #mothernature #lake #trail #trekking #ceymakçur #kavrun #çamlıhemşin #rize #oguzkackarlarda

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Bulunduğum vadide ileri doğru ilerleyip seti aşınca küçük göller ile karşılaştım. Biraz eğimli olsa da bir çadır kondurabilecek kadar uygun bir yer gördüm. Hemen çadırımı kurup yerleştim. İlk başta tek sorun ıslak giysilerim nedeniyle üşümemdi. Kuru, çadır giysilerimi giyip kahve hazırladım ve ısındım.

İlerleyen saatlerde ansızın şiddetli rüzgarlar esmeye başladı. Şans eseri çadırım en uygun yerinden rüzgar alıyordu. Açısı doğru olduğundan ve iyi sabitlenmiş oldğundam çadır çok sallanmıyordu ancak çok şiddetli rüzgar nedeniyle türbülansa girmiş gibi titriyordu. Önlememi aldım, her an çadırdan çıkıp aşağı gidebilecekmiş gibi çantamı hazırladım ve yatmaya devam ettim. Gece boyunca hiç uyuyamadım. Dinlenmek ve güzel vakit geçirmek için başladığım yolculuğun ilk gününün bu şekilde geçmesi hoş olmadı. Hatta o uykusuz gece yüksek dağlara bakışımı değiştirdi desem doğru olur.

Ayrıca saatlerce beklediğim gürültülü ortamdan sonra ertesi gün ne olursa olsun Kavrun’a ulaşıp orada kalmaya ve sonraki günlerde de 2000 metre civarında kamp atmaya karar verdim.

Derim düşünceler içinde sabaha karşı uyuyakalmışım. Çadırdan çıktığımda hala esinti vardı. Hızlıca toplanıp kar çanağının başına gittim.

20150604_043401
Burası son olarak denediğim kısımdı. Buradan da geçemeyeceğimi anlayınca kamp yeri arayamaya başlamıştım.
20150604_054506
Çanağın genel görünümü.

Dün bir ucuna kadar yürümüş geçişe uygun olmadığını anlamıştım. Diğer uca yürüdüm ve karların eridiği bir bölgeden çarşağı geçip patikaya yöneldim.

DCIM100GOPRO
Uykusuz gecenin sabahında çanağı geçmek için bulduğum küçük hat.
20150604_055726
Karşıdaki karlı alan dün gece geçemediğim kısım. Sabah karlı alanın en solundaki çizgi şeklindeki hattı kullanarak geçebildim.

Geçide ulaştığımda bir göl manzarası beni karşıladı.

20150604_061755
Deniz Gölü.

Fotoğraf çektikten sonra daha büyük olanına yöneldim. Yanına inip çantamı bıraktım ve “bugün burada mı kalsam diye düşünmeye başladım”. Bu düşünceler esnasında yine onu farkettim. Hala rüzgar esiyordu… Rüzgarına da başlarım, gölüne de diyerek çantamı sırtlandım ve doğruca Kavrun yolunu tuttum.

Büyük Deniz Gölü.
Büyük Deniz Gölü.

Öğle saatlerinde Yukarı Kavrun’a ulaştım.

20150630_171103
Yukarı Kavrun Yaylası.

O gün yeşil yola bakmak haricinde yemek yemek için girdiğim pansiyondan dışarı çıkmadım. Yıkadığım çorabımı sobada kuruturken yaktım. Çorap erimiş olsa da elden geçirip tekrar giyilebilecek hale getirdim. İki çift trekking çorabım vardı. Yalçın Abi’ye Samistal’e giden patikayı sordum ortada patika olmadığını, o rotaya girip kaybolan çok kişi olduğunu söyledi. Buradan Ayder’e dönmek gibi bir niyetim yoktu. En azından rotayı denemeye kararlıydım. O gece güzel bir uyku çektim ve önceki günün acısını çıkardım.

20150630_213929
Bir yayla klasiği.

Uyandığımda hava çişeliyordu. Yağmuru izlemek güzel olsa da yağmur altında birşeyler yapmaktan pek hoşlanmıyorum. Kahvaltımı yaptıktan sonra Şahin Abi ile vedalaşıp ayrıldım. Ayrılırken yabancı bir yürüyüş grubu ve Türk rehberleriyle karşılaştım. O da rotanın kötü olduğunu söyledi. Arkadaşıyla o rotayı yürümüşler ancak yanlarına rotayı bilen başka bir rehber daha almışlar. Yine de çok zorlandık yolu bulmakta dedi.

Biraz yukarıda kalan bakkala girip yanıma bisküvi, çikolata ve poğaça aldım. Bakkalın sahibine rotayı sorduğumda gösteremedi, çünkü hava sisliydi. Ancak çok kabaca tarif etti ve bir geçide ulaşmam gerektiğini söyledi, eğer geçidi kaçırırsam çok kötü bir yola girip Aşağı Kavrun’a ineceğimi söyledi.

Orux Maps’i açarak rotaya girmeden önce iyice inceledim. İndirmiş olduğum haritada Samistal’e giden bir patika işaretlenmişti. Özellikle kaçırmamam söylenen “dikey sırt” ın ve geçidin konumlarını iyice inceledim.

Dik bir şekilde yamaçta yükselmeye başladım. GPS kullanabiliyor olsam da sürekli işaretlenmiş olan patikayı kaçırıyordum çünkü haritada işaretlenmiş olan patika gerçekte yok. Genelde konumuma baktığımda ya patikanın aşağısında yada güneyinde kalmış oluyordum. Rotamı düzelte düzelte zirve gibi bir yere yaklaştım ve dikey sırta geldiğimi anladım.

Sıradan bir sırt hattı gibi ancak yatay değilde eğimin doğrultusuna paralel olarak yükseliyordu. Sırtın diğeri (Kuzey) tarafı zaten oldukça sarptı. Rota bir süre böyle yükselip keskin bir şekilde sağa dönecek ve geçide doğru yaklaşmaya başlayacaktı. Her ne kadar sağ taraf hiç geçişe müsait değilmiş gibi görünmese de bir süre sonra eğim ve zemin yapısı düzeldi ve ince bir patika ile sağa, kuzeye doğru ilerlemeye başladım. Buradan sonra birkaç dere vardı ve buralarda su ihtiyacımı giderdim. Sert yükseliş olmadığından rota rahatladı. Birkaç küçük kar kulvarı geçtim, bu defa dünkiler gibi batak değildi.

DCIM100GOPRO
Geçide doğru birkaç kar kulvarını dik olarak geçtim. Kar oldukça azdı.

Geçide yaklaşırken eğim tekrar yükseldi ve zaman zaman patikalar görmeye başladım. Ancak bunlar çok kısa süreli patikalardı. GPS olmasa böylesine sisli havada rotayı bulmam imkansızdı. Geçide ulaştığımda çantamı çıkarıp dinlendim. Kavrun’dan aldığım poğaçamı yedim. Artık yapmam gereken vadi tabanındaki derelere ulaşıp onları takip ederek Samistal Yaylası’na ulaşmaktı.

DCIM100GOPRO
Yukarı Kavrun – Samistal Geçidi.

Geçitten ben ayrılırken çarşakta birşeyin dolandığını farkettim. İlk önce taş yuvarlanması sansam da ses önce benim çevremde dolandı, sonra da uzaklaşmaya başladı.

Samistal’e giderken hava yine açmadı. Sabahtan beri yağan çise yüzünden sırıl sıklam oldu. Haritadan bakarak geçitten alçaldım.  Dereye ulaştığımda işim kolaylaşmıştı. Dereyi takip ederek aşağı devam ettim. Öğle saatlerinde saatlerinde sisin içerisindeki Samistal’in taş evlerinin silüetlerini seçebiliyordum.

20150701_141307
Samistal.

Samistal’e ulaşmış olmak güzeldi ancak ben en azından bir süre çiseden kurtulmak için sığınacak bir yer arıyordum. Yolun solunda, kayanın üzerine tünemiş bir çoban gördüm. Üstü kapalı bir mekan sordum. Ev var dedi ve beni evine götürdü. Çay demleyip yiyecek birşeyler verdi.

20150701_142017
Mustafa Amca ve Samistal Yaylası.

Mustafa Amca Kaçkarlardaki son yaylacılardan. Yaşı ilerlemiş olsa da hayvanlarına bakıyor, onlardan elde ettiği sütten yoğurt, peynir, tereyağı ve çökelek yapıp satıyor. İstersem evinde misafir edebileceğini söyledi.

DCIM101GOPRO
Mustafa Amca’nın evinde.

İlk başta Hazindak’a gitmek istesem de bir yayla evinde kalma fırsatını geri çevirmek istemedim. O gece rahat bir yatakta ve üzerimde yorganla rahat bir uyku çektim.

20150630_030135
Samistal’de sabah. Bulutlar henüz yükselmemiş, ben henüz alçalmamışken.

Bu gezimizde #hemşin li Mustafa Dedenin evine konuk olduk. 75 yaşındaki Mustafa Dede, #kaçkarlar ın yükseklerindeki #samistalyaylası da yaşıyor. Vaktini evinin altındaki ahırda bulunan üç hayvanına bakarak geçiriyor. Hayvanlardan aldığı süt ile peynir, kaymak, tereyağı ve minci yapıyor. Sayesinde ben de yıllar sonra doğal süt içebildim. Fotoğrafın sağındaki yatakta uyudum. O kadar güzel bir atmosfer vardı ki aşağıdaki hayvanlardan gelen çan seslerini, sobada yanan ateşin çıtırtısını, ahşap kaplamalı taş duvara yansıyan alevin huzmelerini izlemek, dinlemek için uzun süre uykuya direndim. Bu arada Samistal'de elektrik yok. Cep telefonu da çekmiyor ama "çekme yeri" var. Soba ile ısınıp (evet yaz aylarında) lux ile aydınlanıyorsunuz. Yabancıların evlerine konuk olmayı çok seviyorum. Oradaki yaşamı bu şekilde daha iyi gözlemleyebiliyorum. Bu ziyaretleri tattığım en güzel duygular arasına koyabilirim. Cağırdınız da gelmedik mi 🙂 #samistal #kackardağları #kaçkarmountains #traditional #house #window #old #room #window #scene #highland #hut #cottage #hikerslife #gopro #oguzkackarlarda

A post shared by Oğuzhan TÜRK (@ogzhntrk) on

Sabah Mustafa Amca ile vedalaşıp patikanın başlangıcının nerede olduğunu öğrendim ve rotaya girdim.

20150630_030332
Mustafa Amca iş başında.

Samistal’den ayrılırken patikada birkaç kez tereddüte düştüm, çünkü patika bazı yerlerde silinmiş, bazı yerlerde de çok dallanmıştı.

Yukarılar bugün açıktı. Bulutlar yaklaşık 2500 metrede tabaka halinde sona eriyordu. Bunun anlamı az sonra o tabakanın içine girecek olmamdı.

DCIM101GOPRO
Bulutların üzerine inmek…

Bulutlarına içine girdiğimde yeniden o ıslaklık geri döndü. Üstten ıslanmasam da ayakkabılarım patikaların etrafını çeviren ıslak otların etkisiyle sırılsıklam oldu.

20150702_091146

Likya Yolunu yürüken paramın az olması nedeniyle alamadığım membransız ayakkabılara yine lanet ettim. Her basışta dışarı su fışkırtan ayakkabılarımın ayağıma verdiği huzursuzluk hissiyle Hazindak’a ulaştım.

Burada görmek istediğim biri vardı; yarışta bana yol gösteren çocuk! Evlerinin önüne gittim baktım yine orada. Koşarken ona enerji barı vermiştim, bu sefer de gofretlerimden birini verdim. Büyükleriyle de ayaküstü konuştuk.

20150702_092546(1)

O yarışta benim de koştuğumu duyunca muhabbet muhabbeti açtı. Organizasyonda gönüllü olan arkadaşlarım gelmiş evlerine ve birşeyler içmişler. Beni de davet ettiler ancak Amlakit’e gitmek istediğimi söyleyip devam ettim.

20150702_091746
Hazindak evleri.

Niyetim Amlakit’te vakit geçirip akşama doğru tekrar Hazindak’a gelmek ve Cem’le yıllar önce kamp kurduğumuz yerde tekrar kamp yapmaktı.

201013_4175823347216_1384497933_o
Yıllar önce yaptığımız bisiklet turunda kamp alanımız. (Eski fotoğraf)
20150702_102941
Amlakit girişindeki bir çeşme.

Amlakit’e gidince oradakilerle de uzunca bir süre koşu muhabbeti döndü. Giysilerimi kuruttum, güzelce dinlendim ve karnımı doyurdum.

Bu arada kahvehanede çantamı açtığımda telefonumun şarj cihazını ve ve birkaç kabloyu kaybettiğimi farkettim. Tüm cihazlarımı aynı şarj cihazı ile topluca şarj ettiğimden bataryaları bitmemesi için telefonlarımı, müzik çalarımı, kameramı daha bilinçli ve az kullanmaya başladım.

DCIM101GOPRO

Akşama doğru tekrar Hazindak’a döndüm. Patika giderken de gelirken de tedirgin ediciydi. Taze ayı izleri vardı.

20150702_172919
Kaçkarlarda bulunan yaylalar arasındaki patikalardan hala hayatta olanı, belkide en aktif olanı; Hazindak – Amlakit patikası.

Hazindak’ın karşısındaki sırta vardığımda hava çiselemeye devam ediyordu. Hem kendimi hem de çadırı daha fazla ıslatmak istemediğimden bir süre beklemeye karar verdim. Bir ağacın altındaki masaya oturup bekledim ancak değişen birşey olmadı. Kalkıp çadırı kurdum ve içine girdim. Hesapta olmayan birşey vardı; sinekler.

20150702_181320
Hazindak’ın karşısındaki kamp alanı.

Gece botunca beni perişan ettiler. Daha önce hiç böylesine bir durumla karşılaşmamıştım. O kadar çok fazlalardı ki çadırın tavanına ışık tutup toplanmalarını bekliyor, sonrasında öldürüyordum. Ancak bitmeleri tabiki söz konusu değildi. Çantadan birşey almak için yada yemek yapmak için iç tentenin fermuarını açtığımda bir o kadar daha içeri doluyordu. Çamlıhemşin’deki market sahibinin tavsiyesine uymamın bana çok pahalıya patladığı ortadaydı. Normalde daima sinek kovucu losyon taşıyordum.

Sineklerle uğraşmaktan, kaşınmaktan sabahı zor ettim. Gün doğduğunda hava hala çiseliyordu. Oysa ben bisiklet turunda olduğu gibi burada güzel bir manzara izlemeyi hatta güzel timelapse’lar çekmeyi hayal ediyordum. Çisenin durmayacağını anlayınca toparlanmaya başladım. Lanet ederek ıslak çadırı çantaya doldurdum. Sinek ısırıkları hiç azımsanacak gibi değildi.

DCIM101GOPRO
Hazindak’ta sabah. Akşam’dan pek bir farkı yoktu 🙂

Hazindak’ta dün sohbet ettiğim insanlara veda edip ayrıldım. Yol Pokut’a kadar sıkıcı. Ultrada da çok sıkılmıştım bu etapta. Yine de koşarken ki kadar sıkıcı olmadı. Hava elbette kapalıydı. Pokut yakınlarında bir patikanın araç yolundan ayrılıp Pokut’a ilerlediğini gördüm. Patika çok çamura bulanmış olsa da daha eğlenceli olması için girdim. Sisler içinde Pokut’u zar zor seçtim. Hayvanlarını otlatan bir amcayla uzunca bir süre sohbet ettik.

Bisiklet turu yaparken bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine gidip pek memnun kalmadığımız oldukça popüler bir mekana gitmeye karar verdim tekrar. Girişinde birine rastladım ve selam verip içeri yöneldim. Arkamdan ne için geldiğimi sordu, yemek yeyip biraz oturup dinlenmek istediğimi söyledim. Tur geleceğini yerleri olmadığını söyledi, çok zor durumdaysan gir dedi. Başka yere gitmemi tavsiye etti. Şaşırsam da birşey demeden ayrıldım ve daha önce de uğradığımız Pokut Doğa Konukevi’ne gittim.

Daha önce burada çalışan Gürcü bir abla olduğunu hatırlıyordum. Çalışanın yine Gürcü olduğunu öğrenince sordum ancak farklı kişiymiş. Çok güzel ezogelin çorbası vardı ve şansımı iki tabak çorba içerek için kullandım. Bir şarj cihazını telefonuma uydurdum ve telefonumu şarj ettim. Konukevine gelen kişilerle uzun uzun sohbet ettim. Herkes Mustafa Amca’yı tanıyormuş. Buradan yine memnun kaldım. Yanan soba da ayakkabılarımı da kurutabildim.

Akşama doğru çadır kurmak üzere ayrıldım. Havanın yine kapalı ve çiseli olduğunu artık belirtmeme gerek yok sanırım. Daha önce çadır kurduğumuz yere, yaylanın tepesindeki mezarlığın hemen yanına çadırımı kurdum.

DCIM101GOPRO
Pokut Yaylası.

Sinekler eşliğinde kabus gibi bir gece daha geçirdim. Ne kadar durumdan hoşnut olmasam da yarın itibariyle bunların geride kalacağı ihtimali içimi rahatlatıyordu.

20150703_172143
Çadırıma girdikten sonra ziyarete gelenler.

Sabah uyandım, elime telefonu alıp video kaydını açtım ve tenteleri açtım.

Aşağılarda bir bulut, tepemde bir bulut. Karanlık ama en azından yağış yoktu.

Toparlanıp yola koyuldum. Önümde uzunca bir iniş vardı. İlk başlarda araç denk getirebileceğimi düşünüyordum ancak olmadı. Şenyuva’ya kadar, tempolu ve sıkıcı bir yürüyüş yaptım.

Çinçiva Kafe’ye varınca otostop için temizlendim ve temiz giysilerimi giydim. İki poğaça satın aldım. Hava burada güzeldi. Görece güzel desem daha doğru olur.

20150704_131120
Çinçiva Kafe.

Kısa bir süre yürüyüp otostop çektim ve bir araba durdu. Pazar’a gidiyorlarmış, benim için güzel haber. Arabadakiler beni yaylalarına, Apivanak’a davet etti. Yaylada çobanları ve çadırları varmış. Çadır ve yiyeceği dert etme, gel dediler.

Pazar’a araç bulmanın mutluluğunu yaşarken Taşmektep Otel’in önünde yolun kesildiğini gördüm. Yoldaki heyelan nedeniyle yol sanırım iki saat kapalı kaldı. Açıldığına rahat bir nefes aldım. Ben Pazar’a girmeden sahil yolunda indim. Burada da uzun sayılmayacak bir süre otostop denedim. Ümidi kesmişken gürcü plakalı bir BMW durdu. Bu yollarda Gürcü sürücülerin otostopçu aldığına denk gelmemiştim. Bu yüzden şoföre ilk sorum “Türkmüsünüz?” oldu. Evet öyleymiş. İki haftada bir izni varmış ve operatörlük yapıyormuş. Benim için en güzel yanı da Trabzon’a gidiyor olmasıydı. Adeta süzülerek Trabzon’a ulaştığımızda benim için bir macera daha son bulmuştu.

İşler pek istediğim gibi gitmese de elime geçen fırsatı güzel değerlendirebilmiştim. Yıllar sonra hatırlayıp mutlu olabileceğim birçok anım daha vardı artık…

24. Gün Hisarçandır – Çitdibi – Geyikbayırı

Sabah çadırımın fermuarını açıp dışarı baktığımda büyük bir şok yaşadım. Ayakkabımın teki yerinde yoktu. Geniş bir alanı aradım, çalılıklara baktım yok. Aklımdan belki de köyde köpeği olanlara sormam gerek diye düşündim. Ayakkabımı bulamadım. Hisarçandır – Antalya yoluna çıkıp çaresizce çadırıma doğru yürümeye başladım. Bu sırada yolun ortasında duran kahverengi havlu dikkatimi çekti. Biraz yaklaşınca üzerinde duran aynk renkteki ayakkabkmı farkettim. Dil bölümünde küçük parçalanma vardı. Bir köpeğin işi olduğu belliydi. Biraz daha geç kalksam arabaların lastikleri altında param parça olacaktı…

Bu rota önce Çitdibi’ne, sonrasında ise Geyikbayırı’na gidiyor. Tek günde tamamlandığı taktirde bence zor bir rota. Ben de tek günde tamamladım.

Bazen yollardan, bazen patikalardan ilerleyerek dere yatağındaki baraja ulaştık.

20150603_083231

Dereye yaklaşırken sert toprak zeminde kayıp düştüm. Yere çarptığımda zarar görmüş olmaktan korktum ancak sağlam olduğumu anlamam uzun sürmedi. Debidi yüksek olan bu nehri işaretli rotadan geçmek tehlikeli olurdu. Biz baraj bendine benzeyen bir köprüden geçtik, büyük ve pürüzsüz kayalara tırmandıktan sonra patikaya bağlandık.

20150603_083434

Patikanın eğimi çok fazlaydı. Bacak kaslarımın sonuna kadar esnediğini farkedebiliyordum. Bu kısımdan sonra daha az eğimli patikalardan ve toprak yollardan geçerek asfalt yola ulaştık.

Buraya ulaşmaya çalışırken toprak bir yolun yukarısında çalışan bir iş makinası aşağıya kayalar yuvarladı. O sırada Nick aracın çalıştığı yerin altından geçiyordu. Bağırarak uyardık ve yolda zikzaklar çizmek yerine güvenli bir yerden dimdik yukarı çıktık.

Asfalt yola ulaştığımızda benim az suyum kalmıştı. Su kaynağı olan Çitdibi köyünün ise rota üzerinde olmadığını gördük. Ben şişelerimi doldurmam gerektiğini söyledim. Nick ve Bego devam etmemizi, kendilerindeki suyun yeterli olacağını söylediler ancak ben biraz da dinlenmek istediğimden Çitdibi’ne girmeye karar verdim. Bu onları son görüşüm oldu.

Çitdibi’nde bir saatten fazla vakit geçirdim. Yedim, içtim, güzelce dinlendim.

Tekrar rotaya girdikten birkaç km sonra yağmur başladı. Tepedeki harabelerde karşıma iki patika çıktı. İlk önce yanlış olana girsem de sonrasında doğru olana geri döndüm.

20150603_130319

Uzuuunca bir süre yükseldim.

20150603_133049

Güzel yaylalardan, çayırlardan, tarlalardan geçtim.

Küçük yerleşimlerden de geçtim ancak ne bir insan ne de su kaynağı gördüm. Yerleşimlerden sonra ormanda bir su kaynağı buldum ama güvenmedim.

Yükseldikçe yolun sonunu daha da iyi hissedebiliyordum. Son geçitte beni taşlara çizilmiş bir gülen yüz karşıladı.

DCIM100GOPRO
Son geçit; Karabel.

İniş keyifli başladı ancak kaybolmam uzun sürmedi. Ansızın kendimi sarp bir yamacın tepesinde buldum. İşaret bulana kadar büyük zikzaklar çizerek yukarı doğru yürümeye başladı. İşareti buldum ve tekrar rotaya bağlandım. Trebenna yakınlarında yeniden şiddetli yağmur başladı. Bundan sonraki kısım hep yağmurlu geçti.

Bir yerde yine talihsiz bir şekilde kayboldum. Rotayı tekrar buldum bundan sonra dikkatli giderim derken kendimi daha önce geçtiğim yerlerde buldum. Meğer rotaya ters girmişim… Eğim değişken olmadığından da yanlış yönde gittiğimi anlayamadım… Elimde Hisarçadır’dan sonraki kısmın verisi olmadığından deneme yanılma yönteminden başka çarem yoktu. Tek kaynağım kitaptı. Sağanak yağmur altında dikiliş kitap karıştırmak hiç kolay olmuyor.

Sırıl sıklam Geyikbayırı rotalarına ulaştım. Artık kamp alanları yakında olmalıydı. Seçme şansım olmayacak, ilk gördüğüm camping e girmem gerekiyordu.

Tabi sürprizler bitmemişti. Önümden geçmem gereken bir dere belirdi. Bakındım, bakındım ama her yeri benim ayakkabımın boyunu aşıyordu. Kayalardan geçmeye çalıştım, ıslak olduğundan kaygandı. Sonra çare ayakkabıları ve çoraplarımı çıkarttım. Taşlık dere yatağını geçmek sırtımdaki ağırlık nedeniyle acı verici. Tabi bu sırada hala yağmur yağıyor ve ıslanmaya devam ediyordum.

Bitti mi? Bitmedi.

Gördüğüm ilk camping e girdim, in cin top oynuyordu. Kimseler yoktu.Yağmur dinene kadar sığınabileceğim kapalı alan da yoktu. Yola çıkıp devam ettim.
Bir sonraki camping de aynı şekildeydi. Kapalı alan olduğunu görünce verandasına yöneldim ancak köpekler sokmadı, yine de yaklaştı ancak birisi çok saldırgandı.

Tekrar yola çıktığımda saldırgan köpek haricindekiler benimle yürümeye başlamıştı. Biraz gittikten sonra yakında başka kamp alanı olmadığını anlamıştım. Köpeklerin olduğu camping e girmem gerekiyordu artık. Tekrar gittiğimde diğer köpekler yanımda olduğundan asabi arkadaş pek ses çıkarmadı. Camping restoranının verandasına oturdum ve ıslak giysilerimi çıkardım. Dinlendim, kurulandım,… Sonra çama yapıştırılmış numara dikkatimi çektim. Telefon açıp durumu anlattım ve çadır kurmak istediğimi söyledim, o iş tamam! Sonrasında WC’yi, sıcak suyu olan duşları, verandadaki prizi keşfettim. Temizlenip, karnımı doyurdum. Yolda gördüğüm Likya Yolu bitiş/bşlangıç tabelasını şu şartlarda umursayamazdım. Bitiş fotoğrafımı yarın çekinebilirdim. Yol benim için tamamlanmıştı artık…